Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre Allah Resulü şöyle buyurmuştur: "Siz'den birisi iyi Müslüman olursa yaptığı her iyilik on katından yediyüz katına kadar yazılır. Yaptığı her kötülük ise kendi misli kadar yazılır".
Ebu Hureyre r.a. şöyle demiştir: Resulullâh sallallahu aleyhi ve sellem: "Kendisinde hades vâkı` olan kimsenin namazı (o kimse) abdest almadıkça kabul olunmaz." buyurdu. Hadramevt ahâlîsinden biri: "Ya Eba Hureyre, hades nedir?" diye sordu. "Sessiz veya sesli yel." cevâbını verdi.
Ebu Hureyre'den Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "İsrailoğulları bir arada çıplak olarak gusül abdesti alırlar ve gusül sırasında birbirlerine bakarlardı. Hz. Musa ise, tek başına gusül abdesti alırdı. İnsanlar onun hakkında 'Allah'a and olsun ki, Musa'yı bizimle birlikte gusletmekten alıkoyan şey, ancak fıtık olmasıdır. diyorlardı. Bir defasında Hz. Musa gusül abdesti almaya gitti. Elbiselerini bîr taşın üzerine koydu. Taş Birden yuvarlandı Hz. Musa'nın elbiseleri ondan uzağa düştü. 'Ey taş! Elbisemi geri ver' diye bağırarak taşın peşine düştü. Nihayet İsraİloğulları onu bu halde görünce 'Allah'a and olsun ki, Musa'da bir kusur yokmuş' dediler. Sonunda Hz. Musa taştan elbisesini aldı ve taşa vurmaya başladı." Ebu Hureyre şöyle demiştir; "Allah'a and olsun ki, Musa (a.s.) taşa altı veya yedi defa vurmuştur. Tekrar:
3404,
4799.
Atâ, İbn Abbâs'ın şöyle dediğini nakletmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ka'be'ye girince her tarafında dua ederdi. Sonra namaz kılmadan oradan çıkardı. Çıktıktan sonra Ka'be'nin ön tarafında iki rek'at namaz kılardı. Bu, onun kıblesiydi. Tekrar:
1601,
3351,
3352,
4288.
Hemmâm, Ebu Hureyre kanalıyla Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Şöyle buyurduğunu nakletmiştîr: "Siz'den biri namaza durduğu zaman, önüne tükürmesin! Çünkü namaz kılarken Allah'a münacat etmektedir. Sağ tarafına da tükürmesin! Çünkü o tarafında bir melek vardır. Soluna ya da ayağını bastığı yere tükürsün. Sonra da onu gömsün!" باب: إذا بدره البزاق فليأخذ بطرف ثوبه. 39. Namazda Tükürüğüne Mani Olamayan Kimsenin Elbisesinin Bir Ucunu Kullanması […]
Sehl İbn Sa'd'dan şöyle nakledilmiştir: "Biri Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Ey Allah'ın elçisi! Adam, karısının yanında başka bir erkeği görürse, onu öldürebilir mi?' diye sordu. Sonra benim yanımda camide iken karı koca birbiriyle lian yaptı. Tekrar:
4745,
4746,
5259,
5308,
5309,
6854,
7165,
7166,
7304 باب: إذا دخل بيتا يصلي حيث شاء، أو حيث أمر، ولا يتجسس. 45. Başkasının Evinde İstenilen Veya Gösterilen Yerde Namaz Kılmak
Abdullah İbn Ömer'den şöyle nakledilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bir gece yatsı namazı esnasında meşguliyeti çıktı. Bu yüzden namazı o kadar geciktirdi ki, biz Mescid-i Nebevi'de uyuduk, sonra uyandık, daha sonra tekrar uyuyup uyandık. Nihayet Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem evinden çıktı ve şöyle buyurdu: Yeryüzünde sizin dışınızda namazı bekleyen hiç kimse yoktur." İbn Ömer uyuyup vaktini geçirmekten korkmadığı sürece, yatsı namazını önce ya da sonra kılmak arasında bir ayırım gözetmezdi. Yatsı namazından önce uyuduğu da olurdu. İbn Cüreyc 'Bunu Atâ'ya söyledim' demiştir.
Bir önceki hadisin ravisi dedi ki; "İbn Abbâs'ın şöyle dediğini işittim: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir yatsı namazını geciktirdi. Derken cemaat uyudu, sonra uyandılar. Bir müddet sonra tekrar uyuyup uyandılar. Nihayet Ömer (r.a.), 'Haydi namaza!’ diye seslendi." Atâ, İbn Abbâs'ın şöyle dediğini nakletti: "Sonra Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem evinden çıkıp geldi. İşte bu an hâlâ gözlerimin önünde duruyor. Bu esnada mübarek ellerini başına koymuştu. Yeni gusül abdesti aldığı için başından su damlıyordu. Bu sırada, "Eğer ümmetime zor gelmeseydi, bu vakitte namaz kılmalarını emrederdim" buyurdu." Ravi der ki: Atâ'ya Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elini nasıl başının üzerine koyduğunu sordum. İbn Abbâs'ın bildirdiği gibi koyup koymadığından emin olmak istedim. Bunun üzerine Atâ, parmaklarını biraz ayırdı, sonra parmak uçlarını başının yanlarına koydu. Sonra parmaklarını bitiştirip başı üzerinde gezdirdi. Bu şekilde parmaklarını gözü istikametinden, sakallarının başladığı yerden kulaklarına ulaşıncaya kadar hareket ettirdi. Bunu yaparken de ne yavaş davrandı ne de acele etti. Ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu söyledi: "Eğer ümmetime zor gelmeseydi, bu vakitte namaz kılmalarını emrederdim. Tekrar:
7239Nâfi'den İbn Ömer (r.a.)'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Müslümanlar Medine'ye geldikleri zaman, bir araya gelip namaz vakitlerini beklerlerdi. Namaz İçin bir çağrıda bulunulmazdı. Birgün bu konu üzerinde konuşmaya başladılar. Biri 'Hıristiyanlar'ın çanı gibi bir çan edinin' diye önerdi. Diğer biri, Aslında Yahudilerin borazanı gibi bir borazan edinin' diye teklifte bulundu. Nihayet Ömer (r.a.), 'Acaba halka namaz vaktini ilan etmesi için birini görevlendirmek mümkün olabilir mi? dedi. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ey Bilal! kalk ve namaz için seslen buyurdu. Diğer tahric: Tirmizi Salat; İbn Mâce, Ezan […]
Ebu Hureyre (r.a.) Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: İmam kendisine uyulması için vardır; ona aykırı hareket etmeyin. O rükû'a vardığında siz de rükû edin, (Semi'allahu limen hamideh) dediği zaman siz (Rabbena,lekel hamd) deyin, o secde edince siz de secde edin, o oturarak kılıyorsa siz de oturarak kılın. Ve namaz kılarken safları düzgün tutun. Çünkü safların düzgün tutulması namazı güzelleştiren temel unsurlardandır. Tekrar:
734.
Abdullah İbn Abbas (r.a.)'ın şöyle dediği nakledilmiştir: Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında insanlar farz namazların ardından yüksek sesle Allah'ı zikrederlerdi." İbn Abbas (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir: Ben ashab-ı kiram'ın namaz'ı bitirdiklerini bu şekilde seslerini yükseltmelerinden anlardım."
Atâ, Câbir İbn Abdullah'ın şöyle dediğini duymuştur: "Resûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ramazan bayramı günü kalktı ve ilk önce namaz kıldırdı. Namazdan sonra cemaate hitap etti. Hutbesini bitirdikten sonra İnip kadınların tarafına gitti. Onlara bir takım uyarılarda bulunurken yanında elinden tuttuğu Bilal de vardı. Bilâl elbisesini açmış kadınların verdiği sadakaları topluyordu; kadınlar yanlarında bulunan takıları, iri yüzükleri Bilal'in elbisesinin eteğine atıyorlardı." Bu hadisin ravilerinden İbn Cüreyc, Atâ'ya: "Bu sadakalar hür sadakası mıydı?" diye sorduğunu ve onun: "Hayır, bunlar kadınların o gün sırf sadaka olarak verdikleri şeylerdir" diye cevap verdiğini söylemiştir. Ayrıca İbn Cüreyc yine Atâ'ya: "Peki günümüzde imamların aynı şekilde kadınlara öğüt vermek ve uyarılarda bulunmak gibi bir yükümlülüğü var mıdır?" diye bir soru daha sormuştur. Atâ ise: "Tabiî ki, bu şekilde kadınlara öğüt vermek imamın boynunun borcudur. Niçin bu görevi şu anda yerine getirmiyorlar şaşılacak şey doğrusu..." demiştir.
Salim babasının şöyle dediğini nakletmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında bir kimse rüya gördüğü zaman bunu Resûl-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e anlatırdı. Ben de bir rüya görüp bu rüyayı Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e anlatmayı çok arzuluyordum. O sıralarda genç bir delikanlı idim. Bir gün mescid'de uyurken bir rüya gördüm; Sanki iki melek beni almış ateşe götürüyordu. Bu ateş adeta bir kuyuyu andırıyordu ve üzerine uzatılmış iki sütun vardı. Bu kuyunun içinde benim tanıdığım insanlar da bulunuyordu. Bu dehşetli manzarayı görünce: "Cehennem ateşinden Allah'a sığınırım!" demeye başladım. O sırada bizi başka bir melek karşıladı ve: "Senin korkmana gerek yok!" dedi.
Ben bu rüyayı Hafsa'ya anlattım. O da Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e anlattığında Nebi Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuşlar: "Abdullah ne hoş, ne iyi bir adam! Ah bir de geceleri namaz kılsa!" Abdullah İbn Ömer bundan sonra geceleri çok az uyumuştur. Tekrar:
1157,
3739,
3741,
7016,
7029,
7031.
Ebu Hureyre r.a. şöyle demiştir: Ölüm meleği Hz. Musa'ya (a.s.) gönderildi. Melek Musa'nın yanına gelince Musa meleğe bir tokat attı (meleğin gözü çıktı). Bunun üzerine Melek Rabbi'ne dönerek: "Sen beni ölmek istemeyen bir kul'a gönderdin" dedi. Allah meleğe gözünü geri verdi ve ona şöyle dedi: "Ona dön ve elini bir öküzün sırtına koymasını, elinin temas ettiği her bir kıl için kendisine bir yıl ömür verileceğini söyle." (Ölüm meleği bunları Hz. Musa'ya iletince) Musa: "Ey Rabbim! Sonra ne olacak?" diye sordu. Allah: "Sonra öleceksin" buyurdu. Musa: "Öyleyse şimdi öleyim" dedi. Musa, Allah'tan kendisini arz-ı mukaddese bir taş atımı mesafeye kadar yaklaştırmasını istedi. (Ebu Hureyre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle söylediğini belirtti): "Orada olsaydım size yolun kenarında kızıl bir kum tepesinin yanında onun kabrini gösterirdim. Tekrar:
3407. Diğer tahric: Müslim, fedail; Nesai, cenaiz
Misver r.a. şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem saçını kazıtmadan önce kurbanını kesti ve ashabına da böyle yapmalarını emretti.
Ebu Hureyre r.a. şöyle dedi: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem iki kere: "Visal orucu tutmaktan sakının" buyurdu. Kendisine; "Sen visal orucu tutuyorsun" denilince, "Ben gecemi Rabbim’in beni yedirip içirmesiyle geçiriyorum. Amellerden gücünüzün yeteceği şeyleri yapın" buyurdu.
Hemmam, Ebu Hureyre aracılığıyla NebiSallallahu Aleyhi ve Sellem'den şunu rivayet etmiştir: "Kadın, kocasının kazancından (Allah yolunda) kocasının emri olmaksızın infak ederse, bunun ecrinin yarısını alır.” Tekrar:
5192,
5195,
5360Ebu Hureyre r.a., Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şunu rivayet etmiştir: "Davud Nebi A.S. kendi el emeğinden başkasını yemezdi". Tekrar:
3417,
4713Cabir r.a. şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem taksim edilmemiş bütün mallarda şuf'a hakkı bulunduğuna hükmetmiştir. Sınırlar belirlenip yollar ayrılınca artık şüf'a hakkı yoktur Tekrar:
2214,
2257,
2495,
2496,
6976İbn Ömer r.a. şöyle anlatır: Ömer r.a. Yahudi ve Hıristiyanları Hicaz topraklarından çıkarmıştır. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem da, Hayber fethedildiği zaman Yahudileri oradan çıkarmak istemişti. Fetihten sonra Hayber toprakları, Allah'a, Resulüne ve müslümanlara ait olmuştu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onları çıkarmak isteyince Yahudiler, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den, arazilere bakma karşılığında çıkacak olan mahsulün yarısı karşılığında orada kalmayı istediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara, "Bizim dilediğimiz sürece orada kalabilirsiniz" buyurdu. Yahudiler, Ömer onları, Teyma ve Eriha'ya çıkarana kadar orada kaldılar.
İbn Abbas r.a.'ın naklettiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Allah İsmail'in annesine (Hacer) merhamet etsin. Eğer zemzemi kendi haline bıraksaydı zemzem bir akarsu olacaktı. Cürhümlüler Mekke'ye gelmişler ve Hacer'den, "Burada konaklamamıza izin verir misin?" demişlerdi. Hacer, "Evet, fakat suda mülkiyet hakkınız yoktur" diye cevap verdi. Bunun üzerine Cürhümlüler "evet" diyerek bu şartı kabul etmişlerdir. " Tekrar:
3362,
3363,
3364,
3365Hemmam İbn Münebbih'ten rivayet edilmiştir: O, Ebu Hureyre'yi Nebi'in şu buyruğunu aktarırken işitmiştir: "(Kölelerinize) 'Rabbine yemeğini getir', 'Rabbinin abdest suyunu ver' demeyin. Bunun yerine "efendi" (seyyid) ve "mevla"yı kullanın. "kölem!", "cariyem!" de demeyin. Bunun yerine "kızım!", "oğlum!", "delikanlı!" deyin."
Ebu Hureyre r.a.'den rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Dövüştüğünüzde karşıdakinin yüzüne vurmaktan sakının."
Ebu Hureyre r.a.'den rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir topluluğa yemin teklif etmiş ve bir ağızdan yemin etmeye başlamışlardı. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir sıra belirleyerek sıra ile yemin etmelerini emretti. باب: قول الله تعالى: {إن الذين يشترون بعهد الله وأيمانهم ثمنا قليلا}. 25. ALLAH TEALA "ALLAH'A KARŞI VERDİKLERİ SÖZÜ VE YEMİNLERİNİ AZ BİR BEDELLE DEGİŞTİRENLERE GELİNCE, İŞTE BUNLARIN AHİRETTE BİR PAYI YOKTUR. KIYAMET GÜNÜ ALLAH ONLARLA KONUŞMAYACAK, ONLARA BAKMAYACAK VE ONLARI TEMİZE ÇIKARMAYACAKTIR" [Al-i imran 77] BUYURMUŞTUR.
Ebu Hureyre r.a.'den nakledilmiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Güneşin doğduğu her gün, insanın bütün organlarının vereceği bir sadaka vardır: İnsanlar arasında adil davranmak sadakadır ... " Tekrar:
2891,
2989Misver İbn Mahreme ve Mervan'dan nakledilmiş ve her ikisi de birbirinin sözünü doğrulamıştır: Hudeybiye gününde Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem yola çıkmıştı. Bir yol ayrımına geldiklerinde "Halid İbn Velid, Kureyş'in atlı birlikleriyle Gamfm mevkiinde bulunuyor. Sağdan gidelim" buyurdu. Allah'a yemin ederim ki Halid, bir anda Müslüman ordusunun çıkardığı toz bulutuyla karşılaştı. Kureyş'i uyarmak için hemen atlarını topukladılar. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de yoluna devam ederek Mekke'ye inilen tepeye gelince devesi çöktü. Ashab deveyi yerinden kaldırmaya çabaladılar ama başaramayıp "Kusva yorulmuş" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Kusva yorulmaz, bu onun yapageldiği bir şey değil. Fil ordusunu Mekke'ye sokmayan güç onu da sokmadı" buyurdu. Sonra: "Canım elinde olan'a yemin ederim ki, Allah'ın Mukaddes kıldığı mekanlarını yücelttikleri her ne isterlerse onlara vereceğim" buyurdu. Sonra devesini çekip kaldırdı. Topluluktan ayrılıp küçük bir su birikintisinin bulunduğu bir eşiğe indi. Ashabı da oradan azar azar su alıyorlardı. Derken ne kadar su varsa hepsini çekip bitirdiler. Sonra Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e susuz olduklarını ilettiler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, sadağından bir ok alıp onu su'yun çıktığı yere koymalarını emretti. Allah'a yemin ederim ki onlar tamamen su'ya kanıncaya kadar su kaynamaya devam etti. Onlar bu halde iken Huzaalı Büdeyl İbn Zerka, kavminden bir grupla çıkageldi. Bunlar, Tihame halkından Hz. Nebi'in güvendiği kişilerdi. Dedi ki: "Ben geride Ka'b İbn Luey'i ve Amir İbn Luey'i gördüm. Hudeybiye’deki su kaynaklarını tutmuşlar, yanlarında da yeni doğum yapmış süt!ü develeri var. Seninle savaşacaklar ve Mekke'ye girmene izin vermeyecekler" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Biz buraya kimseyle savaşmak için gelmedik. Umre yapmak amacıyla geldik. Kureyş savaşmaktan yoruldu ve zayıf düştü. Dilerlerse bir süreliğine onlarla anlaşma yapalım ve benimle insanları baş başa bıraksınlar. Ben başarısız olursam, onlar insanların girmek istediği bu dine girmek isterlerse girerler. Yok eğer istemezlerse de bu süre zarfında dinlenmiş olurlar. Bu anlaşmayı kabul etmeyecek olurlarsa canımı elinde tutan Allah'a yemin ederim ki başım bedenimden ayrılıncaya kadar bu dava uğruna onlarla savaşırım. Kuşkusuz Allah davasını yürütecektir" buyurdu. Büdeyl, "Bu sözünü onlara ileteceğim" diyerek ayrılıp Kureyş'le görüşmek üzere gitti. Kureyş'e şöyle dedi:. "Biz şu adamın yanından geliyoruz, bazı sözler söylediğini duyduk. İsterseniz duyduklarımızı size söyleriz" dedi. Kureyş'ten ayak takımından kimseler: "Onlar hakkında bize bir haber vermenize gerek yok" dediler. Ancak Kureyş'in akıllı ve tecrübelileri: "Duyduklarını söyle bakalım" dediler. O da "Şöyle şöyle diyor" diyerek Hz. Nebi'in sözünü onlara aktardı. Bunun üzerine Urve İbn Mesud es-Sakafi: "Kavmim!" dedi, "Siz beni baba gibi sevmez misiniz?" "Elbette" dediler. "Ben sizin iyiliğinizi isteyen oğlunuz yerinde değil miyim?" dedi. "Elbette" dediler. "(Görüşümü söylersem) beni suçlar mısınız?" dedi. "Hayır" dediler. "Bilmez misiniz ki ben Ukazlıları savaşa davet etmiştim de onlar katılmaktan kaçınmışlardı. Ben de ailemi, çocuklarımı ve sözümü tutanları alıp sizin yanınıza gelmiştirn" dedi. "Bilmez olur muyuz?" dediler. "Bu adam size güzel bir öneri sunuyor. Dediğini kabul edin ve bana müsaade edin de onun yanına bir gideyim" dedi. "Var git" dediler. (Gitti ve) Hz. Nebi'le konuşmaya başladı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Büdeyl'e söylediğine yaklaşık şeyleri ona da söyledi. O zaman Urve: "Muhammed!" dedi, "Diyelim ki kavminin kökünü kazıdın. Araplardan hiç kimsenin kavminin kökünü kazıdığını duydun mu? Şayet diğeri olursan ki Allah'a yemin ederim ben burada tanıdık yüzler göremiyorum. Kaçacak ve seni ortalık yerde bırakacak kalabalıklar görüyorum" dedi. Ebu Bekir, kendini tutamayarak "lat'ın bilmem neresini somurasıca! Biz hiç kaçar da onu ortalık yerde bırakır mıyız?" deyiverdi. Urve, "Bunu söyleyen de kim!" dedi. "Ebu Bekir" dediler. Urve "Şayet sana minnet borçlu olduğum iyiliğin olmayaydı senin cevabını verirdim" dedi ve Hz. Nebi'le konuşmaya devam etti. Bir şey söyledikçe sakalını tutuyordu. Muğire İbn Şu'be de, kılıcı elinde ve başında miğfer Hz. Nebi'in yanı başında duruyordu. Urve, elini Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sakalına uzattıkça Muğire kılıcın kınını onun eline vurarak "Elini Allah Resulü'nün sakalından çek" diyordu. Urve başını kaldırarak "Bu da kim?" dedi. "Muğire İbn Şu'be" dediler. Urve "Seni gaddar!" dedi, "Başın dara düştüğünde sana yardım eden ben değil miydim?" (Muğire, Müslüman olmadan önce bir toplulukla birlikte yolculuk etmiş ve onları öldürerek mallarını almıştı. Sonra da gelip Müslüman olmuştu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Müslümanlığını kabul ederim ama borcun için yapacağım bir şey yok" buyurmuştu.) Sonra Urve, Hz. Nebi'in arkadaşlarını gözüyle şöyle bir süzdü. Allah'a yemin olsun ki Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tükürse tükürüğü onlardan birinin eline düşüyor, o da onu yüzüne ve derisine sürüyordu. Bir şey yapmalarını emretse hemencecik yapıveriyorlardı. Abdest alsa abdest suyu için birbiriyle neredeyse kavgaya tutuşuyorlardı. Onun yanında konuştuklarında seslerini kısıyorlardı ve O'na duydukları saygıdan dolayı yüzüne bakamıyorlardı. Urve, arkadaşlarının yanına döndü ve "Ey kavmim!" dedi, "Bir çok kralın yanında elçi olarak bulundum, Kayser'in, Kisra'nın ve Necaşi'nin yanında bulundum. Ama Allah'a yemin olsun ki, Muhammed'in arkadaşlarının Muhammed'i yücelttiği gibi, hiçbir hükümdarın kendi adamlarından böylesine saygı gördüğünü ve yüceltildiğini görmedim. Allah'a yemin ederim ki, Muhammed tükürse tükürüğü onlardan birinin eline düşüyor ve onu yüzüne ve derisine sürüyor. Onlara bir emir verdi mi derhal yapıyorlar. Abdest aldığı zaman abdest suyu için neredeyse birbirini çiğneyecek oluyorlar. Onun yanında konuşurlarken seslerini kısıyorlar ve O'na duydukları saygıdan dolayı yüzüne bakamıyorlar. O size güzel bir anlaşma önermiş. Bana kalırsa onun bu teklifini kabul edin." Kinane oğullarından biri "Müsaade edin de ben de gidip bir göreyirn" dedi. "Git bakalım" dediler. Hz. Nebi'e ve arkadaşlarına gözükünce Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bu falanca kişidir. Bunun kavmi kurbanlık deveye saygı duyar. Ona şu deveyi gönderin" buyurdu. Deve gönderildi ve insanlar onu telbiyelerle karşıladılar. Adam bunu görünce "Subhanallah, Allah Allah!" dedi, "Bunların Beytullah'tan alıkonulması doğru değiL." Arkadaşlarının yanına dönünce "Develerin kurban edilmek için işaretlendiğini gördüm. Ben bunların Beytullah'tan alıkonulmasını uygun bulmuyorum" dedi. Aralarından Mikrez İbn Hafs adında bir adam ayağa kalkarak "Bana da müsaade edin. Bir de gidip ben göreyirn" dedi. "Haydi, sen de git" dediler. Adam onlara gözükünce Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bu Mikrez. İşe yaramaz biridir" dedi. Adam Hz. Nebi'le konuşmaya başladı. Onlar konuşurlarken Süheyl İbn Amr çıkageldi. Süheyl gelince Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "İşiniz kolaylaştı" buyurdu. Zührı'nin rivayetine göre "Süheyl gelince "Gelin aramızda bir barış anlaşması imzalayalım" dedi." Bunun üzerine Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yazıcıyı çağırdı ve "Bismillahirrahmanirrahim yaz" dedi. Süheyl "Allah'a yemin olsun ki, ben Rahman'ın ne olduğunu bilmem. Bunun yerine, bizim yazdığımız gibi Bismikellahümme! (Allahım! Senin adınla) yaz" dedi. Bunun üzerine Müslümanlar "Allah'a yemin ederiz ki biz "Bismillahirrahmanirrahim'den başka bir şey yazmayız" dediler. Hz. Nebi "Öyle olsun, Bismikellahümme! yaz" buyurdu. Sonra Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu, Allah'ın Resulü Muhammed'in anlaşmasıdır" buyurdu. Süheyl, "Allah'a yemin olsun ki, biz senin Allah'ın Resulü olduğunu bileydik seni Beytullah'tan alıkoymaz ve seninle savaşmazdık. Sen bunun yerine Abdullah'ın oğlu Muhammed, yazdır" dedi. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah'a yeminle söylüyorum ki ben Allah'ın Resulü'yüm. Siz yalanlasanız da" buyurdu ve yazıcıya "Abdullah'ın oğlu Muhammed" yazmasını emretti. Zührı'nin şöyle dediği kaydedilir: Hz. Nebi'in onların bu isteklerini kabul etmesi, "Canım elinde olana yemin ederim ki, Allah'ın haramlarını yücelttikleri her ne isterlerse onlara vereceğim" buyurmuş olmasından dolayıdır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Süheyl'e: "Beytullah'ı tavaf etmemize izin vermeniz şartıyla" buyurdu. Süheyl "Allah'a yemin ederim ki, Arapların bizim baskına uğradığımızı konuşmaları doğru olmaz. Bu ancak gelecek yıl olabilir" dedi. Bu da böyle yazıldı. Süheyl, "Bizden biri sana gelirse, senin dininden dahi olsa onu bize iade edeceksin" dedi. Müslümanlar "Allah Allah! Müslüman olup gelen kişi müşriklere nasıl iade edilir!" dediler. Tam bu sırada Ebu Cendel İbn Süheyl İbn Amr ayağındaki bukağılarla kuş gibi sekerek geliverdi. Mekke'nin aşağısından çıkmış ve kendini Müslümanların kucağına atıvermişti. Süheyl "İşte Muhammed!" dedi, "Bize iade etmeni istediğim ilk kişi bu." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Biz anlaşmayı henüz sonuçlandırmadık" buyurdu. Süheyl "O taktirde seninle kesinlikle anlaşamam" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Buna benim için izin ver" buyurdu. Süheyl "Allah'a yemin olsun ki buna izin veremem" dedi. Hz. Nebi "Hayır, bunu yapabilirsin" buyurdu. Süheyl"A1lah'a yemin olsun ki yapamam" dedi. Mikrez, "Hayır, biz buna senin için izin veriyoruz" dedi. Ebu Cendel, "Ey Müslümanlar!" dedi, "Müslüman olup gelmişim. Yine müşriklerin eline mi bırakılacağım. Ne halde olduğumu görmüyor musunuz?" dedi. Ebu Cendel'e Allah için ne işkenceler etmişlerdi! Ömer İbnü'I-Hattab bu sahneyi şöyle anlatıyor: Hz. Nebi'in yanına geldim ve "Sen Allah'ın Nebi'i değil misin?" dedim. "Elbette" buyurdu. "Biz hak yolda, düşmanlarımız batıl yolda değil mi?" dedim. "Elbette" buyurdu. "Öyleyse dinimizi niye böyle alçaltıyoruz?" dedim. "Ben Allah'ın Resulü'yüm ve asla O'na karşı çıkacak değilim. O bana yardım edecektir" buyurdu. "Bizim Beytullah'a gelip onu tavaf edeceğimizi söylemiyor muydun?" dedim. "Elbette. Ama ben sana bu yıl geleceğiz, demiş miydim?" buyurdu. "Hayır" dedim. "(Yinesöylüyorum), Sen Beytullah'a gelecek ve onu tavaf edeceksin" buyurdu. Sonra Ebu Bekir'in yanına gittim ve "Ebu Bekir! Bu, Allah'ın Nebi'i değil mi?" dedim. "Elbette, öyle" dedi. "Biz hak yolda, düşmanlarımız batıl yolda değil mi?" dedim. "Elbette, öyle" dedi. "Öyleyse biz dinimizi niye böyle alçaltıyoruz" dedim. Bunun üzerine Ebu Bekir "Yahu!" dedi, "O Allah'ın Nebiidir. Ona asla karşı çıkmaz. Allah Ona yardım edecektir. Sen onun eteğine tutun. (Gerisini merak etme) Allah'a yemin ederim ki, O hak yoldadır." "Bize Beytullah'a gelip onu tavaf edeceğimizi söylemiyor muydu?" dedim. "Sana bu yıl geleceğini söyledi mi?" dedi. "Hayır" dedim. "(Kuşkun olmasın), Sen Beytullah'a gelecek ve onu tavaf edeceksin" dedi. Sonra ben bu yaptığımın bağışlanması için ne ibadetler ettim! Anlaşmaya konu olan yazı metnini bitirdikten sonra Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabına "Kalkıp kurban kesin ve saçlarınızı tıraş edin" buyurdu. Allah'a yemin ederim ki, onlardan tek bir kişi bile yerinden kalkmadı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sözünü tam üç kez tekrarladı. Hiç kimse yerinden kalkmayınca Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ümmü Seleme'nin yanına girip olanları ona anlattı. Ümmü Seleme, "Ey Allah'ın Nebii! Bunu gerçekten istiyor musun? Dışarı çık ve kurbanını kesip berberini çağırarak saçını tıraş ettirinceye kadar kimseyle konuşma" dedi. Bunun üzerine Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dışarı çıktı ve bunları yapıncaya kadar kimseyle konuşmadı. Kurbanını kesip saçını tıraş ettirdi. İnsanlar onu görünce kalkıp kurbanlarını kestiler ve birbirinin saçlarını kestiler. Üzüntüden neredeyse birbirini çiğneyeceklerdi. Sonra mümin kadınlar geldi ve Allah Teala, "Ey iman edenler! Mü'min kadınlar size geldiği zaman onları imtihan edin ... " [Mümtehine 10] ayetini indirdi. Ömer İbnü'I-Hattab, o gün müşrikken evli olduğu iki hanımını boşadı. Onlardan biriyle Muaviye İbn Ebu Süfyan; diğeriyle de Safvan İbn Ümeyye evlendi. Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Medine'ye döndü. Ardından Kureyşten Ebu Basir adında bir kişi Müslüman olarak geldi. Kureyşliler onu istemek için iki kişiyi Medine'ye gönderdiler. Adamlar "Bize verdiğin sözü hatırla" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Basir'i onlara teslim etti. Onu yanlarına alıp yola koyuldular: Zülhuleyfe'ye vardıklarında kendilerine ait bir hurmalıktan yemek için konaklamışlardı. Ebu Basir, adamlardan birine" Senin kılıcın bayağı keskin galiba" dedi. Diğeri kılıcı kınından çekerek "Evet, Allah'a yemin olsun ki çok keskindir. Ben bunu nice defalar birilerinde denedim" dedi. Ebu Basir "Hele ver bir bakayım" dedi. Adam kılıcını onun eline verdi. Ebu Basir kılıcı aldığı gibi adamın boynunu vurdu ve adam oracıkta buz kesiliverdi. Öteki de kaçıp Medine'ye gitti. Koşarak mescide girdi. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem onu görünce "Bu korkunç bir şey görmüş" buyurdu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gelince "Allah'a yemin ederim ki arkadaşım öldürüldü. Ben de öldürüleceğim" dedi. Ebu Basir gelerek "Ey Allah'ın Nebisi! Allah senin sözünü tutmanı sağladı. Beni onlara verdin. Sonra Allah beni onların elinden kurtardı" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Vay be bu yaman biri! Savaş başlatan adam. Bir de destekçisi olsa." buyurdu. Ebu Basir O'nun bu sözünü duyunca kendisini onlara iade edeceğini anladı ve çıkıp Seyfülbahr denilen yere giderek yerleşti. Ebu Cendel İbn Süheyl de onların elinden kaçarak Ebu Basir'e katıldı. Artık Kureyş'ten kim Müslüman olup çıksa Ebu Basır'e katılıyordu. Böylelikle onlar büyük bir grup oluşturdular. Kureyşlilerin Şama gidecek bir kervanlarının haberini aldıklarında önünü kesip kervandakileri öldürüyor ve mallarını alıyordular. Bunun üzerine Kureyş Hz. Nebi'e "Allah aşkına şunlara haber gönder de kim sana gelirse güvende olsun" diye haber yolladılar. Gerçekten Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara birini gönderdi ve Allah (c.c.) "O sizi onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra, Mekke'nin içinde onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan Haram'! ziyaretinizi ve bekletilen kurbanlarınızrn yerlerine ulaşmasını engelleyenlerdir ... O zaman inkar edenler, kalplerine taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi." [feth 24-26] ayetlerini indirdi. Onların taassubu Hz. Nebi'in gerçek Nebi olduğunu itiraf etmemeleri, Bismillahirrahmanirrahim'i tanımamaları ve Müslümanların Beytullah'ı tavaf etmelerine engel olmalarıydl.
Misver İbn Mahreme ve Mervan'dan nakledilmiş ve her ikisi de birbirinin sözünü doğrulamıştır: Hudeybiye gününde Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem yola çıkmıştı. Bir yol ayrımına geldiklerinde "Halid İbn Velid, Kureyş'in atlı birlikleriyle Gamfm mevkiinde bulunuyor. Sağdan gidelim" buyurdu. Allah'a yemin ederim ki Halid, bir anda Müslüman ordusunun çıkardığı toz bulutuyla karşılaştı. Kureyş'i uyarmak için hemen atlarını topukladılar. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de yoluna devam ederek Mekke'ye inilen tepeye gelince devesi çöktü. Ashab deveyi yerinden kaldırmaya çabaladılar ama başaramayıp "Kusva yorulmuş" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Kusva yorulmaz, bu onun yapageldiği bir şey değil. Fil ordusunu Mekke'ye sokmayan güç onu da sokmadı" buyurdu. Sonra: "Canım elinde olan'a yemin ederim ki, Allah'ın Mukaddes kıldığı mekanlarını yücelttikleri her ne isterlerse onlara vereceğim" buyurdu. Sonra devesini çekip kaldırdı. Topluluktan ayrılıp küçük bir su birikintisinin bulunduğu bir eşiğe indi. Ashabı da oradan azar azar su alıyorlardı. Derken ne kadar su varsa hepsini çekip bitirdiler. Sonra Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e susuz olduklarını ilettiler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, sadağından bir ok alıp onu su'yun çıktığı yere koymalarını emretti. Allah'a yemin ederim ki onlar tamamen su'ya kanıncaya kadar su kaynamaya devam etti. Onlar bu halde iken Huzaalı Büdeyl İbn Zerka, kavminden bir grupla çıkageldi. Bunlar, Tihame halkından Hz. Nebi'in güvendiği kişilerdi. Dedi ki: "Ben geride Ka'b İbn Luey'i ve Amir İbn Luey'i gördüm. Hudeybiye’deki su kaynaklarını tutmuşlar, yanlarında da yeni doğum yapmış süt!ü develeri var. Seninle savaşacaklar ve Mekke'ye girmene izin vermeyecekler" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Biz buraya kimseyle savaşmak için gelmedik. Umre yapmak amacıyla geldik. Kureyş savaşmaktan yoruldu ve zayıf düştü. Dilerlerse bir süreliğine onlarla anlaşma yapalım ve benimle insanları baş başa bıraksınlar. Ben başarısız olursam, onlar insanların girmek istediği bu dine girmek isterlerse girerler. Yok eğer istemezlerse de bu süre zarfında dinlenmiş olurlar. Bu anlaşmayı kabul etmeyecek olurlarsa canımı elinde tutan Allah'a yemin ederim ki başım bedenimden ayrılıncaya kadar bu dava uğruna onlarla savaşırım. Kuşkusuz Allah davasını yürütecektir" buyurdu. Büdeyl, "Bu sözünü onlara ileteceğim" diyerek ayrılıp Kureyş'le görüşmek üzere gitti. Kureyş'e şöyle dedi:. "Biz şu adamın yanından geliyoruz, bazı sözler söylediğini duyduk. İsterseniz duyduklarımızı size söyleriz" dedi. Kureyş'ten ayak takımından kimseler: "Onlar hakkında bize bir haber vermenize gerek yok" dediler. Ancak Kureyş'in akıllı ve tecrübelileri: "Duyduklarını söyle bakalım" dediler. O da "Şöyle şöyle diyor" diyerek Hz. Nebi'in sözünü onlara aktardı. Bunun üzerine Urve İbn Mesud es-Sakafi: "Kavmim!" dedi, "Siz beni baba gibi sevmez misiniz?" "Elbette" dediler. "Ben sizin iyiliğinizi isteyen oğlunuz yerinde değil miyim?" dedi. "Elbette" dediler. "(Görüşümü söylersem) beni suçlar mısınız?" dedi. "Hayır" dediler. "Bilmez misiniz ki ben Ukazlıları savaşa davet etmiştim de onlar katılmaktan kaçınmışlardı. Ben de ailemi, çocuklarımı ve sözümü tutanları alıp sizin yanınıza gelmiştirn" dedi. "Bilmez olur muyuz?" dediler. "Bu adam size güzel bir öneri sunuyor. Dediğini kabul edin ve bana müsaade edin de onun yanına bir gideyim" dedi. "Var git" dediler. (Gitti ve) Hz. Nebi'le konuşmaya başladı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Büdeyl'e söylediğine yaklaşık şeyleri ona da söyledi. O zaman Urve: "Muhammed!" dedi, "Diyelim ki kavminin kökünü kazıdın. Araplardan hiç kimsenin kavminin kökünü kazıdığını duydun mu? Şayet diğeri olursan ki Allah'a yemin ederim ben burada tanıdık yüzler göremiyorum. Kaçacak ve seni ortalık yerde bırakacak kalabalıklar görüyorum" dedi. Ebu Bekir, kendini tutamayarak "lat'ın bilmem neresini somurasıca! Biz hiç kaçar da onu ortalık yerde bırakır mıyız?" deyiverdi. Urve, "Bunu söyleyen de kim!" dedi. "Ebu Bekir" dediler. Urve "Şayet sana minnet borçlu olduğum iyiliğin olmayaydı senin cevabını verirdim" dedi ve Hz. Nebi'le konuşmaya devam etti. Bir şey söyledikçe sakalını tutuyordu. Muğire İbn Şu'be de, kılıcı elinde ve başında miğfer Hz. Nebi'in yanı başında duruyordu. Urve, elini Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sakalına uzattıkça Muğire kılıcın kınını onun eline vurarak "Elini Allah Resulü'nün sakalından çek" diyordu. Urve başını kaldırarak "Bu da kim?" dedi. "Muğire İbn Şu'be" dediler. Urve "Seni gaddar!" dedi, "Başın dara düştüğünde sana yardım eden ben değil miydim?" (Muğire, Müslüman olmadan önce bir toplulukla birlikte yolculuk etmiş ve onları öldürerek mallarını almıştı. Sonra da gelip Müslüman olmuştu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Müslümanlığını kabul ederim ama borcun için yapacağım bir şey yok" buyurmuştu.) Sonra Urve, Hz. Nebi'in arkadaşlarını gözüyle şöyle bir süzdü. Allah'a yemin olsun ki Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tükürse tükürüğü onlardan birinin eline düşüyor, o da onu yüzüne ve derisine sürüyordu. Bir şey yapmalarını emretse hemencecik yapıveriyorlardı. Abdest alsa abdest suyu için birbiriyle neredeyse kavgaya tutuşuyorlardı. Onun yanında konuştuklarında seslerini kısıyorlardı ve O'na duydukları saygıdan dolayı yüzüne bakamıyorlardı. Urve, arkadaşlarının yanına döndü ve "Ey kavmim!" dedi, "Bir çok kralın yanında elçi olarak bulundum, Kayser'in, Kisra'nın ve Necaşi'nin yanında bulundum. Ama Allah'a yemin olsun ki, Muhammed'in arkadaşlarının Muhammed'i yücelttiği gibi, hiçbir hükümdarın kendi adamlarından böylesine saygı gördüğünü ve yüceltildiğini görmedim. Allah'a yemin ederim ki, Muhammed tükürse tükürüğü onlardan birinin eline düşüyor ve onu yüzüne ve derisine sürüyor. Onlara bir emir verdi mi derhal yapıyorlar. Abdest aldığı zaman abdest suyu için neredeyse birbirini çiğneyecek oluyorlar. Onun yanında konuşurlarken seslerini kısıyorlar ve O'na duydukları saygıdan dolayı yüzüne bakamıyorlar. O size güzel bir anlaşma önermiş. Bana kalırsa onun bu teklifini kabul edin." Kinane oğullarından biri "Müsaade edin de ben de gidip bir göreyirn" dedi. "Git bakalım" dediler. Hz. Nebi'e ve arkadaşlarına gözükünce Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bu falanca kişidir. Bunun kavmi kurbanlık deveye saygı duyar. Ona şu deveyi gönderin" buyurdu. Deve gönderildi ve insanlar onu telbiyelerle karşıladılar. Adam bunu görünce "Subhanallah, Allah Allah!" dedi, "Bunların Beytullah'tan alıkonulması doğru değiL." Arkadaşlarının yanına dönünce "Develerin kurban edilmek için işaretlendiğini gördüm. Ben bunların Beytullah'tan alıkonulmasını uygun bulmuyorum" dedi. Aralarından Mikrez İbn Hafs adında bir adam ayağa kalkarak "Bana da müsaade edin. Bir de gidip ben göreyirn" dedi. "Haydi, sen de git" dediler. Adam onlara gözükünce Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bu Mikrez. İşe yaramaz biridir" dedi. Adam Hz. Nebi'le konuşmaya başladı. Onlar konuşurlarken Süheyl İbn Amr çıkageldi. Süheyl gelince Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "İşiniz kolaylaştı" buyurdu. Zührı'nin rivayetine göre "Süheyl gelince "Gelin aramızda bir barış anlaşması imzalayalım" dedi." Bunun üzerine Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yazıcıyı çağırdı ve "Bismillahirrahmanirrahim yaz" dedi. Süheyl "Allah'a yemin olsun ki, ben Rahman'ın ne olduğunu bilmem. Bunun yerine, bizim yazdığımız gibi Bismikellahümme! (Allahım! Senin adınla) yaz" dedi. Bunun üzerine Müslümanlar "Allah'a yemin ederiz ki biz "Bismillahirrahmanirrahim'den başka bir şey yazmayız" dediler. Hz. Nebi "Öyle olsun, Bismikellahümme! yaz" buyurdu. Sonra Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu, Allah'ın Resulü Muhammed'in anlaşmasıdır" buyurdu. Süheyl, "Allah'a yemin olsun ki, biz senin Allah'ın Resulü olduğunu bileydik seni Beytullah'tan alıkoymaz ve seninle savaşmazdık. Sen bunun yerine Abdullah'ın oğlu Muhammed, yazdır" dedi. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah'a yeminle söylüyorum ki ben Allah'ın Resulü'yüm. Siz yalanlasanız da" buyurdu ve yazıcıya "Abdullah'ın oğlu Muhammed" yazmasını emretti. Zührı'nin şöyle dediği kaydedilir: Hz. Nebi'in onların bu isteklerini kabul etmesi, "Canım elinde olana yemin ederim ki, Allah'ın haramlarını yücelttikleri her ne isterlerse onlara vereceğim" buyurmuş olmasından dolayıdır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Süheyl'e: "Beytullah'ı tavaf etmemize izin vermeniz şartıyla" buyurdu. Süheyl "Allah'a yemin ederim ki, Arapların bizim baskına uğradığımızı konuşmaları doğru olmaz. Bu ancak gelecek yıl olabilir" dedi. Bu da böyle yazıldı. Süheyl, "Bizden biri sana gelirse, senin dininden dahi olsa onu bize iade edeceksin" dedi. Müslümanlar "Allah Allah! Müslüman olup gelen kişi müşriklere nasıl iade edilir!" dediler. Tam bu sırada Ebu Cendel İbn Süheyl İbn Amr ayağındaki bukağılarla kuş gibi sekerek geliverdi. Mekke'nin aşağısından çıkmış ve kendini Müslümanların kucağına atıvermişti. Süheyl "İşte Muhammed!" dedi, "Bize iade etmeni istediğim ilk kişi bu." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Biz anlaşmayı henüz sonuçlandırmadık" buyurdu. Süheyl "O taktirde seninle kesinlikle anlaşamam" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Buna benim için izin ver" buyurdu. Süheyl "Allah'a yemin olsun ki buna izin veremem" dedi. Hz. Nebi "Hayır, bunu yapabilirsin" buyurdu. Süheyl"A1lah'a yemin olsun ki yapamam" dedi. Mikrez, "Hayır, biz buna senin için izin veriyoruz" dedi. Ebu Cendel, "Ey Müslümanlar!" dedi, "Müslüman olup gelmişim. Yine müşriklerin eline mi bırakılacağım. Ne halde olduğumu görmüyor musunuz?" dedi. Ebu Cendel'e Allah için ne işkenceler etmişlerdi! Ömer İbnü'I-Hattab bu sahneyi şöyle anlatıyor: Hz. Nebi'in yanına geldim ve "Sen Allah'ın Nebi'i değil misin?" dedim. "Elbette" buyurdu. "Biz hak yolda, düşmanlarımız batıl yolda değil mi?" dedim. "Elbette" buyurdu. "Öyleyse dinimizi niye böyle alçaltıyoruz?" dedim. "Ben Allah'ın Resulü'yüm ve asla O'na karşı çıkacak değilim. O bana yardım edecektir" buyurdu. "Bizim Beytullah'a gelip onu tavaf edeceğimizi söylemiyor muydun?" dedim. "Elbette. Ama ben sana bu yıl geleceğiz, demiş miydim?" buyurdu. "Hayır" dedim. "(Yinesöylüyorum), Sen Beytullah'a gelecek ve onu tavaf edeceksin" buyurdu. Sonra Ebu Bekir'in yanına gittim ve "Ebu Bekir! Bu, Allah'ın Nebi'i değil mi?" dedim. "Elbette, öyle" dedi. "Biz hak yolda, düşmanlarımız batıl yolda değil mi?" dedim. "Elbette, öyle" dedi. "Öyleyse biz dinimizi niye böyle alçaltıyoruz" dedim. Bunun üzerine Ebu Bekir "Yahu!" dedi, "O Allah'ın Nebiidir. Ona asla karşı çıkmaz. Allah Ona yardım edecektir. Sen onun eteğine tutun. (Gerisini merak etme) Allah'a yemin ederim ki, O hak yoldadır." "Bize Beytullah'a gelip onu tavaf edeceğimizi söylemiyor muydu?" dedim. "Sana bu yıl geleceğini söyledi mi?" dedi. "Hayır" dedim. "(Kuşkun olmasın), Sen Beytullah'a gelecek ve onu tavaf edeceksin" dedi. Sonra ben bu yaptığımın bağışlanması için ne ibadetler ettim! Anlaşmaya konu olan yazı metnini bitirdikten sonra Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabına "Kalkıp kurban kesin ve saçlarınızı tıraş edin" buyurdu. Allah'a yemin ederim ki, onlardan tek bir kişi bile yerinden kalkmadı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sözünü tam üç kez tekrarladı. Hiç kimse yerinden kalkmayınca Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ümmü Seleme'nin yanına girip olanları ona anlattı. Ümmü Seleme, "Ey Allah'ın Nebii! Bunu gerçekten istiyor musun? Dışarı çık ve kurbanını kesip berberini çağırarak saçını tıraş ettirinceye kadar kimseyle konuşma" dedi. Bunun üzerine Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dışarı çıktı ve bunları yapıncaya kadar kimseyle konuşmadı. Kurbanını kesip saçını tıraş ettirdi. İnsanlar onu görünce kalkıp kurbanlarını kestiler ve birbirinin saçlarını kestiler. Üzüntüden neredeyse birbirini çiğneyeceklerdi. Sonra mümin kadınlar geldi ve Allah Teala, "Ey iman edenler! Mü'min kadınlar size geldiği zaman onları imtihan edin ... " [Mümtehine 10] ayetini indirdi. Ömer İbnü'I-Hattab, o gün müşrikken evli olduğu iki hanımını boşadı. Onlardan biriyle Muaviye İbn Ebu Süfyan; diğeriyle de Safvan İbn Ümeyye evlendi. Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Medine'ye döndü. Ardından Kureyşten Ebu Basir adında bir kişi Müslüman olarak geldi. Kureyşliler onu istemek için iki kişiyi Medine'ye gönderdiler. Adamlar "Bize verdiğin sözü hatırla" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Basir'i onlara teslim etti. Onu yanlarına alıp yola koyuldular: Zülhuleyfe'ye vardıklarında kendilerine ait bir hurmalıktan yemek için konaklamışlardı. Ebu Basir, adamlardan birine" Senin kılıcın bayağı keskin galiba" dedi. Diğeri kılıcı kınından çekerek "Evet, Allah'a yemin olsun ki çok keskindir. Ben bunu nice defalar birilerinde denedim" dedi. Ebu Basir "Hele ver bir bakayım" dedi. Adam kılıcını onun eline verdi. Ebu Basir kılıcı aldığı gibi adamın boynunu vurdu ve adam oracıkta buz kesiliverdi. Öteki de kaçıp Medine'ye gitti. Koşarak mescide girdi. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem onu görünce "Bu korkunç bir şey görmüş" buyurdu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gelince "Allah'a yemin ederim ki arkadaşım öldürüldü. Ben de öldürüleceğim" dedi. Ebu Basir gelerek "Ey Allah'ın Nebisi! Allah senin sözünü tutmanı sağladı. Beni onlara verdin. Sonra Allah beni onların elinden kurtardı" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Vay be bu yaman biri! Savaş başlatan adam. Bir de destekçisi olsa." buyurdu. Ebu Basir O'nun bu sözünü duyunca kendisini onlara iade edeceğini anladı ve çıkıp Seyfülbahr denilen yere giderek yerleşti. Ebu Cendel İbn Süheyl de onların elinden kaçarak Ebu Basir'e katıldı. Artık Kureyş'ten kim Müslüman olup çıksa Ebu Basır'e katılıyordu. Böylelikle onlar büyük bir grup oluşturdular. Kureyşlilerin Şama gidecek bir kervanlarının haberini aldıklarında önünü kesip kervandakileri öldürüyor ve mallarını alıyordular. Bunun üzerine Kureyş Hz. Nebi'e "Allah aşkına şunlara haber gönder de kim sana gelirse güvende olsun" diye haber yolladılar. Gerçekten Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara birini gönderdi ve Allah (c.c.) "O sizi onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra, Mekke'nin içinde onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan Haram'! ziyaretinizi ve bekletilen kurbanlarınızrn yerlerine ulaşmasını engelleyenlerdir ... O zaman inkar edenler, kalplerine taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi." [feth 24-26] ayetlerini indirdi. Onların taassubu Hz. Nebi'in gerçek Nebi olduğunu itiraf etmemeleri, Bismillahirrahmanirrahim'i tanımamaları ve Müslümanların Beytullah'ı tavaf etmelerine engel olmalarıydl.
Ebu Said el-Hudri dedi: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: "Kim Allah yolunda bir gün oruç tutarsa Allah onun yüzünü cehennem ateşinden yetmiş yıl uzaklaştırır."
Ebu Hureyre r.a.'in naklettiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Bir kimsenin parmaklarındaki boğumların her birinin her gün için sadakası vardır. Bir kimsenin hayvanına binmesine veya eşyalarını yüklemesine yardımcı olmak sadakadır. Güzel söz sadakadır, namaz kılmak üzere giderken atılan her adım sadakadır ve yol göstermek sadakadır."