

Konu başlığında "çokça" kaydı konulmasından, az visal orucu tutanın bundan sakındırılmadığı anlaşılabilir. Çünkü az visal orucu tutmak, daha az zorlukla karşılaşmak demektir. Ancak sakındırmanın olmaması, o şeyin caiz olmasını gerektirmez. Hadisten anlaşıldığına göre Hz. Nebi (s.a.v.) ashabına iki gün visal orucu tutturmuştur. Hz. Nebi'in "Eğer hilal gecikseydi..." ifadesi "eğer" sözcüğünün kullanılabileceğine delil olarak getirilmiştir.
"Eğer" sözcüğünün kullanımı konusundaki yasak, şer'i konularla alakalı konuların dışında kullanıma yorulmuştur. "Size daha çok oruç tutturacaktım" yani aciz kalıp da, terk etmek suretiyle hafifletme talep edinceye kadar oruç tutturacaktım demektir. Bu şuna benzer: Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabı ile istişare yapmış ve istişare sırasında Taifin kuşatmasının kaldırılması yönünde görüş belirtmişti. Sahabe bu görüşten hoşlanmadı. O zaman Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ertesi sabah erkenden savaşmayı emretti. Savaş sırasında pek çok sahabe yaralandı, zorlukla karşılaştılar. Bunun üzerine kuşatmadan dönmek istediler. Hz. Nebi de ertesi sabah onları geri çevirdi, bu onların hoşuna gitti. Bunun ayrıntısı Megazî konusunda gelecektir.[4325. hadis.] Hz. Nebi'in Oruçlu İken Allah Tarafından Yedirilip İçirilmesinin Anlamı: "Ben gecemi Rabbim’in beni yedirip içirmesiyle geçiriyorum"
ifadesinin ne anlama geldiği konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bir görüşe göre bunun hakiki anlamı kastedilmiştir. Ona oruç tuttuğu günlerde bir ikram olarak Allah katından yiyecek ve içecek getirilirdi. İbn Battal ve onunla aynı görüşte olanlar bunu eleştirmişler ve şöyle demişlerdir: "Böyle olsaydı, Hz. Nebi visal orucu tutmamış olurdu. Yine hadiste yer alan "zaile" ifadesi bu yeme içmenin gündüz olduğunu gösterir. Şayet bu hakikat anlamında olmuş olsaydı o zaman Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem oruç tutmuş olmazdı."
Bu itiraza şu şekilde cevap verilmiştir: Rivayetlerde geçen tercihe şayan kelime "ezailü" değil "ebîtu" kelimesidir. Üstelik "ezallu" kelimesi geçmiş olsa bile, yeme içmeyi mecaz anlamına yormak, "ezallu" kelimesini mecaza yormaktan daha öncelikli değildir. Üstelik karşı tarafın söylediği kabul edilse bile bu zarar vermez. Çünkü Hz. Nebi'e keramet olarak cennet yiyecek ve İçeceğinden verilmesinde mükelleflere ait hükümler cereyan etmez. Nitekim onun göğsü altından bir kapta yıkanmıştır, oysa dünyadaki altından kapları kullanmak haramdır.
İbnül-Müneyyir el-Haşiye isimli eserinde şöyle demiştir: Dinen kişinin orucunu bozan, insanlar tarafından bilinen normal yiyecektir. Olağanüstü bir yolla örneğin cennetten gelen bir yiyecek ise bu özellikte değildir. Onu yemek, tıpkı cennet halkının yemesinde olduğu gibi ameller cinsinden değil amellerin sevabı cinsinden bir şeydir. Keramet ibadeti iptal etmez.
Diğer bazıları şöyle demiştir: Yemek ve içeceği hakikat anlamına almayı engelleyen bir durum yoktur. Bu durumda yukarıdaki itirazlara da gerek kalmaz. Sahih rivayet "gecelerim" şeklinde olduğuna göre, cennetten getirilen şeyi geceleyin yemek ve içmek Hz. Nebi'e özgü olmak üzere onun visal orucunu bozmaz. Bunu şöyle anlamak gerekir: Hz. Nebi'e "sen visal orucu tutuyorsun" denildiğinde adeta o şöyle demiştir: "Ben bu konuda sizin durumunuzda değilim. Çünkü sizden biri yiyip İçtiğinde onun visal orucu bozulur. Oysa Rab-bim beni yedirir ve İçirir, bununla benim visal orucum bozulmaz. Benim yiyecek ve içeceğim hem şekil hem de mahiyet bakımından sizinkinden farklıdır".
Çoğunluk şöyle demiştir: "Beni rabbim yedirir ve içirir" sözü mecaz olup, yeme ve içmenin sağladığı kuvvet anlamına gelir. Yani bu ifade "Rabbim beni yiyen ve içen kişinin sahip olduğu kuvvete sahip kılar. Bana yiyecek ve içecek yerine geçecek şeyi verir. Kuvvetimde bir zayıflama ve duyularda bir usanma olmaksızın türlü taatleri yapmama imkan verir" anlamına gelir. Yahut da bunun anlamı, Allah'ın onda, yemek ve suya ihtiyaç bırakmayacak bir doygunluk ve suya kanma hali yaratması, bu sayede onun açlık ve susuzluk hissetmemesidir. Bununla önceki arasındaki fark şudur: Birincide açlık ve susuzluk bulunmakla birlikte tokluk ve suya kanma durumu olmaksızın Allah'ın ona kuvvet vermesi ifade edilmekte, ikincide ise kuvvetle birlikte tokluk ve suya kanma hissi de verilmektedir. İkincisi oruç tutan kimsenin durumuna aykırı ve visal orucunun amacını ortadan kaldırdığı gerekçesiyle birinci görüş tercih edilmiştir. Çünkü orucun ruhu açlıktır.
Bu ifadenin anlamı "Rabbim, kendi azameti hakkında tefekkür etmek, kendisini müşahede ile doldurmak, marifeti ile gıdalandırmak, muhabbetini, münacaatına dalmayı ve ona yönelmeyi göz aydınlığım kılmak suretiyle beni yemek ve içmekle meşgul olmaktan uzak kılmıştır" şeklinde olabilir. İbnü'l-Kayyim bu manaya meylederek şöyle demiştir: Bu gıda, bedenlerin aldığı gıdalardan daha yüce olabilir. En ufak bir zevke ve tecrübeye sahip olan kişi, bedenin kalp ve ruh gıdası sayesinde pek çok bedenî gıdaya ihtiyaç duymadığını bilir, özellikle de talep ettiği şeyi elde etmekten dolayı sevinçli ve mutlu olan, sevdiği sebebiyle gözü aydın olan kişinin böyle olduğunu bilir.
باب: الوصال إلى السحر. 50- Seher Vaktine Kadar Visal Orucu Tutmak

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.