

İbn Battal şöyle demiştir: Alimlere göre teslim almanın şekli şudur: Hibe eden hediyesini hibe edilen kişiye teslim eder, o da alır. Devamla "Ancak alimler hibe edilen kişinin hediyeyi teslim almasının hibenin geçerlilik şartı olup olmadığı konusunda görüş ayrılığına düşmüşlerdir" diyerek görüşleri nakletmiştir. Naklettiği bu görüşlerin özeti şudur: Alimlerin çoğunluğuna göre, teslim alma gerçekleşmeden hibe tamam olmaz.
باب: إذا وهب هبة فقبضها الآخر ولم يقل قبلت. 19. BİR KİMSE BİR ŞEYİ HİBE ETSE VE HİBE ETTİĞİ KİŞİ "KABUL ETTİM" DEMEDEN ALSA (HÜKÜM NE OLUR?) حدثنا محمد بن محبوب: حدثنا عبد الواحد: حدثنا معمر، عن الزهري، عن حميد بن عبد الرحمن، عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: جاء رجل إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم فقال: هلكت، فقال: (وما ذاك). قال: وقعت بأهلي في رمضان، قال: (تجد رقبة). قال: لا، قال: (فهل تستطيع أن تصوم شهرين متتابعين).
قال: لا، قال: (فتستطيع أن تطعم ستين مسكينا). قال: لا، قال: فجاء رجل من الأنصار بعرق، والعرق المكتل فيه تمر، فقال: (اذهب بهذا فتصدق به). قال: على أحوج منا يا رسول الله، والذي بعثك بالحق ما بين لابتيها أهل بيت أحوج منا، قال: (اذهب فأطعمه أهلك). Bir kimse birine bir şeyi hibe etse, o da "kabul ettim" demeden alsa caiz olur. İbn Battal bunun gerekli olmadığında ve hibeyi teslim almanın kabul etmek anlamına geldiği konusunda alimlerin görüş birliği olduğunu nakletmiş, ancak Şafiilerin görüşünü unutmuştur.
Çünkü Şafiiler, hediyede değil, ama hibe de kabul etmeyi şart koşarlar. Ancak hibe üstü kapalı (zımnl) ise, mesela biri diğerine "köleni benim adıma azat et" dese, o da azat etse bu köle hibe olarak o kişinin mülkiyetine girer ve sonra az at olur. Burada kabul etme şartı aranmaz. Maverdi ise İbn Battal'ın bu genel ifadesinin tam aksine şöyle demiştir: Hasen-i Basri "Azat gibi, hibede de kabul etme şartı aranmaz" demiştir. Ancak bu, Hasen-i Basri'nin alimlerin genelinin görüşüne aykırı olan şaz görüşlerindendir. Buna rağmen Hasen-i Basrı'nin bu sözüyle hediyeyi kastetmiş olması da mümkündür.
Sonra Maverdi konuyla ilgili yukarıda zikredilen Ebu Hureyre hadisini nakletmektedir. Bu hadis Oruç Bölümü'nde ayrıntılı olarak açıklanmıştı. Hadisin burada zikredilmesinin sebebi şudur: Hz. Nebi (s.a.v.) ona hurmayı vermiş, o da "kabul ettim" demeden almıştır. Sonra Hz. Nebi (s.a.v.) "Bunu götür ve ailene yedir" buyurmuştur. Kabul etmeyi şart koşanlar bu delile şöyle cevap verebilirler: Bu, kişiye özel bir olaydır. Dolayısıyla genel hükümler için delilolamaz.
Ayrıca hadiste onun "kabul ettim" dediğine veya demediğine değinilmemiştir. İsmail! buna karşı çıkarak "Bu hadiste bunun hibe olduğuna dair bir ifade yoktur. Sadakadan olması ihtimali vardır. Bu durumda Hz. Nebi hibe etmiş değil, sadakadan ona bir pay vermiş olur." Oruç Bölümü'nde bunun sadaka mallarından olduğu belirtilmişti. Görüldüğü kadarıyla Buhari bu konuda sadaka ile hibe arasında fark olmadığı görüşünü benimsemektedir.
باب: إذا وهب دينا على رجل. 20. ALACAĞINI BAĞIŞLAMAK قال شعبة عن الحكم: هو جائز. ووهب الحسن بن علي عليهما السلام لرجل دينه. وقال النبي صلى الله عليه وسلم: (من كان له عليه حق فليعطه أو ليتحلله منه). فقال جابر: قتل أبي وعليه دين، فسأل النبي صلى الله عليه وسلم غرماءه أن يقبلوا ثمر حائطي ويحللوا أبي. Şu'be, Hakem'den bunun caiz olduğunu nakletmiştir. Hz. Ali'nin oğlu Hasan r.a. alacağını bağışlamıştı.
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Her kimin ödeyeceği bir hak varsa ya ödesin, ya da helallik istesin" buyurmuştur. Cabir "Babam borcu varken öldürüldü. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun alacaklılarından bahçemdeki ürünü almalarını veya babama haklarını helal etmelerini istedi" demiştir. حدثنا عبدان: أخبرنا عبد الله: أخبرنا يونس. قال الليث: حدثني يونس، عن ابن شهاب قال: حدثني ابن كعب بن مالك: أن جابر بن عبد الله رضي الله عنهما أخبره: أن أباه قتل يوم أحد شهيدا، فاشتد الغرماء في حقوقهم، فأتيت رسول الله صلى الله عليه وسلم فكلمته، فسألهم أن يقبلوا ثمر حائطي ويحللوا أبي فأبوا، فلم يعطهم رسول الله صلى الله عليه وسلم حائطي ولم يكسره لهم، ولكن قال: (سأغدو عليك). فغدا علينا حين أصبح، فطاف في النخل ودعا في ثمره بالبركة، فجددتها فقضيتهم حقوقهم، وبقي لنا من ثمرها بقية، ثم جئت رسول الله صلى الله عليه وسلم وهو جالس فأخبرته بذلك، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم لعمر: (اسمع - وهو جالس - ياعمر).
فقال: ألا يكون؟ قد علمنا أنك رسول الله، والله إنك لرسول الله. Bir kişi alacağını bağışlarsa bu bağış geçerli olur. Borçlu bunu teslim almasa ve onun adına biri teslim almasa bile hüküm böyledir. İbn Battal şöyle demiştir: Borçlu borcunun silinmesini kabul ediyorsa, alacaklının onun borcunu silmesinin (ibra) geçerli olduğu konusunda görüş birliği vardır. Ancak kişinin alacağını başka birine bağışlaması konusunda görüş ayrılığı vardır. Hibede teslim almayı şart koşanlar bunu geçerli kabul etmemişlerdir. Şart koşmayanlar ise geçerli kabul etmişlerdir.
Fakat İmam Malik kişinin alacağını hibe ettiği kişiye alacak senedini teslim etmesini ve şahit tutmasını veya alacak senedi yoksa şahit tutmasını ve bunu duyurmasını şart koşmuştur. باب: هبة الواحد للجماعة. 21. BİR KİŞİNİN BİR TOPLULUĞA BAĞIŞTA BULUNMASI وقالت أسماء للقاسم بن محمد وابن أبي عتيق: ورثت عن أختي عائشة بالغابة، وقد أعطاني به معاوية مائة ألف، فهو لكما.
Esma, Kasım b. Muhammed'e ve İbn Ebı Atik'e şöyle demiştir: "Kız kardeşim Aişe'nin ormanı bana miras kalmıştı. Muaviye bu ormana karşılık bana yüz bin (dirhem veya dinar) verdi ve "Bu para sizindir" (dedi)." حدثنا يحيى بن قزعة: حدثنا مالك، عن أبي حازم، عن سهل بن سعد رضي الله عنه: أن النبي صلى الله عليه وسلم أتي بشراب فشرب، وعن يمينه غلام، وعن يساره الأشياخ، فقال للغلام: (إن أذنت لي أعطيت هؤلاء). فقال: ما كنت لأوثر بنصيبي منك يا رسول الله أحدا، فتله في يده).
Bir kişinin bir topluluğa bağışta bulunması, bağışlanan mal şayi' yani çok hisseli olsa bile caiz olur. İbn Battal şöyle demiştir: Buhari'nin bu hadisi zikretmekten amacı, şayi' hisseli malı bağışlamanın caiz olduğunu açıklamaktır. Alimlerin genelinin görüşü budur. Ancak Ebu Hanife bunu kabul etmez. (İbn Battal'ın ifadesi böyledir.) Ancak onun bu ifadesi eleştirilerek şöyle denilmiştir: Ebu Hanife'nin görüşü kayıtsız olarak böyle değildir. Ebu Hanife şayi' hisseli malların bağışlanması konusunda paylaştırılabilir olanlarla paylaştırılamayanları birbirinden ayırmıştır. Bu konuda sözleşme zamanı değil, bağışlanan malı teslim alma zamanı dikkate alınır.
Hz. Aişe vefat edince kız kardeşleri Esma ve Ümmü Gülsüm ile erkek kardeşi Abdurrahman'ın oğulları ona mirasçı oldular. Erkek kardeşi Muhammed'in oğulları ise mirasçı olmadılar. Çünkü Muhammed, Hz. Aişe ile ana-baba bir kardeş değildi. Herhalde Esma, böyle yaparak Kasım'ın gönlünü hoş tutmak istemiş ve bu sebeple Abdullah'ı da onunla birlikte mirasçı kılmıştır.
Çünkü Abdullah, babası hayatta olduğu için mirasçı değildi. Buhari, Sehl b. Said hadisini "su içmeye sağdan başlanacağı" konusunda da zikretmiştir. Bu hadis, Mezalim (Haksızlıklar) bölümünde geçmişti. Bu konu Eşribe (İçecekler) bölümünde ayrıntılı olarak ele alınacaktır. İbn Battal şöyle demiştir: Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gençten, sırasını yaşlılara bağışlamasını istemişti. Gencin sırası (su içme payı) ayrılamayan şayi' hisseli bir paydı. Bu itibarla bu hadis, şayi' hisseli malı bağışlamanın caiz olduğunu gösterir.
Allah daha iyi bilir. باب: الهبة المقبوضة وغير المقبوضة، والمقسومة وغير المقسومة. 22. TESLİM ALINAN VE ALINMAYAN; PAYLAŞTIRILABİLEN VE PAYLAŞTIRILAMAY AN HİBE وقد وهب النبي صلى الله عليه وسلم وأصحابه لهوازن ما غنموا منهم وهو غير مقسوم. Hz. Nebi ve ashabı, elde ettikleri ganimeti, henüz paylaştırılmadan Hevazin halkına. hibe etmişlerdi. وقال ثابت بن محمد: حدثنا مسعر، عن محارب، عن جابر رضي الله عنه: أتيت النبي صلى الله عليه وسلم في المسجد، فقضاني وزادني.
Teslim alınan bağışın hükmü daha önce geçmişti. Teslim alınmayan bağıştan burada kastedilen, gerçek teslim almadır. Gerçek yerini tutan (takdirl/varsayılan) teslim alma ise kesinlikle şarttır. Bununla birlikte bazı alimler "Bağışta gerçek teslim almanın bulunması şarttır, varsayılan teslim alma yeterli değildir. Alışverişte ise hüküm böyle değildir" demişlerdir. Şafiilere ait görüşlerden biri de budur.
Paylaştırılabilen bağışın hükmü açıktır. Bu konu başlığında asıl kastedilen, paylaştırılması mümkün olmayan bağış olup, bu, şayi' hisseli malın bağışlanmasıdır. Alimlerin geneli, kişinin şayi' hisseli bir malı paylaştırılsın veya paylaştınlmasın, ortağına veya yabancı birine bağışlamasının geçerli olduğu görüşündedir. Ebu Hanife'den ise paylaştırılması mümkün olan bir malın şayi' hisseli olarak ne ortağa, ne de yabancı birine bağışlanmasının caiz olmadığı görüşü nakledilmiştir.
باب: إذا وهب جماعة لقوم. 23. TOPLULUĞUN TOPLULUĞA BAĞIŞTA BULUNMASl حدثنا يحيى بن بكير: حدثنا الليث، عن عقيل، عن ابن شهاب، عن عروة: أن مروان بن الحكم والمسور بن مخرمة أخبراه: أن النبي صلى الله عليه وسلم قال، حين جاءه وفد هوازن مسلمين، فسألوه أن يرد إليهم أموالهم وسبيهم، فقال لهم: (معي من ترون، وأحب الحديث إلي أصدقه، فاختاروا إحدى الطائفتين: إما السبي وإما المال، وقد كنت استأنيت).
وكان النبي صلى الله عليه وسلم انتظرهم بضع عشرة ليلة، حين قفل من الطائف، فلما تبين لهم أن النبي صلى الله عليه وسلم غير راد إليهم إلا إحدى الطائفتين، قالوا: فإنا نختار سبينا، فقام في المسلمين، فأثنى على الله بما هو أهله، ثم قال: (أما بعد، فإن إخوانكم هؤلاء جاؤونا تائبين، وإني رأيت أن أرد إليهم سبيهم، فمن أحب منكم أن يطيب ذلك فليفعل، ومن أحب أن يكون على حظه حتى نعطيه إياه من أول ما يفئ الله علينا فليفعل). فقال الناس: طيبنا يا رسول الله لهم، فقال لهم: (إنا لا ندري من أذن منكم فيه ممن لم يأذن، فارجعوا حتى يرفع إلينا عرفاؤكم أمركم). فرجع الناس، فكلمهم عرفاؤهم، ثم رجعوا إلى النبي صلى الله عليه وسلم فأخبروه: أنهم طيبوا وأذنوا. وهذا الذي بلغنا من سبي هوازن. هذا آخر قول الزهري، يعني: فهذا الذي بلغنا.
Birine bindiği deveyi bağışlamak caizdir. Yani verdiğini geri almamak, vermek (mülkiyeti nakletmek) hükmünde olup teslim alma yerine geçer ve dolayısıyla bağış geçerli olur. Bunun gerekçesi daha önce geçmişti.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.