

"Damgalı" yani dini hususunda tenkide uğramış, münafıklıkla itham edilmiş kimse demektir. "Onu iki burdesi ve kibirle iki tarafına bakması alıkoydu." Bu sözleriyle elbisesinin güzelliğini ve göz alıcılığını kinayeli olarak ifade etmiş olmaktadır. Araplar ridayı adamın iki yanına sarktığından dolayı "atf (tercümede: burde)" diye adlandırır ve böylelikle güzellikle nitelendirmiş olurlar.
"Allah'a yemin ederim, bana bir tartışma gücü verilmiştir." Bir fesahat ve etkileyici söz söyleme gücü verilmiştir. Böylelikle ben kendimi bana nispet edilen ithamdan kurtaracak şekilde ve kabul edilip, reddolunamayacak bir şekilde açıklamalarda bulunabilirim. "Ona gizlice bakıyordum." Gizli, saklı bir şekilde ona bakıyor, gözetliyordu. "Ebu Katade'nin bahçe duvarını aştım. O benim amcamın oğlu ve insanlar arasında en sevdiğim kişi idi." Ebu Katade'nin amcasının oğlu olduğunu belirtmesi, her ikisinin de Selime oğullarından oluşundan dolayıdır. Yoksa babasının en yakın kardeşi olan amcasının oğlu değildir.
"Şam ahalisinin Nabatllerinden." Bu isim suyun istinbat edilip, çıkartılmasına nispetle verilmiştir. Bunlar o dönemde çiftçilikle uğraşıyorlardı. Şamlı ve Nabatlı olan bu kişi hristiyan birisi idi. "Bize katıl, seni görüp gözetelim." İbn Ebi Şeybe rivayetinde: "Mallarımız ile (görüp gözetelim). Ben: İnna lillah ... artık kafirler bile benden umutlanmaya başladı dedim" fazlalığı da yer almaktadır ...
"Onu tandıra attı." Tandır, içinde ekmek pişirilen yerdir. "Onu yaktım" tandm ateşleyerek onu yaktım demektir. Ka'blın yaptığı bu iş imanının gücünü Allah'a ve Resulüne olan sevgisini göstermektedir. Yoksa bu şekilde terk edilip, kendisinden yüz çevirilen bir kimsenin böyle bir hale katlanması kendisinden uzaklaşıp, dargın duranlara karşı da makam ve mala karşı duyulan arzulara karşı direnmesi zayıflayabilir. Özellikle 'onu yanına gelmesi için kendisini çağıran hükümdarın dininden ayrılmaya zorlamayacağından yana emin olması halinde bu böyledir.
Fakat o bu hususta fitneye düşmeyeceğinden emin olamama ihtimaline karşılık işi kökten çözüp mektubu yaktı ve böylelikle cevap vermenin de önünü kesmiş oldu. "Hanımından uzak durmanı" Hanımı Cubeyr b. Sahr b. Umeyye'nin kızı Umeyre el-Ensariye idi. "Akrabalarımdan birisi bana dedi ki: ... " Muhtemelen bu, çocuklarından birisi olabilir ya da hanımlardan birisi de olabilir. Bu üç kişinin evlerinde bulunan hanımlarla konuşmaları yasak kılınmamıştı.
"Hemen secdeye kapandım. Kurtuluşun geldiğini anlamıştım." İbn Aiz'de "tevbesinin kabulü dolayısıyla duyduğu sevinçten ağlayarak secdeye kapandı" denilmektedir. "Eslemlilerden birisi koştu." İbn Aiz'deki rivayete göre koşan iki kişi Ebu Bekr ve Ömer'dir. Fakat bunun başına "söylediklerine göre" ifadesini koymuştur. el-Vakidi'de anlatım şu şekildedir: "Sel'tepesinin üstüne çıkan kişi Ebu Bekr es-Sıddik idi. O: Allah Ka'b'ın tevbesini kabul etmiştir diye bağırdı. Atı üzerinde çıkıp gelen kişi ise Zubeyr b. el-Awam idi. (Ka'b) dedi ki: Bana müjdeyi getirdiği için elbisemi çıkartıp verdiğim kişi ise Hamza b. Amr el-Eslemi'dir. Hilal b. Umeyye'nin tevbesinin kabul edildiğini müjdeleyen kişi Said b. Zeyd idi. Vakıf oğullarına (onlardan olan Hilal b. Umeyye el-Vakıfl'ye) çıkıp gittim, ona müjdeyi verir vermez o da secdeye kapandı. (Ravilerden) Said dedi ki: Öyle ki canı çıkmadıkça başını secdeden kaldırmayacağını zannettim." Bu sözlerle aşırı bitkin olduğunu anlatmak istemektedir. Çünkü anlatıldığına göre o yemekten kesilmiş idi. Hatta günlerce if tar etmeden oruç tutar ve aralıksız ağlardı. Murare'ye tevbesinin kabul edildiğini müjdeleyen kişi ise Silkan b. Selame yahut Seleme b. Selam e b. Vakş'dır.
"Allah'a yemin ederim, o gün O iki elbiseden başkasına sahip değildim." Elbise türünden onlardan başkalarına sahip olmadığını anlatmak istemektedir. Yoksa daha önce geçtiği gibi iki devesi vardı. İleride onun malının tamamını sadaka vermek istediği de gelecektir. "Talha'nın bu davranışını unutmam." Dediklerine göre bunun sebebi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in muhacirlerle ensarı kardeş yaptığında onu ve Talha 'yı kardeş yapmış olmasıdır. Megazi bilginlerinin zikrettiklerine göre ise o Zubeyr'in kardeşi idi. Fakat Zubeyr de muhacirler arasındaki kardeşlikte Talha'nın kardeşi idi.
Bu durumda o kardeşinin kardeşi olmaktadır. "Annenin seni doğurduğu günden bu yana geçirdiğin en hayırlı günü sana müjdelerim." Bu ifadenin bu şekilde mutlak olarak kullanılması Müslüman olduğu gün ile birlikte açıklaması zor görülmüştür. Çünkü Müslüman olduğu gün annesinin onu doğurduğu günden sonradır ve onun en hayırlı günü bugündür. Yapılan açıklamaya göre bu takdirı olarak istisna edilmiştir. İsterse lafzan söylenmemiş olsun. Çünkü bu husus gizli değildir, apaçıktır. Ancak buna dair verilecek daha güzel cevap şudur: Tevbesinin kabul edildiği gün Müslüman olduğu günün tamamlayıcısıdır. Onun Müslüman olduğu gün mutluluğunun başlangıcı, tevbesinin kabul edildiği gün bu mutluluğunun tamamlayıcısıdır. Dolayısıyla bugün bütün günlerinin en hayırlısıdır. Müslüman olduğu gün, günlerinin en hayırlısı olsa dahi Müslümanlığına izafe olunan tevbesinin kabul edildiği gün ise tevbesiz mücerred Müslüman olduğu günden daha hayırlıdır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Bundan Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ümmetin e karşı duyduğu mükemmel şefkati, onlara karşı engin merhameti, onları sevindiren şeyler dolayısıyla da onun sevindiği anlaşılmaktadır. "Allah'a yemin ederim, Allah'ın Müslümanlardan herhangi bir kimseye ... nimet verdiğini bilmiyorum." Kasıt doğru sözlü olma nimetidir. Hadisten Çıkarılan Bazı Sonuçlar Ka'b (b. Malik) kıssasından daha önce belirttiklerimizin dışında bir takım ibretli sonuçlar çıkmaktadır: 1- Harb ehli (kendileriyle savaşılması caiz olan) kafirlerin mallarını almak istemek caizdir.
2- Haram ayda gaza yapmak ve eğer masıahat gizlemeyi gerektirmiyar ise hangi cihete gazanın yapılacağını açıklamak caizdir. 3- İmam, umumi bir seferberlik isteyecek olursa, Müslümanların da bu isteği yerine getirmeleri bir görevdir, geri kalan herkes bundan dolayı da kınanır. Süheyll der ki: Her ne kadar cihad farz-ı kifaye ise de geri kalanlara ileri derecede gazap edilmesi özelolarak ensar hakkında cihadın farz-ı ayn oluşundan dolayı idi. Çünkü onlar bu hususta bey'at etmişlerdi. Onların hendeği kazarken şu söyledikleri sözler bu hususta verdikleri sözü doğrulamaktadır: "Biz Muhammed'e beyTat edenleriz.
Cihad etmek üzere ebediyyen hayatta kaldıkça." Bu sebeple onların bu gazadan geri kalışıarı büyük bir günah idi. Çünkü bu onların bey'atierini bozmak anlamına geliyordu. İbn Battal da böyle demiştir. Süheyll der ki: Ben onun dediği dışında buna uygun bir açıklama da bilmiyorum. Derim ki: Bense onun sözünü ettiği bu açıklamadan bir başka açıklama zikretmiş bulunuyorum. Muhtemelen bu daha da uygundur. Yüce Allah'ın şu buyruğu da bu açıklamamı desteklemektedir: "Gerek Medinelilerin, gerek çevresinde bulunan Bedevilerin Allah'ın Resulünden geri kalmalan ... yaraşmaz."[Tevbe, 120] Şafillerce bir açıklama şekli vardır. Ci had Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde farz-ı ayn idi. Buna göre kayıtsız ve şartsız olarak cihattan geri kalanlar hakkında sitem sözkonusu olur.
Canıyla yahut malıyla cihada katılmaktan aciz olan bir kimsenin kınanması sözkonusu değildir. 5- İmam kendisinin yerine yakınlarını ve zayıfları kollayıp, gözetecek bir kimseyi vekil tayin eder. 6- Münafıklar öldürülmez. Bundan da zındık bir kimse tevbe ettiğini izhar edecek olursa, öldürülemeyeceği hükmü de çıkarılır. Böylesinin öldürülmesini caiz kabul edenler şu şekilde bunu cevaplandırırlar: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde münafıkların öldürülmemesi İslama onların kalplerini ısındırmak maslahatı dolayısı ile idi.
7- Masiyet işlemek pek büyük bir iştir. Hasan-ı Basrl, İbn Ebi Hatim'in ondan naklettiği bir rivayette buna şöylece dikkat çekmektedir: Subhanallah bu üç kişi haram bir mal yemediler. Haram olan bir kanı dökmediler, yeryüzünde fesat çıkarmadılar. Bununla birlikte işittiğimiz halanlara isabet etti, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar geldi. Peki ya fuhşiyatı ve büyük günahları işleyen kimselerin durumu nedir?
8- Dine bağlılığı daha güçlü olan bir kimse zayıf olan kimseye nispetle daha ağır bir şekilde sorgulanır. 9- Kişinin kendi kusurunu, bıraktığı eksiklikleri ve bunların sebeplerini, sonunda vardığı noktayı başkasını sakındırmak ve öğüt vermek üzere haber vermesi caizdir. 10- Fitneden emin olduğu takdirde kişinin sahip olduğu hayırlı özellikler ile kendisini övmesi caizdir.
11- Kendisine benzer konumda olanlara göre sahip olamadığı özelliklerle kişi kendisini teselli edebilir. 12- Bedir'e katılanlar ile Akabe bey'atinde bulunanların fazileti pek büyüktür. 13- Gıybetin yapılmasına müsaade edilmez. 14- Bir süre hanım ı ile ilişki kurmamak caizdir. 15- Kişi bir itaatte bulunma fırsatını elde ederse hemen onu yerine getirmek için elini çabuk tutmalıdır. O itaatten mahrum kalmamak için bunu sonraya ertelememelidir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Sizi, size hayat verecek şeylere çağırdığı zaman Allah ve Resulünün çağrısına uyun. Bilin ki Allah kişi ile kalbi arasına girer ....
"[Enfal, 24] Yüce Allah'ın şu buyruğu da buna benzemektedir: "İlk defa ona iman etmedikleri gibi, biz de onların kalplerini ve gözlerini çeviririz." [En'am, 110] Şanı yüce Allah'tan bizlere ona itaat olan hususlarda elimizi çabuk tutmayı ilham etmesini, bize ihsan etmiş olduğu nimetleri bizden geri almamasını niyaz ederiz. 16- Geçmişte yapılan hayırlar için (keşke yapmış olsaydım diye) temennide bulunmak caizdir.
17- İmam bazı hallerde kendisinden geri kalanları ihmal etmez. Aksine tevbeye dönmesi için onu hatırlar, hatırlatır. 18- Yolculuktan dönen bir kimsenin abdestli olması ve evinden önce mescide gidip namaz kılmak ile işe başlaması, sonra da kendisine (hoş geldin deyip) selam verecekler için oturması müstehaptır. 19- Yolculuktan dönen kimseye selam verip onu karşılamak meşrudur.
20- Hüküm zahire göre verilir. Mazeretler kabul edilir. 21-İsyankar kimsenin elden kaçırdığı hayırlara üzülerek ağlaması müstehaptır. 22- Zahire göre hükümler uygulanır ve iç dünyanın hali yüce Allah'a havale edilir. 23- Günah işlemiş kimseye selam vermek terk edi(lebi)lir ve üç günden fazla ona dargın kalmak da caizdir. Üç günden fazla dargın kalmanın yasaklanışı ise kendisine dargın kalmanın şer'i bir dayanağı bulunmayan kimseler hakkındadır.
24- Doğruluk faydalıdır, yalanın akıbeti kötüdür. 25- Kendisine dargın kalınmak suretiyle cezalandırılan bir kimse cemaatle namaza katılmamaktan mazur sayılır. Çünkü Murare ve Hilal bu süre boyunca evlerinden dışarı çıkmamışlardı. 26- Şükür secdesi yapmak ve hay"ırlı müjdeleri ulaştırmakta yarışmak, müjdeyi getirene elinde bulunan en değerli şeyi vermek, yeni bir nimete mahzar olan kimseyi tebrik etmek, geldiği takdirde ayağa kalkarak onu karşılamak, önemli işler dolayısıyla imam ın yanında toplanıp bir araya gelmek, kendisi ile yararlanılan hayırları sürekli yapmaya çalışmak meşrudur.
27 - Tevbe dolayısıyla sadaka vermek müstehaptır. 28- Malının tümünü sadaka vermeyi adamış olan bir kimsenin malının tamamını çıkartıp verme yükümlülüğü yoktur. باب: نزول النبي صلى الله عليه وسلم الحجر. 80. NEBİ S.A.V.'IN EL-HİCR'DE KONAKLAMASI حدثنا عبد الله بن محمد الجعفي: حدثنا عبد الرزاق: أخبرنا معمر، عن الزهري، عن سالم، عن ابن عمر رضي الله عنهما قال: لما مر النبي صلى الله عليه وسلم بالحجر قال: (لا تدخلوا مساكن الذين ظلموا أنفسهم، أن يصيبكم ما أصابهم، إلا أن تكونوا باكين). ثم قنع رأسه وأسرع السير، حتى أجاز الوادي.
"Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in" Semud kavminin yurdu olan "Hicr'de konaklaması" Size "isabet etmemesi" size gelip çatmaması için. "O vadiyi geçinceye" kat edinceye kadar. 81. BAB حدثنا يحيى بن بكير، عن الليث، عن عبد العزير بن أبي سلمة، عن سعد بن إبراهيم، عن نافع بن جبير، عن عروة بن المغيرة، عن أبيه المغيرة بن شعبة قال: ذهب النبي صلى الله عليه وسلم لبعض حاجته، فقمت أسكب عليه الماء - لا أعلمه إلا قال: في غزوة تبوك - فغسل وجهه، وذهب يغسل ذراعيه، فضاق عليه كما الجبة، فأخرجهما من تحت جبته فغسلهما، ثم مسح على خفيه.
(Son hadisin senedinde zikredilen) "Abdullah" Abdullah İbnu'I-Mübarek'tir. hadisle ilgili sened ve metine dair gerekli açıklamalar Cihad bölümünde (2838 ve 2839 numaralı hadislerde) "mazereti dolayısıyla gazaya çıkamayan kimseler" başlığında geçmiş bulunmaktadır.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.