

Hudeybiye bir kuyu adıdır. O kuyunun bulunduğu yere de Hudeybiye denilmiştir. Muhib et-Taberi "Hudeybiye, Mekke'ye yakın bir köydür. Büyük kısmı Harem bölgesi içindedir" demiştir. Yukarıdaki hadiste geçen "Gamim", Mekke ile Medine arasında bir yerin adı olmalıdır. İbn Habib ise buranın Rabiğ ve Cuhfe arasında bir yer olduğunu söylemiştir. Hadisin bu kısmı ile ilgili oarak İbn Battal ve başka kimseler şöyle derler: Müşriklerin casuslarından/öncülerinden saklanmanın ve onları kandırarak orduyla ansızın baskın yapmanın caiz olduğunu; ihtiyaç halinde yalnız başına yolculuk etmenin caiz olduğunu ve bir yarar söz konusu olduğunda kolay yoldan ayrılarak sarp yola girmenin caiz olduğunu, bir şey hakkında, başka bir durumun gerçekleşmiş olması mümkün olmakla birlikte, bilinen adetine/alışkanlığına göre hüküm vermenin caiz olduğunu gösterir.
Bir kişiden daha önce hiç rastlanmadık bir hata görüldüğünde o hatalı bulunmaz ve onu hatalı bulanlara da karşı çıkılır. O kişinin hatalı olduğunu düşünenlerin özrü onun her zamanki durumunu bilmeyişleridir. Çünkü Kusva'nın çöküşü olağandışı bir olay olmasaydı sahabenin onun çöküş sebebi hakkındaki düşüncesi doğru olurdu ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara serzenişte bulunmazdı. Çünkü bu düşüncelerinde özürleri vardı. Bu olay, başkasına ait bir malda, sahibinin rızası biliniyorsa yararlı bir tasarruf yapılmasının caiz olduğunu gösterir. Çünkü sahabe, Hz. Nebi'den izin almaksızın devesini yerinden kaldırmaya çalışmışlar ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem İlk hadis, zimmet ehli ve anlaşmalı olan bazı kişilerin, Müslümanların iyiliğini istediklerine ve onları başkalarına tercih ettiklerine dair emareler varsa, onların nasihatinden yararlanmanın caiz olduğunu gösterir.
Yine bu hadis, bazı düşman hükümdarlarının diğer düşmanlara karşı desteğini almanın caiz olduğunu gösterir. Bu, kafirleri dost edinmek ve Allah'ın düşmanlarını sevmek sayılmaz. Aksine bu, onların birliklerini azaltarak ve onları birbirine kırdırarak onları Müslümanların hizmetinde kullanmak anlamına gelir. Ancak bu müşriklerden açık bir yardım istemenin caiz olmasını gerektirmez.
Hz. Ebu Bekir'in "Lat'ın bilmem neresini somurasıca" sözü aslında "Ananın bilmem neresini somur" diye kullanılan bir sövgüdür. Ebu Bekir, Urve'nin taptığı şeyi anası yerine koyarak daha abartılı bir ifade kullanmıştır. Bu, hak eden kişilere böyle çirkin sayılan bazı sözlerin söylenmesinin caiz olduğunu gösterir. İbnü'l-Müneyyir şöyle demiştir: "Ebu Bekir, bu sözüyle düşmanı aşağılayıp yalanladığı gibi, onlara bir gönderme de yapmıştır. Şöyle ki onlar "Lat -haşa Allah'ın kızıdır" diye inanırlardı. "Şayet Lat Allah'ın kızı olsaydı onun da kadınlarınki gibi cinsel organı olurdu"
demek istemiştir. Urve'nin sözünü ettiği Ebu Bekir'in kendisine yaptığı iyilik Zühri'nin nakline göre şuydu: Urve'nin bir diyet ödemesi gerekmişti de Ebu Bekir ona ödemede yardımcı olmuştu. Vakıdi'nin nakline göre ona on deve vermişti. "Muğire b. Şube, elinde kılıcıyla Hz. Nebi'in Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanı başında duruyordu": Bu, devlet başkanını düşman saldırısından korumak için başında kılıçla beklemenin caiz olduğunu gösterir.
Bu, oturan kişinin tepesinde dikilmenin yasak olması ile çelişmez. Çünkü bu yasak, oturanın kibirli biri olmasından dolayı başında ayakta durulması ile ilgilidir. Urve'nin Hz. Nebi'in Sakalından Tutması Araplar, biriyle konuşurken özellikle şakalaşma sırasında birbirinin sakalından tutarlardı. Genellikle de bu, birbirinin dengi olan kişiler arasında olurdu. Fakat Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Urve'nin kalbini yumuşatmak ve gönlünü İslam'a ısındırmak için onun böyle yapmasına izin vermişti. Muğire de Hz. Nebi'e duyduğu saygıdan dolayı onu böyle yapmaktan alıkoymuştu.
Urve'nin Muğire'ye Söylediği Söz İbn Hişam, Siret'inde şöyle demiştir: Urve bu sözüyle Muğire'nin Müslüman olmadan önce işlediği şu suça işarette bulunmuştur: Muğire, Sakif kabilesinden Malik oğullarından on üç kişiyle birlikte yola çıkmıştı. Yolda onları aldatarak öldürüp mallarını aldı. Malik oğulları ile Muğire'nin kabilesinin arası kızıştı. Muğire'nin amcası Urve İbn Mesud araya girdi de Malik oğullarına on üç kişinin diyetini ödedi ve böylece barıştılar.
Olay epeyce uzundur. İbnü'l-Kelbi ve Vakidt olayı uzun uzun anlatırlar. Özetle onlar Mısır'da Mukavkıs'ı ziyaret etmek için yola çıkmışlardı. Onlara çok iyilik etti ve hepsine verdi. Muğire'ye ise az bir şey içtiler. Sarhoş olup uyuduktan sonra Muğire onların üzerine çullanıp onları öldürdü ve Medine'ye gelerek Müslüman oldu. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Muğire'ye "Mala gelince yapacağım bir şey yok" Sözü Muğire malı aldatarak (hainlik ederek) aldığı için, Hz. Nebi o mala ilişmemiştir. Bu, kafirlerin mallarını güven ortamında haince almanın helal olmadığını gösterir. Çünkü yol arkadaşları birbirine güven duyarlar. Emanet ise, Müslüman olsun, kafir olsun ehil olana verilir. Kafirlerin malları ancak savaş yoluyla ve zor kullanıldığında helalolur.
Herhalde Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun kavmi Müslüman olur da mallarını kendilerine teslim eder ümidiyle o malı Muğire'nin elinde bırakmıştır. Bu olaydan bir harp ülkesi vatandaşı diğerinin malını telef ettiğinde tazmin etmesinin gerekmediği hükmü de çıkartılır. Şafii mezhebinde iki görüşten biri budur. "Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tükürdüğünde tükrüğü birinin eline düşüyor ve onu yüzüne ve derisine sürüyordu": Bu, tükrüğün ve kopan saç telinin temiz olduğunu, salih kimselerin vücudu ndan çıkan şeylerin bereketini umman ın caiz olduğunu gösterir. Herhalde sahabe özellikle Urve'nin yanında böyle yaparak onun "seni ortalık yerde bırakıp kaçarlar" suçlamasına cevap vermek istemişlerdir. Onlar hal diliyle şöyle demişlerdir: "Bir kimse önderini böyle sever ve ona bu derece saygı duyarsa onu bırakıp kaçması ve onu düşmanın eline teslim etmesi düşünülemez. Onlar, Onu, kabileierin sırf akraba olmak sebebiyle birbirini gözetmelerinin çok ötesinde gözetir ve korurlar. Bu, maksada, caiz olan bütün yollarla ulaşabilmenin caiz olduğunu gösterir.
Urve İbn Mesud'la ilgili bölüm, onun akıllı ve uyanık biri olduğunu, Sahabenin Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e çok saygılı davrandıklarını, onu koruyup gözettiklerini ve ona sözle veya fiille cefa edenlere engelolduklarını, Anlaşmanın Süresi İbn İshak'ın nakline göre, Hz. Nebi ile Süheyl arasında, on yıl savaşmamak, bu süre zarfında birbirine güvenmek ve Hz. Nebi'in o yıl umre yapmadan dönmesi şartıyla anlaşma imzalandı. Bunu İbn Sa'd kaydettiği gibi el-Hakim de aynı hadisi tahric etmiştir.
Not: İbn İshak'ın anlaşma süresi olarak zikrettiği on yıl en güvenilir nakildir. İbn Aiz'in Megazi'sinde ise anlaşma süresinin iki yılolduğu nakledilir. Bu iki rivayeti şöyle uzlaştırmak mümkündür. Anlaşma on yıl sürmek üzere imzalanmıştı ama iki yıl geçince Kureyşliler anlaşmayı bozmak zorunda kaldılar. Nitekim bu, Megazı bölümünde Mekke'nin Fethi anlatılırken açıklanacaktır.
Alimler, müşriklerle ne kadar müddetle barış anlaşması yapılabileceği konusunda görüş ayrılığına düşmüşlerdir. Bazı alimler, bu hadisteki gibi, anlaşma süresi on yılı aşamaz, demişlerdir. Şafii'nin ve çoğunluk alimlerin görüşü budur. Bu süreyi aşabilir, diyen alimler olduğu gibi; dört yılı aşamaz; üç yılı aşamaz; iki yılı aşamaz diyen alimler de olmuştur. Ancak tercihe şayan olan görüş ilk görüştür. Doğrusunu Allah bilir.
Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in "Buna benim için izin ver" Buyruğu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Cendel'in anlaşma kapsamı dışında tutulmasını istemiştir. Bu, sözleşmelerde, yazıya geçirme ve şahit tutma daha sonra olsa dahi, sözlerin dikkate alındığını gösterir. Bundan dolayı Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Süheyl'in oğlunun kendisine iade edilmesi talebini yerine getirmiştir. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun olumlu cevap vereceği ve Ebu Cendel onun oğlu olduğu için diğer Kureyşlilerin de buna ses çıkarmayacağı ümidiyle "Ama anlaşmayı henüz sonlandırmadık" buyurarak Süheyl'e imada bulunmuş ve onun için bir mazeret kapısı göstermiştir. Ama Süheyl talebinde Israrcı olunca Ebu Cendel'i ona bırakmıştır.
Ebu Cendel, "Ey Müslümanlar! Ben müşriklerin eline geri mi verileceğim?" dedi: İbn İshak'ın nakline göre o böyle söyleyince Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "EbU Cendel! Sabırlı ol ve mükafat bekle. Biz terk etmiyoruz. Elbette Allah sana bir kurtuluş ve çıkış yolu verecektir" buyurmuştur. Ebu'l-Müleyh'in nakline göre ise Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona tavsiyelerde bulundu. Bunun üzerine Ömer, Ebu Cendel'in yanına fırladı. Onunla birlikte yürüyor ve ona "Sabırlı ol. Onlar müşriktirler.
Onların kanı bir köpeğin kanı gibi değersizdir" derken, (çaktırmadan da) kılıcının kınını ona yaklaştırıyordu. Ömer radıyallahu anh diyor ki: "Onu benden alıp babasının boynunu vuracağını ummuştum. Ama babasına kıyamadı ve olan oldu." Hattabi şöyle demiştir: Alimler Ebu Cendel olayını iki türlü yorumlamışlardır: Birinci yorum şudur: Allah, Müslüman canından korktuğu zaman onun takiyye yapmasını mübah kılmış ve üstü kapalı (tevriyeli) bir söz söyleme imkanı bulamıyorsa içinde imanı saklayarak küfür sözünü söylemesine izin vermiştir. Bu sebeple Hz. Nebi'in Ebu Cendel'i onlara iade etmesi onu ölümün ellerine bırakmak değildir. Çünkü takiyye yaparak ölümden kurtulabilir.
İkinci yorum ise şudur: Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu babasına iade etmiştir. Bir baba, oğluna işkence etse ve onu hapsetse bile öldürmez. Dolayısıyla onun bu durumda da takiyye yapma imkanı vardır. Fitne (ölüm) korkusu bulunan durumlarda ise Allah mümin kullarının sabrını sınar. Alimler, Müslüman olup gelip İslam ülkesine sığınan kişileri müşriklere iade etmek şartıyla sulh yapılıp yapılamayacağı konusunda görüş ayrılığına düşmüşlerdir. Bazı alimler Ebu Cendel ve Ebu Basir örneklerinden hareketle bunun caiz olduğunu savunmuşlardır. Bazı alimler ise bunun caiz olmadığını ve bu olaydaki iade etme hükmünün kaldırılmış olduğunu savunmuşlardır. Onlara göre bu hüküm, "Ben, iki müşrik arasında bulunan Müslümandan uzağım" hadisiyle nesh edilmiştir. Hanefilerin görüşü budur.
Şafii mezhebine göre ise akıllı ile çocuk ve akıl hastasını birbirinden ayırmak gerekir. Çocuk ve akıl hastası müşriklere iade edilmez. Bazı Şafii alimleri şöyle demişlerdir: "İade etmenin caiz olmasının ölçüsü, Müslümanın harp ülkesinden hicret etmeyecek bir durumda olmasıdır." Doğrusunu Allah bilir. "Sonra Ebu Bekir'e gittim" Hz. Ömer, Allah Resulü'nden sonra Ebu Bekir'den başka kimseye gidip danıştığını söylememiştir. Bu Ebu Bekir'in Ömer gözündeki büyüklüğünü ve ilminin derinliğini gösterir.
Ebu Bekir'in Ömer'e, Hz. Nebi'in cevaplarının aynısını vermesi sahabenin en olgunu, içlerinde Allah Resulü'nü en iyi tanıyanı, din işlerini en iyi bileni ve Allah'ın emrine en çok uyanı olduğunu gösterir. Bu hadis, diğer Müslümanların da bu anlaşmayı yadırgadığını ve Ömer gibi düşündüklerini ortaya koymaktadır. Ebu Bekir Sıddik ise bu konuda onlar gibi düşünmüyor, Allah Resulü (s.a.v.) çizgisinde düşünüyordu.
"Hicret" bölümünde İbnu'd-Duğunne Ebu Bekir'i, Hz. Hatice'nin Hz. Nebi'i anlattığı gibi "akrabaya yardım etmeyi sever, herkesi taşır, musibetlerde insanlara yardımcı olur vb." diye tanımlamıştır. Hz. Nebi'le (s.a.v.) onun huyları başlangıçta birbirine benzediği için sonuna kadar böyle devam etmiştir. Hz. Ebu Bekr'in Ömer'e söylediği sözün anlamı şuydu: "Sana verilen emirlere uy ve muhalefet duygusuyla hareket etme, yerinde sabit dur.
Aynen ata binecek adama yardım eden ve atı tutan kişinin yerinden asla teprenmediği gibi sen de yerinden bir santim teprenme." Ümmü Seleme'nin Hz. Nebi'e Kurbanını Kesip Saçlarını Tıraş Ettirerek İhramdan Çıkmasını Söylemesi İbn İshak'ın nakline göre Ümmü Seleme şöyle demiştir: "Ey Allah'ın Resulü! Onlarla konuşma. Sulh konusunda kendini zora sokmandan ve Mekke'yi fethetmeden Medine'ye dönecek olmalarından dolayı onlar çok üzüntülüdür."
Ümmü Seleme, sahabenin şöyle düşündüğünü sezmiş de olabilir: Herhalde Hz. Nebi (s.a.v.) ruhsat hükmünü alarak ihramdan çıkmamızı emretti. Kendisi ise azimet hükmünü alarak ihramlı kalacak. İşte bu ihtimali devre dışı bırakmak için O'na ihramdan çıkmasını tavsiye etmiştir. Hz. Nebi de s.a.v. onun bu tavsiyesini yerinde bularak dediği gibi yapmıştır. Sahabe (r.a.) bunu görünce onun emrini derhal yerine getirmişlerdir. Çünkü bundan sonra beklenecek herhangi bir şey kalmamıştır.
Bu, danışmanın önemini ve söze eylem katılınca sadece konuşmaktan daha etkili olacağını gösterir. Ancak bu, eylemin her zaman sözden etkili olacağını anlamına gelmez. Yine bu, akıllı kadınlara danışmanın caiz olduğunu ve Ümmü Seleme'nin üstünlüğünü ve zekasını gösterir. İmamü'l-Harameyn (Cüveynı), "Biz, bir akıl verip, bunda isabet eden Ümmü Seleme'den başka kadın bilmiyoruz" demiştir. Bazı alimler buna, Musa konusunda akıl veren Şuayb'ın kızını da eklemişlerdir.
Mekke'nin fethinde gerçekleşen şu olay da bunun bir benzeridir: Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabına Ramazan ayında oruç tutmamalarını emretmişti. Onlar oruç tutmakta kararlı olunca Hz. Nebi s.a.v. bardağı alıp su içti. Onun içtiğini görünce onlar da içtiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu o iki kişiye teslim etti: İbn İshak'ın nakline göre, Allah Resulü (s.a.v.): "Ebu Basir! Bildiğin gibi bu insanlar bizimle barış anlaşması yaptılar. Biz de anlaşmayı bozmayız. Kavminle birlikte gidiver" buyurdu. Ebu Basır, "Sen beni dinimden döndürecek ve bana işkence edecek olan müşriklere iade mi edeceksin?" dedi. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Sabırlı ol ve mükafat bekle. Elbette Allah sana bir kurtuluş ve çıkış yolu verecektir" buyurdu.
Ebu'l-Müleyh'in nakline göre ise, Ömer radıyallahuanh ona "Sen bir kişisin, o da bir kişi. Senin yanında kılıç da var" dedi. Ömer bu sözüyle açıkça onu öldürmesini ima etmişti. Bazı Şafii alimleri, aranan kişinin, can tehlikesi olmadığında onu aşiretinden olmayan kişilere de iade etmenin caiz olduğu hükmünü çıkarmışlardır. Çünkü O Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Basır'i Amir kabilesinden biri ve bu kişinin yanında bulunan arkadaşına teslim etmişti ve onlar Ebu Basır’in aşiretinden değillerdi. Ancak Ebu Basır'in onlardan daha güçlü olduğunu bildiği için onlara güvendi. Bundan dolayı işin sonunda Ebu Basır onlardan birini öldürdü, diğerini de öldürmek istedi.
Ancak çıkarılan bu sonuç doğru değildir. Çünkü Amir kabilesinden olan kişiyle onun arkadaşı elçiydiler. Onlarla ilgili en ufak bir kuşku olsa onun yakınları onların gönderilmesine müsaade etmezlerdi. Ayrıca Kureyş kabilesi bütün bu alt aşiretleri birleştirir. Çünkü Zühre oğulları ve Amir oğulları Kureyş'tendir. Ebu Basır de Zühre oğullarının yeminlilerindendi.
"Savaş başlatan adam! Bir de destekçisi olsa": Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona bu sözüyle savaş ateşini tutuşturarak savaş başlatmasını ima etmiştir. Şafii mezhebinden ve diğer mezheplerden birçok alim "Bu olayda olduğu gibi, bu türden mesajları açıkça değil ama ima yollu iletmek caizdir" demişlerdir. Hudeybiye Barışını Sonlandırma İsteği Kureyş, Ebu Süfyan İbn Harb'i Allah Resulü 'ne Sallallahu Aleyhi ve Sellem göndererek Ebu Cendel'e ve adamlarına haber göndermesini istedi ve "Bizden (Mekke'den) her kim sana gelirse rahatlıkla senin yanında kalabilir" diye söylemesi için yalvardılar.
Ebu Basir Olayından Çıkarılan Sonuçlar Bu olay, haksız olan (saldıran) müşriği tuzak kurarak öldürmenin caiz olduğunu gösterir. Ebu Basır'in bu yaptığı hainlik değildir. Çünkü o, Hz. Nebi'le Kureyş arasında imzalanan anlaşmada bulunanlardan biri değildi. Zira o sırada Mekke'de hapiste tutuluyordu. O, müşriğin kendisini müşriklerin eline teslim etmesinden korktuğu için onları öldürerek kendini savunmuş ve böylece dinini korumuştur. Hz. Nebi de (s.a.v.) onun bu sözünü yadırgamamıştır.
Yine bu olay, Ebu Basır'inkine benzer bir şekilde birini öldüren kişiyekısas cezası uygulanmayacağını ve diyet ödenmeyeceğini gösterir. Bu hadiste, yukarıdakilerden başka Hac ibadeti ile ilgili şu sonuçlar da vardır: 1. Zülhuleyfe hac veya umre yapacak Medinelilerin mikatıdır (ihrama girecekleri yerdir). 2. İster farz, ister sünnet olsun hac veya umre yapan kişinin bir hayvana işaret koyarak onu kurban etmesi sünnettir.
3.Hayvana işaret koymak, işkence değil, sünnettir. 4.Saçları tıraş etmek kısaltmaktan daha iyidir. 5. Umre yapan kişi ister umresini tamamlasın, ister bir engelden dolayı yarım bıraksın saçını tıraş etmesi, yapması gereken bir ibadettir. 6. Bir engelden dolayı umresini tamamlayamayan kişi harem sınırına ulaşmamış olsa bile bulunduğu yerde kurbanını keser ve kendisini Beytullah'tan alıkoyanlarla savaşır. Ancak barış yapma imkanı varsa savaşmaması daha iyidir.
Daha birçok hüküm vardır ki bunların çoğu "Hac" bölümünde zikredilmiştir. Yine bu hadiste cihatla ilgili bazı hükümler bulunmaktadır: . 1. Savaş başlamadan önce de olsa, gayrimüslim çocukları askerlerden ayrılmış halde bulunurlarsa esir edilmeleri caiz olur. 2.Müşriklerin casuslarından saklanılıp, orduyla ansızın baskın yapılabilir. 3. Kötü bir durumu engellemek ve iyi bir netice elde etmek için kolay yoldan sapılarak sarp yola girilebilir.
4.Ordunun önünden casuslar ve öncü birlikler göndermek müstehaptır. 5. Düşmanın Müslümanlara zarar vermesini önlemek için teyakkuzda olmak müstehaptır. 6.Savaşta hile yapmak caizdir. 7. Hainlik etmek ve haince tuzaklar kurmak, halk diliyle arkadan vurmak Hz. Nebi'e Sallallahu Aleyhi ve Sellem yasaklanmış olmakla birlikte Hz. Nebi'in de Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir savaş hilesini ima etmesi caizdir.
Yine bu hadis, doğru görüşe ulaşmak ve etrafındakilerin kalplerini yumuşatmak için başkalarına danışmanın üstünlüğünü ve din konusunda hoşgörülü olmanın caiz olduğunu; temeline zarar vermediği sürece bazı haksızlıkları sineye çekmenin uygun olduğunu gösterir. Ancak bu, şimdi kurtuluş yolu olacak, gelecekte de iyi sonuç verecek tek alternatif olduğu zaman böyledir ve bunun caiz olması için Müslümanların zayıf veya güçlü olmaları arasında fark yoktur.
Bağlıların, sadece görünüşe bakarak bağlı oldukları kişiye itiraz etmeleri yakışık almaz, aksine ona teslim olmaları gerekir. Çünkü bağlı oldukları kişi daha deneyimli olduğu için, -özellikle de bu kişi vahiyle desteklenmiş biriyse- işlerin sonucunu daha iyi bilir. Gayrimüslim birinin getirdiği haberin doğru olduğunu gösteren ipuçları varsa buna güvenmek caizdir. Hattabi bu delile dayanarak şöyle der: Hz.
Nebi'in, Kureyş'ten haber getirmesi için casus olarak gönderdiği Huzaa kabilesinden olan kişi o gün gayrimüslimdi. Hattabi diyor ki: "Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gayrimüslim olmasına rağmen bu iş için onu seçmişti. Çünkü onların içine kolaylıkla girerek gizli bilgilerini toplayabilirdi. Buradan gayrimüslim olan doktorun sözünün de kabul edilmesinin caiz olduğu sonucu çıkar."
Ben derim ki: Adı geçen Huzaalı kişi, o gün Müslüman olmuş ama Müslüman olduğu duyulmamış olabilir. Dolayısıyla Hattabi'nin bu söylediği, savunduğu görüşe delil olamaz. ALLAHU A’LEM (Allah en iyi bilendir) KİTABU’Ş-ŞURUT EK SAYFA – 1164-2 باب: الشروط في القرض. 16. ÖDÜNÇTE KOŞULAN ŞARTLAR

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.