Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış; kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir.
Abdullah İbn- Amr İbnü'l-As r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana: "Sen sürekli oruç tutuyor ve geceleri de namaz kılıyormuşsun" dedi. Ben: "Evet" dedim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Böyle yaparsan gözlerin yorulur, nefsin aciz kalır. Ömür boyu (veya senenin tümünü) oruç tutan kişinin orucu yoktur. Ayda üç gün oruç tutmak zaten bütün yılı oruçlu geçirmek gibidir". Ben: "Bundan daha fazlasını yapabilirim" dedim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Madem öyle o zaman Davud (A.S.)'ın orucunu tut. O bir gün oruç tutar, bir gün bırakırdı. Düşmanla karşılaştığında da kaçmazdı".
Ebu'l-Minhal şöyle dedi: Bera' bin Azib ve Zeyd İbn Erkam r.a.'e sarf hakkında sordum. Her biri (soruyu diğerine sormamı, çünkü) diğerinin kendinden daha hayırlı olduğunu söyledi. Her ikisi de şunu söylüyordu: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem altın ile gümüş'ün vadeli olarak değişimini yasakladı.
Ebu'l-Minhal şöyle dedi: Bera' bin Azib ve Zeyd İbn Erkam r.a.'e sarf hakkında sordum. Her biri (soruyu diğerine sormamı, çünkü) diğerinin kendinden daha hayırlı olduğunu söyledi. Her ikisi de şunu söylüyordu: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem altın ile gümüş'ün vadeli olarak değişimini yasakladı.
Abdullah İbn Amr r.a.'ın şöyle dediği nakledilmiştir: "Birisi ResuI-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek cihada katılmak üzere izin istedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona anne ve babasının hayatta olup olmadıklarını sordu. Adam hayatta olduklarını söyleyince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Öyleyse sen onların uğrunda cihad et!" Diğer tahric: Nesâî, Cihâd; Tirmizî, Cihâd
Ebu Vail'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Biz Sıffin'de idik. Bu sırada Sehl İbn Huneyf kalkıp şunları söyledi: "Ey insanlar, kusuru kendinizde arayın! Biz Hudeybiye barışı yapılırken Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idik. O gün bir savaş olsaydı hiç geri durmaz savaşırdık. Barış sonrası Hz. Ömer gelip Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: "Ey Allah'ın Resulü, biz hak üzereyiz onlar ise batıl üzereler, değil mi?" diye sordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de: "Evet, öyle" buyurdu. Hz. Ömer: "Bizden ölenler cennete, onlardan ölenler ise cehenneme gidecek, öyle değil mi?" diyerek sorusuna devam etti. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Evet, öyle" buyurdu. Hz. Ömer: "Peki öyleyse biz neye karşılık dinimize göre kıyaslandığında çok değersiz ve aşağılık olan bu inanca böylesine tavizler veriyoruz? Şimdi biz, Allah onlarla bizim aramızdaki hükmünü daha vermeden çekip gidecek miyiz?" diye tepkisini ifade edince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ey Hattab'ın oğlu, ben Allah'ın Resulüyüm. Allah beni asla yarı yolda bırakmayacaktır." Bu cevap üzerine Hz. Ömer, Hz. Ebu Bekir'in yanına gelerek ona da aynı şeyleri söyledi. Hz. Ebu Bekir de ona şöyle karşılık verdi: "O Allah'ın Resulüdür. Allah onu asla yarı yolda bırakmayacaktır." Bu olayın ardından Fetih suresi vahyedildi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de inen bu sureyi sonuna kadar Hz. Ömer'e okudu. Hz. Ömer: "Ey Allah'ın Resulü, bu bir fetih mi yani?" diye sorunca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Evet" buyurdu."
Ebu Zer'den nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Cebrail bana, 'Senin ümmetinden Allah'a hiçbir şeyi şirk koşmaksızın ölenler cennete girecektir veya cehenneme girmeyecektir' dedi." Ben: "Zina etse ve hırsızlık yapsa bile, öyle mi?!" deyince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Evet!" buyurdu.
Abdullah b. Amr b. el-As dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana dedi ki: Bana senin gece boyunca namaz kıldığın, gündüzleri de oruç tuttuğun haberi ulaştırılmadı mı sanıyorsun? Ben: Evet (durum) böyledir, dedim. Şöyle buyurdu: Sen bunu yapacak olursan göz, çukurlarına gömülür, nefis bitkinleşir. Her aydan üç gün oruç tut. İşte sene boyunca oruç tutmak budur. -Yahut: Bu sene boyunca oruç tutmak gibidir. Ben: Ben, kendimde -Mis'ar: Ben kendimde güç buluyorum, dedim. Şöyle buyurdu: O halde Da.vud aleyhisselam orucu tut, o bir gün oruç tutuyor, bir gün tutmuyordu. Düşmanla karşılaştığı vakit de kaçmıyordu." Hadislerden Çıkan Sonuçlar 1. (3417 no'lu) hadisten anlaşıldığına göre bazen zaman bereketlenir ve bu (kısa) zamanda pek çok amel işlenebilir. "O ancak kendi el emeğinden yerdi" buyruğuna dair açıklamalar Buyu' (alışverişler) bölümünün baş taraflarında geçmiş bulunmaktadır. 2. Hadiste el emeğinin, kazançların en faziletli olduğuna delil vardır. Yine bu hadis icare akdinin meşruiyetine de delil gösterilmiştir. Çünkü el emeğinin, başkasına ya da sadece kişinin kendislhe faydalı olmaktan öte bir anlam ifade eder. 3. Görülen o ki Davud'un eliyle yaptığı zırh dokumaktı. Allah ona demiri yumuşatmıştı. O zırhları dokur ve bunları satardı. Hükümdarların büyüklerinden olmakla birlikte ancak onlardan kazandıklarından yer idi. Çünkü yüce Allah: "Ve onun mülkünü pekiştirdik. "[Sad,20] diye buyurmaktadır. Bu başlığın birinci hadisinde de buna delilolacak ifadeler bulunmaktadır. Çünkü o, bineklerine binmek istediği zaman onların eğerlenmesini emredecek ve bu hizmetleri başkaları görecek şekilde bolluk içerisinde yerdi.
İbn Abbas dedi ki: "Aşiretini, yakın akrabanı inzar et" buyruğu nazil olunca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onları kabile kabile davet etmeye başladı."
Amr b. Meymun'dan rivayete göre "Muaz r.a. Yemen'e ulaşınca onlara sabah namazını kıldırdı: "Allah İbrahim'i Halil edindi. "[Nisa, 125] buyruğunu okudu. Cemaat arasından bir adam: İbrahim'in anasının gözü aydın olmuştur, dedi." Muaz (b. Muaz el-Basri), Şube'den, o Habib'den, o Said'den, o Amr'dan şu fazlalığı zikretmektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Muaz'ı Yemen'e gönderdi. Muaz sabah namazında Nisa süresini okudu. "Allah İbrahim'i Halil edindi" buyruğunu okuyunca arkasından bir adam: İbrahim'in anasının gözü aydın olmuştur, dedi."
İbn Abbas'tan şöyle dediği nakledilmiştir: "Hz. Ömer dedi ki: Bizim en güzel Kur'an okuyanımız, Ubeyy İbn Ka'b; en iyi hüküm verenimiz Ali İbn Ebı Talib'dir. Yine de biz, Ubeyy'in sözüne itibar etmeyiz. Çünkü o, 'Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işittiğim bütün ayetleri hafızamda tutuyorum.' iddiasını ileri sürdürmektedir. Halbuki Allah Teala şöyle buyurmuştur: Biz, bir ayetin hükmünü nesheder veya onu ertelersek (unutturursak) mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz."
Habib İbn Ebi' Sabit'ten rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Soru sormak üzere Ebu Vail'in yanına gittim. O şunları anlattı: Biz Sıff1n'de idik. Biri "Allah'ın kitabına çağınıanları görmedin mi?" diye sordu. Hz. Ali "Evet," cevabını verdi. Se hı İbn Huneyf hemen araya girip şöyle dedi: Tahkimi reddetme konusunda kendinizi suçlayın! Ben, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile müşrikler arasında yapılan Hudeybiye antlaşmasının gerçekleştiği günkü durumumuzu hatırlıyorum. O gün savaşmanın uygun olduğunu görseydik, mutlaka savaşırdık. Hz. Ömer Allah Resalü'ne sallallahu aleyhi ve sellem "Biz hak üzereyiz, onlar da batıl üzere değil mi? Bizim ölülerimiz Cennette, onların ölüleri Cehennemde değil mi?" diye sormuştu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Evet," demişti. Bu defa Hz. Ömer: "Öyleyse neden dinimiz uğruna basit bir şeye razı olup henüz Allah, onlarla bizim aramızda hüküm vermeden geri dönüyoruz," demişti. Hz. Nebi de şöyle buyurmuştu: "Ey Hattab'm oğlu! Ben, Allah'm e/çisiyim. Allah Tea/a asla beni zayi etmez." Hz. Ömer öfkeli bir halde oradan uzaklaştı. Bu duruma sabredemeyip Hz. Ebu Bekir'in yanına gitti ve ona "Ey Ebu Bekir! Biz hak üzereyi, onlar batıl üzere değil mi?" diye sordu. O da şu şekilde cevap verdi: "Ey Hattab'ın oğlu! O, Allah'ın elçisidir! Allah Teala asla onu zayi etmez!" İşte bunun üzerine Fetih Suresi nazil oldu. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari burada dört hadis zikretti. Bunlardan ilki Cabir'den nakledilen hadistir ve bu hadisin açıklaması ayrıntılı biçimde "Kitabu'l-megazı" de geçmişti. (Hadis no: 4145) Hz.Nebi'in iki parmak ile taş atmayı yasaklaması konusu "Kitabu'ledebilde açıklanacaktır.(Hadis no: 6220) SIffin, Fırat kenarında Rakka ve Menbic arasında bulunan eski bir şehrin adıdır. Bu şehirde Hz. Ali ile Muaviye arasında bilinen hadise meydana gelmiştir. Son hadis Ahmed İbn Hanbel tarafından ayrıntılı olarak rivayet edilmiştir. Burada ismi belirtilmeyen kişi, Abdullah İbn Kewa'dır. Bu bilgiyi Taberi vermiştir. Bu rivayetin sebeb-i vürCıdu şu şekildedir: Irak halkının Şam halkına üstün gelmesine ramak kalmıştı. İşte tam bu sırada Amr İbnu'ı-As Mushaf1arın yükseltilmesi ve Mushaf'taki hükümlere göre amel etmeye çağırma konusunda Şamlılara bir fikir verdi. Bununla zaman kazanmayı, bu sayede içine dÜştükleri zor durumdan kurtulmayı amaçlamıştı. Nitekim amacına da ulaşmıştı. Şamlılar Mushaf1arı kaldırıp "Sizinle bizim aramızda Allah'ın kitabı var," demişler, Hz. A1i'nin askerleri de bunu işitmişti. Hz. A1i'nin askerlerinin çoğu dindar idi. Sözcüler, söylenenleri Hz. Ali'ye iletmişti. Bunun üzerine Hz. Ali, kendisinin hak üzere olduğundan emin olduğu için, onlara muvafakat edip tahkime müracaatı kabul etmişti. Nesaı bu rivayeti Ahmed İbn Süleyman kanalıyla Ya'la/İbeyd'den Buhari'nin senedi ile nakletmiştir. Ahmed İbn Hanbel'in rivayetinde ge2en ziyade bu rivayette de vardır. Ayrıca bu rivayette "Biz SIff1n'de idik," sözÜnQer{ sonra şu ziyade bulunmaktadır: Savaş klZlŞlp Şamiıların ölü sayısı artınca Amr İbnu'ı-As, Muaviye'ye "Mushaf'ı Ali'ye gönder ve onu Allah'ın kitabına davet et. O, bunu kabul edecektir," dedi. Nihayet biri Mushaf'ı Hz. Ali'ye getirip "Sizinle bizim aramızda Allah'ın kitabı var," dedi. Hz. Ali de; "Allah'ın hükümlerini uygulamaya herkesten daha yakın olan benim. Elimizde Allah'ın kitabı var," şeklinde karşılık verdi. Bu esnada bizim o dönemde kurra/okuyucular olarak nitelendirdiğimiz Hariciler, kılıçlarını kuşanmış olarak geldiler ve şöyle dediler: "Ey müminlerin emiri! Bi bu insanları beklemeyiz! Allah aramızda hüküm verene kadar bunların üzerine kllıçlarımlZla yürümeye ne dersin!" İşte bu esnada Sehl İbn Huneyf kalktı. ----İbn Hacer'e göre 4841. hadis ile 4842. hadis bir hadis olduğu için, o burada İmam Buharl'nin dört hadis zikrettiğini söyledi. Ancak ihtisarı yapan Ebu Suhayb Adevi bunu tek hadis olarak değil, farklı iki hadis olarak vermiştir. Dolayısıyla yukarıda beş hadis görünmektedir. Sehl'in "Tahkimi reddetme konusunda kendinizi suçlayın!" sözü Haridiere yöneliktir. Çünkü onların çoğu tahkimi kabul etmez ve "Allah'tan başka hiç kimsenin hükmü yoktur," der. Hz. Ali, onların "Allah'tan başka hiç kimsenin hükmü yoktur," sözleri hakkında "Bu, kendisiyle batıl kastedilen doğru bir sözdür," demiştir. Sahabenin önde gelenleri, onlara, Hz. Ali ile uyum içinde olmalarını ve maslahatIarı en iyi bilen olduğu için onun görüşlerine muhalefet etmemeyi tavsiye etmişti. Sehl de Hudeybiye'de yaşadıklarını onlara anlatmış, kendilerinin o gün savaşma konusunda kararlı ve kendilerine teklif edilen barışa yanaşmama eğiliminde olduklarını, ancak sonradan en uygun davranış ın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in tespit ettiği hareket tarzı olduğunun ortaya çıktığını ifade etmiştir. Bu olay hakkında "Kitabu istitabeti'l-mürteddın"de ayrıntılı açıklama yapılacaktır. Ayrıca bu olayın Hudeybiye antlaşması ile ilgili açıklamaları "Kitabu'şşurD.t"ta ayrıntılı biçimde yapılmıştı}
İbn Abbas r.a.'dan rivayet edildiğine göre, Ömer radiyallahu anh ashab'a .........iza cae nasrullahi ve'l-feth ayetinin anlamını sordu. Onlar da "Burada şehirlerin ve sarayların fethi kastedilmiştir" diye cevap verdiler. Hz. Ömer, İbn Abbas'a; "Ey İbn Abbas! Sen ne dersin?" diye sormuş, o da şöyle cevap vermiştir: "Bu, Muhammed'in Sallallahu Aleyhi ve Sellem ecelini haber vermektedir veya bu, Muhammed'in Sallallahu Aleyhi ve Sellem ölümünü kendisine bildirmek için verilmiş bir örnektir."
İbn Abbas'tan şöyle nakledilmiştir: "Hz. Ömer şöyle dedi: Ubey içimizde en iyi Kur'an okuyandır. Ancak onun lahnini bir kenara bırakırız. Buna karşın Ubey şöyle demiştir: Ömer'in Lahn dediklerini ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den öğrendim. Hiçbir şey için bunları bırakmam. Hz. Ömer de şöyle demiştir: Allah Teala buyurdu ki; Biz, bir ayetin hükümünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturursak mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz. "(Bakara 106)
İbn Abbas'tan rivayete göre "Neseb yoluyla yedi kadın, sıhri akrabalık yoluyla yedi kadın ile evlenmek haramdır." Daha sonra yüce Allah'ın: "Anneleriniz. size haram kılındl."(Nisa, 23) ayetini okudu. Abdullah İbn Cafer ise, Ali'nin {başka bir kadından doğma} kızı ile hanımını bir arada nikahı altında bulundurmuştur. İbn Sirin: Bunda bir sakınca yoktur derken, bir sefer el-Hasen bunu mekruh görmüş, sonra da: 'Bunda sakınca yoktur,' demiştir.: el-Hasen İbn el-Hasen İbn Ali aynı gecede iki amca kızını bir nikah altında bulundurmuştur. Ancak Cabir İbn Zeyd bunu akrabalık bağını koparacağı endişesiyle mekruh görmüştür, ama bunda haramlık sözkonusu değildir. Çünkü yüce Allah: "Geriye kalanları ise. size helal kllındl."(Nisa, 24) diye buyurmuştur. İkrime, İbn Abbas'tan şöyle dediğini rivayet etmektedir: Hanımının kızkardeşi ile zina edecek olursa hanımıana haram olmaz. Yahya el-Kindi, eş-Şa'bi ve Ebu Cafer'den küçük çocukla oynayıp da ona zekerini girdirmiş ise annesi ile evlenmeyeceğini söylediğini rivayet etmiştir. Ancak burada sözü edilen Yahya maruf birisi olmadığı gibi, bu hususta ona mutabaatta da bulunulmamıştır. İkrime'den, o İbn Abbas'tan rivayet ettiğine göre karısının annesi ile zina edecek olursa karısı ona haram olmaz. Ebu Nasr'dan nakledildiğine göre İbn Abbas bunu haram kabul etmiştir. Burada sözü edilen Ebu Nasr ise İbn Abbas'tan hadis dinlemekle tanınan birisi değildir. İmran İbn Husayn ile Cabir İbn Zeyd'den, el-Hasen'den ve bazı Irak alimlerinden "kadın ona haram olur," dedikleri rivayet edilmiştir. Ebu Hureyre dedi ki: Kadını yere yatırmadıkça ona haram olmaz. Bununla kadınla dma' etmeyi kastetmektedir. İbnu'l-Müseyyeb, Urve ve ez-Zühri ise bunu caiz kabul ederek Ali de: "Haram olmaz" demiştir. Bu da mürsel bir rivayettir.
İbrahim b. Sa'd'dan, dedi ki: Ben Usame b. Zeyd'i Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şöyle dediğine dair hadisi naklederken dinledim: "Sizler bir yerde Taun hastalığının. çıktığını işitirseniz oraya girmeyiniz. Eğer sizin bulunduğunuz yerde o hastalık baş gösterirse oradan çıkıp gitmeyiniz." Ben (ravilerden Habib b. Ebi Sabit), İbrahim b. Sa'd'e: Sen Üsamelyi bu hadisi (baban) Saidie naklederken dinledin ve o da bunu reddetmiyardu, öyle mi, dedim. O: Evet, dedi.
Abdullah İbn Amr'dan, dedi ki: "Bir adam, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: Cihada çıkayım mı, diye sordu. Allah Rasulü: Anan-baban var mı, diye sordu. Adam: Evet deyince, Allah Rasulü: O halde sen onlar uğrunda cihad et, buyurdu."
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Ebû Kureyb de rivayet ettiler. Dedilerki: Bize Ebû Muâviye rivayet etti. H. Bize Ebû Kureyb ile Ebû Saîd-i Eşec dahî rivayet ettiler. Lâfız, Ebû Kureyb'indir. Dedilerki: Bize Vekî' rivayet etti. Bunların ikisi de A'meş'den, o da Habib b. Ebî Sâbit'den, o da Saîd b. Cübeyr'den, o da İbni Abbâs'dan naklen rivayet ettiler. İbni Abbâs, şöyle demiş: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Medine'de korku ve yağmur olmaksızın öğle ile ikindiyi ve akşamla yatsıyı birden kıldı.» Vekî'nin hadîsinde: «İbni Abbâs'a : Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu niçin yaptı? dedim; Ümmetini meşakkata sokmamak için; cevâbını verdi.» cümlesi vardır. Ebû Muâviye hadîsinde ise: «İbni Abbâs'a: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bununla ne yapmak istedi? dediler; İbni Abbâs: — Ümmetini meşakkata sokmamak istedi; cevâbını verdi.» denilmişdir
Bize, Vâsıl b. Abdil a'lâ rivayet etti. (Dediki): Bize, Muhammed b. Fudayl, Husayn b. Abdirrahmân'dan, o da Habîb b. Ebî Sâbit'den, o da Muhammed b. Alîy b. Abdillâh b. Abbâs'dan, o da babasından, o da Abdullah b. Abbâs'dan naklen rivayet ettiki, Abdullah b. Abbâs, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Selkm)'in yanında uyumuş. Müteakiben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) uyanarak misvaklanmış ve abdest almış. (Abdest alırken) şu âyetleri okuyormuş: «Hiç şüphe yok ki göklerle yerin yaradılışında ve gece ile gündüzün biribirini tâkîb edişinde akıl sahipleri için ibretler vardır.» [ A-li İmran 190 ] (İbni Abbas demiş ki) İşte bu âyetleri tâ sûrenin sonuna kadar okudu. Sonra kalkarak iki rek'ât namaz kıldı. Ama bu ilri rek'âtda kıyamı, rükû'u ve sücûdu uzattı. Sonra oradan ayrılarak uyudu. Hattâ horladı. Bunu üç defa yaptı, (yâni) altı rek'ât namaz kıldı. Hepsinde misvaklanıyor; abdest alıyor ve bu âyetleri okuyordu. Sonra üç rek'âtla vitr yaptı. Derken müezzin ezan okudu; o da namaza çıktı. Şu duayı okuyordu: «Allah'ım! benim kalbime nûr, dilime nûr, kulağıma nûr, gözüme nûr, arkama nûr, önüme nûr, üstüme nûr, altıma nûr halk eyle! Yâ Rabbî! Bana nûr ver!...»
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize İsmâil b. Uleyye, Süfyân'dan, o da Habîb'den. o da Tâvûs'dan, o da İbni Abbâs'dan naklen rivayet etti. İbni Abbâs şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Selleın) güneş tutulduğu zaman sekiz rükû' ile dört secdelik (iki rekat) namaz kıldırdı.» Alî'den de bu hadis gibi bir hadîs rivayet olunmuştur.
Bize Muhammedü'bnu'l-Müsennâ ile Ebû Bekir b. Hallâd, ikisi birden Yahye'l-Kattan'dan rivayet ettiler. İbnü'l-Müsennâ Dediki: Bize Yahya, Süfyân'dan rivayet etti. Demişki: Bize Habib, Tâvûs'dan, o da İbni Abbâs'dan, o da Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti ki, Bir Küsûf vakasında namaz kılmış, kıraat yaptıktan sonra rükû etmiş, sonra yine kıraat yapmış ve rükû' etmiş, sonra yine kıraat yapmış ve rükû' etmiş sonra yine kıraat yapmış ve rükû'a gitmiş, sonra secde etmiş, ikinci rek'atı da bu şekilde kılmış.
(Bana, bu hadîsi Ebû Bekir b. Hallâd-ı Bâhili de rivâyet etti. ki): Bize Yahya yani Kattan rivâyet etti. ki): Bize Süfyân rivâyet etti. ki): Bana Habîb bu isnâdla rivâyette bulundu. Ve: «Tarumar etmediğin hiç bir suret bırakmayasın.» dedi. düzeltmekten murâd: Pek fazla yükseltmeyip, bir karış kadar yerden kaldırmaktır. göre: Kabrin üzerini deve hörgücü gibi kamburlaştırmak müstehabdır. Zira Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in kabri bu şekilde tesviye edilmiştir. Ekseri ulemânın ve İmâm Mâlik'in mezhepleri de budur. diğer bâzı ulemâya göre: Kabrin üzerini kambur değil, tavan şeklinde düz yapmak müsıehabdır. hadisdeki timsâl ve suretlerden murâd: Canlıların heykel ve suretleridir
Bana, bu hadîsi Ebû Bekir b. Hallâd-ı Bâhili de rivayet etti. (dediki): Bize Yahya yâni Kattan rivayet etti. (dediki): Bize Süfyân rivayet etti. (dediki): Bana Habîb bu isnâdla rivayette bulundu. Ve: «Tarumar etmediğin hiç bir suret bırakmayasın.» dedi.
Bana Ubeydullah El - Kavârîri rivayet etti. (Dediki): Bize Muhammed b. Abdillâh b. Zübeyr rivayet etti. (Dediki): Bize Süfyân, Habîb b. Ebî Sâbit'den, o da Dahhâki Mişrakî'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet ettiği bir hadîsde Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Ümmetin muhtelif fırkalara ayrıldığı bir zamanda bir kavim ortaya çıkacağını, bunların iki taifeden hakka en yakın olanı öldüreceğini beyân etmiştir.»
Bize Ubeydullah b. Muâz rivayet etti. (Dediki) Bana babam rivayet etti. (Dediki) Bize Şu'be, Habîb'den, o da Ebu'l-Abbâs'dan, o da Abdullah b. Amr (Radiyallahû anhûma)'dan işitmiş olmak üzere rivayet etti. Abdullah şöyle demiş: Bana Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — Ey Abdullah b. Amr, sen hakîkaten bütün sene oruç tutuyor, bütün gece namaz kılıyorsun ama bunu yapmaya devam edersen gözler obalır ve zayıflar. Ebedî oruç tutan, oruç tutmuş değildir. Bir ayın üç gününde oruç tutmak, o ayı bütün tutmaktır, buyurdu. — Ben bundan daha fazlasına takat getirebilirim, dedim. — öyle ise Dâvud (Aleyhisselâm) orucunu tut, bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı. Ama düşmanla karşılaştığı zaman da kaçmazdı, buyurdu.
Bize bu hadisi Ebû Kureyb dahî rivayet etti. (Dediki) Bize İbni Bîşr, Mis'âr'dan rivayet etti. (Demişki): Bize Habîb b. Ebî Sabit, bu isnâdla rivayette bulundu. O: «Nefis bîtab düşer» demiş.
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Ebû Kureyb rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Ebû Muâviye, A'meş'den, o da Habib b. Ebî Sâbit'den, o da Said b. Cübeyir'den, o da İbni Abbâs (Radiyallahu anhuma)'dan naklen rivayet etti. İbni Abbâs şöyle demiş: Sa'b b. Cessame, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e ihrâmlı iken bir yaban eşeği hediye etti de Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu geri çevirdi ve: «Eğer ihramlı olmasaydık bunu senden kabul ederdik.» buyurdular.
Bize, bu hadîsi Yahya b. Yahya da rivayet etti. (Dediki): Bize Mu'temir b. Süleyman haber verdi. (Dediki): Ben, Mansûr'u Hakem'den naklen rivayet ederken dinledim. H. Bize Muhammed b. EI-Müsennâ ile İbni Beşşâr dahi rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Muhamıned b, Ca'fer rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Hakem'den rivayet etti. H. Bize Ubeydullah b. Muâz da rivayet etti. (Dediki): Bize, babam rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be rivayet etti. Bu râvilerin hepsi Habîb'den, o da Saîd b. Cübeyir'den, o da îbni Abbâs (Radiyallahu anhüma)'dan rivayet etmişlerdir. Mansûr'un Hakem'den rivayetinde: «Sa'b b. Cessame, Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e bir yaban eşeğf bacağı hediye etti.» Şu'be'nin Hakem'den rivayetinde: «Ucundan kan damlayan bir yaban eşeği budu.», Şu'be'nin Habib'den rivayetinde: «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e bir yaban eşeğinin yarısı hediye edildi de onu geri çevirdi.» denilmiştir.
Bize Ubeydullah b. Muâz El-Anberî rivayet etti. (Dediki): Bize babam rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Habîb'den naklen rivayet etti ki Habîb, Ebu'l-Minhâl'i şöyle derken işitmiş: — Berâ' b. Âzib'e sarf'ı sordum. Zeyd b. Erkam'a sor; o benden daha iyi bilir, dedi. Bunun üzerine Zeyd'e sordum. O da: Berâ'a sor; o benden daha iyi bilir, dedi. Sonra ikisi birden: — Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gümüşü altın mukabilinde veresiye satmayı yasak etli; dediler.
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Abdullah b. Numeyr rivayet etti. H. Bize ibni Numeyr de rivayet etti. ikisinin lâfızları birbirine yakındır. (Dediki): Bize babam rivayet etti. (Dediki): Bize Abdülâzîz b. Siyah rivayet etti. (Dediki): Bize Habîb b. Ebî Sabit, Ebû Vail'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Sıffîn (harbi) günü Sehl b. Huneyf ayağa kalkarak şunları söyledi: Ey insanlar! Kendinizi itham edin! Yemîn olsun biz Hudeybiye günü Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le beraberdik! Şayet harbe lüzûm görseydik mutlaka harbederdik! Bu söylediğim, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le müşrikler arasındaki sulhda idi. Derken Ömer b. Hattâb gelerek Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e vardı; ve: — Yâ Resûlâllah! Biz hak, onlar bâtıl üzerinde değil miyiz? dedi. «Evet, öyle!» buyurdular. — Bizim Ölülerimiz cennette, onların ölüleri cehennemde olacak değil mi? dedi. «Evet, öyle!» buyurdular. — Öyle ise neye dînimiz hususunda bu aşağılığı gösteriyoruz da henüz Allah onlarla bizim aramızda bir hüküm vermemişken geri dönüyoruz? dedi. Resulü Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular : «Ey Hattâb oğlu! Ben gerçekten Allah'ın Resulüyüm! Allah beni ebediyyen zayi* etmezi» Bunun üzerine Ömer sabretmedi de kızarak oradan gitti ve Ebû Bekr'e gelerek: — Yâ Ebâ Bekr! Biz hak, onlar bâtıl üzerinde değil miyiz? dedi. Ebû Bekir: — Evet, öyle!» cevâbını verdi. — Bizim Ölülerimiz cennette, onların ölüleri cehennemde olacak değil mi? — Evet, öyle! — O halde neye dînimiz hususunda bu aşağılığı gösteriyoruz da henüz Allah onlarla bizim aramızda bir hüküm vermemişken geri dönüyoruz? dedi. Ebû Bekir şu karşılığı verdi: — Ey Hattâb oğlu! O gerçekten Allah'ın Resulüdür. Allah onu ebediyyen zayi' etmez!..» Arkacığından Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e fetih (müjdesi) le Kur'ân indi. Ve Ömer'e haber göndererek onu kendisine okuttu. Ömer : — Yâ Resûlâllah! Bu fetih midir? dedi. «Evet!» cevâbını verdiler. Artık Ömer'in gönlü oldu ve döndü.