Allah Resu!ü'nün ashabından nakledilmiştir: Süheyl İbn Amr o gün (Hudeybiye günü) anlaşma imzaladığında Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e koştuğu şartlardan biri de şuydu: "Biz'den biri sana geldiğinde, senin dininden olsa bile onu bize iade edeceksin ve onunla bizim aramıza girmeyeceksin." Mu'minler bu şarttan rahatsız oldular ve öfkelendiler. Ama Süheyl bu şartta ısrarcı oldu. Hz. Nebi o gün Ebu Cendel'i babası Süheyl İbn Amr'a iade etti ve anlaşma süresince kendisine her kim geldiyse Müslüman olanlar da dahil hepsini iade etti. Sonra mu'min kadınlar hicret ederek Hz.Nebi'in yanına geldiler. Ümmü Gülsüm bint-i Ukbe İbn Ebı Muayt da bu gelen kadınlar arasında bulunuyordu. Henüz genç bir kızdı. Ailesi gelerek kızlarını kendilerine teslim etmesini istediler. Ama Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu onlara teslim etmedi. Çünkü Allah (c.c.): "Ey iman edenler! Mu'min kadınlar hicret ederek size geldiği zaman, onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz de onların inanmış kadınlar olduklarını öğrenirseniz onları kafirlere geri göndermeyin. Bunlar onlara helal değildir. Onlar da bunlara helal olmazlar"[Mümtehine 10] ayetini indirmişti. [-2713-] Urve şöyle anlatır: Aişe bana, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kadınları şu ayete göre imtihan ettiğini bildirmişti: "Ey Nebi! İnanmış kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, iyi işi işlemekte sana karşı gelmemek hususunda sana bey'at etmeye geldikleri zaman, bey'atlarını kabul et ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir" [Mümtehine 12] Urve, Aişe'nin şöyle dediğini nakletmiştir: Bu şartları kabul edenlere Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem sadece sözle "Senden bey'at aldım" diyordu. Allah'a yemin ederim ki, bey'at alırken O'nun eli hiçbir kadının eline dokunmamıştı.
Urve dedi ki: Bana Âişe, Rasûlüllah'ın gelen kadınları şu âyetler ile imtihan edip dener olduğunu haber verdi: îmân edenler! Mü 'min kadınlar muhacirler olarak size geldikleri zaman onları imtihan edin... Çünkü Allah çok mağfiret edici, çok merhamet eyleyicidir" kavline kadar(el-Mümtehine: 10-12). dedi ki: Âişe şöyle dedi: İşte kadınlardan her kim bu âyetteki şartı ikrar ve i'tirâf etti ise, Rasûlüllah o kadına konuşmakta olduğu bir kelâm olarak: "Ben seninle bey'at ettim "buyurdu. Allah'a yemîn ederim ki, Rasûlüllah'ın eli, bu bey'atlaşma töreninde asla hiçbir kadının eline dokunmadı. Rasûlüllah kadınlara ancak sözü ile bey'at etti
Ziyad İbn ilaka'dan nakledilmiştir: Cerir r.a.'in şöyle dediğini işitmiştim: "Ben Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bey'at ettim. Bana bütün Müslümanların iyiliğini istemeyi şart koşmuştu
Cerir İbn Abdullah r.a.'dan nakledilmiştir: Namaz kılmak, zekat vermek ve bütün Müslümanların iyiliğini istemek üzere Allah Resulü'ne bey'at ettim
Abdullah İbn Ömer r.a.'den nakledilmiştir: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Her kim aşılanmış bir hurmalık satarsa ürünü satıcıya aittir. Ancak müşteri sözleşmede şart koşarsa o başka." buyurdu. Not: Bu hadis "Alışveriş" bölümünde açıklanmıştır
Urve, Hz. Aişe'nin kendisine şöyle dediğini nakletmiştir: Berire, Aişe'ye gelerek (yaptığı) özgürlük anlaşması konusunda ondan yardım istemişti. Henüz anlaşması için hiç taksit ödememişti. Aişe ona: "Sahiplerine dön. Özgürlük bedelini senin adına ödememe ve vela hakkının bana ait olmasına razı olurlarsa bunu yapayım" dedi. Berire, Hz.Aişe'nin sözünü sahiplerine iletti. Onlar bunu kabul etmediler ve "Bunu hayrına yapmak istiyorsa yapsın. Ama vela hakkın bize ait olacaktır" dediler. Aişe bunu Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e anlattı. O da: "Sen onu satın al ve azad et. Vela hakkı azad edene aittir" buyurdu
Cabir r.a.'den nakledilmiştir: Cabir, devesinin sırtında gidiyordu. Devesi iyice yorulmuştu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona rastladı ve eliyle vurdu. Deve (birden canlandı), öyle yürüyordu ki daha önce hiç öyle yürümemişti. Sonra "Bunu bana bir ukkaya sat" buyurdu. Ben de sattım ama eve kadar beni taşımasını şart koştum. Eve gelince deveyi ona getirdim ve parasını verdi. Sonra yanından ayrıldım. Peşimden birini göndererek "Ben deveni alacak değilim. Al deveni. Bu senin malındır" buyurdu. Şu'be, Cabir'in "Allah Resulü Medine'ye kadar beni hayvanının sırtında taşıdı" dediğini nakletmiştir. İshak, Cabir'in "Medine'ye varıncaya kadar hayvanın sırtının bana ait olması şartıyla sattım" dediğini nakletmiştir. Ata, Hz. Nebi'in "(Bunu bana sat ama), Medine'ye kadar sırtı sana aittir" (Medine'ye kadar binek olarak kullanabilirsin) buyurduğunu nakletmiştir. Muhammed İbn Münkedir, "Medine'ye kadar devenin sırtını şart koştu" diye nakletmiştir. Zeyd İbn Eslem, "Dönünceye kadar sırtı sana aittir" diye nakletmiştir. Ebü'z-Zübeyr, "Medine'ye kadar sırtını sana veririz" diye nakletmiştir. A'meş, "Üzerinde ailene kadar varırsın" diye nakletmiştir. Ebu Abdullah (Buhari), "Cabir'in şart koşmuş olduğu yolundaki rivayetler daha çok ve bence daha sağlamdır" demiştir. Hz. Nebi'in deveyi kaça satın aldığı konusunda da rivayetler farklı farklıdır. Kimine göre bir okka (40 dirhem), kimine göre dört dinardır. Dört dinar da dinarın on dirheme eşit olduğuna bakılırsa bir okka demektir. Bazı raviler miktar belirtmemiştir. Bazı raviler "altın okka" demişlerdir. Bazıları "iki yüz dirhem" demişlerdir. Davud İbn Kays Hz. Nebi'in bu deveyi Tebük yolunda satın aldığını söylemiş ve "sanırım dört okkaya almıştı" demiştir. Ebu Nadra "Yirmi dinara satın aldı" demiştir. Ancak Şa'bi'nin "bir okkaya satın aldı" rivayet 'i en yaygın rivayettir
Ebu Hureyre r.a.'den nakledilmiştir: Medineli Müslümanlar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Atları bizimle kardeşlerimiz arasında paylaştırsan" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Olmaz" buyurdu. Bunun üzerine onlar muhacirler "Siz çalışmada bize yardım edersiniz. Biz de üründe sizi ortak kılarız" dediler. Muhacirler onların bu teklifini kabul ederek "İşittik ve itaat ettik" dediler
Abdullah b. Ömer r.a.'den nakledilmiştir: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hayber'deki tarlaları, çalışarak ekip dikmeleri ve çıkan ürünün yarısını almalarını şart koşarak Yahudilerin elinde bıraktı
Ukbe bin Amir (r.a.)'den nakledilmiştir: Allah Resulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Yerine getirmenize en layık şart, namusları kendinize helal kılmanızı sağlayan (evlilik sözleşmesinde koşulan) şartlardır" buyurmuştur. Tekrar:
5151 Diğer tahric: Tirmizî, Nikah: 54; Nesâî, Nikah: 42
Rafi İbn Hadlc r.a.'den nakledilmiştir: Medineli Müslümanlar içinde en çok bizim tarlamız vardı ve biz, tarlalarımızı kiraya verirdik. (Kimilerimiz tarlasını kiraya verirken "Şurası sana aittir, burası bana aittir" diye şart koşardı ama bazen tarlanın bir kısmı ürün verirken kalan kısmı ürün vermeyebiliyordu. Böyle yapmamız yasaklandı. Ama gümüş karşılığı kiraya vermemiz yasaklanmadı. Not: Parantez içindeki ifade hadisin diğer rivayetlerinden alınmıştır.
Ebu Hureyre r.a.'den nakledilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Şehirli, köylünün adına satmasın (simsarlık yapmayın). Satış kızıştırmayın. Kardeşinizin alış fiyatını yükseltmeyin. Kardeşinizin talip olduğu kıza siz de talip olmayın. Bir kadın, kabını ağzına kadar doldurmak için kardeşinin (ortak olacağı kadının) boşanmasını istemesin" buyurmuştur.
Ebu Hureyre'den ve Zeyd İbn Halid el-Cüheni'den naklediImiştir: Bir bedevi Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! Allah'a and veriyorum. Allah'ın Kitabı'yla benim için hüküm vereceksin" dedi. Öteki şahıs -ki ilkinden daha anlayışlıydı- "Evet, aramızda Allah'ın Kitabı'na göre hüküm ver ve müsaade et, sözümü söyleyeyim" dedi. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Söyle" buyurdu. Adam dedi ki: "Oğlum bunun yanında işçiydi. Hanımıyla zina etmiş. Bana oğlumun recmedilmesi gerektiği haber verildi. Ben de onu kurtarmak için yüz koyun ve bir cariye verdim. Sonra bilenlere sordum. Onlar oğlumun cezasının yüz sopa ve bir yıl sürgün olduğunu, bunun karısının cezasının ise recmedilmek olduğunu söylediler." Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Canım elinde olan'a yemin ederim ki, sizin aranızda Allah'ın Kitabı'na göre hükmedeceğim. Cariye ve yüz koyun sana geri verilecek. Oğluna yüz sopa vurulacak ve bir yıl sürgün edilecek" buyurdu. Sonra "Üneys! Şu adamın karısına yarın sabah git ve sor: İtiraf ederse onu recm et" dedi. Uneys ertesi sabah kadının yanına gitti ve kadın zina ettiğini itiraf etti. Bunun üzerine kadın, Allah Resulü'nün emriyle recmedildi. Diğer tahric: Tirmizi Hudud; Müslim, Hudud
Ebu Hureyre'den ve Zeyd İbn Halid el-Cüheni'den naklediImiştir: Bir bedevi Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! Allah'a and veriyorum. Allah'ın Kitabı'yla benim için hüküm vereceksin" dedi. Öteki şahıs -ki ilkinden daha anlayışlıydı- "Evet, aramızda Allah'ın Kitabı'na göre hüküm ver ve müsaade et, sözümü söyleyeyim" dedi. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Söyle" buyurdu. Adam dedi ki: "Oğlum bunun yanında işçiydi. Hanımıyla zina etmiş. Bana oğlumun recmedilmesi gerektiği haber verildi. Ben de onu kurtarmak için yüz koyun ve bir cariye verdim. Sonra bilenlere sordum. Onlar oğlumun cezasının yüz sopa ve bir yıl sürgün olduğunu, bunun karısının cezasının ise recmedilmek olduğunu söylediler." Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Canım elinde olan'a yemin ederim ki, sizin aranızda Allah'ın Kitabı'na göre hükmedeceğim. Cariye ve yüz koyun sana geri verilecek. Oğluna yüz sopa vurulacak ve bir yıl sürgün edilecek" buyurdu. Sonra "Üneys! Şu adamın karısına yarın sabah git ve sor: İtiraf ederse onu recm et" dedi. Uneys ertesi sabah kadının yanına gitti ve kadın zina ettiğini itiraf etti. Bunun üzerine kadın, Allah Resulü'nün emriyle recmedildi. Diğer tahric: Tirmizi Hudud; Müslim, Hudud
Abdülvahid İbn Eymen babasından nakletmiştir: Aişe'nin yanına girmiştim. Bana şöyle anlattı: Berire mükatep iken yanıma geldi ve "Ey müminlerin annesi! Beni satın aL. Sahiplerim beni satacaklar. (Bari sen al da) beni azat ediver" dedi. Hz. Aişe "Olur" dedi. Berire "Ama sahiplerim beni ancak vela hakkım kendilerine ait olmak şartıyla satıyorlar" dedi. Bunun üzerine Aişe "Benim sana bir ihtiyacım yok" dedi. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun bu sözünü duydu ve "Berire'yle ilgili durum nedir?" diye sordu. (Durumu öğrendikten sonra) "Sen onu satın al ve azat et. Onları da bırak diledikleri şartı koşsunlar" buyurdu. Aişe diyor ki: Ben onu satın alıp azat ettim. Sahipleri de onun vela hakkının kendilerine ait olmasını şart koştular. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Vela hakkı, azat edene aittir. Onlar isterse yüz şart koşsunlar" buyurdu. Not: Bu hadis "Azat Etme" konusunda ayrıntılı olarak açıklanmıştır.
Ebu Hureyre r.a.'den nakledilmiştir: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şehre gelen köylüleri karşılamayı, şehirde oturanın bedevinin malını onun adına satmasını, bir kadının (evliliği kabul etmek için) kardeşinin boşanması şartını koşmasını veya kişinin kardeşinin pazarlığı üzerine pazarlık etmesini yasakladı. Müşteri kızıştırmayı ve satılık hayvanın sütünü sağmayıp memesinde biriktirmeyi de yasakladı.
Abdullah İbn Abbas r.a.'dan nakledilmiştir: Bana Ubeyy İbn Ka'b şöyle söylemişti: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Musa Nebi'in kıssasını anlatıyordu. Adam (Hızır) "Sen benimle birlikte olmaya dayanamazsın, dememiş miydim?" [Kehf 67] dedi. İlki (gemi delme olayına itirazı) unutmaydı; ikincisi (çocuğu öldürmesine itiraz etmesi) şarttı (yani bu kez Musa "Daha sana bir şey (sorarsam benden ayrıl" [ Kehf 76] diyerek şart koşmuştu), üçüncüsü (yani duvarı ücret almadan yapmasına itiraz etmesi) de kasıttı. Musa "Unuttuğum bir şeyle beni sorumlu tutma ve bana taşıyamayacağım yükü yükleme'' [Kehf 73] dedi. "Bir çocukla karşılaşmışlardı da adam onu öldürmüştü. "[Kehf 74] "Yola devam ettiler.,. Yıkılmak üzere olan bir duvara rastladılar ve adam duvarı kaldırıverdi".[Kehf 77] İbn Abbas bu ayetleri okudu. "Önlerinde bir kral vardı.. "[Kehf 79]
Hz. Aişe'den nakledilmiştir: Berire bana gelerek "Ben her yıl bir okka vermek üzere dokuz okka karşılığında sahiplerimle özgürlük anlaşması yaptım. Bana yardım eder misin ?" dedi. Ben de "Bu parayı onlara hazırlamam durumunda ve la hakkının bana ait olmasına razı olurlarsa yaparım" dedim. Berire gidip sahiplerine bu şartımı iletti. Kabul etmediler. Onların yanından geldi. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem oturuyordu. Dedi ki "Bu teklifini onlara ilettim ama vela hakkının kendilerinde kalması konusunda ısrarcı oldular" dedi. Ben de durumu Hz. Nebi'e bildirdim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Onu al ve onların vela hakkı şartını kabul et. Vela hakkı azat edene aittir" buyurdu. Sonra Allah Resulü insanların arasında minbere çıkarak Allah'a hamd ü sena ettikten sonra "Birilerine ne oluyor ki Allah'ın kitabında yeri olmayan şartlar koşuyorlar. Allah'ın kitabında yeri olmayan bütün şartlar geçersizdir, yüz şart bile olsa. Allah'ın hükmü uyulmaya daha layıktır. Allah'ın şartı daha sağlamdır. Vela hakkı azat edene aittir" buyurdu.
Abdullah İbn Ömer r.a.'den nakledilmiştir: Hayber halkı Abdullah İbn Ömer'in elini ve ayağını kırınca Hz. Ömer şu konuşmayı yapmıştı: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hayber Yahudileri ile malları karşılığında bir anlaşma yaparak "Allah onları yerlerinde bıraktığı sürece biz de onları yerlerinde bırakırız" buyurmuştu. Abdullah İbn Ömer oradaki hurmalığına gidince geceleyin saldırıya uğradı ve eli-ayağı kırıldı. Bizim orada onlardan başka düşmanımız yoktur. Bizim düşmanımız ve kuşkulandığımız kişiler onlardır. Ben onların sürgün edilmesi görüşündeyim, " Ömer bu konuşmayı yapınca Ebu'l-Hukayk oğullarından biri gelerek "Ey mu'minierin emiri! Muhammed, bizim burada kalmamıza müsaade edip mallarımız karşılığında bizimle anlaştığı ve bize bunu şart koştuğu halde sen bizi buradan çıkartacak mısın?" dedi. Ömer "Sen, Allah Resulü'nün "Hayber'den çıkartıldığın zaman dişi deven .seni her gece oraya buraya koşturduğunda halin nice olacak!" buyurduğunu unuttuğumu mu sanıyorsun?" dedi. Adam "Bu, Ebu'l-Kasım'ın (Muhammed'in) yaptığı küçük bir şakaydı" dedi. Ömer "Yalan söylüyorsun, Allah'ın düşmanı!" dedi. Onları sürgün etti ve onlara sahip oldukları hurmaların değeri kadar mal, deve, deve palanı, ip vb. eşyalar verdi.
Misver İbn Mahreme ve Mervan'dan nakledilmiş ve her ikisi de birbirinin sözünü doğrulamıştır: Hudeybiye gününde Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem yola çıkmıştı. Bir yol ayrımına geldiklerinde "Halid İbn Velid, Kureyş'in atlı birlikleriyle Gamfm mevkiinde bulunuyor. Sağdan gidelim" buyurdu. Allah'a yemin ederim ki Halid, bir anda Müslüman ordusunun çıkardığı toz bulutuyla karşılaştı. Kureyş'i uyarmak için hemen atlarını topukladılar. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de yoluna devam ederek Mekke'ye inilen tepeye gelince devesi çöktü. Ashab deveyi yerinden kaldırmaya çabaladılar ama başaramayıp "Kusva yorulmuş" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Kusva yorulmaz, bu onun yapageldiği bir şey değil. Fil ordusunu Mekke'ye sokmayan güç onu da sokmadı" buyurdu. Sonra: "Canım elinde olan'a yemin ederim ki, Allah'ın Mukaddes kıldığı mekanlarını yücelttikleri her ne isterlerse onlara vereceğim" buyurdu. Sonra devesini çekip kaldırdı. Topluluktan ayrılıp küçük bir su birikintisinin bulunduğu bir eşiğe indi. Ashabı da oradan azar azar su alıyorlardı. Derken ne kadar su varsa hepsini çekip bitirdiler. Sonra Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e susuz olduklarını ilettiler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, sadağından bir ok alıp onu su'yun çıktığı yere koymalarını emretti. Allah'a yemin ederim ki onlar tamamen su'ya kanıncaya kadar su kaynamaya devam etti. Onlar bu halde iken Huzaalı Büdeyl İbn Zerka, kavminden bir grupla çıkageldi. Bunlar, Tihame halkından Hz. Nebi'in güvendiği kişilerdi. Dedi ki: "Ben geride Ka'b İbn Luey'i ve Amir İbn Luey'i gördüm. Hudeybiye’deki su kaynaklarını tutmuşlar, yanlarında da yeni doğum yapmış süt!ü develeri var. Seninle savaşacaklar ve Mekke'ye girmene izin vermeyecekler" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Biz buraya kimseyle savaşmak için gelmedik. Umre yapmak amacıyla geldik. Kureyş savaşmaktan yoruldu ve zayıf düştü. Dilerlerse bir süreliğine onlarla anlaşma yapalım ve benimle insanları baş başa bıraksınlar. Ben başarısız olursam, onlar insanların girmek istediği bu dine girmek isterlerse girerler. Yok eğer istemezlerse de bu süre zarfında dinlenmiş olurlar. Bu anlaşmayı kabul etmeyecek olurlarsa canımı elinde tutan Allah'a yemin ederim ki başım bedenimden ayrılıncaya kadar bu dava uğruna onlarla savaşırım. Kuşkusuz Allah davasını yürütecektir" buyurdu. Büdeyl, "Bu sözünü onlara ileteceğim" diyerek ayrılıp Kureyş'le görüşmek üzere gitti. Kureyş'e şöyle dedi:. "Biz şu adamın yanından geliyoruz, bazı sözler söylediğini duyduk. İsterseniz duyduklarımızı size söyleriz" dedi. Kureyş'ten ayak takımından kimseler: "Onlar hakkında bize bir haber vermenize gerek yok" dediler. Ancak Kureyş'in akıllı ve tecrübelileri: "Duyduklarını söyle bakalım" dediler. O da "Şöyle şöyle diyor" diyerek Hz. Nebi'in sözünü onlara aktardı. Bunun üzerine Urve İbn Mesud es-Sakafi: "Kavmim!" dedi, "Siz beni baba gibi sevmez misiniz?" "Elbette" dediler. "Ben sizin iyiliğinizi isteyen oğlunuz yerinde değil miyim?" dedi. "Elbette" dediler. "(Görüşümü söylersem) beni suçlar mısınız?" dedi. "Hayır" dediler. "Bilmez misiniz ki ben Ukazlıları savaşa davet etmiştim de onlar katılmaktan kaçınmışlardı. Ben de ailemi, çocuklarımı ve sözümü tutanları alıp sizin yanınıza gelmiştirn" dedi. "Bilmez olur muyuz?" dediler. "Bu adam size güzel bir öneri sunuyor. Dediğini kabul edin ve bana müsaade edin de onun yanına bir gideyim" dedi. "Var git" dediler. (Gitti ve) Hz. Nebi'le konuşmaya başladı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Büdeyl'e söylediğine yaklaşık şeyleri ona da söyledi. O zaman Urve: "Muhammed!" dedi, "Diyelim ki kavminin kökünü kazıdın. Araplardan hiç kimsenin kavminin kökünü kazıdığını duydun mu? Şayet diğeri olursan ki Allah'a yemin ederim ben burada tanıdık yüzler göremiyorum. Kaçacak ve seni ortalık yerde bırakacak kalabalıklar görüyorum" dedi. Ebu Bekir, kendini tutamayarak "lat'ın bilmem neresini somurasıca! Biz hiç kaçar da onu ortalık yerde bırakır mıyız?" deyiverdi. Urve, "Bunu söyleyen de kim!" dedi. "Ebu Bekir" dediler. Urve "Şayet sana minnet borçlu olduğum iyiliğin olmayaydı senin cevabını verirdim" dedi ve Hz. Nebi'le konuşmaya devam etti. Bir şey söyledikçe sakalını tutuyordu. Muğire İbn Şu'be de, kılıcı elinde ve başında miğfer Hz. Nebi'in yanı başında duruyordu. Urve, elini Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sakalına uzattıkça Muğire kılıcın kınını onun eline vurarak "Elini Allah Resulü'nün sakalından çek" diyordu. Urve başını kaldırarak "Bu da kim?" dedi. "Muğire İbn Şu'be" dediler. Urve "Seni gaddar!" dedi, "Başın dara düştüğünde sana yardım eden ben değil miydim?" (Muğire, Müslüman olmadan önce bir toplulukla birlikte yolculuk etmiş ve onları öldürerek mallarını almıştı. Sonra da gelip Müslüman olmuştu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Müslümanlığını kabul ederim ama borcun için yapacağım bir şey yok" buyurmuştu.) Sonra Urve, Hz. Nebi'in arkadaşlarını gözüyle şöyle bir süzdü. Allah'a yemin olsun ki Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tükürse tükürüğü onlardan birinin eline düşüyor, o da onu yüzüne ve derisine sürüyordu. Bir şey yapmalarını emretse hemencecik yapıveriyorlardı. Abdest alsa abdest suyu için birbiriyle neredeyse kavgaya tutuşuyorlardı. Onun yanında konuştuklarında seslerini kısıyorlardı ve O'na duydukları saygıdan dolayı yüzüne bakamıyorlardı. Urve, arkadaşlarının yanına döndü ve "Ey kavmim!" dedi, "Bir çok kralın yanında elçi olarak bulundum, Kayser'in, Kisra'nın ve Necaşi'nin yanında bulundum. Ama Allah'a yemin olsun ki, Muhammed'in arkadaşlarının Muhammed'i yücelttiği gibi, hiçbir hükümdarın kendi adamlarından böylesine saygı gördüğünü ve yüceltildiğini görmedim. Allah'a yemin ederim ki, Muhammed tükürse tükürüğü onlardan birinin eline düşüyor ve onu yüzüne ve derisine sürüyor. Onlara bir emir verdi mi derhal yapıyorlar. Abdest aldığı zaman abdest suyu için neredeyse birbirini çiğneyecek oluyorlar. Onun yanında konuşurlarken seslerini kısıyorlar ve O'na duydukları saygıdan dolayı yüzüne bakamıyorlar. O size güzel bir anlaşma önermiş. Bana kalırsa onun bu teklifini kabul edin." Kinane oğullarından biri "Müsaade edin de ben de gidip bir göreyirn" dedi. "Git bakalım" dediler. Hz. Nebi'e ve arkadaşlarına gözükünce Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bu falanca kişidir. Bunun kavmi kurbanlık deveye saygı duyar. Ona şu deveyi gönderin" buyurdu. Deve gönderildi ve insanlar onu telbiyelerle karşıladılar. Adam bunu görünce "Subhanallah, Allah Allah!" dedi, "Bunların Beytullah'tan alıkonulması doğru değiL." Arkadaşlarının yanına dönünce "Develerin kurban edilmek için işaretlendiğini gördüm. Ben bunların Beytullah'tan alıkonulmasını uygun bulmuyorum" dedi. Aralarından Mikrez İbn Hafs adında bir adam ayağa kalkarak "Bana da müsaade edin. Bir de gidip ben göreyirn" dedi. "Haydi, sen de git" dediler. Adam onlara gözükünce Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bu Mikrez. İşe yaramaz biridir" dedi. Adam Hz. Nebi'le konuşmaya başladı. Onlar konuşurlarken Süheyl İbn Amr çıkageldi. Süheyl gelince Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "İşiniz kolaylaştı" buyurdu. Zührı'nin rivayetine göre "Süheyl gelince "Gelin aramızda bir barış anlaşması imzalayalım" dedi." Bunun üzerine Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yazıcıyı çağırdı ve "Bismillahirrahmanirrahim yaz" dedi. Süheyl "Allah'a yemin olsun ki, ben Rahman'ın ne olduğunu bilmem. Bunun yerine, bizim yazdığımız gibi Bismikellahümme! (Allahım! Senin adınla) yaz" dedi. Bunun üzerine Müslümanlar "Allah'a yemin ederiz ki biz "Bismillahirrahmanirrahim'den başka bir şey yazmayız" dediler. Hz. Nebi "Öyle olsun, Bismikellahümme! yaz" buyurdu. Sonra Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu, Allah'ın Resulü Muhammed'in anlaşmasıdır" buyurdu. Süheyl, "Allah'a yemin olsun ki, biz senin Allah'ın Resulü olduğunu bileydik seni Beytullah'tan alıkoymaz ve seninle savaşmazdık. Sen bunun yerine Abdullah'ın oğlu Muhammed, yazdır" dedi. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah'a yeminle söylüyorum ki ben Allah'ın Resulü'yüm. Siz yalanlasanız da" buyurdu ve yazıcıya "Abdullah'ın oğlu Muhammed" yazmasını emretti. Zührı'nin şöyle dediği kaydedilir: Hz. Nebi'in onların bu isteklerini kabul etmesi, "Canım elinde olana yemin ederim ki, Allah'ın haramlarını yücelttikleri her ne isterlerse onlara vereceğim" buyurmuş olmasından dolayıdır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Süheyl'e: "Beytullah'ı tavaf etmemize izin vermeniz şartıyla" buyurdu. Süheyl "Allah'a yemin ederim ki, Arapların bizim baskına uğradığımızı konuşmaları doğru olmaz. Bu ancak gelecek yıl olabilir" dedi. Bu da böyle yazıldı. Süheyl, "Bizden biri sana gelirse, senin dininden dahi olsa onu bize iade edeceksin" dedi. Müslümanlar "Allah Allah! Müslüman olup gelen kişi müşriklere nasıl iade edilir!" dediler. Tam bu sırada Ebu Cendel İbn Süheyl İbn Amr ayağındaki bukağılarla kuş gibi sekerek geliverdi. Mekke'nin aşağısından çıkmış ve kendini Müslümanların kucağına atıvermişti. Süheyl "İşte Muhammed!" dedi, "Bize iade etmeni istediğim ilk kişi bu." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Biz anlaşmayı henüz sonuçlandırmadık" buyurdu. Süheyl "O taktirde seninle kesinlikle anlaşamam" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Buna benim için izin ver" buyurdu. Süheyl "Allah'a yemin olsun ki buna izin veremem" dedi. Hz. Nebi "Hayır, bunu yapabilirsin" buyurdu. Süheyl"A1lah'a yemin olsun ki yapamam" dedi. Mikrez, "Hayır, biz buna senin için izin veriyoruz" dedi. Ebu Cendel, "Ey Müslümanlar!" dedi, "Müslüman olup gelmişim. Yine müşriklerin eline mi bırakılacağım. Ne halde olduğumu görmüyor musunuz?" dedi. Ebu Cendel'e Allah için ne işkenceler etmişlerdi! Ömer İbnü'I-Hattab bu sahneyi şöyle anlatıyor: Hz. Nebi'in yanına geldim ve "Sen Allah'ın Nebi'i değil misin?" dedim. "Elbette" buyurdu. "Biz hak yolda, düşmanlarımız batıl yolda değil mi?" dedim. "Elbette" buyurdu. "Öyleyse dinimizi niye böyle alçaltıyoruz?" dedim. "Ben Allah'ın Resulü'yüm ve asla O'na karşı çıkacak değilim. O bana yardım edecektir" buyurdu. "Bizim Beytullah'a gelip onu tavaf edeceğimizi söylemiyor muydun?" dedim. "Elbette. Ama ben sana bu yıl geleceğiz, demiş miydim?" buyurdu. "Hayır" dedim. "(Yinesöylüyorum), Sen Beytullah'a gelecek ve onu tavaf edeceksin" buyurdu. Sonra Ebu Bekir'in yanına gittim ve "Ebu Bekir! Bu, Allah'ın Nebi'i değil mi?" dedim. "Elbette, öyle" dedi. "Biz hak yolda, düşmanlarımız batıl yolda değil mi?" dedim. "Elbette, öyle" dedi. "Öyleyse biz dinimizi niye böyle alçaltıyoruz" dedim. Bunun üzerine Ebu Bekir "Yahu!" dedi, "O Allah'ın Nebiidir. Ona asla karşı çıkmaz. Allah Ona yardım edecektir. Sen onun eteğine tutun. (Gerisini merak etme) Allah'a yemin ederim ki, O hak yoldadır." "Bize Beytullah'a gelip onu tavaf edeceğimizi söylemiyor muydu?" dedim. "Sana bu yıl geleceğini söyledi mi?" dedi. "Hayır" dedim. "(Kuşkun olmasın), Sen Beytullah'a gelecek ve onu tavaf edeceksin" dedi. Sonra ben bu yaptığımın bağışlanması için ne ibadetler ettim! Anlaşmaya konu olan yazı metnini bitirdikten sonra Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabına "Kalkıp kurban kesin ve saçlarınızı tıraş edin" buyurdu. Allah'a yemin ederim ki, onlardan tek bir kişi bile yerinden kalkmadı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sözünü tam üç kez tekrarladı. Hiç kimse yerinden kalkmayınca Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ümmü Seleme'nin yanına girip olanları ona anlattı. Ümmü Seleme, "Ey Allah'ın Nebii! Bunu gerçekten istiyor musun? Dışarı çık ve kurbanını kesip berberini çağırarak saçını tıraş ettirinceye kadar kimseyle konuşma" dedi. Bunun üzerine Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dışarı çıktı ve bunları yapıncaya kadar kimseyle konuşmadı. Kurbanını kesip saçını tıraş ettirdi. İnsanlar onu görünce kalkıp kurbanlarını kestiler ve birbirinin saçlarını kestiler. Üzüntüden neredeyse birbirini çiğneyeceklerdi. Sonra mümin kadınlar geldi ve Allah Teala, "Ey iman edenler! Mü'min kadınlar size geldiği zaman onları imtihan edin ... " [Mümtehine 10] ayetini indirdi. Ömer İbnü'I-Hattab, o gün müşrikken evli olduğu iki hanımını boşadı. Onlardan biriyle Muaviye İbn Ebu Süfyan; diğeriyle de Safvan İbn Ümeyye evlendi. Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Medine'ye döndü. Ardından Kureyşten Ebu Basir adında bir kişi Müslüman olarak geldi. Kureyşliler onu istemek için iki kişiyi Medine'ye gönderdiler. Adamlar "Bize verdiğin sözü hatırla" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Basir'i onlara teslim etti. Onu yanlarına alıp yola koyuldular: Zülhuleyfe'ye vardıklarında kendilerine ait bir hurmalıktan yemek için konaklamışlardı. Ebu Basir, adamlardan birine" Senin kılıcın bayağı keskin galiba" dedi. Diğeri kılıcı kınından çekerek "Evet, Allah'a yemin olsun ki çok keskindir. Ben bunu nice defalar birilerinde denedim" dedi. Ebu Basir "Hele ver bir bakayım" dedi. Adam kılıcını onun eline verdi. Ebu Basir kılıcı aldığı gibi adamın boynunu vurdu ve adam oracıkta buz kesiliverdi. Öteki de kaçıp Medine'ye gitti. Koşarak mescide girdi. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem onu görünce "Bu korkunç bir şey görmüş" buyurdu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gelince "Allah'a yemin ederim ki arkadaşım öldürüldü. Ben de öldürüleceğim" dedi. Ebu Basir gelerek "Ey Allah'ın Nebisi! Allah senin sözünü tutmanı sağladı. Beni onlara verdin. Sonra Allah beni onların elinden kurtardı" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Vay be bu yaman biri! Savaş başlatan adam. Bir de destekçisi olsa." buyurdu. Ebu Basir O'nun bu sözünü duyunca kendisini onlara iade edeceğini anladı ve çıkıp Seyfülbahr denilen yere giderek yerleşti. Ebu Cendel İbn Süheyl de onların elinden kaçarak Ebu Basir'e katıldı. Artık Kureyş'ten kim Müslüman olup çıksa Ebu Basır'e katılıyordu. Böylelikle onlar büyük bir grup oluşturdular. Kureyşlilerin Şama gidecek bir kervanlarının haberini aldıklarında önünü kesip kervandakileri öldürüyor ve mallarını alıyordular. Bunun üzerine Kureyş Hz. Nebi'e "Allah aşkına şunlara haber gönder de kim sana gelirse güvende olsun" diye haber yolladılar. Gerçekten Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara birini gönderdi ve Allah (c.c.) "O sizi onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra, Mekke'nin içinde onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan Haram'! ziyaretinizi ve bekletilen kurbanlarınızrn yerlerine ulaşmasını engelleyenlerdir ... O zaman inkar edenler, kalplerine taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi." [feth 24-26] ayetlerini indirdi. Onların taassubu Hz. Nebi'in gerçek Nebi olduğunu itiraf etmemeleri, Bismillahirrahmanirrahim'i tanımamaları ve Müslümanların Beytullah'ı tavaf etmelerine engel olmalarıydl.
Misver İbn Mahreme ve Mervan'dan nakledilmiş ve her ikisi de birbirinin sözünü doğrulamıştır: Hudeybiye gününde Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem yola çıkmıştı. Bir yol ayrımına geldiklerinde "Halid İbn Velid, Kureyş'in atlı birlikleriyle Gamfm mevkiinde bulunuyor. Sağdan gidelim" buyurdu. Allah'a yemin ederim ki Halid, bir anda Müslüman ordusunun çıkardığı toz bulutuyla karşılaştı. Kureyş'i uyarmak için hemen atlarını topukladılar. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de yoluna devam ederek Mekke'ye inilen tepeye gelince devesi çöktü. Ashab deveyi yerinden kaldırmaya çabaladılar ama başaramayıp "Kusva yorulmuş" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Kusva yorulmaz, bu onun yapageldiği bir şey değil. Fil ordusunu Mekke'ye sokmayan güç onu da sokmadı" buyurdu. Sonra: "Canım elinde olan'a yemin ederim ki, Allah'ın Mukaddes kıldığı mekanlarını yücelttikleri her ne isterlerse onlara vereceğim" buyurdu. Sonra devesini çekip kaldırdı. Topluluktan ayrılıp küçük bir su birikintisinin bulunduğu bir eşiğe indi. Ashabı da oradan azar azar su alıyorlardı. Derken ne kadar su varsa hepsini çekip bitirdiler. Sonra Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e susuz olduklarını ilettiler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, sadağından bir ok alıp onu su'yun çıktığı yere koymalarını emretti. Allah'a yemin ederim ki onlar tamamen su'ya kanıncaya kadar su kaynamaya devam etti. Onlar bu halde iken Huzaalı Büdeyl İbn Zerka, kavminden bir grupla çıkageldi. Bunlar, Tihame halkından Hz. Nebi'in güvendiği kişilerdi. Dedi ki: "Ben geride Ka'b İbn Luey'i ve Amir İbn Luey'i gördüm. Hudeybiye’deki su kaynaklarını tutmuşlar, yanlarında da yeni doğum yapmış süt!ü develeri var. Seninle savaşacaklar ve Mekke'ye girmene izin vermeyecekler" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Biz buraya kimseyle savaşmak için gelmedik. Umre yapmak amacıyla geldik. Kureyş savaşmaktan yoruldu ve zayıf düştü. Dilerlerse bir süreliğine onlarla anlaşma yapalım ve benimle insanları baş başa bıraksınlar. Ben başarısız olursam, onlar insanların girmek istediği bu dine girmek isterlerse girerler. Yok eğer istemezlerse de bu süre zarfında dinlenmiş olurlar. Bu anlaşmayı kabul etmeyecek olurlarsa canımı elinde tutan Allah'a yemin ederim ki başım bedenimden ayrılıncaya kadar bu dava uğruna onlarla savaşırım. Kuşkusuz Allah davasını yürütecektir" buyurdu. Büdeyl, "Bu sözünü onlara ileteceğim" diyerek ayrılıp Kureyş'le görüşmek üzere gitti. Kureyş'e şöyle dedi:. "Biz şu adamın yanından geliyoruz, bazı sözler söylediğini duyduk. İsterseniz duyduklarımızı size söyleriz" dedi. Kureyş'ten ayak takımından kimseler: "Onlar hakkında bize bir haber vermenize gerek yok" dediler. Ancak Kureyş'in akıllı ve tecrübelileri: "Duyduklarını söyle bakalım" dediler. O da "Şöyle şöyle diyor" diyerek Hz. Nebi'in sözünü onlara aktardı. Bunun üzerine Urve İbn Mesud es-Sakafi: "Kavmim!" dedi, "Siz beni baba gibi sevmez misiniz?" "Elbette" dediler. "Ben sizin iyiliğinizi isteyen oğlunuz yerinde değil miyim?" dedi. "Elbette" dediler. "(Görüşümü söylersem) beni suçlar mısınız?" dedi. "Hayır" dediler. "Bilmez misiniz ki ben Ukazlıları savaşa davet etmiştim de onlar katılmaktan kaçınmışlardı. Ben de ailemi, çocuklarımı ve sözümü tutanları alıp sizin yanınıza gelmiştirn" dedi. "Bilmez olur muyuz?" dediler. "Bu adam size güzel bir öneri sunuyor. Dediğini kabul edin ve bana müsaade edin de onun yanına bir gideyim" dedi. "Var git" dediler. (Gitti ve) Hz. Nebi'le konuşmaya başladı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Büdeyl'e söylediğine yaklaşık şeyleri ona da söyledi. O zaman Urve: "Muhammed!" dedi, "Diyelim ki kavminin kökünü kazıdın. Araplardan hiç kimsenin kavminin kökünü kazıdığını duydun mu? Şayet diğeri olursan ki Allah'a yemin ederim ben burada tanıdık yüzler göremiyorum. Kaçacak ve seni ortalık yerde bırakacak kalabalıklar görüyorum" dedi. Ebu Bekir, kendini tutamayarak "lat'ın bilmem neresini somurasıca! Biz hiç kaçar da onu ortalık yerde bırakır mıyız?" deyiverdi. Urve, "Bunu söyleyen de kim!" dedi. "Ebu Bekir" dediler. Urve "Şayet sana minnet borçlu olduğum iyiliğin olmayaydı senin cevabını verirdim" dedi ve Hz. Nebi'le konuşmaya devam etti. Bir şey söyledikçe sakalını tutuyordu. Muğire İbn Şu'be de, kılıcı elinde ve başında miğfer Hz. Nebi'in yanı başında duruyordu. Urve, elini Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sakalına uzattıkça Muğire kılıcın kınını onun eline vurarak "Elini Allah Resulü'nün sakalından çek" diyordu. Urve başını kaldırarak "Bu da kim?" dedi. "Muğire İbn Şu'be" dediler. Urve "Seni gaddar!" dedi, "Başın dara düştüğünde sana yardım eden ben değil miydim?" (Muğire, Müslüman olmadan önce bir toplulukla birlikte yolculuk etmiş ve onları öldürerek mallarını almıştı. Sonra da gelip Müslüman olmuştu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Müslümanlığını kabul ederim ama borcun için yapacağım bir şey yok" buyurmuştu.) Sonra Urve, Hz. Nebi'in arkadaşlarını gözüyle şöyle bir süzdü. Allah'a yemin olsun ki Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tükürse tükürüğü onlardan birinin eline düşüyor, o da onu yüzüne ve derisine sürüyordu. Bir şey yapmalarını emretse hemencecik yapıveriyorlardı. Abdest alsa abdest suyu için birbiriyle neredeyse kavgaya tutuşuyorlardı. Onun yanında konuştuklarında seslerini kısıyorlardı ve O'na duydukları saygıdan dolayı yüzüne bakamıyorlardı. Urve, arkadaşlarının yanına döndü ve "Ey kavmim!" dedi, "Bir çok kralın yanında elçi olarak bulundum, Kayser'in, Kisra'nın ve Necaşi'nin yanında bulundum. Ama Allah'a yemin olsun ki, Muhammed'in arkadaşlarının Muhammed'i yücelttiği gibi, hiçbir hükümdarın kendi adamlarından böylesine saygı gördüğünü ve yüceltildiğini görmedim. Allah'a yemin ederim ki, Muhammed tükürse tükürüğü onlardan birinin eline düşüyor ve onu yüzüne ve derisine sürüyor. Onlara bir emir verdi mi derhal yapıyorlar. Abdest aldığı zaman abdest suyu için neredeyse birbirini çiğneyecek oluyorlar. Onun yanında konuşurlarken seslerini kısıyorlar ve O'na duydukları saygıdan dolayı yüzüne bakamıyorlar. O size güzel bir anlaşma önermiş. Bana kalırsa onun bu teklifini kabul edin." Kinane oğullarından biri "Müsaade edin de ben de gidip bir göreyirn" dedi. "Git bakalım" dediler. Hz. Nebi'e ve arkadaşlarına gözükünce Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bu falanca kişidir. Bunun kavmi kurbanlık deveye saygı duyar. Ona şu deveyi gönderin" buyurdu. Deve gönderildi ve insanlar onu telbiyelerle karşıladılar. Adam bunu görünce "Subhanallah, Allah Allah!" dedi, "Bunların Beytullah'tan alıkonulması doğru değiL." Arkadaşlarının yanına dönünce "Develerin kurban edilmek için işaretlendiğini gördüm. Ben bunların Beytullah'tan alıkonulmasını uygun bulmuyorum" dedi. Aralarından Mikrez İbn Hafs adında bir adam ayağa kalkarak "Bana da müsaade edin. Bir de gidip ben göreyirn" dedi. "Haydi, sen de git" dediler. Adam onlara gözükünce Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bu Mikrez. İşe yaramaz biridir" dedi. Adam Hz. Nebi'le konuşmaya başladı. Onlar konuşurlarken Süheyl İbn Amr çıkageldi. Süheyl gelince Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "İşiniz kolaylaştı" buyurdu. Zührı'nin rivayetine göre "Süheyl gelince "Gelin aramızda bir barış anlaşması imzalayalım" dedi." Bunun üzerine Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yazıcıyı çağırdı ve "Bismillahirrahmanirrahim yaz" dedi. Süheyl "Allah'a yemin olsun ki, ben Rahman'ın ne olduğunu bilmem. Bunun yerine, bizim yazdığımız gibi Bismikellahümme! (Allahım! Senin adınla) yaz" dedi. Bunun üzerine Müslümanlar "Allah'a yemin ederiz ki biz "Bismillahirrahmanirrahim'den başka bir şey yazmayız" dediler. Hz. Nebi "Öyle olsun, Bismikellahümme! yaz" buyurdu. Sonra Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu, Allah'ın Resulü Muhammed'in anlaşmasıdır" buyurdu. Süheyl, "Allah'a yemin olsun ki, biz senin Allah'ın Resulü olduğunu bileydik seni Beytullah'tan alıkoymaz ve seninle savaşmazdık. Sen bunun yerine Abdullah'ın oğlu Muhammed, yazdır" dedi. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah'a yeminle söylüyorum ki ben Allah'ın Resulü'yüm. Siz yalanlasanız da" buyurdu ve yazıcıya "Abdullah'ın oğlu Muhammed" yazmasını emretti. Zührı'nin şöyle dediği kaydedilir: Hz. Nebi'in onların bu isteklerini kabul etmesi, "Canım elinde olana yemin ederim ki, Allah'ın haramlarını yücelttikleri her ne isterlerse onlara vereceğim" buyurmuş olmasından dolayıdır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Süheyl'e: "Beytullah'ı tavaf etmemize izin vermeniz şartıyla" buyurdu. Süheyl "Allah'a yemin ederim ki, Arapların bizim baskına uğradığımızı konuşmaları doğru olmaz. Bu ancak gelecek yıl olabilir" dedi. Bu da böyle yazıldı. Süheyl, "Bizden biri sana gelirse, senin dininden dahi olsa onu bize iade edeceksin" dedi. Müslümanlar "Allah Allah! Müslüman olup gelen kişi müşriklere nasıl iade edilir!" dediler. Tam bu sırada Ebu Cendel İbn Süheyl İbn Amr ayağındaki bukağılarla kuş gibi sekerek geliverdi. Mekke'nin aşağısından çıkmış ve kendini Müslümanların kucağına atıvermişti. Süheyl "İşte Muhammed!" dedi, "Bize iade etmeni istediğim ilk kişi bu." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Biz anlaşmayı henüz sonuçlandırmadık" buyurdu. Süheyl "O taktirde seninle kesinlikle anlaşamam" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Buna benim için izin ver" buyurdu. Süheyl "Allah'a yemin olsun ki buna izin veremem" dedi. Hz. Nebi "Hayır, bunu yapabilirsin" buyurdu. Süheyl"A1lah'a yemin olsun ki yapamam" dedi. Mikrez, "Hayır, biz buna senin için izin veriyoruz" dedi. Ebu Cendel, "Ey Müslümanlar!" dedi, "Müslüman olup gelmişim. Yine müşriklerin eline mi bırakılacağım. Ne halde olduğumu görmüyor musunuz?" dedi. Ebu Cendel'e Allah için ne işkenceler etmişlerdi! Ömer İbnü'I-Hattab bu sahneyi şöyle anlatıyor: Hz. Nebi'in yanına geldim ve "Sen Allah'ın Nebi'i değil misin?" dedim. "Elbette" buyurdu. "Biz hak yolda, düşmanlarımız batıl yolda değil mi?" dedim. "Elbette" buyurdu. "Öyleyse dinimizi niye böyle alçaltıyoruz?" dedim. "Ben Allah'ın Resulü'yüm ve asla O'na karşı çıkacak değilim. O bana yardım edecektir" buyurdu. "Bizim Beytullah'a gelip onu tavaf edeceğimizi söylemiyor muydun?" dedim. "Elbette. Ama ben sana bu yıl geleceğiz, demiş miydim?" buyurdu. "Hayır" dedim. "(Yinesöylüyorum), Sen Beytullah'a gelecek ve onu tavaf edeceksin" buyurdu. Sonra Ebu Bekir'in yanına gittim ve "Ebu Bekir! Bu, Allah'ın Nebi'i değil mi?" dedim. "Elbette, öyle" dedi. "Biz hak yolda, düşmanlarımız batıl yolda değil mi?" dedim. "Elbette, öyle" dedi. "Öyleyse biz dinimizi niye böyle alçaltıyoruz" dedim. Bunun üzerine Ebu Bekir "Yahu!" dedi, "O Allah'ın Nebiidir. Ona asla karşı çıkmaz. Allah Ona yardım edecektir. Sen onun eteğine tutun. (Gerisini merak etme) Allah'a yemin ederim ki, O hak yoldadır." "Bize Beytullah'a gelip onu tavaf edeceğimizi söylemiyor muydu?" dedim. "Sana bu yıl geleceğini söyledi mi?" dedi. "Hayır" dedim. "(Kuşkun olmasın), Sen Beytullah'a gelecek ve onu tavaf edeceksin" dedi. Sonra ben bu yaptığımın bağışlanması için ne ibadetler ettim! Anlaşmaya konu olan yazı metnini bitirdikten sonra Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabına "Kalkıp kurban kesin ve saçlarınızı tıraş edin" buyurdu. Allah'a yemin ederim ki, onlardan tek bir kişi bile yerinden kalkmadı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sözünü tam üç kez tekrarladı. Hiç kimse yerinden kalkmayınca Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ümmü Seleme'nin yanına girip olanları ona anlattı. Ümmü Seleme, "Ey Allah'ın Nebii! Bunu gerçekten istiyor musun? Dışarı çık ve kurbanını kesip berberini çağırarak saçını tıraş ettirinceye kadar kimseyle konuşma" dedi. Bunun üzerine Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dışarı çıktı ve bunları yapıncaya kadar kimseyle konuşmadı. Kurbanını kesip saçını tıraş ettirdi. İnsanlar onu görünce kalkıp kurbanlarını kestiler ve birbirinin saçlarını kestiler. Üzüntüden neredeyse birbirini çiğneyeceklerdi. Sonra mümin kadınlar geldi ve Allah Teala, "Ey iman edenler! Mü'min kadınlar size geldiği zaman onları imtihan edin ... " [Mümtehine 10] ayetini indirdi. Ömer İbnü'I-Hattab, o gün müşrikken evli olduğu iki hanımını boşadı. Onlardan biriyle Muaviye İbn Ebu Süfyan; diğeriyle de Safvan İbn Ümeyye evlendi. Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Medine'ye döndü. Ardından Kureyşten Ebu Basir adında bir kişi Müslüman olarak geldi. Kureyşliler onu istemek için iki kişiyi Medine'ye gönderdiler. Adamlar "Bize verdiğin sözü hatırla" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Basir'i onlara teslim etti. Onu yanlarına alıp yola koyuldular: Zülhuleyfe'ye vardıklarında kendilerine ait bir hurmalıktan yemek için konaklamışlardı. Ebu Basir, adamlardan birine" Senin kılıcın bayağı keskin galiba" dedi. Diğeri kılıcı kınından çekerek "Evet, Allah'a yemin olsun ki çok keskindir. Ben bunu nice defalar birilerinde denedim" dedi. Ebu Basir "Hele ver bir bakayım" dedi. Adam kılıcını onun eline verdi. Ebu Basir kılıcı aldığı gibi adamın boynunu vurdu ve adam oracıkta buz kesiliverdi. Öteki de kaçıp Medine'ye gitti. Koşarak mescide girdi. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem onu görünce "Bu korkunç bir şey görmüş" buyurdu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gelince "Allah'a yemin ederim ki arkadaşım öldürüldü. Ben de öldürüleceğim" dedi. Ebu Basir gelerek "Ey Allah'ın Nebisi! Allah senin sözünü tutmanı sağladı. Beni onlara verdin. Sonra Allah beni onların elinden kurtardı" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Vay be bu yaman biri! Savaş başlatan adam. Bir de destekçisi olsa." buyurdu. Ebu Basir O'nun bu sözünü duyunca kendisini onlara iade edeceğini anladı ve çıkıp Seyfülbahr denilen yere giderek yerleşti. Ebu Cendel İbn Süheyl de onların elinden kaçarak Ebu Basir'e katıldı. Artık Kureyş'ten kim Müslüman olup çıksa Ebu Basır'e katılıyordu. Böylelikle onlar büyük bir grup oluşturdular. Kureyşlilerin Şama gidecek bir kervanlarının haberini aldıklarında önünü kesip kervandakileri öldürüyor ve mallarını alıyordular. Bunun üzerine Kureyş Hz. Nebi'e "Allah aşkına şunlara haber gönder de kim sana gelirse güvende olsun" diye haber yolladılar. Gerçekten Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara birini gönderdi ve Allah (c.c.) "O sizi onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra, Mekke'nin içinde onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan Haram'! ziyaretinizi ve bekletilen kurbanlarınızrn yerlerine ulaşmasını engelleyenlerdir ... O zaman inkar edenler, kalplerine taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi." [feth 24-26] ayetlerini indirdi. Onların taassubu Hz. Nebi'in gerçek Nebi olduğunu itiraf etmemeleri, Bismillahirrahmanirrahim'i tanımamaları ve Müslümanların Beytullah'ı tavaf etmelerine engel olmalarıydl.
Ukayl'in Zührı'den aktardığına göre Urve İbn Zübeyr, Hz. Aişe'nin kendisine şöyle bildirdiğini nakletmiştir: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem kadınları imtihan ederdi. Bize bildirildi ki Allah, hicret eden hanımları için harcadıklarının müşriklere iade edilmesini emredip, Müslümanların da gayrimüslim kadınların bileklerinden tutmamalarına (onları boşamalarına) hükmedince Hz. Ömer Kurayba bint-i Ebu Ümeyye ve Cervel el-Huzaı'nın kızı olan iki hanımını boşadı. Kurayba ile Muaviye; diğeriyle de Ebu Cehm evlendi. kabul etmeyince "Eğer eşlerinizden biri sizi bırakıp kafirlere kaçar, siz de galip gelirseniz, eşleri gitmiş olanlara harcadıkları kadar verin" ayeti indirilmiştir. Bu ayetle Müslümanlardan birinin eşi kafirlere kaçtığında onun ona yaptığı harcamaların hicret eden kafir kadınlarının mehirlerinden onlara verilmesi emredildi. Ancak biz muhacir kadınlarından iman ettikten sonra dinden çıkan birini bilmiyoruz. Bize bildirildi ki Sakif kabilesinden Ebu Basir İbn Üseyd anlaşma süresi içinde Müslüman olmuş ve hicret ederek Hz. Nebi'in yanına gelmişti. Ahnes İbn Şureyk/Şerik de Ebu Basir'i göndermesini isternek için Hz. Nebi'e bir mektup yazmıştı. Sonra ravi olayı anlattı.
Ebu Hureyre r.a.'den nakledilmiştir: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem birinden söz etmişti. O kişi İsrailoğullarından birinden bin dinar ödünç istemişti de o da belirli bir tarihte ödemesi şartıyla ona bu parayı ödünç vermişti. Abdullah İbn Ömer ve Ata "Kişi ödünç verirken ödeme tarihi belirlerse bu caiz olur" demişlerdir.
Hz. Aişe r.anha'dan nakledilmiştir: Berire, Hz. Aişe'ye gelerek kitabet sözleşmesi için ondan yardım istemişti. O da "İstersen sahiplerine kıymetini ödeyeyim ve velayet hakkın bana ait olsun" demişti ... (Aişe diyor ki:) Nebi s.a.v. gelince ona olanı biteni anlattım. Bunun üzerine O (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Onu satın al ve azad et. Velayet hakkı azad edene aittir" buyurdu. Sonra minbere çıkarak "Bazılarına ne oluyor ki Allah'ın kitabında olmayan şartlar koşuyorlar. Allah'ın kitabından olmayan bir şeyi şart koşan kişi, isterse yüz şart koşsun bu koştuğu şartlar geçersizdir." buyurdu .
Ebu Hureyre r.a.'den nakledilmiştir: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Allah'ın doksan dokuz ismi, bir hariç yüz ismi vardır. Kim bu isimleri sayarsa cennete girer" buyurmuştur. Tekrar:
6410,
7392.
Abdullah İbn Ömer r.a.'den nakledilmiştir: Ömer İbnü'l-Hattab r.a. Hayber'de bir toprağa sahip olmuştu. Danışmak üzere Hz. Nebi'e geldi ve "Ey Allah'ın Resulü! Ben Hayber'de bir toprağa sahip oldum. Bugüne değin ondan daha değerli bir malım hiç olmamıştı. Ne önerirsin" dedi. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Dilersen mülkiyetini elinde bırakır ve menfaatini (gelirini) sadaka verirsin" buyurdu. Ömer de radıyallahu anh orayı "satılmamak, bağışlanmamak, kimseye miras kalmamak üzere" sadaka olarak verdi. Fakirlere, yakınlarına, özgürlüğünü satın almak isteyenlere, Allah yolunda cihat edenlere, yolda kalanlara ve misafirlere sadaka olarak bıraktı. Ancak mütevellinin, oranın gelirinden örfe uygun bir şekilde yemesinde ve kendi malına katmaksızın birine yedirmesinde sakınca olmadığını belirtti.