

Ahmed Davudoğlu açıklaması: Bu hadisi Buhârî -Cenâiz- bahsinin bir iki yerinde «Hicret», «Rukaak» ve «Megâzî» bahislerinde; Ebû Dâvûd «Vesâyâ» da, Tirmizi «Menâkip» de, Nesâî dahi «Cenâiz» bahsinde muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir. «Ecrimiz de Allah'a vâcib oldu.» cümlesinden murâd: «Allah Te-âlâ vaad buyurduğu için vaadi mûcebince ecr-i mükâfaat vermek şer'an hak oldu.» demektir. Çünkü Allah'a hakîkatta hiç bir şey vâcib olmaz. «Kimimiz ecrinden hiç bir şey yemeyip âhirete göçüp gitti.» yâni dünyâda hiç bir şey edinmeye çalışmadı, dünyâ malı kazanmadı; kendini âhiret işlerine vererek âhiret nimetlerine bol bol nail olmaya çalıştı. îşte bunlardan biri de Hz. Mus'ab b. Umeyr'dir. Uhut Harbinde 40 küsur yaşında şehîd edilmiş, kendisini saracak kefenliği bile bulunmamış da, ayak uçlarına izhir otu örtmüşlerdi. îzhir: Hicaz'da yetişen güzel kokulu bir nebâtdır. Hasır kamışına benzer; yalnız daha küçüktür. Kuruduğu zaman rengi beyazlaşır. Buhâri'nin tahric ettiği başka bir hadîste şöyle denilmektedir: «Abdurrahman b. Avf bir gün yemeği ile geldi, kendisi oruçluydu. (Söz sırasında) şunları söyledi: Mus'ab b. Umeyr şehid edildi. Hâlbuki benden daha hayırlı idi. Kendisi öyle bir elbise ile kefenlendi ki, başı örtüldümü ayakları açıkta kalır; ayakları örtülürse başı meydana çıkardı. —Zannederim şunu da söyledi:— Hamza (Râdiyallahü anh) şehîd edildi. Ona da bir elbiseden başka kefenlik bulunamadı. Hâlbuki benden daha hayırlı idi. Sonra önünüze alabildiğine dünyâ nimetleri serildi. —Yahut şöyle dedi—: Dünyâ nimetleri bize verildikçe verildi. Korkarız bize hayır hasenatımız peşin verilmiş olmasın. Sonra ağlamağa başladı hattâ yemeği de bıraktı.» Hz. Abdurrahman, cennetle müjdelenen zevattan olduğu hâlde tevâzuan Mus'ab (Râdiyallahü anh)'ın kendinden daha hayırlı olduğunu söylemiştir. Hamza (Râdiyallahü anh), Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in amıcası ve süt kardeşidir. Kendisine «Esedullah» yâni «Allah'ın arslanı» denilir. Onun Müslüman olması ile İslâmiyet kuvvet bulmuşdur. Hz. Hamza Uhut Harbinde şehid düşmüşdür: Seyyidü'ş-Şühedâ lâkabını taşır. Faziletleri saymakla bitmez. Bu iki zâtın hâllerini andıktan sonra Hz. Abdurrahman'ın ağlaması, ashâb-ı kiram'ın hâllerine acıdığı ve dünyâya dalarak âhiret nimetlerinden ve derecelerinden bir hayli mahrum kalacakları endişesindendir. «Bâzımızın ise meyvesi kemâl bulmuştur; o da devşirir.» bu sözde istiare vardır. Maksat: Kemâle eren meyva gibi dünyâ nimetleri kendisine verilmiş; onlardan bol bol istifâde ediyor, demekdir.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Müslim. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.
Bu hadis 4 ayrı senedle (tarîk) rivayet edilmiştir; zincirler ayrı ayrı gösterilir.