

"Ben şahitlik ederim ki Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem olumlu bir mana taşımakla birlikte, bunun genelolmadığını da ifade etmiş olmaktadır. O bu cevabı ile soru soranın mutlak olarak sormasının, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem dahil herkesi kapsadığına işaret etmek istemişti. Çünkü ikinci rivayetin zahiri bunu ifade etmektedir. Nevevı der ki: Bu cevap oldukça edebi bir cevaptır. Çünkü soru hepiniz kaçtınız' anlamındadır. Bunun kapsamına Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem da girer. Fakat Bera: Hayır, Allah'a yemin ederim Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kaçmadı.Fakat şunlar şunlar oldu, diyerek kaçanların da kaçışlarının sürekli olmadığını, ancak atılan okların etkisi ile geri çekilmiş olduklarını ifade etmektedir.
"Fakat onların aceleci olanları çabuk davrandı. Hevazinliler de onlara ok attı." Müellefetu'l-Kulub olmayanlardan kaçanların mazereti düşmanlarının sayıca onlardan kat kat fazla olmalarıdır. "Ebu Süfyan b. el-Haris" b. Abdilmuttalib b. Haşim, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in amcasının oğludur. Mekke fethedilmede.n önce Müslüman olmuştu. Çünkü o Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gitmek üzere çıkmış, yolda Mekke'yi fethetmek üzere yol aldığını görünce Müslüman olarak İslama güzel bir şekilde bağlanmıştı. Huneyn gazvesine de çıkmıştı, sebat gösterip geri çekilmeyenler arasında idi. İbn Ebi Şeybe tarafından zikredilen el-Hakem b. Uteybe yoluyla gelen mürsel rivayette şöyle denilmektedir: Huneyn günü insanlar kaçınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ben Nebiim bunda bir şüphe yoktur. Ben Abdulmuttalib'in oğlu(nun oğlu)yum, demeye başladı. Onunla beraber sadece dört kişi kalmıştı. Bunların üçü Haşim oğullarındandı, biri de başkalarından idi. Ali ve el-Abbas da onun önünde, Ebu Süfyan b. el-Haris de dizginleri tutuyordu. İbn Mes'ud ise sol tarafta idi. (el-Hakem b. Uteybe) dedi ki: Ona doğru kim gidiyor idiyse mutlaka öldürüldü.
Tirmizı de hasen bir senedIe İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Huneyn günü kendimizi şu halde gördüm: İnsanlar yüz çevirip, gerisin geri gidiyorlardı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile beraber ise yüz kişi bile yoktu." Bu rivayet benim Huneyn günü sebat gösterip, yerlerinden ayrılmayan kimselerin sayısı ile ilgili tespit ettiğim en yüksek miktardır.
Ahmed ve Hakim, Abdurrahman b. Abdullah b. Mes'ud'un, o babasının şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Huneyn günü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idim. Herkes onu bırakıp geri kaçtı. Onunla birlikte muhacirlerle ensardan seksen kişi sebat gösterdi. Bizler piyade idik ve onlara arkamızı çevirmedik. İşte yüce Allah'ın üzerlerine sekinetini (huzur ve sükununu) indirdiği kimseler bunlardır."
Nevevı'nin Müslim şerhinde zikrettiği "onunla birlikte oniki kişi sebat gösterdi" ifadesi İbn İshak'ın zikrettiği hadisten alınmış gibidir. Onun zikrettiği rivayete göre Nebi ile birlikte el-Abbas, oğlu el-Fadl, Ali, Ebu Süfyan b. el-Haris, onun kardeşi Rabia, Usame b. Zeyd, onun anne bir kardeşi Ümmü Eymen'in oğlu Eymen, muhacirlerden Ebu Bekr ve Ömer sebat göstermişlerdir. Bunlar dokuz kişiyi bulmaktadır. İbn Mes'ud'un sebat gösterdiği de el-Hakim 'in zikrettiği mürsel rivayette geçmektedir. Böylece bunların sayısı onu bulmaktadır. el-Abbas b. Abdulmuttalib'in şiirinde ise onunla sebat gösterenlerin sayısının sadece on kişi olduğu zikredilmektedir. Bu da onun şu beyitlerinde dile getirilmiştir: "Savaşta Resulullaha yardımcı olduk dokuz kişi Kaçanlar kaçmış ve geri çekilmişti. Onuncumuz ise feda etti canını Allah yolunda ona isabet edenlerle acı çekmeden."
Sağlam olan rivayet de bu olabilir. Bundan fazla sayıyı verenler, dönmekte acelecilik edenlerin dışında kalan kimseleri de büsbütün çekilmeyenler arasında saymlşlardır. Taberi der ki: Yasaklanmış olan kaçmak geri dönmemek niyetiyle yapılan kaçıştır. Düşmanın çokluğu sebebiyle bir süre kaçmak, kuwetli bir birliğe sığınmak üzere çekilmeye benzer. "Ben Nebiim bunda şüphe yoktur. Ben Abdulmuttalib'in oğlu(nun oğlu)yum." Nebi efendimizin kendisini babası Abdullah'a değil de Abdulmuttalib'e nispet etmesi, Abdulmuttalib'in insanlar arasındaki şöhreti dolayısıyla yapılmış gibidir. Çünkü Abdulmutta:l ib'e üstün bir şekilde anılıp hatırlanma ve uzunca bir ömür verilmişti. Oysa Abdullah böyle değildi. O genç olarak vefat etmişti. Bundan dolayı Arapların çoğunluğu Nebi efendimizi Abdulmuttalib'in oğlu diye çağırıyorlardı. Nitekim Dimam b. Sa'lebe geldiğinde: Hanginiz Abdulmuttalib'in oğlusunuz, diye sormuştu.
Bir diğer açıklamaya göre insanlar arasında: Abdulmuttalib'in soyundan Al'ah'a davet edecek ve Allah'ın insanlara onun vasıtasıyla hidayet vereceği ve )eygamberlerin sonuncusu olacak bir adamın çıkacağına dair yaygın bir haber Jardı. Böylelikle bilenler bunu hatırlasın diye kendisini Abdulmuttalib'e nispet etmiştir. Bu hususta Araplar arasında yaygın bir hal almıştı. Seyf b. 21 Yezen bunu eskiden beri Abdullah, Amine ile evlenmeden önce Abdulmuttalib'e zikretmiş idi.
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem da ashabına mutlaka galip geleceğine dikkatlerini çekmek istemiş, güzel akıbtin takvalılara ait olduğu hususunu hatırlatmak, böylelikle onun geri çekilmeyip sebat gösterdiğini bildikleri takdirde kalplerinin güçlenmesini sağlamak istemişti. Nebi efendimizin: "Şüphesiz" demesi nübuwet vasfı ile birlikte yalan söylemenin imkansız olduğuna bir işaret taşımaktadır. Böylelikle o: Ben Nebiyim, Nebi de yalan söylemez. Ben söylediklerimi yalan söylemiyorum ki yenileyim. Hem ben yüce Allah'ın bana vaat etmiş olduğu yardım ve zaferin hak olduğuna da kesin olarak inanıyorum. Dolayısıyla benim kaçmam da caiz değildir, demiş gibidir.
Onun (şüphesiz) sözü: Ben gerçekten bir Nebiyim. Bunda bir şüphe, bir yalan yoktur demektir, diye de açıklanmıştır. Hadisten Çıkarılan Bazı Sonuçlar 1- Konuşurken güzel bir edeble konuşmak 2- Güzel bir cevap vermek suretiyle sorunun güzel sorulmasına işaret etmek ve kendisini beğenmenin yerilecek bir özellik olduğuna dikkat çekmek. 3- Cahiliye döneminde ölmüş olsalar dahi babalara intisap etmek caizdir. Bunun yasaklanması ise savaşın dışındaki haller için yorumlanır.
Böbürlenme ve büyüklenmeye dair ruhsat da bu kabildendir. O da savaşta caizdir, savaş dışında caiz değildir. 4- Allah yolunda ölmek tehlikesine atılmak caizdir. Çünkü "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yüce Allah'ın vaadi dolayısıyla zafere kavuşacağından kesin olarak emindi. Allah'ın vaadi de haktır" denilemez. Çünkü Ebu Süfyan b. el-Haris de katırının yularını tutarak onunla birlikte sebat göstermişti. Onun ise Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu husustaki yakıni gibi bir yakıne sahip olduğu söylenemez. Yine bu durumda Ümmü Eymen'in oğlu Eymen de daha önce el-Abbas'ın şiirinde işaret olduğu gibi şehit düşmüştü.
5- Katıra binmenin sebatı daha bir arttırıcı olduğuna işaret vardır .. Çünkü erkek hayvanlara binmek kaçmaya ve geri dönmeye hazırlıklı olmak izlenimini verir. Ordunun kumandanı kendisini kaçmamaya hazırlamış ve bunun gerekli sebeplerini de yerine getirmiş ise elbetteki ona uyanların sebat göstermelerini daha çok teşvik edici bir haldir. 6- Kumandanın savaşta kendisini açıkça ortaya koyması kahramanlığı daha da ileri derecede ifade eder ve düşmana aldırış edilmediğini gösterir.
حدثنا سعيد بن عفير قال: حدثني ليث، حدثني عقيل، عن ابن شهاب. وحدثني إسحاق: حدثنا يعقوب بن إبراهيم: حدثنا ابن أخي ابن شهاب: قال محمد بن شهاب: وزعم عروة بن الزبير: أن مروان والمسور ابن مخرمة أخبراه: أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قام حين جاءه وفد هوازن مسلمين، فسألوه أن يرد إليهم أموالهم وسبيهم، فقال لهم رسول الله صلى الله عليه وسلم: (معي من ترون، وأحب الحديث إلي أصدقه، فاختاروا إحدى الطائفتين: إما السبي، وإما المال، وقد كنت استأنيت بكم). وكان أنظرهم رسول الله صلى الله عليه وسلم بضع عشرة ليلة حين قفل من الطائف، فلما تبين لهم أن رسول الله صلى الله عليه وسلم غير راد إليهم إلا إحدى الطائفتين، قالوا: فإنا نختار سبينا، فقام رسول الله صلى الله عليه وسلم في المسلمين، فأثنى على الله بما هو أهله، ثم قال: (أما بعد، فإن إخوانكم قد جاؤونا تائبين، وإني قد رأيت أن أرد إليهم سبيهم، فمن أحب منكم أن يطيب ذلك فليفعل، ومن أحب منكم أن يكون على حظه حتى نعطيه إياه من أول ما يفيء الله علينا فليفعل). فقال الناس: قد طيبنا ذلك يا رسول الله، فقال رسول الله صلى الله صلى وسلم: (إنا لا ندري من أذن منكم في ذلك ممن لم يأذن، فارجعوا حتى يرفع إلينا عرفاؤكم أمركم). فرجع الناس، فكلمهم عرفاؤهم، ثم رجعوا إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم فأخبروه أنهم قد طيبوا وأذنوا. هذا الذي بلغني عن سبي هوازن.
"Hevazin heyeti Müslümanlar olarak ona geldiğinde kalkmış." ez-Zühri bu olayı bu yolla muhtasar olarak zikretmiş bulunmaktadır. Musa b. Ukbe, el-Megazi'de bunu uzunca zikretmiştir. Onun lafzı ile olay şöylir: "Daha sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şewal ayında Taif'ten Ci'rane'ye gitti. Orada da Hevazinlilerin esirleri bulunuyordu. Hevazinlilerin heyeti Müslümanlar olarak onun huzuruna geldi. Aralarından eşrafından dokuz kişi de vardı. Müslüman olup, bey'at ettiler. Sonra onunla konuşurak: Ey Allah'ın Resulü, aldığınız esirler arasında annelerimiz, kızkardeşlerimiz, halalarımız, teyzelerimiz vardır. Bunlar sebebiyle ise kavimler rüsvay olur, dediler.
Allah Resulü: Ben sizin için talepte bulunacağım. Fakat ganimetler paylaştırılmış bulunuyor. Siz şu ikisinden hangisini daha çok istersiniz, esirleri mi yoksa malları mı, diye buyurdu. Onlar: Ey Allah'ın Resulü, sen bizi şerefe talip olmak ile mal istemek arasında muhayyer bıraktın. Biz elbette şerefi daha çok severiz, biz ne bir koyun ne de bir deve için ağzımızı açarız, dediler.
Allah Resulü bunun üzerine: (Bunlardan) Haşimoğullarının payına düşenler size aittir. Sizin için de Müslümanlarla konuşacağım. Siz de onlarla konuşun ve Müslüman olduğunuzu açığa vurun, diye buyurdu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem öğle namazını kıldıktan sonra onlar da ayağa kalktılar, hatipleri konuşmaya koyuldu. Oldukça beliğ konuştular, Müslümanları da esirlerini kendilerine geri vermek için teşvik ettiler. Onlar konuşmalarını bitirdikten sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayağa kalktı. Onlar adına iltimasta bulundu, Müslümanları bu işe teşvik etti ve: Ben Haşim oğullarının payına düşenleri onlara geri verdim, diye buyurdu."
"Ben sizi beklemiştim." Yani gelirsiniz diye esirleri paylaştırmayı geciktirmiştim. Fakat siz daha da geç geldiniz. "Bunu gönül hoşluğu ile geri vermek isteyen" yani karşılıksız ve kendi rızasıyla geri vermek isteyen, demektir. "Herkes: Biz bunları gönül hoşluğuyla geri veriyoruz, dedi." Musa b. Ukbe'nin rivayetinde: "Herkes ellerinde olanı geri verdi. Ancak az sayıda bazı kimseler fidye istediler."
Sözü geçen Amr b. Şuayb yoluyla gelen rivayette de şöyle denilmektedir: "Muhacirler: Bize ait olan da Allah'ın Resulüne aittir, dediler. Ensar da aynı şeyi söylediler. Akra b. Habis dedi ki: Ben ve Temim oğulları ise böyle yapmıyoruz. Uyeyne de: Ben ve Fezare oğullarına ait olan için böyle demiyoruz, dediler. elAbbas b. Mirdas da: Bana ve Süleym oğullarına ait olanı da vermiyoruz, dedi. Süleym oğulları: Hayır, bize düşen Allah Resulüne aittir dediler.
Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Sizden hakkını sımsıkı elinde tutan kimse için her bir kişiye karşılık olarak elde edeceğiniz ilk ganimetten altı pay verilecektir deyince, gelenlere hanımlarını ve çocuklarını geri verdiler." حدثنا أبو النعمان: حدثنا حماد بن زيد، عن أيوب، عن نافع: أن عمر قال: يا رسول الله. وحدثني محمد بن مقاتل: أخبرنا عبد الله: أخبرنا معمر، عن أيوب، عن نافع، عن ابن عمر رضي الله عنهما قال: لما قفلنا في حنين، سأل عمر النبي صلى الله عليه وسلم عن نذر كان نذره في الجاهلية، اعتكاف، فأمره النبي صلى الله عليه وسلم بوفائه.
وقال بعضهم: حماد، عن أيوب، عن نافع، عن ابن عمر. ورواه جرير بن حازم، وحماد بن سلمة، عن أيوب، عن نافع، عن ابن عمر، عن النبي صلى الله عليه وسلم. "Müşriklerden bir adamın Müslümanlardan birisinin üstüne çıktığını gördüm." Bundan sonraki Leys yoluyla gelen rivayette şöyle denilmektedir: "Müslümanlardan bir adamın müşriklerden birisi ile çarpışmakta olduğunu, müşriklerden bir başkasının da ona tuzak kurmaya çalıştığını gördüm." Yani onu gafil avlamak istediğini gördüm.
"Omzuna" yani ridanın omuza yerleştirildiği yere. "Ondan" aşırı şiddetinden "ölümün kokusunu aldım." Bu ifadeleriyle o müşrik kişinin oldukça güçlü olduğunu anlatmaktadır. "Daha sonra ölüm ona yetişti de beni bıraktı" saldı. "Allah'ın emri" Allah'ın hükmü, kazası, takdiri demektir. "Ebu Bekr es-Sıddik: Allah'a yemin ederim olmaz! Allah'ın arslanlarından birisi Allah ve ResuIü adına savaşacak ve onun selebi sana verilecek ha!" Bu sana: Ben bunu yapacağım, diyen bir kimseye senin kalkıp: Allah'a yemin ederim ben de bunu yapmam, deme ne benzer. İfadenin takdiri: Allah'a yemin ederim ... Resulullah kahramanlığı itibariyle bir arslana benzeyen Allah'ın dini ve Resulü uğrunda savaşan birisinin hakkını alıp gönül hoşluğu olmaksızın, rızası olmadan onu sana vermeyecektir, şeklindedir.
"Onun selebini" selebin Ebu Katade'nin mülkü olması itibariyle selebi ona izafe etmiştir.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.