

Bu hadis, kurbana bellik koymanın meşru olduğunu göstermektedir. Bellik koymanın faydası, o hayvanın kurban olduğunu belirtmek, ihtiyacı olanların bilmesini sağlamaktır. Hatta böylece başka hayvanlar ile karışır veya kaybolur ise ayrılması sağlanmış olur. Diğer yandan bir kenarda telef olmak üzere bırakılır ise, belliğinden miskinler onun kurban olduğunu anlar da, Allah'ın işaretlerinden olan bu kurbana hurmeten telef olmasın diye onu yerler ve yenilmesini teşvik ederler.
باب: فتل القلائد للبدن والبقر. 107. Kurbanlık Deve Ve Sığırların Gerdanlarını Bükmek حدثنا مسدد: حدثنا يحيى، عن عبيد الله قال: أخبرني نافع، عن ابن عمر، عن حفصة رضي الله عنهم قالت: قلت: يا رسول الله، ما شأن الناس حلوا ولم تحلل أنت؟ قال: (إني لبدت رأسي وقلدت هديي، فلا أحل حتى أحل من الحج). Bu hadis, kurbana bellik (işaret) koymanın meşru olduğunu göstermektedir. Bellik koyma, hayvanın derisini kanatıp orada iz bırakmak suretiyle yapılmaktadır. Bu, onun kurban olduğuna bir işarettir. Selef ve ondan sonra gelen alimlerin çoğunluğu bu görüştedir. Tahavî, "İhtilafü'l-Ulema" adlı eserinde, Ebu Hanife'ye göre bunun mekruh olduğu görüşünü nakletmiştir. Diğer alimler ise, Hz. Nebi'e tabi olma bakımından bunun müstehap olduğunu söylemiştir. Ebu Yusuf ve İmam Muhammed bunun güzel bir davranış olduğunu belirtmiştir.
Malik, bellik koymanın, hörgücü bulunan kurbanlara mahsus olduğunu söylemiştir. Tahavî, "Hz. aişe ve İbn Abbas'tan gelen bir rivayette bellik koymanın tercihe bırakıldığını, dolayısıyla bunun, bellik koymanın menasikten olmadığını gösterdiğini, fakat Hz. Nebi yaptığı için mekruh da denilemeyeceğini" söylemiştir. Hattabİ ve diğer bazı alimler, bellik koymanın müsle olduğunu belirterek mekruh görmelerinin kabul edilemez olduğunu söylemiştir. Bu, hayvanın kulağını (hafifçe) kesmek vb. işaret koyma amacıyla yapılan ve tıpkı sünnet olma, hacamat yapma gibi müsleden farklı bir uygulamadır.
Rivayete göre, İbrahim en-Nehaî de, bellik koymayı mekruh görmüştür. Bunu Tirmizi şöyle nakletmiştir: "Ebu's-Saib'i şöyle derken işittim: "Veki'in yanında idik. Bir kimse gelip, "İbrahim en-Nehaî'ye göre, bellik koymanın müsle olduğu yönünde bir rivayet var" dedi. Veki' de, "Ben size Resulullah bellik koydu" diyorum, siz bana, "İbrahim şöyle dedi" diyorsunuz. Senin gibilerini hapsetmek lazım!" demiştir."
باب: من قلد القلائد بيده. 109- Hayvanın Boynuna Eliyle Kalaid Asmak حدثنا عبد الله بن يوسف: أخبرنا مالك، عن عبد الله بن أبي بكر بن عمرو ابن حزم، عن عمرة بنت عبد الرحمن أنها أخبرته: أن زياد بن أبي سفيان: كتب إلى عائشة رضي الله عنها: إن عبد الله بن عباس رضي الله عنهما قال: من أهدى هديا، حرم عليه ما يحرم على الحاج، حتى ينحر هديه؟ قالت عمرة: فقالت عائشة رضي الله عنها: ليس كما قال ابن عباس، أنا فتلت قلائد هدي رسول الله صلى الله عليه وسلم بيدي، ثم قلدها رسول الله صلى الله عليه وسلم بيديه، ثم بعث بها مع أبي، فلم يحرم على رسول الله صلى الله عليه وسلم شيء أحله الله حتى نحر الهدي.
Hedy kurbanı gönderen veya boynuna kalaid asan kimse ihrama girmiş sayılır mı? Hedy hayvanının boynuna kalaid asmada iki farklı durum söz konusudur: 1- Kişinin hac niyeti ile yola çıkması ve yanında hedy kurbanını götürmesi. Bu durumda ihrama girerken taklîd ve iş'ar yapar. 2- Kişinin kendisi memleketinde kaldığı halde hayvanını (Mina'da kesilmek üzere) bir başkasıyla göndermesi. Bu durumda kişi memleketinde iken hayvanın boynuna kalaid takar. Yukarıda yer alan hadis de bunu gerektirmektedir.
Saîd İbn Mansur şunu rivayet etmiştir: Bize Hüşeym, Yahya İbn Said'den rivayetle şöyle dedi: Hz. aişe'ye "Ziyad hedy kurbanı gönderdiğinde, ihrama giren kişi nelerden kaçınmak zorundaysa hayvan kesilinceye dek onlardan kaçınıyor" denildi. Bunun üzerine Hz. Aişe "Onun tavaf edecek Kabe'si de var mı?" dedi. İmam Malik el-Muuatta'da, Yahya İbn Said'in Muhammed İbn İbrahim et-Teymî'den o da Rebîa' İbn Abdullah İbn Hudeyr'den rivayet ettiğine göre o, elbise giymemiş bir adam gördü. Durumunu sorduğunda onun hedy kurbanına kalaid taktığını söylediler. Bunun üzerine Rebîa şöyle dedi: Ben Abdullah b. Zübeyrle karşılaştım. Kendisine bu durumu söylediğimde "Kabe'nin Rabbine andolsun ki bu bir bid'attır" dedi.
İbn Ebî Şeybe bunu şu şekilde rivayet etmiştir: Rebîa, İbn Abbas'ı Hz. Ali zamanında Basra valisi olduğu sırada Basra'da elbiselerini çıkarmış oturuyorken onu gördü. Böylece İmam Malik'in rivayetin de adı verilmeyen kişinin İbn Ab-bas olduğu anlaşılmaktadır. İbnü't-Tîn şöyle der: İbn Abbas bu konuda bütün fakihlere muhalefet etmiştir. Hz. Aişe (r.anha), delil olarak Hz. Nebi'in fiilî sünnetini nakletmiş bulunmaktadır. Bu konuda Hz. aişe'nin rivayetinin esas alınması gerekir. İbn Abbas'ın, görüşünden dönmüş olması muhtemeldir.
Zührî'den rivayet edildiğine göre, uygulama İbn Abbas'ın görüşünün aksi yönde yerleşmiştir. Ebu'l-Yeman nüshasında ve Beyhakî'nin rivayetinde Zührî şöyle demiştir: Bu konuda insanların gözünden körlüğü ilk gideren ve onlara sünneti açıklayan Hz. Aişe olmuştur. Hz. aişe'nin söyledikleri Müslümanlara ulaşınca herkes bunu esas aldı ve İbn Abbas'ın fetvasını terk etti.
Hadisten Çıkan Sonuçlar: 1- Önemli işler söz konusu olduğunda, üst seviyede bulunan kişiler, yardımcıları bulunsa bile bu işleri kendileri yaparlar. Özellikle sert emirlerin ve dinî işlerin yerine getirilmesi böyledir. 2- Alimler birbirini tenkit edebilir. 3- Nassa aykırı bir ictihad söz konusu olduğunda ictihad reddedilir. 4- Bir fiilin Hz. Nebi'ye özgü olduğu sabit oluncaya kadar aslolan onun fiilî sünnetine uymaktır.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.