Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış; kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir.
İbn-i Mes’ud r.a. şöyle dedi: Nebiyy-i Muhterem (sallallahu aleyhi ve sellem) va`z (ve nasîhat) husûsunda bize bıkkınlık gelmesin diye halimize bakıp (ona göre) gün ve (saat) kollardı. Tekrar: 70, 6411. Diğer tahric: Tirmizi edeb; Müslim, Sıfat-ıl Kıyame
Ebu Katâde, babasından naklen Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu söylemiştir: "Biriniz küçük abdestini yaparken sağ eli ile cinsel organını tutmasın, sağ eli ile istinca yapmasın. Bir şey içtiğinde kab’a nefesini vermesin.
İbn Abbas (r.a.) "Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) abdest organlarını birer kere yıkayarak abdest aldı" demiştir. Diğer tahric: Bu hadisi Tirmizi Tahare; İbn Mâce, Tahara de tahric etti.
Enes r.a."Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) her namaz için abdest alırdı" dedi. Enes'e: "Siz nasıl yapıyordunuz?" diye soruldu. O şöyle dedi: "Bizden biri abdestini bozmadıkça abdesti ona yeterli olurdu."
Nebi s.a.v.'in (muhterem) eşi Meymûne validemizden şöyle nakledilmiştir: "Rasulullah Sallallahu aleyhi ve Sellem namaz için abdest alır gibi abdest aldı. Ama ayaklarını yıkamadı. Avret mahallini ve bu bölgede kalmış olabilen meni kalıntılarını yıkadı. Sonra üzerine su döktü. Daha sonra gusül abdesti aldığı yer'den biraz kenara çekilerek ayaklarını yıkadı. İşte Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) cünüplükten dolayı bu şekilde ğusül abdesti alırdı. Tekrar: 257, 259, 260, 265, 266, 274, 276, 271.
Ebu Hureyre (r.a.)'den şöyle nakledilmiştir: "Kamet getirildi, cemaat saflarını düzeltti, sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem evinden çıkıp geldi. Namaz kıldıracağı yere geçti. Cünüp olduğunu hatırlayınca cemaate: 'Yerinizden ayrılmayın' deyip evine döndü ve ğusül abdesti aldı. Başından su damladığı halde geldi ve cemaate namaz kıldırdı."
Ubeydullah İbn Adiyy İbn Hiyar (r.a.) şöyle demiştir: "Osman (r.a.) göz hapsinde tutulup evi kuşatıldığı' zaman kendisini ziyarete gittim. Ona şöyle dedim; 'Siz halkın imamısınız ancak başınıza gelenleri görüyoruz. Şu anda bize namaz kıldıran ise fitnecilerin başıdır. Biz onun arkasında namaz kıldığımız için günaha girdiğimizi düşünerek sıkıntı çekiyor ve korkuya kapılıyoruz.' Bunun üzerine Osman (r.a.) bana şunları söyledi; Namaz insanların yaptığı en güzel ameldir; bu bakımdan halk güzel bir iş yapıyorsa sen de onlarla birlikte hareket et, ama kötü İşler yapıyorlarsa onların kötülüklerinden uzak dur."
Ebu Mesûd (radiyallahu anh) anlatıyor: "Bir adam Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip; 'Ey Allah'ın Resulü, falanca imam namaz'ı çok uzun kıldırdığı için sabah namazlarına gidemiyorum' diyerek şikayette bulunmuştu. Ben Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hiçbir yerde o gün kızdığı kadar kızdığını görmemiştim- Bunun üzerine ashabına dönüp şöyle buyurdu; Ey insanlar, sizin içinizde halkı (namazdan ve dinden) soğutanlar var. Kim halka imamlık yapıp namaz kıldırtyorsa kısa tutsun. Çünkü arkasında zayıf, yaşlı ve iş - güç (ihtiyaç) sahibi kimseler vardır."
Umare İbn Umeyr (r.a.)'in naklettiğine göre Ebu Ma'mer (r.a.) şöyle demiştir: "Habbâb İbn Eret'e 'Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem öğle ve ikindi namazlarında (Kur'an) okur muydu?' diye sorduğumda bana: 'Evet' diye cevap vermişti. Ben 'Peki siz O'nun okuduğunu nasıl anlıyordunuz?' diye tekrar sorunca şöyle demişti: Sakalının oynayıp durmasından anhyorduk."
Abdullah İbn Ebi Katâde babasının şöyle dediğini nakletmiştir: "Resûlullah öğle ve ikindi namazlarının ilk iki rekatında Fatiha sûresi ile birlikte birer sûre daha okur ve bazen okuduğu âyetleri bize duyururdu. İlk rekatları da daha uzun tutardı."
Muğire İbn Şu'be (r.a.)'in kâtibi Verrâd şöyle demiştir: "Bir defasında Muğîre ibn Şu'be Muaviye'ye gönderilmek üzere bana yazdırdığı bir mektupta şunları söylemişti: Resûîullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem her farz namaz'ın ardından şöyle dua ederdi: La İlahe İllallahu vahdehu la şerike Lehu, Lehul mulk ve Lehul hamd ve Huve ala kulli şey'in kadir Allahumme lâ mania limâ e'tayte velâ mu'tlye limâ mena'te ve lâ yenfeu ze'l-Ceddi minke'l-Cedd Meali: Tek olan Allah'tan başka İlah yoktur, Onun ortağı yoktur, mülk hakimiyet Onundur, övgü Onadır. Onun her şeye gücü yeter. Allah'ım, Senin verdiğine engel olacak hiçbir şey yoktur. Senin engel olduğunu da verebilecek yoktur. Senin yanında zenginin zenginliği fayda vermez. Zenginlik Senden gelir. Tekrar: 1477, 2408, 5975, 6330, 6473, 6615 ve 7292
Ebu'l-Cüveyriye'den nakledildiğine göre Ma'n İbn Yezîd şöyle anlatır: Ben, babam ve dedem Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bey'at etmiştik. Beni O Sallallahu Aleyhi ve Sellem nişanladı ve nikahımı kıydı. Birgün Efendimiz'e bir dava arzettim. Babam (Yezîd), kendisi için tasadduk etsin diye mesciddeki bir adam'a bir miktar dinar verdi. Gittim, dağıtılan dinarlardan ben de aldım babamın yanına geldim. Babam, "Vallahi, ben onları senin için bırakmadım" dedi. Ben de bu olayı Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e dava ettim. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Ey Yezid! Sana niyetinin karşılığı (olarak sevap) vardır. Ey Ma'n! Aldığın da sana aittir" buyurdu.
Aişe (r.anha) şöyle demiştir: "Muhakkak ki ben Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle telbiye ettiğini biliyorum: "Lebbeyk, Allahumme lebbeyk, lebbeyke la şerîke leke lebbeyk, innel hamde ven nimete lek".
Ebu Mûsa r.a. şöyle nakletmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni Yemen'e göndermişti. Döndüğümde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile Batha'da karşılaştık. Bana, "Hangi niyetle ihrama girdin?' diye sorunca ben de, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in girdiği niyetle" diye cevap verdim. Bunun üzerine bana, "Yanında hedy kurbanı var mı?" diye sordu. Ben: "Hayır" dedim. Bunun üzerine bana emir buyurdu, Kabe'yi tavaf ettim. Safa Merve arasını da sa'yettim. Daha sonra yine emir buyurdu, ihram'dan çıktım. Ardından kavmimden bir kadının yanına gittim, saçımı taradı veya yıkadı. Daha sonra Ömer r.a. geldi ve: "Eğer Allah'ın kitabını delil olarak alırsak ayette bize, "Haca ve umreyi Allah için tamamlayın"[Bakara 196] buyurulmaktadır. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sünnetine bakacak olursak Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem de, kurban kesinceye kadar ihram'dan çıkmamıştır" dedi."
Ebu Hureyre r.a.'in nakletliğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Ödeme gücü bulunan kimsenin borcunu geciktirmesi zulümdür. Sizden biri, ödeme gücü bulunan bir kimseye havale edilirse kabul etsin."
İbn Ömer'in, Zeyd İbn Sabit'ten naklettiğine göre, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ariyyelerin, ne kadar meyve vereceğini tahmin suretiyle satılmasına izin vermiştir.
Zeyd İbn Halid r.a.'den rivayet edilmiştir: Bir bedevi, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bulunan yitik malın hükmünü sordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Bir yıl ilan et. Birisi gelip malının kabını, bağını ve özelliklerin' söylerse ona ver, yoksa kendin harca" buyurdu. Bedevı Hz. Nebi'e sahipsiz devenin hükmünü sordu. Bunun üzerine Hz. Nebi'in yüzü değişti ve "Sahipsiz deve ile senin ne işin var? Onun suluğu da var, ayağı da var. Suya gider, ağaca uzanıp yer. Onu serbest bırak. Sahibi gelip onu bulur" buyurdu. Sonra bedevi, sahipsiz koyunun hükmünü sordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "O ya senindir; ya kardeşinin, ya da kurdun" buyurdu.
Rafi' İbn Hadic r.a.'den rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'le birlikte ikindi namazını kılardık. Sonra bir deve keserdik. On pay'a bölünürdü ve güneş batmadan önce pişmiş et yerdik.
Cabir r.a.'den rivayet edilmiştir: İçimizde bazılarının ihtiyaçlarından fazla toprakları vardı. "Üçte bir, dörtte bir ve yarı karşılığında bu topraklarımızı kiraya verelim" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem -"Her kimin toprağı varsa onu kendisi ekip diksin veya din kardeşine bağışlasın. Böyle yapmak istemezse toprağını elinde tutsun" buyurdu
Ebu Said r.a.'den rivayet edilmiştir: Bir bedevi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek hicreti sordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Hey gidi hey! Hicret zor iştir. Senin deven var mı?" buyurdu. Bedevi "evet" dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Peki onun sadakasını veriyor musun?" diye sordu. Bedevi "evet" dedi. Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Sütünden bir kısmını hediye ediyor musun?" diye sordu. Bedevi "evet" dedi. Hz. Nebi: "Sulama gününde sütünü sağıyor musun (orada bulunan fakirlere bir miktar süt veriyor musun?)" diye sordu. Bedevi "evet" dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: zayi etmeyecektir" buyurdu.
Abdullah İbn Abbas r.a.'dan nakledilmiştir: Ölenin malı çocuğa kalırdı. Vasiyet de anne babaya olurdu. Allah bunlardan bir kısmını dilediği şekilde neshetti ve erkek çocuğa kız çocuğun iki katı pay verdi. Anne-babadan her birine de altıda bir pay belirledi. Ölenin eşine sekizde bir veya dörtte bir pay belirledi. Kocaya ise dörtte bir veya yarı pay belirledi. Tekrar: 4578, 6739
Hakim İbn Hizam r.a.'dan nakledilmiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'dan istedim ve bana verdi. Tekrar istedim, yine verdi. Sonra bana şöyle buyurdu: "Hakim! Bu mal var ya yeşil/iktir, tatlıdır. Gönül zenginliği ile alan için bereketli olur. Kendi yararını düşünerek alan için bereketsiz olur. Böyleleri, yiyip doymayana benzerler. Üstteki el alttaki elden (veren el alan elden) üstündür." Bunun üzerine ben "Ey Allah'ın Resulü! Seni Hak Nebi olarak gönderene yemin ederim ki dünyadan ayrılıncaya kadar bundan böyle kimsenin malını eksiltmeyeceğim" dedim. (Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in vefatından sonra) Ebu Bekir radıyallahu anh bir şeyler vermek için Hakim'i çağırırdı ama o, kabul etmekten kaçınırdı. Sonra Ömer, bir şeyler vermek için çağırdı, ondan da kabul etmedi. Bunun üzerine Ömer (r.a.) "Müslümanlar!" dedi, "Ben Hakım'e Allah'ın kendisi için ayırdığı ganimet payını almasını teklif ediyorum ama o, almamakta diretiyor" dedi. Hakim, Hz. Nebi'den sonra vefat edinceye kadar kimseden bir şey almadı.
Huzeyfe r.a.'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Müslüman olduğunu söyleyenlerin sayımını yapıp yazın!" diye talimat verdi. Biz de bu talimat üzerine sayım yaptık ve bin beş yüz yetişkin erkeğin kaydını yaptık. Hatta sayım sonucunda gördüğümüz rakamın çokluğu yüzünden: "Biz bin beş yüz kişiyiz ve korkuyoruz öyle mi?!" diye şaşkınlığımızı dile getirdik. Fakat daha sonraki yıllarda biz büyük bir kargaşa ortamında yaşadık ve bu yüzden bir kimse tek başına namaz kılmaya korkar oldu." A'meş'ten nakledilen rivayette: "Saydığımız yetişkin erkeklerin sayısının beş yüz olduğunu gördük" diye geçmektedir. Ebu Muaviye rivayeti ise şöyledir: "Altı yüz ile yedi yüz arasında yetişkin erkeğin kaydını yaptık."
Ensar'dan Cabir İbn Abdullah r.a.'ın şöyle dediği nakledilmiştir: "Bizden birisinin bir çocuğu olmuştu. Bu zat çocuğunun adını Kasım koydu. Bunun üzerine ensar: "Biz seni Ebü'l-Kasım künyesi ile anmayacağız ve sana gözün aydın olsun da demeyeceğiz" dediler. Bunun üzerine o zat Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gitti ve: "Ey Allah'ın Resulü benim bir çocuğum oldu ve adını Kasım koydum. Bunun üzerine ensar: "Biz seni Ebü'l-Kasım künyesi ile anmayacağız ve sana gözün aydın olsun da demeyeceğiz" demeye başladılar. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem de: "Ensar çok iyi yapmış, aferin onlara! Benim ismimi veriniz fakat benim künyemi kullanmayınız! Zira sadece Kasım olan benim!" buyurdu.
Hakim İbn Hizam'ın şöyle dediği nakledilmiştir: "Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den mal istedim ve bana verdi. Sonra yine istedim, yine verdi. Ardından da şöyle buyurdu: "Ey Hakim, bu mal var ya ... Çok tatlı bir yeşillik gibi bir şeydir. Kim bunu cömertçe (kanaatkar bir duygu ile alırsa kendisine bereketli olur. Fakat kim de aç gözlülükle alırsa aldığı malın kendisine hiçbir bereketi olmaz. Böyle bir kimse yediği halde doymayan insanlara benzer. Veren el alan elden üstündür." Ben de: "Ey Allah'ın Resulü, seni hak ile Nebi olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki senden sonra bu dünyayı terk edip gidinceye kadar hiç kimseden bir şey istemeyeceğim!" dedim. Gerçekten de Hakim Hz. Ebu Bekir, kendisine ihsanda bulunmak üzere çağırdığı halde bu teklifi kabule yanaşmazdı. Daha sonra Hz. Ömer de aynı şekilde Hakim'i mal vermek üzere çağırmış ancak Hakim bu teklifi de geri çevirmiştir. Hatta Hz. Ömer şöyle seslenmiştir: "Ey Müslümanlar topluluğu, ben Allah'ın bize lütfettiği bu ganimetlerdeki / feydeki payından vermek üzere Hakim'e teklifte bulundum ancak o bunu almaya yanaşmadı." Hakim Resulullah s.a.v.'den sonra ölünceye kadar hiç kimseden bir şey istememiştir."
Ebu Zer'den nakledilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün bana güneş batınca: "Güneşin nereye gittiğini biliyor musun?" diye sordu. Ben: "Allah ve Resulü daha iyi bilir!" diye karşılık verince şöyle buyurdu: "Güneş arşın altında secdeye varıncaya kadar gider ve (tekrar doğmak için) izin ister. Kendisine bu izin verilir. Fakat secde için gittiği halde secdesinin kabul edilmemesi ve izin istediği halde kendisine müsaade edilmeyip 'Haydi geldiğin yere geri dön!" denmesi pek yakındır. Güneş o gün battığı yerden doğacaktır. İşte bu, "Güneş de, kendisi için (tesbit edilmiş) olan bir müstakarra (sona) doğru akıp-gitmektedir. Bu, aziz ve alim olan Allah'ın kanunudur. "[Yasin, 38] ayetinde anlatılan durumdur. " Tekrar: 4802, 4803, 7424, 7433 Mahir: Güneş ve Ay; dünyanın etrafında dönerler. Bu kesindir. Dünyanın güneşin etrafında döndüğünü iddia etmek akla aykırıdır. Zira milyon kez dünyadan büyük olan güneş, eğer kütle çekimi ile Dünyayı yörüngesinde tutuyorsa hiç kış olmaz, yazın da dünya güneş’e çarpardı. Diğer gezegenlerin dünyayı tutması diye bir iddia ise akla ziyandır. Güneş, Ay ve dahi tüm kainat Arş’ın altındadır. Güneş’in bilmediğimiz ve görmediğimiz bir şekilde secdesi Allah-u A’lem günde bir yani bir tam tur da birdir. Kur’an anlattığı mes’eleleri hem o günün insanları, hem de bu günün insanları için açıklar. O günün insanlarının bizim bu gün gördüğümüz şeyleri tam olarak anlamamış olmaları garip değildir.
Ebu Said el-Hudri'nin naklettiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Namazı serinlik vaktine kadar erteleyin! Çünkü bu aşırı sıcaklar adeta cehennemin bir yalazıdır."