Ebû Abdullah künyeli Habbâb b. Eret, aslen Temîm kabilesindendir. Irak'ta esir düşüp Mekke'de köle olarak satıldığı, Ümmü Enmâr bint Sibâ' el-Huzâiyye'nin kölesi olduğu için Huzâî nisbesiyle de anıldığı nakledilir. Demircilikle geçimini sağlıyordu; okuma yazma bildiği için yeni inen âyetleri diğer Müslümanlara öğretirdi.
İslâm'ı ilk kabul edenlerdendir; altıncı Müslüman olduğu da rivayet edilir. Hz. Ebû Bekir, Bilâl-i Habeşî, Süheyb-i Rûmî ve Ammâr b. Yâsir ile birlikte imanını açıkça ilan edenler arasındaydı. Bu yüzden ağır işkencelere uğradı, zaman zaman kızgın taşlar üzerine yatırıldı; bunların izleri yıllar sonra bile vücudunda görülüyordu. Bedir'den itibaren bütün gazvelere katıldı.
Son yıllarında ağır bir hastalık geçirdi; Hz. Peygamber yasaklamamış olsaydı ölümü dileyeceğini söylediği rivayet edilir. Bu sebeple Sıffîn'e katıldığına dair haberler güvenilir sayılmaz. H. 37 / m. 657'de altmış üç ya da yetmiş üç yaşında Kûfe'de vefat etti. Sıffîn dönüşü Hz. Ali'nin kabrine uğrayıp onun için cenaze namazı kıldığı nakledilir.
Ailesi
Babası
al-Aratt b. Jandalah
Eşi
Mulayka wife Khabbab
Çocukları
'Abdullah bin Khabbab ibn al-Aratt, 'Abdur Rahman bin Khabbab ibn al-Aratt, Zaynab bint Khabbab ibn al-Aratt
Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış; kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir.
Habbab r.a. şöyle demiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte, Allah rızasını elde etmek amacıyla hicret ettik. Ecrimizi vermek artık Allah'a kaldı, içimizden kimileri ecrinden bir şey yemeksizin öldü. Mus'ab İbn Umeyr bunlardandır. Kimimizin ürünü olgunlaştı, o ürününü toplamaktadır. Mus'ab Uhud savaşında şehit edildi. Onu kefenlemek için bir kaftan'dan başka bir şey bulamadık. Bununla başını örtsek ayakları açıkta kalıyordu, ayaklarını örtsek başı açıkta kalıyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize onun başını örtmemizi ve ayaklarına da izhir otu koymamızı emretti. Tekrar: 3897, 3913, 3914, 4047, 4082, 6432, 6448. Diğer tahric: Tirmizi Menakib; Müslim, Cenaiz
Habbab r.a. şöyle demiştir: Ben cahiliye döneminde demirci idim. As Ibn Vail'de alacağım vardı. Ben alacağımı istemek için ona gittiğimde bana "Muhammed'i inkar etmedikçe sana alacağını vermem" dedi. Ben "Allah seni öldürüp de diriltinceye kadar ben Muhammed'i inkar etmem" dedim. O "Ben ölüp de dirilinceye kadar beni bırak. Bana dirildikten sonra mal ve çocuk verilecek. Sana borcumu bundan öderim" dedi. Bunun üzerine şu ayetler indirildi: (Resulüm!) ayetlerimizi inkar eden ve "Muhakkak surette bana mal ve evlat verilecek" diyen adamı gördün mü? O, ğaybı mı bildi, yoksa Allah'ın katından bir söz mü aldı?"[Meryem 77,78] Tekrar: 2275, 2425, 4732, 4733, 4734, 4735
Habbab r.a. şöyle anlatır: Ben demirci idim. As İbn Vail'e bir iş yapmıştım. Alacaklarım onda epey birikti. Tahsil etmek için ona gittim. Bana, "Hayır, vallahi, Muhammed'i inkar etmedikçe sana ödeme yapmam" dedi. Ben de, "Sen ölüp sonra tekrar diriltilinceye kadar onu inkar etmem" dedim. O, "Ben öldükten sonra diriltilecek miyim?" dedi. Ben de, "evet" dedim. O, "Benim orada birçok mal ve çocuğum olacak. Orada öderim" dedi. Bunun üzerine Yüce Allah (C.C.), "Resulüm! Ayetlerimizi inkar eden ve "Muhakkak surette bana mal ve evlat verilecek" diyen adamı gördün mü?" [Meryem, 77] ayetini indirdi.
Mesruk'un naklettiğine göre Habbab şöyle anlatır: Ben cahiliyye döneminde demirci idim. As İbn Vail'den dirhem alacağım vardı. Alacağımı talep etmek için ona gittim. Bana, "Muhammed'i inkar etmedikçe borcu ödemem" dedi. Ben de, "Hayır, vallahi, Allah seni öldürüp tekrar diriltinceye kadar Muhammed'i inkar etmem" dedim. o da bana, "O halde beni bırak, öleyim, diriltileyim sonra bana mal ve evlad verilsin de ben de borcumu ödeyeyim" dedi. Bunun üzerine, "Ayetterimizi inkar edip de bana, mal ve evlad verilecektir diyen kimseyi gördün mü?" [Meryem, 78-80] ayeti nazil oldu.
Habbab b. el-Erett dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Ka'be'nin gölgesinde elbisesini yastık gibi yapmış dayanırken şikayette bulunduk ve ona: Bizim için yardım istemeyecek misin? Bizim için Allah'a dua etmeyecek misin, dedik. O şöyle buyurdu: Sizden öncekilerden adam getirilir, yerde onun için bir çukur kazılır, o çukura konulurdu. Daha sonra testere getirilerek başının üzerine konulur, iki parçaya ayrılırdı. Bu dahi onu dininden çevirmezdi. Eti kemiğinden ya da damarlarından demir taraklarla taranarak ayrılırdI. Bu dahi onu dininden geri çevirmezdi. Allah'a yemin ederim, Allah bu işi tamamlayacaktır. Hatta süvari San'a'dan Hadramevt'e kadar yol alacak ve Allah'tan başkasından ya da kurdun koyunlarına saldırmasından başka bir şeyden korkmayacaktır. Fakat siz acele ediyorsunuz." Tekrar: 3852 ve 6943
Habbab dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Allah'ın rızasını arayarak hicret ettik. Ecrimizi vermek Allah'a aittir. Bizden kimisi ecrinden hiçbir şey yemeden geçip gitti. Mus'ab b. Umeyr bunlardan birisidir. Uhud günü öldürüldüğünde onu kendisi ile kefenleyeceğimiz bir çizgili kumaş dışında bir şey bulamamıştık. Onunla baş tarafını örtersek ayakları dışarıda kalırdı, ayaklarından itibaren örtecek olursak başı açıkta kalırdı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizlere onunla baş tarafını örtmemizi ve ayaklarının üzerine de bir miktar izhir otu koymamızı emretti. Bizden kimisinin de mahsulü olgunlaştı ve işte o bu mahsulleri toplamaktadır."
Habbab b. el-Erett r.a. dedi ki: "Allah'ın rızasını arayarak ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte hicret ettik. Bizim ecrimizi vermek Allah'a ait oldu. Bizden kimimiz ecrinden hiçbir şey yemeden geçti -yahut gitti. Mus'ab b. Umeyr bunlardan birisi idi. Uhud günü öldürüldüğünde geriye sadece çizgili bir elbise bırakmıştı. Onunla baş tarafını örtersek ayakları dışarıda kalıyordu. Ayakları onunla örtülecek olursa başı açıkta kalıyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizlere: Onunla baş tarafını örtünüz, ayaklarının üzerine de izhir koyunuz. -Yahut da: Ayakları üzerine izhir bırakınız diye buyurdu.- Kimimiz için de meyveleri olgunlaştı ve işte o, o meyvelerini devşirip toplamaktadır."
Habbab r.a. dedi ki: "Bizler yüce Allah'ın vechini (rızasını) arayarak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte hicret ettik. Ecrimizi vermek Allah'a aittir. Aramızdan kimisi ecrinden hiçbir şey yemediği haldegeçip gitti. Bunlardan birisi Mus'ab b. Umeyr idi. Uhud günü öldürüldüğünde geriye sadece çizgili bir elbise bırakmıştı. Onunla baş tarafından onu örttüğümüz takdirde ayakları dışarıda kalıyordu. O örtüyle ayakları örtülecek olursa başı dışarıda kalırdı. Bunun üzerine Nebi sallallahu aleyhi ve sellem bizlere: Onunla baş tarafından onu örtün üz ve ayakları üzerine de izhir otu bırakınız, diye buyurdu. Ya da, ayakları üzerine izhirden bir miktar bırakınız, dedi. Kimisinin de meyveleri kendisi için olgunlaştı. İşte o da onları toplamaktadır."
Mesruk'tan rivayet edildiğine göre, o, Habbab'ı şöyle derken işittim, demiştir: Alacağımı almak üzere As İbn Vail es-Sehmi'nin yanına gittim. Bana; "Muhammed'i inkar etmediği n sürece sana hiçbir ödeme yapmayacağım," dedi. Ben de "Asla! Sen ölüp dirilinceye kadar böyle bir şey yapmam!" dedim. elAs: "Ben öleceğim sonra dirilecek miyim?" diye şaşkınlığını ifade etti. Ben de; "Evet," dedim. Bunun üzerine şöyle dedi: "O zaman orada benim hem malım, hem de çocuklarım olacak. O vakit sana borcumu öderim." İşte bunun üzerine, ".....ayetlerimizi inkar eden ve "Muhakkak surette bana mal ve evlat verilecek" diyen adamı gördün mü?" ayeti nazil oldu.
Habbab'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Ben, Mekke'de demirci idim. As bin Vail es-Sehmi için bir kılıç yaptım. Sonra alacağımı almak üzere yanına gittim. Bana; "Muhammed'i inkar edene kadar sana herhangi bir ödeme yapmayacağım!" dedi. Ben de; "Asla Muhammed'i inkar etmeyeceğim. Hatta Allah seni öldürüp diriltse bile!" şeklinde karşılık verdim. Bu defa; "Allah beni öldürüp sonra diriltince, o zaman benim malım ve evladım olur," dedi. Bunun üzerine Allah Teala şu ayeti indirdi: "O, gaybı mı bildi, yoksa Allah'ın katından bir söz mü aldı?" İmam Buhari şöyle demiştir: Eşcaı'nin Süfyan'dan aktardığı rivayette "Ayette geçen ahd kelimesi, 'söz' anlamına gelir," ifadesi ile "kılıç" kelimesi geçmemektedir."
Habbab'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Cahiliyye döneminde demirci idim. As bin Vail'den alacağım vardı. [Olayın bundan sonrasını ravi şöyle anlatmıştır:] Habbab borcunu ödemesi için el-As'ın yanına gitti. el-As ona; "Muhammed'i inkar etmediğin sürece sana herhangi bir ödeme yapmayacağım," dedi. Habbab da; "Allah'a yemin ederim ki; Muhammed'i inkar etmem! Hatta Allah seni öldürüp tekrar diriltse bile!" diye karşılık verdi. Buna karşın el-As şöyle dedi: "O zaman ölünce ve tekrar dirilinceye kadar bana mühlet ver. O vakit bana mal ve evlat verilecek. Ben de sana olan borcumu öderim." Bunun üzerine "Kesinlikle hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız," ayeti nazil oldu.
HabbSb'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Ben demirci idim. el-As İbn VSil'den alacağım vardı. Alacağımı almak üzere onun yanına gittim. Bana; "Muhammed'i inkar edinceye kadar sana hiçbir ödeme yapmayacağım," dedi. Ben de; "Asla onu inkar etmeyeceğim! Hatta sen ölsen, sonra dirilsen bile!" diye karşılık verdim. Bu defa bana; "Elbette öldükten sonra diriltileceğim! Mala ve evlada kavuştuğum o zaman sana olan borcumu ödeyeceğim," dedi. Bunun üzerine: "(Resulüm!) Ayetlerimizi inkar eden ve "Muhakkak surette bana mal ve evlat verilecek" diyen adamı gördün mü? 0, gaybı mı bildi, yoksa Allah'ın katından bir söz mü aldı? Kesinlikle hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız, "(Meryem 77-79) ayeti indi. KİTABU’T-TEFSİR EK SAYFA – 1715-2 TAHA SURESİ. İbn Cübeyr şöyle demiştir: taha Nebatiyye dilinde "Ey Adam!" anlamına gelir. Bir harfi telaffuz edemeyen veya kekeleyen ya da pepeleyen kimse için "dilinde düğüm var" denir. Mücahid şöyle demiştir: Elka (Taha 65) "yaptı," ezri (Taha 31) sırtım," feyeshatekum (Taha 61) "sizi helak eder" demektir. Musla (Taha 63) " emsel (en üstün) kelimesinin müennesidir." Ayette geçen en "üstün yol," din anlamına gelir. Nitekim Arapçada "en iyi olana tutun" anlamında " huz emsel ve huz musla" denir. summetu saffa (Taha 64) [ayetinin açıklaması şu şekildedir:] Arapçada " hel eteyte's-saffe yevm" dendiği vakit, [saf kelimesi ile] namaz kılınan yer kastedilir. Feevcese fi nefsihi (Taha 67) "korkuyu içinde gizledi." Hı harfi kesreli olduğu için hifeten (Taha 67) kelimesindeki vav harfi ya'ya dönüşmüştür. Ficuzu' (Taha 71) ifadesindeki [fi - içinde harfi] ala - üzerinde anlamında kullanılmıştır. Hatbuke (Taha 95) "aklın" anlamına gelir. Misas (Taha 97).masse fiilinin masdandır. Lenensifennehu (Taha 97) "onu savuracağız" manasındadır. Kaan (Taha 106) "suyun üze;ine çıktığı yer," safsafa (Taha 106) ise "düz yer" anlamını ifade eder.:. Mücahid şöyle demiştir: Evzara (Taha 87) "ağırlıklar" anlamına gelir. Min zlneti'l-kavm (Taha 87) [ifadesinde geçen ziynet] "israiloğullannın Firavunun milletinden ödünç aldıkları süs eşyası" manasınadır. Fekazefnuha "onu attım" ve elka (Tana 87) "yaptım" anlamına gelir. Fenesiye (o unuttu (Tahiı 88) ifadesi ile İsrailoğulları, Hz. Musa'nın Rabbini şaşırdığını söylemişlerdir. La yerciu ileyhim kavla (Taha 89) [ayetinde geçen yerdu fiilinin öznesi] buzağıdır. Hemsa (Taha 108) "ayak sesi" anlamına gelir. Haşerteni a'ma (Taha 125) ise "Beni neden delilimi göremez haşrettin," ve kad kuntu besira (Taha 125) ise "dünyada görüyordum" manasını ifade eder. İbn Abbas şöyle demiştir: Bi kabes (Taha 10) [açıklaması şöyledir:] Hz. Musa ve beraberindekiler [Medyen'den d(inerken] yollarını şaşırdılar. Mevsim kıştı. Bu yüzden Hz. Musa, "Eğer ateşin yanında bize yol gösterecek birini bulamazsam, ısınmanız için size bir parça ateş getiririm," demiştir. İbn Uyeyne şöyle demiştir: Emseluhum tarikaten (Taha 104) "onların en adili anlamına" gelir. '. İbn Abbas şöyle demiştir: Hedm (Taha 112) "Ona haksızlık edilmez, böylece iyilikleri çiğnenmez," iveca (Taha 107) "vadi," emta (Taha 107) "tepe," sirateha (Taha 21) [ilk] haline, en-nuha (Tafa, 54) "takva;" danka (TaM. 124) "bedbaht," heva (Taha 81) "bedbaht oldu," vadi'l-mukaddes "mübarek vadi," tuva (Taha 12) "vadinin adı" bi milkina (Taha 87) "kendi isteğimizle " mekanen siva (Taha 58) "orta yerde " yebesa (Taha 77) "kuru" ala kaderin (Taha 40) "bir söze binaen" la teniya (Taha 42) "zayıflık göstermeyin!".yefruta (Taha 45) ise "cezalandırma bakımından aşırı gitmek" anlamına gelir. AÇiKLAMA: İkrime ve Dahhak, Taha harflerinin Nebatıyye dilinde "Ey Adam!" anlamına geldiğini söylemişlerdir. Hakim başka bir senetle lkrime kanalıyla Taha hakkında İbn Abbas'ın şöyle söylediğini nakletmiştir: "Bu ifade Habeş dilinde 'Ey Muhammed!' sözüne benzer." Firyabi, ".min zlneti'l-kavm [ifadesinde geçen ziynet] 'İsrailoğullarının Firavunun milletindn ödünç aldıkları süs eşyası' manasınadır," yorumunu senetli olarak nakletmişti!'. Bu olay, Musa kıssasında daha önce geçmişti. Hakim ise Ali hadisinde geçen şu ifadeyi rivayet etmiştir: "Samirı gücünün yettiği kadar süs eşyası toplamaya yöneldi. Sonra onlardan buzağı yaptı. Ardından aldığı bir avuç toprağı onun içine attı. Yaptığı şekil birden böğüren buzağıya döndü." İmam Nesai, "Fitneler hadisi" adı verilen uzun bir hadiste İbn Abbas'tan şunları nakletmiştir: "Hz. Musa Rabbi ile olan randevusuna yöneldiği zaman Hz. Harun İsrailoğullarına şu şekilde bir konuşma yaptı: Kuşkusuz, Mısır'dan çıktınız. Firavun halkının size bıraktığı emanet ile size verdiği ödünç eşyalar var. Bence bir çukur kazalım ve onlardan aldığınız eşyaları içine atalım, sonra da onları yakalım." Samirı ineğe tapan bir toplumdandı. Aslında İsrailoğullarının komşusu idi. Onlarla birlikteeşyaları yüklendi. Derken bir iz gördü. Ondan bir avuç toprak aldı ve Hz. Harun'un yanına geldi. Hz. Harun ona; "Elindekini atsana!" dedi. Samiri"İstediğimin gerçekleşmesi için Allah'a dua etmediğin sürece bunu atmayacağım," dedi. Bunun üzerine Hz. Harun onun için dua etti. Sonra Samiri elindekini attı ve "İçinden ses gelen bir buzağı olmasını istiyorum," dedi. İbn Abbas şöyle demiştir: "Samirı'nin yaptığı buzağının ruhu yoktu. Rüzgar arkasından girip ağzından çıkıyordu. Bundan dolayı ses oluşuyordu. Buzağıdan ses çıkmaya başlayınca İsrailoğulları ikiye bölündü. Katade'nin.hemsa kelimesini "ayak sesi" şeklinde açıkladığı nakledilmiştir. ".Danka (Taha 124) 'bedbaht' anlamına gelir," yorumunu İbn Ebı Hatim, Ali İbn Ebı Talha kanalıyla İbn Abbas'tan senediyle nakletmiştir. Kays İbn Ebı Hazim'in de bu ayet hakkında şöyle dediğini aktarmıştır:. Maişeten danka, "isyan ederek kazanılan rızık" anlamına gelir. '
Kays b. Ebi Hazim'den: "Bizler Habbab'a hasta ziyaretinde bulunmak üzere huzuruna girdik. -Yedi defa dağlanmış idi.- Dedi ki: Daha önce geçip giden arkadaşlarımızın dünya hiçbir şeylerini eksiltmedi. Bizler ise topraktan başka koyacak yer bulamayacağımız pek çok şeyler elde ettik. Eğer Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizlere ölümü isteyerek dua etmemizi yasaklamamış olsaydı, şüphesiz ölümüm gelsin diye dua edecektim. Daha sonra bir başka sefer onun yanına gittik. Bu sırada ise o kendisine ait bir duvarın binasını yapıyordu. Dedi ki: Şüphesiz Müslümana infak ettiği her şey karşılığında ecir verilir. Şu toprağa yaptığı bir harcama müstesna." Tekrarı: 6349, 6350, 6430, 6431 ve 7234
Ebu Vail şöyle anlatmıştır: Hasta olan Habbab'ı ziyarete gitmiştik. Bize şöyle dedi: Bizler Allah rızasını isteyerek Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Medine'ye hicret ettik. Artık ecir ve mükafatımız Allahu Teala üzerine vaki olmuştur. Biz Muhacirlerden bazı kimseler, bu hicretin dünya ücretinden (ganimetierden) hiçbir şey almadan geçip gittiler. İşte onlardan biri de Mus'ab İbn Umeyr'dir. Mus'ab, Uhud günü şehid edildi ve arkasında çizgi ii yün bir kumaştan başka bir şey bırakmadı. Biz o tek kumaş ile onu kefenlemeye çalıştık. Başını örttüğümüz zaman ayakları meydana çıkıyor, ayaklarını örttüğümüzde başı açılıyordu. (Yokluk karşısında) Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize şehidin başını örtmemizi ve ayaklarının üstüne de ızhır otundan bir miktar koymamızı emretti. Biz Muhacirlerden kimi de hicretin meyvelerini toplama zamanına ulaştı ve o şimdi bu meyveleri toplamaktadır.
Habbab b. el-Eret şöyle anlatmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kabe'nin gölgesinde kaftanına yaslandığı bir sırada kendisine "Ya Resulallah! Bizim için Allah'tan yardım dileyemez misin? (Bunların zulmünden) kurtulmamız için AlIah'a dua edemez misin?" dedik. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sizden önceki ümmetler içinde öyle kişiler bulunmuştur ki, o kişi için yerde bir çukur kazıhr, kendisi o çukurun içine gömülürdü. Sonra büyük bir testere getirilir, başına konulur ve iki kısma ayrılırdı. Demir taraklar ile etinin altındaki kemiği ve sinirleri taranırdı da bu işkenceler o mu'mini dininden çevirmezdi. Allah'a yemin ederim ki şu İslam dini, artık kemale erecektir. Hatta o olacak ki bir süvari (tek başına) San'a'dan Hadramevt'e kadar (selametle) gidecek de Allah'tan başka hiçbir şeyden korkmayacaktır ve bir de (koyun sahibi ise) sadece koyununa kurt saldırmasından korkacaktır. Fakat sizler acele ediyorsunuz."
Bize Ebu Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Ebu'I-Ahvas, Sellâm b. Süleym, Ebu îshâk'dan, o da Saîd b. Vehb'den, o da Habbâb'dan naklen rivayet etti, Habbâb: «Sıcak kumların üzerinde namaz kılmanın meşakkatinden Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e şikâyet ettik. Ama bizim şikâyetimizi kabul buyurmadi.» demiş.
Bize Ahmed b. Yûnus ile Avn b. Sellâm rivayet ettiler. (Avn : Bize haber verdi, tâbirini kullandı-. îbni Yûnus ise, bize Züheyr rivayet etti, dedi.) Lâfız onundur. Züheyr demiş ki: Bize Ebu İshâk, Saîd, b. Vehb'den, o da Habbâb'dan rivayet etti. Habbâb şöyle demiş: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek kumların sıcağından, kendilerine şikâyet ettik. Fakat bizim şikâyetimizi kabul buyurmadı.» Züheyr demiş ki: Ebu İshâk'a: Bu öğlen namazmdamıydı? diye sordum, — Evet... dedi. — Öğlenin vakti girdiği gibi kılınması hususunda mı? dedim. — Evet! cevâbını verdi. İzah için 620 ye bakın.
Bize Yahya b. Yahya Et-Temini ile Ebû Bekir b. Şeybe, Muhammedü'bnü Abdillah b. Numeyr ve Ebû Küreyb rivayet ettiler. Lâfız Yahya'nındır. Yahya (bize haber verdi) tâbirini kullandı. Diğerleri «Bize Ebû Muâviye. A'meş'den, o da Şakîk'den, o da Habbâb b. Eret'den naklen rivayet etti.» dediler. Habbâb şunları söylemiş: Biz, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte hak yolunda Allah'ın rızâsını taleb ederek hicret ettik. Ecrimiz de Allah'a vâcib oldu. Kimimiz ecrinden hiç bir şey yemeden (âhirete) göçüp gitti. Bunlardan biri Mus'ab b. Umeyr'dir. Bu zât, Uhut Harb'inde şehîd edildi de, bir kaftandan başka kendisini kefenliyecek şey bulunmadı. Kaftanı baş tarafına koyduğumuz vakit (aşağıdan) ayakları çıkar; ayaklarını koyduğumuz vakit de başı meydana çıkardı. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bu kaftanı başından aşağı koyun; ayaklarının üzerine de izhır otu atın.» buyurdular. Bâzımızın ise meyvesi kemâl bulmuştur. Onda onu devşirir.
Bize Osman b. Ebî Şeybe rivayet etti. (dediki): Bize Cerîr rivayet etti. H. Bize İshâk b. îbrâhîm de rivayet etti. (dediki): Bize İsâ b. Yûnus haber verdi. H. Bize Mincâb b. Haris Et-Temimi dahî rivayet etti. (dediki): Bize Aliyyü'bnü Müshır haber verdi. H. Bize İshâk b. İbrahim ile ibni Ebî Ömer dahi rivayet ettiler. Bu râvîler hep birden ibni Uyeyne'den, o da A'meş'den bu isnâdla bu hadisin benzerini rivayet etmişlerdir.
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedikî): Bize Abdullah b. İdris, İsmail b. Ebî Hâlid'den, o da Kays b. Ebî Hâzim'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Habbâb'ın yanına girdik, karnına yedi dağlama yapmıştı. Eğer Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizi ölüm duasından nehyetmeseydi ölmek için dua ederdim, dedi.
Bize bu hadîsi İshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dediki): Bize Süfyân b. Uyeyne ile Cerîr b. Abdi'l-Hamîd ve Vekî' haber verdiler. H. Bize İbni Numeyr de rivayet etti. (Dedikî): Bize babam rivayet etti. H. Bize Ubeydullah b. Muâz ile Yahya b. Habîb de rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Mu'temir rivayet etti. H. Bize Muhammed b. Râfi' dahi rivayet etti. (Dedikî): Bize Ebû Usâme rivayet etti. Bu râvilerin hepsi İsmail'den bu isnadla rivayet etmişlerdir.
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Abdullah b. Saîd EI-Eşec rivayet etliler. Lâfız Abdullah'ındır. (Dedilerki): Bize Veki' rivayet etti. (Dediki): Bize A'meş, Ebû'd-Duhâ'dan, o da Mesruk'dan, o da Habbab'dan naklen rivayet etti. Habbab şöyle demiş: Benim Âs b. Vâil'de alacağım vardı. Onu almak için kendisine gittim de bana : — Muhammed'e küfretmedikçe sana asla bir şey ödemem, dedi. Ben de kendisine: — Sen ölüp sonra dirilinceye kadar, ben Muhammed'e asla küfredemem, dedim. — Ben öldükten sonra dirilecek miyim? Öyleyse mala ve çoluğa-Çocuğa döndüğüm vakit sana borcumu öderim, dedi. Veki demişki: A'meş de böyle söyledi, dediki: Bunun üzerine şu âyet indi: «Bizim âyetlerimize küfredene ne dersin. Bana mutlaka mal ve çoluk çocuk verilecektir, dedi.» Âyet tâ: «Bize yalnız başına gelecektir...» cümlesine kadar inmiştir.