Yezîd b. Şerîk

Ebû İbrâhîm · Tâbiî, İbrâhîm et-Teymî'nin babası

Yezîd b. Şerîk b. Târık

Vefath. 90
KünyeEbû İbrâhîm
Nisbeet-Teymî, el-Kûfî
Yaşadığı yerlerKûfe
Tabaka2. tabaka
Cerh-ta'dîlsika (güvenilir)

Hakkında

Ebû İbrâhîm Yezîd b. Şerîk b. Târık et-Teymî, Kûfeli bir tâbiîdir ve tanınmış muhaddis İbrâhîm et-Teymî'nin babasıdır. Hz. Ömer, Hz. Ali, Abdullah b. Mes'ûd, Huzeyfe b. Yemân ve Ebû Zer el-Gıfârî gibi sahâbîlerden hadis rivayet etmiştir.

Kendisinden oğlu İbrâhîm et-Teymî, İbrâhîm en-Nehaî ve Hakem b. Uteybe gibi râviler nakilde bulunmuştur. Buhârî'de, Hz. Ali'nin yanlarında Allah'ın Kitabı ve bir sahîfe dışında okudukları yazılı bir şey bulunmadığını söylediği hadis onun rivayetleri arasındadır. Zehebî ve İbn Hacer onu güvenilir saymıştır. Emevî halifesi Abdülmelik b. Mervân'ın hilâfeti döneminde (h. 65-86 / m. 685-705) vefat etmiştir.

Ailesi

Çocukları
Ibrahim bin Yazid - Taym al-Rabab

Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış; kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir.

Zincirde geçtiği hadisler

Ali r.a.'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Bizim elimizde Allah'ın kitabından ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den aldığımız bilgilerle dolu olan işte şu yazılı sahife'den başka bir şey yoktur. Bu belgede ise şunlar yazılıdır: "Air dağı ile şurası arasına kadar Medîne haram bölgedir. Kim burada Kitab ve Sünnet`e muhalif bir iş işlerse, yahud bid`atçilere yardım ederse Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun? Böyle bir kimsenin ne tevbesi ne de fidyesi kabul edilir. Müslümanların verdiği koruma güvencesi ve eman tektir (bu bakımdan en alt derecede bulunan bir Müslümanın verdiği eman herkesi bağlar). Kim bir Müslümana verdiği söze ihanet edip ahdini bozarsa o da Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lanetine uğrasın! Böyle birisinin ne tevbesi (sarf) ne de fidyesi (adl) kabul edilir. Efendilerinin izni olmaksızın başkalarının kendisinin velileri olduğunu iddia eden köle de Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lanetine uğrasın! Böyle kimselerin ne tevbesi ne de fidyesi kabul edilir."
İbrahim et-Teymi babasının şöyle dediğini nakletmiştir: "Hz. Ali bir gün bize hutbe irad ederek şunları söyledi: "Bizim elimizde Allah'ın kitabından ve işte şu yazılı sahifeden başka bir şey yoktur. Bu belgede ise yaralama suçlarına verilecek ceza, zekat alınacak develerin yaşları ve Ayir (Air) Dağı ile şurası arasında kadar Medine'nin haram bölge olduğu kayıtlıdır. Kim bu konuda aslı olmayan yeni bir şey türetirse veya asılsız yenilikler türetenlere baş vurursa Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Böyle bir kimsenin ne tevbesi ne de fidyesi kabul edilir. Efendisinden başka birisine ait olduğunu / kendisini azat eden kişinin başka birisi olduğunu iddia eden köle de aynı lanete uğrasın! Müslümanların verdiği koruma güvencesi ve eman tektir; bu bakımdan en alt derecede bulunan bir Müslümanın verdiği koruma güvencesi herkesi bağlar. Kim bir Müslümana verdiği söze ihanet edip ahdini bozarsa o da aynı lanete uğrasın!" Ayrıntılı açıklama için bkz. Kitabü fedaili'l-Medıne, Bab, 1; Kitabü'l-feraiz, Bab, 21
Rivayet zinciri: Buhârî ← İbn Ebû Ömer ← Vekî' ← Süleymân A'meş ← İbrâhîm et-Teymî ← Yezîd b. Şerîk
Hz. Ali'nin şöyle dediği nakledilmiştir: "Biz Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sadece Kur'an'ı ve işte şu sahifede bulunanları yazdık. Burada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Ayir (Air) dağı ile şura arasına kadar Medine haram bölgedir. Kim (aslı olmayan) bir yenilik (bid'at) çıkarırsa veya böyle bid'at çıkaran birisine sığınıp destekçi olursa Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Böyle bir kimsenin ne tevbesi ne de fidyesi kabul edilir. Müslümanların verdiği güvence ve eman tektir; bu bakımdan en alt derecede bulunan bir Müslümanın verdiği güvence herkesi bağlar. Kim bir Müslümana verdiği söze ihanet edip ahdini bozarsa Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun! Böyle bir kimsenin ne tevbesi ne de fidyesi kabul edilir. Efendilerinin izni olmadan başkaları ile müvalat akdi yapanlar da Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lanetine uğrasın! Böyle bir kimsenin ne tevbesi ne de fidyesi kabul edilir."
Ebu Zer'den nakledilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün bana güneş batınca: "Güneşin nereye gittiğini biliyor musun?" diye sordu. Ben: "Allah ve Resulü daha iyi bilir!" diye karşılık verince şöyle buyurdu: "Güneş arşın altında secdeye varıncaya kadar gider ve (tekrar doğmak için) izin ister. Kendisine bu izin verilir. Fakat secde için gittiği halde secdesinin kabul edilmemesi ve izin istediği halde kendisine müsaade edilmeyip 'Haydi geldiğin yere geri dön!" denmesi pek yakındır. Güneş o gün battığı yerden doğacaktır. İşte bu, "Güneş de, kendisi için (tesbit edilmiş) olan bir müstakarra (sona) doğru akıp-gitmektedir. Bu, aziz ve alim olan Allah'ın kanunudur. "[Yasin, 38] ayetinde anlatılan durumdur. " Tekrar: 4802, 4803, 7424, 7433 Mahir: Güneş ve Ay; dünyanın etrafında dönerler. Bu kesindir. Dünyanın güneşin etrafında döndüğünü iddia etmek akla aykırıdır. Zira milyon kez dünyadan büyük olan güneş, eğer kütle çekimi ile Dünyayı yörüngesinde tutuyorsa hiç kış olmaz, yazın da dünya güneş’e çarpardı. Diğer gezegenlerin dünyayı tutması diye bir iddia ise akla ziyandır. Güneş, Ay ve dahi tüm kainat Arş’ın altındadır. Güneş’in bilmediğimiz ve görmediğimiz bir şekilde secdesi Allah-u A’lem günde bir yani bir tam tur da birdir. Kur’an anlattığı mes’eleleri hem o günün insanları, hem de bu günün insanları için açıklar. O günün insanlarının bizim bu gün gördüğümüz şeyleri tam olarak anlamamış olmaları garip değildir.
Ebu Zer' r.a. dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü! Yeryüzünde ilk yapılan mescid hangisidir? Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Mescid-i Haram'dır, diye buyurdu. Ben: Sonra hangisidir, diye sordum. O: Mescid-İ Aksa'dır, dedi. Peki, ikisi arasında ne kadar bir zaman var, diye sordum. Kırk yıl, buyurdu. Hem namaz vakti nerede iken girerse orada namazını kılıver. Çünkü fazilet ondadır. " Tekrar: 3425
Ebu Zer' r.a'dan dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü dedim. Hangi mescid daha önce bina edildi? O: Mescid-i Haram, diye buyurdu. Sonra hangisi, diye sordum. Sonra Mescid-i Aksa diye buyurdu. ikisi arasında ne kadar süre vardı, diye sordum. Kırk (yıl) diye buyurdu. Sonra şöyle buyurdu: Sen neredeyken namaz vakti girerse, orada namaz kıl. Yeryüzü de senin için bir mesciddir."
Rivayet zinciri: Buhârî ← Ömer b. Hafs ← babam ← Süleymân A'meş ← İbrâhîm et-Teymî ← Yezîd b. Şerîk ← Ebû Zer
Ebu Zer’ r.a.'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Güneşin batışı esnasında Mescid-i Nebevi'de Hz. Nebi'in yanında idim. Bana; "Ey Ebu Zerr, güneş nerede batzyor, biliyor musun?" diye sordu. Ben de; "Allah ve Resulü daha iyi bilir," şeklinde cevap verdim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Güneş gider ve nihayet Arş'zn altznda secde eder. İşte bu durum şu ayette ifade edilmektedir: Güneş, kendisi için belirlenen yerde akar. İşte bu, azız ve alım olan Allah'zn takdiridir."
Rivayet zinciri: Buhârî ← Ebû Nuaym ← Süleymân A'meş ← İbrâhîm et-Teymî ← Yezîd b. Şerîk ← Ebû Zer
Ebu Zerr'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Hz. Nebie 'Güneş, kendisi için belirlenen yerde akar' [ayetinde geçen yerin neresi 01duğudunu] sordum. O da şöyle buyurdu: Güneşin yeri, Arş'zn altzndadır.
İbrahim et-Teymi'nin babasından nakline göre Ali r.a. şöyle demiştir: "Bizim yanımızda -şu sahife hariç- okumakta olduğumuz Allah'ın kitabından başka yazılı bir kitap yoktur." İbrahim'in babası şöyle devam etti: Hz. Ali bundan sonra sözünü ettiği sahifeyi çıkardı. İçinde yaralamalara, diyet ve zekat develerinin yaşlarına dair birtakım hükümler yazılıydı. Bir de şunlar yazılmıştı: "Medine'nin Air dağı ile Sevr dağı arasında bulunan sahası haremdir. Kim Medine'nin bu haremi içinde (kitap ve sünnete aykırı) bir iş yapar yahut bid'atçiyi barındırırsa Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun! Ondan kıyamet günü hiçbir nafile ve farz kabul olunmaz. Her kim de kendi efendilerinin izni olmadan başka bir kavmi veli edinirse Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların Ianeti onun üzerine olsun! Ondan kıyamet günü hiçbir nafile ve farz kabul olunmaz. Müslümanların emanı birdir. Onların (statü itibariyle) en aşağı olanları dahi bir harbıye eman verdiğinde o eman bütün Müslümanlarca geçerli olur. Kim bir Müslümanın verdiği ahdi bozarsa Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Kıyamet günü ondan ne bir nafile, ne de bir farz kabul olunmaz.
İbrahim et-Teyml'nin nakline göre babası şöyle demiştir: Hz. Ali bize pişirilmiş tuğladan yapılmış bir minber üzerinde konuşma yaptı. Üzerinde bir kılıç ve kılıcın ucunda asılı bir sayfa vardı. Bize şöyle dedi: "Allah'a yemin olsun ki bizim yanımızda Allah'ın kitabından başka okunan bir kitap yoktur. Bu sahifede hiçbir şey yoktur." Hz. Ali bundan sonra o sayfayı açtı. Bir de ne görelim içinde deve dişleri vardı. Bir de şunlar yazılı idi: "Medine Ayr'dan şuraya kadar Harem'dir. Kim bu şehirde dinde olmayan bir şey uyduracak olursa, Allah'ın, meleklerin ve tüm insanların laneti onun üzerine olsun. Allah ondan ne farz, ne de nafile amel kabul etmeyecektir." Bir de şunlar yazılı idi: "Müslümanların verdikleri zimmet birbirine eşittir ve onların (statü itibariyle) en alt tabakadaki ferdi, (kMire verdiği eman) için çalışır. Kim bir müslümana ihanet ederse Allah'ın, meleklerin ve tüm insanların laneti onun üzerine olsun. Allah onun farz ve nafile hiçbir ibadetini kabul etmez." Bu sayfada bir de şunlar vardı: "Kim efendilerinin izni olmaksızın bir toplulukla muvalat anlaşması yaparsa Allah'ın, meleklerin ve tüm insanların laneti onun üzerine olsun. Allah onun farz ve nafile hiçbir ibadetini kabul etmesin."
Ebu Zer' r.a. şöyle demiştir: Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Veşşemsu tecri li mustekarrin lehu = güneş kendisi için belirlenen yerde akar (döner)"(Yasin 38) ayetini sordum. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Onun karargahı (müstekam) arşın altındadır" dedi.
Bana Abdülhamid b. Beyân el-Vâsati de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hâlid yani İbni Abdillâh, Yunus'dan, o da İbrâhim-i Teymi'den, o da Babasından, o da Ebu Zerr'den naklen haber verdi. Ki, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir gün: "Bu güneşin nereye gittiğini biliyor musunuz" dedi ve hadisi (bundan önceki) İbn Uleyye'nin hadisi ile aynı manada olmak üzere rivayet etti.
Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe ile Ebu Küreyb dahi rivayet ettiler. Lâfız Ebu Küreyb'indir. Dediler ki: Bize Ebu Muâviye rivayet etti. (Dedi ki): Bize EI-A'meş İbrahim et-Teymi'den, o da babasından, o da Ebu Zerr'den naklen rivayet etti. Ebu Zerr dedi ki: Mescide girdim, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) oturuyordu. Güneş batınca: "Ey Ebu Zerr bunun nereye gittiğini biliyor musun" diye sordu. Ben: Allah ve Resulü en iyi bilir dedim. O: "O gider, secde etmek için izin ister. Ona izin verilir sonra da ona: Geldiğin yerden dön, denilir. Sonunda da battığı yerden doğar" buyurdu. (Ebu Zerr) dedi ki: Sonra (Allah Resulü) Abdullah'ın kıraatinde olduğu gibi: "Ve bu, onun için karar kılacağı bir yerdir" diye okudu.
Bize Ebu Said el-Eşec ve İshak b. İbrahim tahdis etti, İshak (2/60b) bize Vekl' haber verdi derken, el-Eşec tahdis etti dedi. Bize A'meş, İbrahim et-Teymi'den tahdis etti. O babasından, o Ebu Zerr'den şöyle dediğini nakletti: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e Allah Teala'nın: "Güneş de kendisi için belirlenmiş bir karar yerine kadar akıp gider. " (Yasin, 38) buyruğu hakkında soru sordum. O: "Onun karar kıldığı yer Arşın altıdır" buyurdu
Bana Ebu Kâmil El-Cahderî rivayet etti. (Dediki): Bize Abdülvâhid rivayet etti. (Dediki): Bize A'meş rivayet etti. H. Bize Ebu Bekir b. Ebî Şeybe ile Ebu Kureyb de rivayet ettiler. Dedilerki: Bize Ebu Muâviye, A'meş'den, o da İbrahim Et-Teymiden, o da babasından, o da Ebu Zerr'den naklen rivayet etti. Ebu Zerr şöyle demiş: Ben: — Ya Resulullah! Yer yüzünde ilk kurulan mescid hangisidir? dedim. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) — «Mescid-i Haram'dır.» buyurdular. — Sonra hangisidir? dedim. — «Mescid-i Aksâ'dtr.» buyurdular. — Bunların arasında ne. kadar zaman vardır? dedim. — «Kırk senedir. Sonra nerede namaz vakti gelirse namazını orada kıl. Orasıda bir mescid'dir.» buyurdular. Ebu Kamil'in hadîs'inde; «Sonra sana namaz vakti nerede gelirse namazı hemen kıl, çunku orası da bir mescid'dir.» ibaresi vardır.
Bize Said b. Mansûr, Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Kureyb rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize, Ebû Muâviye, A'meş'den, o da İbrâhîm-i Teynî'den, o da babasından, o da Ebû Zerr (Radiyallahu anh)'dan naklen rivayet etti. Ebû Zerr: «Haccda müt'a yapmak Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ashabına mahsûstu.» demiş.
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Abdurrahmân b. Mehdi, Süfyân'dan, c da Ayyâş-ı Âmirî'den, o da İbrâhim-i ayınî'den, o da babasından, o da Ebû Zerr (Radiyallahu anh)'dan naklen rivayet etti. Ebû Zerr haccda mut'ayı kastederek: «O, bize bir ruhsatdi.» demiş.
Bize, Kuteybetü'bnü Said rivayet etti. (Dediki): Bize Cerîr» Fndayl'dan, o da Zübeyd'den, o da İbrahîm-i Teymî'den, o da babasından naklen rivayet etti. Şöyle demişi «Ebû Zerr (Radiyallahu anh) kadınlar mut'ası ile Hacc mut'asraı kasdederek : — İki intifa vardır ki, bunlar yalnız bize mahsûs olmak üzere caizdir, dedi.»
Bize Ebû Bekr b. Ebi Şeybe ile Züheyr b. Harb ve Ebû Kureyb hep birden Ebû Muâviye'den rivayet ettiîer. Ebû Kureyb (Dediki): Bize Ebû Muâviye rivayet etti. (Dediki): Bize A'meş, İbrâhîm-i Teymî'den, o da babasından naklen rivayet etti. Babası (Yezîd) şöyle demiş: «Bize Alıyyü'bnü Ebî Tâlib hutbe okudu da şunları söyledi: — Kim biz de Allah'ın kitabıyla şu sahîfeden başka bir şey bulunduğunu, onu okuduğumuzu söylerse muhakkak yalan söylemiştir. —Sahîfe kılıcının kılıfında asılı bulunuyordu.— Bu sahîfede develerin yaşları ile yaralamalara âit şeyler vardır. Yine bu sahîfede Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): (Medine, Ayr ile Sevr arası (olmak üzere) haremdir. Binâenaleyh orada kim bir günah İşler veya günah işleyeni barındırırsa Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerinedir. Kıyamet gününde Allah onun farz veya nafile hiç bîr ibâdetini kabul etmez. Müslümanların zimmeti birdir. Bu zimmet uğrunda onların en aşağı olanı sa'y ü gayret gösterir. Bir kimse babasından başkasının oğlu olduğunu iddia eder yahut (âzâd edilen bir köle) sahiplerinden başkasına intisab eylerse ona da Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti vardsr. Kıyamet gününde Allah onun farz veya nafile hiç bir ibâdetini kabul etmez, buyurdu.) hadîsi vardır. Ebû Bekr He Züheyr hadîsleri: «Bu zimmet uğrunda onların en aşağı olanı sa'y ü gayret gösterir» cümlesinde sona erer. Bundan sonrasını zikretmemişlerdir. Onların hadîslerinde: «Kılıcının kınında asılı» ifâdesi de yoktur.
Bana Abdullah b. Ömer El-Kavârîrî ile Muhammed b. Ebî Bekr EI-Mukaddemî rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Abdurrahman b. Mehdi rivayet etti. (Dediki): Bize Süfyân, A'meş'den bu isnadla İbni Müshir ve Vekî'nin hadîsi gibi rivayette bulundu. Yalnız: «Herhangi âzadlı bir köle sahiplerinden başkasını kendine velî yaparsa» İfadesiyle, ona lanet müstesna.
Bize Ebû Kureyb rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû Muâviye rivayet etti. (Dediki): Bize A'meş, İbrâhîm-i Teymî'den, o da babasından naklen rivayet etti. (Demişki): Bize Alî b. Ebî Tâlib hutbe îrâd etti de şunları söyledi: «Her kim bizde Allah'ın kitabı ile —kılıcının kılıfında asılı bir sahîfeye işaret ederek— şu sahîfeden başka okuduğumuz bir şey bulunduğunu söylerse muhakkak yalancıdır. Bu sahîfede develerin yaşları ile yaralara âid bâzı şeyler vardır. Yine bu sahîfede şu hadîs de vardır: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki: Medine'nin Ayr ile Sevr (dağları) arası haremdir. Binâenaleyh bir kimse orada bir bid'at işler yahud bid'aîçıyı barındtrırsa Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun! Allah kıyamet gününde onun farz veya nafile hiç bir ibâdetini kabul etmeyecektir. Müslümanların zimmeti birdir. Onun uğrunda en aşağı (mertebede olan) ları dahî gayret gösterir. Her kim babasından başkasının oğlu olduğunu iddia eder; yahud (bir köle) sahiplerinden başkasına intisâb ederse Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun da üzerine olsun! Kıyamet gününde Allah onun farz veya nâfile hiç bir ibâdetini kabul etmeyecektir.»
Bize Ebû Kâmil El-Cahderî rivayet etti. (Dediki): Bize Abdülvâhid (yâni İbni Ziyâd) rivayet etti. (Dediki): Bize A'meş, İbrahim Et-Teymî'den, o da babasından naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Ebû Mes'ûd El-Bedri şunları söyledi: Bir kölemi kırbaçla doğuyordum. Derken arkamdan bir ses işittim: «Bilmiş ol ey Ebâ Mes'ûd!» diyordu. Ben öfke ile bu sesi anlayamadım. Bana yaklaşınca bir de baktım ki Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'miş! Bana: «Bilmiş ol, ey Ebâ Mes'ûd, bilmiş ol, ey Ebâ Mes'ûd!» diyor... Hemen elimden kırbacı bıraktım. Bunun üzerine: «Bilmiş ol, ey Ebâ Mes'ûd ki, Allah senin üzerine, senin bu köle üzerine olan kudretinden daha muktedirdir.» buyurdu. Ben de: Bundan sonra ebediyyen bir memluk doğmem! dedim.
Bize Ebû Kureyb Muhammed b. El-Alâ' da rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû Muâviye rivayet etti. (Dediki): Bize A'meş'den İbrahim Et-Teymî'den, o da babasından, o da Ebû Mes'ûd El-Ensârî'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Bir kölemi döğerdim. Derken arkamdan bir ses işittim: «Bilmiş ol ey Ebâ Mes'ûd ki, Allah senin üzerine, senin buna olan kudretinden daha kaadirdir.» diyor. Baktım; ne göreyim Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) miş. Hemen: Yâ Resûlâllah, o Allah rızası için hürdür! dedim. Bunun üzerine: «Beri bak! Eğer bunu yapmasaydın senin yüzünü mutlaka ateş çalcıdır yahut: Sana mutlaka ateş çarpardı!» buyurdular.
Bize Muhammed b. El-Müsennâ ile lbnü Beşşâr da rivayet ettiler. Lâfız Îbnü'l-Müsennâ'nındır. (Dedilerki): Bize İbnü Ebî Adiy, Şu'be'den, o da Süleyman'dan, o da İbrahim Et-Teymî'den, o da babasından, o da Ebû Mes'ûd'dan naklen rivayet ettiki, Ebû Mes'ûd kölesini döğermiş. Köle: «Allah'a sığınırım!» demeye başlamış. O da döğmeye devam etmiş. (Bu sefer) Köle: «Resûlullah'a sığınırım!» demiş. Ebû Mes'ûd da onu bırakmış. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem).- «Vallahi Allah senin üzerine, senin buna olan kudretinden daha kaadirdir!» buyurmuş; o da köleyi âzâd etmiş.
Bize Züheyr b. Harb ile ishâk b. ibrahim hep bîrden Cerîr'den rivayet ettiler. Züheyr (Dediki): Bize Cerîr, A'meş'den, o da ibrahim Et-Teymî'den, o da babasından naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Huzeyfe'nin yanında idik. Bir adam: — Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e yetişsem onunla birlikte harp eder; kendimi gösterirdim! dedi. Bunun üzerine Huzeyfe şunları söyledi: — Bunu sen mi yapacaktın? Vallahi ben kendimizi Ahzâb (harbi) gecesi Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e birlikte görmüşümdür! Bizi şiddetli bir rüzgâr ve soğuk yakalamıştı. Derken Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bana bu kavmin haberini getirecek bir adam yok mu? Allah onu kıyamet gününde benimle beraber haşredecektir!» buyurdu. Biz sustuk. Kendisine bizden hiç bir kimse cevâb vermedi. Sonra (tekrar) : «Bize bu kavmin haberini getirecek bir adam yok mu? Allah onu kıyamet gününde benimle beraber haşredecektir!» buyurdular. Biz (yine) sustuk! Kendisine bizden hiç bir kimse cevap vermedi. Sonra (yine) : «Bize bu kavmin haberini getirecek bir adam yok mu? Allah onu kıyamet gününde benimle beraber haşredecektir!» buyurdu. Biz (yine) sustuk. Kendilerine bizden hiç bir kimse cevap vermedi. Bunun üzerine: «Kalk yâ Huzeyfe! Bize bu (düşman) kavmin haberini getir!» buyurdu. Çâre bulamadım; çünkü ismimle beni kalkmaya davet etmişti!.. «Git de bana bu kavmin haberini getir! Ama onları aleyhime kışkırtma!» buyurdu. Onun yanından çekildiğim zaman hamamda yürüyor gibi oldum. Nihayet düşmanlara vardım. Baktım ki, Ebû Süfyân sırtını ateşle ısıtıyor. Hemen yayın içine bir ok koydum ve ona atmak istedim. Fakat Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in : «Ama onları aleyhime kışkırtma!» sözünü hatırladım. Atmış olsam onu mutlaka vururdum! Sonra döndüm ama yine hamamda yürüyor gibi idim. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e geldiğimde düşmanın haberini kendilerine iletip bitirdiğim vakit üşüdüm! Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) üzerinde bulunan ve içinde namaz kıldığı bir abanın artan yerini bana örttü. Artık sabahlayınca ya kadar uyudum kaldım. Sabahladığım zaman (bana): «Kalk ey uykucu!» buyurdular.