

Yüce Allah'ın: "Ona hızlıca koşarak geldiler. "[Saffat, 94] buyruğu ile ilgili olarak Mücahid dedi ki: "el-Vezi'f" hızlıca koşmak demektir. Bu açıklamayı Taberı ve İbn Ebi Hatim, es-Süddi' yoluyla rivayet etmişlerdir. Dedi ki: İbrahim aleyhisselam kavminin ilahlarının yanına geri döndü. Bunların pek büyük bir salonda olduklarını gördü. Salonun kapısının tam karşısında büyükçe bir put vardı. Yanında ise yan yana dizilmiş daha küçük putlar vardı. Putların önünde de yemek bırakmışlar, döndüğümüz vakit tanrıların yemeğimize bereket katmış olduklarını göreceğiz ve biz de onları yiyeceğiz, demişlerdi. İbrahim onlara bakınca: "Yemez misiniz ne diye konuşmuyorsunuz?"[Saffat,91...] dedi. Eline bir demir alıp her bir putun iki tarafını deldi. Daha sonra da baltayı en büyük putun boynuna astıktan sonra çıkıp gitti. Geri döndüklerinde İbrahim'i (yakmak) için odun topladılar. Hatta onlardan bir kadın hastalanır, eğer Allah bana afiyet verirse andolsun İbrahim için odun toplayacağım, derdi.
Onun için çokça odun topladılar ve onu yakmak istediler. Gök, yer, dağlar ve melekler: Rabbimiz, senin Halil'in İbrahim yakılacak öyle mi, dediler. O, Onu en iyi bilen benim. Eğer sizi yardımına çağırırsa, siz de ona yardım edin, dedi. İbrahim: "Allah'ım semada bir ve tek olan sensin, yerde de yalnız başına olan benim. Yerde benden başka sana ibadet eden yoktur. Allah bana yeter, o ne güzel vekildir."
Sözkonusu edilen Zemzem bilinen Zemzem olup, durumuna dair açıklamalar Siyret-i Nebeviyye'nin baş taraflarında gelecektir. (Menakib bölümü,2. başlık, 3522 numaralı hadis. ) "Sonra İbrahim geri döndü." Şam'a döndü demektir. "Yer üzerinde akan bir pınar olacaktı" buyruğu hakkında İbnu'l-Cevzi şunları söylemektedir: Zemzem'in ortaya çıkması herhangi bir kimsenin çabası olmadan katıksız Allah'ın bir nimeti idi. Hacer'in, birikmesi için önünde havuzumsu çukur açması suretiyle bu işe beşeri gayret de karışmış oldu, o bakımdan bu kadarıyla kaldı.
"Arkadaşlar" (anlamındaki "rufka") lafzı yolculukta olsunlar, olmasınlar bir arada bulunan topluluk anlamındadır. "Cürhüm" b. Kahtan b. Amir b. Şalih b. Erfahşed b. Sam b. Nuh'dur; b. Yaktan olduğu da söylenmiştir. İbn İshak der ki: "Cürhüm ve kardeşi Katura dinlerin karışması esnasında Arapça konuşan ilk kişidir." "Onlardan Arapçayı öğrendi" ifadesinde annesinin ve babasının dilinin Arapça olmadığı ima edilmektedir. Bu ifade ile onun Arapça konuşan ilk kişi olduğunu rivayet edenlerin görüşlerinin de zayıf olduğu ortaya konulmaktadır. Bu husus İbn Abbas yoluyla gelen bir hadis olarak Hakim tarafından el-Müstedrek'te şu lafızIa zikredilmektedir: "Arapça konuşan ilk kişi İsmail'dir."
ez-Zübeyr b. Bekkar da en-Neseb adlı eserde senedi hasen bir hadiste şöyle denildiğini rivayet etmektedir: "Allah'ın, apaçık (mubin) Arapça ile dilini çözdüğü ilk kişi İsmail'dir." Bu kayıt ile her iki haber bir arada telif edilebilir. Bu durumda o’nun ilk Arapça konuşan olması, ileri derecede beyanda bulunması itibariyledir. Yoksa mutlak bir ilklik değildir. O Arapçanın esasını Cürhümlülerden öğrendikten sonra Allah da ona mubin ve fasih Arapçayı ilham etmiş ve bu Arapçayı konuşmuş demek olur. Buna İbn-i Hişam'ın eş-Şarki b. Katami'den naklettiği şu açıklama da tanıklık etmektedir: "İsmail'in Arapçası Ya'rub b. Kahtan'ın ve Himyer ve Cürhümlülerden geriye kalanların Arapçasından daha fasih idi."
Hadiste sözü geçen ilk oluşun, İbrahim aleyhisselam'ın çocukları olan diğer kardeşlerine nispet ile kayıtlı olma ihtimali de vardır. Buna göre İsmail, İbrahim'in çocukları arasında Arapça konuşan ilk kişi demektir. "Onu kendilerinden bir kadın ile evlendirdiler" ibaresinde geçen kadının adı, el-Ezrakı'nin, İbn İshak'tan naklettiğine göre Sa'd b. Usame kızı Umare'dir.
ilgili ifadeler hakkında İbnu't-TIn şunları söylemektedir: Bu, boğazlanması emredilenin İshak olduğu intibaını vermektedir. Çünkü çocuk yürüme çağına gelince, boğazlanması emredilmişti. Bu hadiste ise şöyle denilmektedir: "İbrahim İsmail'i süt•emerken bırakıp gitmiş, yanına geri döndüğünde evlenmiş idi." Eğer boğazlanması emrolunan kişi o olsaydı, bu hadiste onun süt emme ile evlenme dönemleri arasında yanına döndüğünün sözkonusu edilmesi gerekirdi.
Ancak buna şöyle cevap verilmiştir: Bu hadiste onun (arada) gelmiş olduğunu reddeden bir ifade yoktur. Onun arada gelmiş olması, oğlunu boğazlama emrini almış olmasına rağmen hadiste zikredilmemiş olması ihtimali vardır. Derim ki: İki vakit arasında gelişinden bir başka haberde söz edilmektedir. Ebu Cehm yoluyla rivayet edilen hadiste şöyle denilmektedir: "İbrahim, her ay Burak üzerinde Hacer'i ziyaret ederdi.
Sabahleyin çıkar, Mekke'ye varır, sonra da dönüp Şam'daki evinde dinlenirdi." el-Fakihı de Ali yoluyla hasen bir senedIe buna yakın bir hadis rivayet etmiş bulunmaktadır. Bu hadiste İbrahim'in, İsmail'i ve annesini burağın üzerinde ziyaret ettiği belirtilmektedir. Buna göre "İsmail evlendikten sonra İbrahim geldi" ifadesi, bundan önce defalarca tekrarlanan gelişinden sonra ... demek olur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
"Bize bir şeyler bulmak üzere Çıktı" ifadesi bize rızık bulmaya gitti, demektir. "Sonra ona geçimleri hakkında sordu." Ata b. es-Saib'in rivayetinde: "Misafire ikram edecek bir şeyin var mı?" diye sordu fazlalığı vardır. "Halimiz kötüdür, darlık ve sıkıntı içindeyiz, dedi ve ona şikayette bulundu." Ebu Cehm yoluyla gelen rivayette şöyle denilmektedir: "İbrahim ona: Ev var mı, diye sordu. İşte varı yoğu şu gördüğündür, dedi.
Geçiminiz nasıldır, diye sordu. Darlık içinde olduklarını anlatarak şunları söyledi: Yiyecek dersen yiyeceğimiz yok, koyunlara gelince çok az miktar dışında sütleri gelmiyor. Suyu diyecek olursan, işte gördüğün zorluklarla karşı karşıyayız." "Kapının eşiği" ifadesi kadından kinayedir. Ondan bu şekilde söz etmesi, kadında ona denk düşen bir takım niteliklerin bulunmasıdır.
Çünkü eşik kapıyı korur, içindekileri muhafaza eder ve eşik üzerinden gidip gelinen bir yerdir. Bundan şu hüküm anlaşılmaktadır: Kapı eşiğinin değiştirilmesi talaktan kinaye bir lafız olabilir. Mesela, ben kapımın eşiğini değiştirdim yahut evimin kapısı değiştirildi deyip, bununla talakı niyet ederek söylerse, talakı gerçekleşir. Bu açıklama bana hocamız İmam el-Bulkinı'den nakledilmiş bulunmaktadır.
Bunun mesele, Nebi (s.a.v.)'in -bize reddetmernek şartıyla- naklettiği bizden öncekilerin şeriati ile alakalı fer'i bir meseledir. "Biz hayır ve bolluk içindeyiz" ifadesi, Ebu Cehm yoluyla gelen hadiste şu şekildedir: "Allah'a hamdolsun ki en iyi bir şekilde geçiniyoruz. Sütümüz bol, etimiz bol, suyumuz da hoştur." "Allah'ım, eti de, suyu da onlar için mübarek kıl"
buyruğu İbrahim b. Nafi' yoluyla gelen rivayette şu şekildedir: "Allah'ım, yediklerini, içtiklerini onlar için bereketli kıL." Ebu'l-Kasım (s.a.v.): "Bu, İbrahim'in duası sebebiyle (hasılolan) bir berekettir" diye buyurdu. İfadenin takdiri, Mekkelilerin yediklerinde ve içtiklerinde bereket vardır, şeklindedir. "Mekke dışında, bir kimse sadece bunlarla beslenecek olursa, mutlaka ona uygun gelmezler" ifadesi ile ilgili olarak İbnu'l-Kutiyye şöyle demektedir: Bir şeyle yalnız kalmak, ona başka bir şeyi katıp karıştırmamak anlamındadır.
"Size kimse geldi mi" ifadesi Ata b. es-Saib'in rivayetinde şu şekildedir: "İsmail gelince babasının kokusunu aldı. Hanımına: Kimse geldi mi, diye sordu. O, evet, yüzü insanlar arasında en güzel, kokusu en hoş yaşlı bir adam geldi, dedi." "Büyükçe bir ağaç" daha önce geçtiği üzere annesiyle ilk gelişlerinde altında konakladıkları ağaçtır. "Babanın çocuğu ile çocuğun babası ile karşılaşırken yaptığını yaptılar." Yani birbirleriyle kucaklaştılar, Musafahalaştılar, el öpüldü ve benzeri şeyler.
"Bu taşı getirdi" Kastedilen makam(-ı İbrahim)'dir. İbrahim b. Nafi'in rivayetinde şöyle denilmektedir: "Bina yükselip de yaşlı adam taşları taşı yamayın ca Makam taşı üzerine çıktı." Osman'ın rivayet ettiği hadiste şu fazlalık vardır: "Rükün ve Makam, üzerine nazil oldu. İbrahim Makam üzerinde duruyor ve bina yapıyor, İsmail de Makamı ona yükseltiyordu. Rüknün bulunduğu yere ulaşınca o günkü yerine onu yerleştirdi. Makam da Beyt'e yapışık kaldı. İbrahim Ka'be'yi bina etme işini bitirince Cibril gelip ona bütün menasiki gösterdi. Daha sonra İbrahim, Makamlın üzerine çıkarak dedi ki: Ey insanlar! Rabbinizin davetini kabul edin. İbrahim ve İsmail o vakfe yapılan yerlerde durdular. İshak ve Sara da Beytu'l-Makdis'ten gelip, haccettiler. Daha sonra İbrahim, Şam'a geri döndü ve Şam'da vefat etti"
el-Fakihi, sahih bir senedie Mücahid yoluyla İbn Abbas'tan şöyle dediğini rivayet etmektedir: "İbrahim taşın üzerine çıkıp dedi ki: Ey insanlar, üzerinize hac yazıldı. Bu sesi erkeklerin sulblerinde ve kadınların rahimlerinde bulunan herkes işitti. İman eden ve yüce Allah'ın ilminde kıyamet gününe kadar haccedeceği bilinen kimseler, onun davetine 'lebbeyk' diyerek icabet etti."
Ebu Cehm yoluyla rivayet edilen hadiste şöyle denilmektedir: "İsmail vadiye gidip bir taş aradi. Cibril, Hacer-i Esved'i indirerek geldi. Hacer-i Esved yeri tufan kapladığında semaya kaldırılmıştı. İsmail geri gelip de Hacer-i Esved'i görünce, bu da nereden geldi, bunu sana kim getirdi, diye sordu. İbrahim: "Beni sana ve senin getireceğin taşa muhtaç bırakmayan kimse, diye cevap verdi."

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.