

.......İtak, "eski" veya "de,ğer bakımından zirve de olan" anlamına gelen .......atlk kelimesinin çoğuludur. ..........Tilad ise yeninin zıddı olan "eski mülk" anlamına gelir. İbn Mes'ud bu ifade ile söz konusu surelerin kendisinin ilk öğrendiği Kur'an pasajları olduğunu ve bu surelerin, içlerinde önceki toplumlardan, Nebilerden ve kıssalardan bahsedilmesi dolayısıyla üstün bir yere sahip olduklarını belirtmek istemiştir. Bu hadisin tam metni "Fezailu'l-Kur'an" bölümünde gelecektir. Ebu Ubeyde ........feseyunğidune ileyke ruusehum ayetini, "başlarını alayederek sallıyorlar" şeklinde açıklamıştır. ıbn Kuteybe ise bu ayetin anlamını, "[yeniden dirilmeyil uzak gördükleri için başlarını sallıyorlar," şeklinde vermiştir.
وَقَضَيْنَا إِلَى بَنِي إِسْرَائِيلًَ 2. "BİZ İSRAİLOĞULLARINA BİLDİRDİK," (İsra 4) AYETİNİN TEFSİRİ {وقضينا إلى بني إسرائيل} /4/: أخبرناهم أنهم سيفسدون، والقضاء على وجوه: {وقضى ربك} /23/: أمر ربك. ومنه: الحكم: {إن ربك يقضي بينهم} /يونس: 93/ و/النمل: 78/ و/الجاثية: 17/. ومنه: الخلق: {فقضاهن سبع سماوات} /فصلت: 12/: خلقهن. وقضينا إلى بني إسرائيل ve kadeyna ila beni israll (İsra 4) ayeti "İsrailoğullarına bozgunculk yapacaklarını bildirdik" anlamına gelir.
قضاء keda [kökünden türeyen kelimeler] çeşitli anlamlara gelir: 1- Emretmek: وقضى ربك ve keda Rabbuke (İsra 23) "Rabbin emretti," anlamına gelir. 2- Hükmetmek: إن ربك يقضي بينهم İnne Rabbeke yekdi beynehum (Yunus 93) ayetinde bu manada kullanılmıştır. 3- Yaratmak: فقضاهن سبع سماوات Fekedahunne seb'a semavat (Fussılet 12) ayetinde "onları yarattı" anlarruna ge1mektedir.
[نفيرا} /6/: من ينفر معه. {وليتبروا} يدمروا {ما علوا} /7/. {حصيرا} /8/: محبسا، محصرا. {حق} /16/: وجب. {ميسورا} /28/: لينا. {خطئا} /31/: إثما، وهو اسم من خطئت، والخطأ - مفتوح - مصدره من الإثم، خطئت بمعنى أخطأت. {لن تخرق} /37/: لن تقطع. {وإذ هم نجوى} /47/: مصدر من ناجيت، فوصفهم بها، والمعنى: يتناجون. {رفاتا} /49 - 98/: حطاما. {واستفزز} /64/: استخف. {بخيلك} /64/: الفرسان، والرجل: الرجالة، واحدها راجل، مثل صاحب وصحب، وتاجر وتجر.
{حاصبا} /68/: الريح العاصف، والخاصب أيضا: ما ترمي به الريح، ومنه {حصب جهنم} /الأنبياء: 98/: يرمى به في جهنم، وهو حصبها، ويقال: حصب في الأرض ذهب، والحصب: مشتق من الحصباء والحجارة. {تارة} /69/: مرة، وجماعته تيرة وتارات. {لأحتنكن} /62/: لأستأصلنهم، يقال: احتنك فلان ما عند فلان من علم استقصاه. {طائره} /13/: حظه. نفيرا Nefir (İsra 6) "kişiyle birlikte gidenler," وليتبروا ve liyutebbiru ما علوا ma alev (İsra 7) "ele geçirdikleri her şeyi tahrip etsinler," حصيرا hasira (İsra 8) "hapishane, kapatılan yer," حق hakka "gerekli oldu," ميسورا meysura (İsra 28) "kolay" anlamına gelir. خطئا Hit'en (İsra 31) "günah" demektir. خطئت Hati'tu fiilinden türemiş bir isimdir. خطأ Hata' ise günah işlernek anlamına gelen masdar bir kelimedir. خطئت Hati'tu ise "yanıldım, hata ettim," anlamına gelir. لن تخرق Len tahrika (İsra 37) 'parçalayamazsın" anlamındadır. وإذ هم نجوى ve izhum necva (İsra 47) ifadesindeki نجوى necva kelimesi ناجيت naceytu fiilinin ma'sdarıdır. Ayette bu kelime "onların" kelimesinin haberi olmuştur. Anlamı ise "fısıldaşıyorlar" şeklindedir. رفاتا Rufaten (İsra 98) "kırıntı," استفزز istefziz (İsra 64) "hafife al," بخيلك bihaylike (İsra 64 ifadesinde geçen خيل hayl "süvari" anlamına gelir. ....Racl (İsra 64 (piyadeler), رجالة، rical ve راجل raccale kelimeleri ........racil'in çoğuludur. Tekillik çoğulluk bakımından bu kelime, صاحب وصحب sahib ile sahb ve تاجر وتجر tacir ile tecr kelimelerine benzer. حاصبا hasib "şiddetli rüzgar" anlamına 'gelir. Rüzgarın savurduğu şeylere de "has(b" denir. حصب جهنم Hasabu Cehennem (Enbiya 98) ayetinde bu manada kullanılmış olup bu ifade "Cehenneme atılanlar" anlamına gelir. حصب في الأرض Hasaba fi'l-ardi "[yeryüzünde] yürüdü" anlamına gelir. Hasab kelimesi i'hasba - küçük taş" kelimesinden türemiştir. تارة Tareten (İsra 69),"bir kez" anlamına gelir, çoğulu ise تيرة وتارات tiyera ve tarat şeklindedir. لأحتنكن Leahtenikenne (İsra 62) "kökünü kazıyacağı " manasındadır. Nitekim احتنك dendiği vakit "falanca filanca kişinin sahip olduğu bütün bilgileri öğrendi" anlamını ifade eder. طائره Tairahu (İsra 13) "payı" anlamına gelir.
وقال ابن عباس: كل سلطان في القرآن فهو حجة. {ولي من الذل} /111/: لم يحالف أحدا. İbn Abbas şöyle demiştir: Kur'an'da geçen سلطان sultan kelimesi her yerde "huccet" anlamına gelir. ولي من الذل.veliyyun mine'z-zuI (İsra 111) "acizlikten dolayı bir dosta da ihtiyacı olmayan" anlam"ına gelir. Ezheri şöyle demiştir: "..........Kada kelimesinin temelinde yatan anlam, bir şeyin kesilerek tamamlanmasıdır."
Yine o, şöyle demiştir: "Sağlam yapılmış, mühürlenmiş, tamamlanmış, gerekli olmuş, ilham edilmiş, gerçekleştiriimiş ve geçmiş her iş için .........kada fiili kullanılır." Allah Teala'nın ...........ve kadayna ila Benı İsraıl'e ayetinin anlamını ise şu şekilde açiklamışfır: "Onlara kesin biçimde bildirdik." باب: قوله: {سبحان الذي أسرى بعبده ليلا من المسجد الحرام} /1/.
3. "KULUNU (MUHAMMED'İ) BİR GECE MESCİDİ HARAM'DAN GÖTÜREN,"(İsra 1) AYETİNİN TEFSİRİ حدثنا عبدان: حدثنا عبد الله: أخبرنا يونس (ح). وحدثنا أحمد ابن صالح: حدثنا عنبسة: حدثنا يونس، عن ابن شهاب: قال ابن المسيب: قال أبو هريرة: أتي رسول الله صلى الله عليه وسلم ليلة أسري به بإيلياء بقدحين من خمر ولبن، فنظر إليهما، فأخذ اللبن، قال جبريل: الحمد لله الذي هداك للفطرة، لو أخذت الخمر غوت أمتك.
İmam Buhari bu başlık altında ilk olarak Ebu Hureyre'den nakledilen hadisi verdi. Bu rivayet in açıklaması "es-Sıratu'n-nebeviyye" bölümünde geçmişti. İmam Nesai, Zürare İbn Evfa kanalıyla İbn Abbas'tan bu olayı ayrıntılı olarak nakletmiştir. Bu olayın bir bölümünü Ahmed ve Bezzar'a dayandınlan İsra hadisinin açıklamasının baş kısmında zikretmiştim. Nesaı'nin aktardığı rivayetin lafzı ise şu şekildedir: "İs ra olayının gerçekleştiği gece sona erip Mekke'de sabahladığım zaman, durumum hakkında kesin bilgiye sahip olmuş, insanların da beni yalanlayacağını fark etmiştim. Derken üzgün bir halde bir kenara çekilmiş oturuyardum. O esnada Allah'ın düşmanı Ebu Cehil yanıma yaklaştı." Ebu Cehil, Hz. Nebi'in yanına varıp oturmuş, ardından da alay edercesine "Bir şey mi oldu?" diye sormuş. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Evet" diye cevap verince, bu defa "Peki ne?" diye sormuş. [Bundan sonra aralarında şu diyalog geçmiş:] Hz. Nebi- Bu gece, gece yolculuğuna çıkarıldım.
Ebu Cehil- Nereye? Hz. Nebi- Beyt-i Makdis'e doğru. Ebu Cehil- Sonra bizim aramızda mı sabahladın? Hz. Nebi- Evet. Ravi şöyle demiştir: Ebu Cehil, halkını çağırınca Hz. Nebi'in söylediklerini inkar etmesinden endişe ettiği için onu yalanlamadı. Bunun yerine Allah Resu!ü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Halkını çağırsam onlara da bunu anlatır mısın?" diye sordu. Hz. Nebi de; "Evet,"
şeklinde cevap verdi. Bunun üzerine Ebu Cehil: "Ey Ka'b İbn Lüeyoğulları! Toplanın!" diye seslendi. Nihayet insanlar gelip Allah Resulü'nün yanına Ravi şöyle demiştir: Hayretlerinden kimi insanlar ellerini Çırptı, kimileri de ellerini başlarına koydu. Hz. Nebi'in yanında toplanan insanlar arasında, o beldeye gidip söz konusu mescidi görenler vardı. Onlardan biri Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Mescidi bize tasvir eder misin?" diye sordu. Bundan sonrasını Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle anlatmıştır: "Onlara mescidi tasvir etmeye başladım. Tasvir etmeyi sürdürürken mescidin bazı özelliklerini tam ayırt edemedim. Tam bu sırada mescid gözümün önüne getirildi ve ben, ona bakarak tasvirimi tamamladım."
Ravi şöyle demiştir: Bunun üzerine insanlar: "Onun bu tasviri doğru," dediler. باب: {ولقد كرمنا بني آدم} /70/. 4 . "AND OLSUN Kİ, BİZ İNSANOĞLUNU ŞEREFLİ KILDIK, "(İsra 70) AYETİNİN TEFSİRİ كرمنا وأكرمنا واحد. {ضعف الحياة} عذاب الحياة. {وضعف الممات} /75/: عذاب الممات. {خلافك} /76/ و{خلفك} سواء. {ونأى} /83/: تباعد. {شاكلته} /84/: ناحيته، وهي من شكلته. {صرفنا} /41 - 89/: وجهنا.
{قبيلا} /92/: معاينة ومقابلة، وقيل: القابلة لأنها مقابلتها وتقبل ولدها. {خشية الإنفاق} /100/: أنفق الرجل أملق، ونفق الشيء ذهب. {قتورا} /100/: مقترا. {للأذقان} /107 - 109/: مجتمع اللحيين، والواحد ذقن. كرمنا Kerramna (şerefli kıldık) ile أكرمنا ekramna aynı anlama gelir. ضعف الحياة Di'fe'l-hayat, "hayatın sıkıntılarını kat kat," ضعف الممات dı'fe'l-memat "ölümün sıkıntılarını kat kat" mlamına gelir. خلافك Hilafeke (ardından) ile خلفك halfeke aynı anlama gelir. نأى Nea, "uzaklaştı" demektir شاكلته Şakiletihi "nahiyesi - karakteri" anlamına gelir. Bu kelime .....şekl kelimesinden türemiştir. صرفنا Sarrafna "çeşitli şekillerde anlatmak" anlamına gelir. قبيلا Kabile "açık seçik olmak ve bir şeyin karşısında bulunmak" anlamına gelir. Kelimenin bu manasından dolayı ebeye قبيلا kabile denmiştir. Çünkü ebe [gabile - karşılayan], doğum yapan kadının önünde bulunup çocuğunu karşıladığı için ona bu ad verilmiştir.
خشية الإنفاق Haşyete'l-infak ifadesinde geçen "infak" kelimesinin ,açıklaması şu şekildedir: أنفق الرجل Enfeka'r-racul "adam muhtaç hale geldi," نفق الشيء nefika'ş-şey'u ise "bir şey tükendi" anlamına gelir. قتورا katura "cimri" .mnasın ifade eder. أذقان Ezkan "çene" demektir. Bu kelime ذقن zekan kelimesinin çoğuludur. وقال مجاهد: {موفورا} /63/: وافرا. {تبيعا} /69/: ثائرا، وقال ابن عباس: نصيرا. {خبت} /97/: طفئت.
Mücahid şöyle demiştir: موفورا Mevfura "bol," تبيعا tebia "intikam peşinde koşan" anlamına gelir. İbn Abbas .....tebia'n kelimesinin "yardım eden," di habet'in de "söndü" anlamına geldiğii söylemiştir. وقال ابن عباس: {لاتبذر} /26/: لا تنفق في الباطل. {ابتغاء رحمة} /28/: رزق. {مثبورا} /102/: ملعونا. {لاتقف} /36/: لا تقل. {فجاسوا} /5/: تيمموا. يزجي الفلك: يجري الفلك. {يخرون للأذقان} /107 - 109/: للوجوه.
Yine İbn Abbas şöyle demiştir: لاتبذر La tubezzir, "batıl için harcama yapma," ابتغاء رحمة ibtiğae rahmetin ifadesindeki rahmet, رزق "rızık," مثبورا mesbura "lanet edilmiş," لاتقف la takfu "söyleme," فجاسوا casu "kastetiiler," يزجي الفلك yuzci'l-fulke "gemileri yüzdürür," يخرون للأذقان yehirrune li'l-ezkan "yüzleri üstü [secdeye kapanırlarj" anlamına gelir. ' Ebu Ubeyde şöyle demiştir: ..........di'fe'l-hayati ve di'fe'lmemati ayeti muhtasardır.
[Bir başka ifade 'ile' muzaf hazfedilmiştir.] Takdiri ise şu şekildedir. udı .......di'fe azabi'l-hayati ve dı'fe azabi'l-menat. Imam Tberı, Ali ıbn' Ebı Tlha kanalıyla İbn Abbas'ın bu ayeti şu şekilde yorumladığını nakletmiştir: Sana dünya ve ahiret hayatının sıkıntılarını kat kat tattınrız. Bu ifadenin açıklaması şu şekildedir: Cehennem sızabı şu ayet-i kerimede .......di'f kelimesi ile nitelenmiştir: ........fe atihimazaben dı'fe!l minen-nar (Onlara ateşten bir kat daha fazla azap ver! (A'raf 38)). Aslında bu ibare 1)1 ..........izen leezaknake azaben dilfen fi'l-hayat şeklinde idi. Sonra sıfat alan kelime hazfedildi ve sıfat onun yerine geçti ve muzaf olarak mevsufun izafesi şeklinde izafe edildi. Buradaki durum, sözgelimi ..........elımulhayat ifadesindeki duruma benzer.
İmam Taberi, Ali İbn Ebı Talha kanalıyla İbn Abbas'ın iıs...........şakile kelimesini nahiye - karakter şeklinde açıkladığını senetli olarak nakletmiştir. Yine senetli olarak İbn Ebı Nedh kanalıyla da Mücahid'in bu kelimeyi "tabiatına ve kendi başına" şeklinde izah ettiğini rivayet etmiştir. Yine senedi ile birlikte Saıd kanalıyla Katade'nin şöyle söylediğini aktarmıştır: Bu ifade "kişinin nahiyesi - karakteri ve niyeti" anlamına gelir. Ebu Ubeyde bu ayeti şu şekilde açıklamıştır: "De ki: Herkes kendi karakterine ve fıtratına göre amel eder."
Arapların "......... (Bu onun yapısındadır,) sözü de bu kabildendir. Ebu Ubeyde ...........vela tektulli evladeküm min imlak ayetinin anlamı hakkında şöyle demiştir: "Malınız gidecek diye çocuklarınızı öldürmeyin!"(En'am 151) ..........Emleka fulariun dendiği zaman "Falancanın malı bitti," anlamına gelir. .........vela tektulli evladeküm haşyete imlak ayeti ise "FakirliK korkusu ile çocuklarınızı öldürmeyin!" manasını ifade eder. İmam Taberi senedli olarak Ata Horasanı kanalıyla İbn Abbas'ın ......... la tubezzir'i "batıl için harcama yapma!" şeklinde açıkladığını nakletmiştir. lebzır, haksız yere yapılan aşırılık, demektir. İmam Taberı senediyle birlikte İkrime'nin de şöyle söylediğini aktarmıştır: Mübezzir, hak olmayan konularda harcama yapan kimse demektir. İbn Ebı Hatim, Ali İbn Ebı Talha kanalıya İbn Abbas'ın. .........
fecasu hılale'd-diyar ayetinde geçen .......casu fiilini "yürüdıile" şeklide izah ettiğini nakletmiştir. Ebu Ubeyde ........case .....yecusu fiilinin "araştırmak" anlamına geldiğini söylemiştir. Ayrıca bu fiilin, "konakladı", "öldürdü" ve "gidipgeldi" anlamlarına geldiği de ileri sürülmüştür. Bu kelimenin bir şeyi iyice araştırarak öğrenme çabasını ifade ettiği de söylenmiştir ki, bu mana, "araştırmak"
anlamı ile aynıdır. باب: قوله: {وإذا أردنا أن نهلك قرية أمرنا مترفيها}. الآية /16/. "BİR ÜLKEYİ HELAK ETMEK İSTEDİĞiİMİZDE, O ÜLKENİN ZENGİNLİK SEBEBİYLE ŞIMARMIŞ ELEBAŞLARINA EMREDERİZ, "(İsra 16) AYETİNİN TEFSİRİ حدثنا علي بن عبد الله: حدثنا سفيان: أخبرنا منصور، عن أبي وائل، عن عبد الله قال: كنا نقول للحي إذا كثروا في الجاهلية: أمر بنو فلان. حدثنا الحميدي: حدثنا سفيان وقال: أمر.
Bu ayet hakkında İmam Buhari, Abdullah İbn Mes'ud'un "Cahiliye döneminde çoğalan bir kabile için ..........emira benli fül21n (Falanoğulları çoğaldı,) derdik," sözünü aktardı.' Ardından başka bir hocası aracılığı ile bir başka deyişle senedi ile birlikte Süfyan'ın ;i!emera şeklinde okuduğunu aktardı. Bu rivayetlerden ilkine göre bu fiil, mim harfinin kesresi; ikincisine göre ise fethası ile okunur. Her ikisi de birer lehçedir.
Çoğunluk bu [ayette geçen bu] fiili mim harfinin fethası ile okur. Ebu Ca'fer, İbn Abbas'ın bu kelimeyi mim harfinin kesresi ile okuduğunu nakletmiştir. Ebu Zeyd bunu bir lehçe olarak tespit etmiştir. Ferra ise bunu reddetmiştir. Ebu Osman en-NehdI bu fiili birinci rivayetteki gibi okudu. Ancak mim harfini şeddelemiştir. Bu okuyuşa göre fiil, "hakim kılmak"
anlamına gelir. İmam Taberi, Ali İbn Ebi Talha kanalıyla ? .......emerna mütraflha ifadesi hakkında İbn Abbas'a isnad ettiği "kötü kimseferini hakim kılarız" açıklamasını buna delil olarak getirmiştir. Ardından da Ebu Osman, Ebu'ı-Aliye ve Mücahid'in bu ayeti şeddeli olarak okuduklarına dair bilgileri vermiştir. Bu fiilin şeddeli olarak okunmasının ta'diye fiilin geçişli hale getirilmesi için olduğu da söylenmiştir. Zira bu fiilin aslı .......emarna (çoğaldık) şeklinde şe ddesizdir. Nitekim bu sahih rivayette de bu anlamı ifade etmektedir. Ahmed İbn Hanbel'in tahriç ettiği şu hadiste de kelimenin bu manada bir kullanımı mevcuttur: ...........(Malın en hayırlısı, çok doğuran yaşı küçük attır).
أمر بنو فلان Emira benli fülan dendiği zaman "falanoğulları çoğaldı,"......... emmerahumullah dendiği zaman ise "Allah onları çoğalttı," .............emeru dendiğinde ise "çoğaldılar" manası anlaşılır. Nitekim bu şerhin başlarında Heraklius'un olayınd,an bah,sedilirken Ebu Süfyan'ın ona [Hz. Nebi'i kastederek] .......... lekad emera emru İbn Ebi Keşbe dediği geçmişti. Burada ;i! emeridiili,'''büyüdü'', "ilerledi" anlamında kullanılmıştır.
İmam Taberi çoğunluğun kıraatini tercih etmiştir. Ayeti yorumlarken de, ayetin zahirine hamledilmesini tercih etmiş ve şöyle demiştir: "Ayetin anlamı şu şekildedir: Biz o ülkenin zenginlik sebebiyle şımarmış elebaşıarına (iyilikleri) emrederiz. Buna rağmen onlar isyan ederler." Ardından bu görüşü İbn Abbas ve Said İbn Cübeyr'e dayandırmıştır. باب: {ذرية من حملنا مع نوح إنه كان عبدا شكورا} /3/.
5. "(EY) NUH İLE BİRLİKTE (GEMİDE) TAŞIDIĞIMIZ KİMSELERİN NESLİ! ŞUNU BİLİN Kİ NUH, ÇOK ŞÜKREDEN BİR KUL İDİ." (İsra 3) AYETİNİN TEFSİRİ حدثنا محمد بن مقاتل: أخبرنا عبد الله: أخبرنا أبو حيان التيمي، عن أبي زرعة بن عمرو بن جرير، عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: أتي رسول الله صلى الله عليه وسلم بلحم، فرفع إليه الذراع، وكانت تعجبه، فنهس منها نهسة ثم قال: (أنا سيد الناس يوم القيامة، وهل تدرون مم ذلك؟ يجمع الله الناس الأولين والآخرين في صعيد واحد، يسمعهم الداعي وينفذهم البصر، وتدنو الشمس، فيبلغ الناس من الغم والكرب ما لا يطيقون ولا يحتملون، فيقول الناس: ألا ترون ما قد بلغكم، ألا تنظرون من يشفع لكم إلى ربكم؟ فيقول بعض الناس لبعض: عليكم بآدم، فيأتون آدم عليه السلام فيقولون له: أنت أبو البشر، خلقك الله بيده، ونفخ فيك من روحه، وأمر الملائكة فسجدوا لك، اشفع لنا إلى ربك، ألا ترى إلى ما نحن فيه، ألا ترى إلى ما قد بلغنا؟ فيقول آدم: إن ربي قد غضب اليوم غضبا لم يغضب قبله مثله، ولن يغضب بعده مثله، وإنه نهاني عن الشجرة فعصيته، نفسي نفسي نفسي، اذهبوا إلى غيري، اذهبوا إلى نوح.
فيأتون نوحا فيقولون: يا نوح، إنك أنت أول الرسل إلى أهل الأرض، وقد سماك الله عبدا شكورا، اشفع لنا إلى ربك، ألا ترى إلى ما نحن فيه؟ فيقول: إن ربي عز وجل قد غضب اليوم غضبا لم يغضب قبله مثله، ولن يغضب بعده مثله، وإنه قد كانت لي دعوة دعوتها على قومي، نفسي نفسي نفسي، اذهبوا إلى غيري، اذهبوا إلى إبراهيم. فيأتون إبراهيم فيقولون: يا إبراهيم، أنت نبي الله وخليله من أهل الأرض، اشفع لنا إلى ربك، ألا ترى إلى ما نحن فيه؟ فيقول لهم: إن ربي قد غضب اليوم غضبا لم يغضب قبله مثله، ولن يغضب بعده مثله، وإني قد كنت كذبت ثلاث كذبات - فذكرهن أبو حيان في الحديث - نفسي نفسي نفسي، اذهبوا إلى غيري، اذهبوا إلى موسى.
فيأتون موسى فيقولون: يا موسى، أنت رسول الله، فضلك الله برسالته وبكلامه على الناس، اشفع لنا إلى ربك، ألا ترى إلى ما نحن فيه؟ فيقول: إن ربي قد غضب اليوم غضبا لم يغضب قبله مثله، ولن يغضب بعده مثله، وإني قد قتلت نفسا لم أومر بقتلها، نفسي نفسي نفسي، اذهبوا إلى غيري، اذهبوا إلى عيسى. فيأتون عيسى فيقولون: يا عيسى، أنت رسول الله، وكلمته ألقاها إلى مريم وروح منه، وكلمت الناس في المهد صبيا، اشفع لنا، ألا ترى إلى ما نحن فيه؟ فيقول عيسى: إن ربي قد غضب اليوم غضبا لم يغضب قبله مثله قط، ولن يغضب بعده مثله - ولم يذكر ذنبا - نفسي نفسي نفسي، اذهبوا إلى غيري، اذهبوا إلى محمد صلى الله عليه وسلم.
فيأتون محمدا صلى الله عليه وسلم فيقولون: يا محمد أنت رسول الله، وخاتم الأنبياء، وقد غفر الله لك ما تقدم من ذنبك وما تأخر، اشفع لنا إلى ربك، ألا ترى إلى ما نحن فيه؟ فأنطلق فآتي تحت العرش، فأقع ساجدا لربي عز وجل، ثم يفتح الله علي من محامده وحسن الثناء عليه شيئا لم يفتحه على أحد قبلي، ثم يقال: يا محمد ارفع رأسك، سل تعطه، واشفع تشفع، فأرفع رأسي فأقول: أمتي يا رب، أمتي يا رب، فيقال: يا محمد أدخل من أمتك من لا حساب عليهم من الباب الأيمن من أبواب الجنة، وهم شركاء الناس فيما سوى ذلك من الأبواب، ثم قال: والذي نفسي بيده، إن ما بين المصراعين من مصاريع الجنة كما بين مكة وحمير، أو: كما بين مكة وبصرى).
İmam Buhari bu başlık altında Ebu Hureyre'den Ebu Zur'a İbn Amrkanalıyla şefaat konusunda nakledilen hadisi verdi. Bu hadisin açıklaması "Kitabu'r-rikak"ta yapılacaktır. ..........Yenfuzuhum fiili muzaraat harfinin fethası ve fe harfinin dammesi ile rivayet edilmiştir. Bu durumda fiil süıasidir. "Bakışın orada bulunanlara temas edip geçmesi" anlamına gelir. Bu fiil muzaraat harfinin dammesi ve fe harfinin kesresi ile de okunmuştur. Bu durumda rubai fiil olur. "Baklştn onları kuşattığı" anlamına gelir.
Bu iki şekildeki rivayette ....zel harfi noktalıdır. Ebu Hatim esSicistani şöyle demiştir: "Hadis alimleri bu harfin noktalı olduğunu söylemiştir. Ancak bu harf, noktasızdır. Anlamı ise "Göz onların ilkini de, sonunu da görür," şeklindedir." Ona şu şekilde cevap verilmiştir: "Burada anlam olarak, bakanın, onları tamamen kuşattığı, düzlükte bulunan kimselerin kesinlikle ondan kaçamadığı, kimsenin ondan gizlenemediği kastedilmiştir."
Bu izah, Ebu Ubeyde'nin "Rahman'ın bakışı onlara yönelir," açıklamasından daha isabetlidir. Çünkü Allah'ın bakışı, ister insanlar o düzlükte olsun, isterse başka yerde bulunsun, her halükarda bütün her şeyi tamamen çepeçevre kuşatır. Arapçada ........nefezehu'l-basaru dendiği vakit "bakışların o kişiye ulaşıp onun da ötesine geçtiği" kastedilir. Zaten nefaz, bir şeyden kurtulup geçmek anlamına gelir. Arap dilinde bunun örnekleri mevcuttur. Mesela; Arapların "okun ava girip çıktığını"
ifade etmek için ....nefeze's-sehmu demeleri bu kabildendir. باب: {وآتينا داود زبورا} /55/. 6. "DAVUD'A DA ZEBUR'U VERDİK,"(İsra 55) AYETİNİN TEFSİRİ حدثني إسحاق بن نصر: حدثنا عبد الرزاق، عن معمر، عن همام، عن أبي هريرة رضي الله عنه، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: (خفف على داود القراءة، فكان يأمر بدابته لتسرج، فكان يقرأ قبل أن يفرغ - يعني - القرآن). İmam Buhar! Ebu Hureyre'den nakledilen hadisi aktardı. Ebu Zerr rivayetinde ....... Kur'an kelimesi ......kıraat şeklinde geçmektedir.
Bu rivayette geçen Kur'an kelimesi, okumak anlamına gelen i }!karae fiilinin masdandır. Yoksa bu, ümmetin bildiği Kur'an-ı Kerim değildir. Bu konuda tatmin edici açıklamalar "Kitabu'l-enbiya"da Hz. DavD.d'un biyografisinden bahsedilirken geçmişti. باب: {قل ادعوا الذين زعمتم من دونه فلا يملكون كشف الضر عنكم ولا تحويلا} /56/. 7. "(RESULÜM!) DE Kİ: ALLAH'I BIRAKIP DA (İLAH OLDUĞUNU) İLERİ SÜRDÜKLERİNİZE YALVARIN. NE VAR Kİ ONLAR, SİZİN SIKINTINIZI NE UZAKLAŞTIRABİLİR, NE DE DEĞİŞTİREBİLİRLER, "(İsra 56) AYETİNİN TEFSİRİ حدثني عمرو بن علي: حدثنا يحيى: حدثنا سفيان: حدثني سليمان، عن إبراهيم، عن أبي معمر، عن عبد الله: {إلى ربهم وسيلة}.
قال: كان ناس من الإنس يعبدون ناسا من الجن، فأسلم الجن وتمسك هؤلاء بدينهم. زاد الأشجعي: عن سفيان، عن الأعمش : {قل ادعوا الذين زعمتم}. Ayette geçen "vesile"den maksat, ibadettir. Cinlere ibadet eden insanlar, bu ibadetlerini devam ettirdiler. Cinler Müslüman olduktan sonra bu durumdan hoşnut olmadılar. İşte o cinler, Rablerine yakın olmak için vesile arayan kimselerdir.
İmam Taberı, başka bir senetle İbn Mes'ı1d'dan bu rivayeti nakletmiş, ancak bu rivayette şu ziyade yer almıştır: Cinlere ibadet eden kimseler, onların Müslüman olduklarının farkına varamamışlardı. İşte ayetin yorumunda muteber olan tefsır de budur. باب: {أولئك الذين يدعون يبتغون إلى ربهم الوسيلة}. الآية /57/. 8. "ONLARIN YALVARDIKLARI BU VARLIKLAR RABLERİNE -HANGİSİ DAHA YAKIN OLACAK DİYE- VESİLE ARARLAR" (İsra 57) AYETİNİN TEFSİRİ حدثنا بشر بن خالد: أخبرنا محمد بن جعفر، عن شعبة، عن سليمان، عن إبرهيم، عن أبي معمر، عن عبد الله رضي الله عنه: في هذه الآية: {الذين يدعون يبتغون إلى ربهم الوسيلة}. قال: كان ناس من الجن يعبدون، فأسلموا.
Lanetlenmiş ağacın zakkum olarak açıklanması doğrudur. İbn Ebı Hatim on küsur tabiiden bu açıklamayı nakletmiştir. Zakkum hakkında Ebu Hanıfe ed-Dlneveri "Kitabu'n-niyyat" adlı eserinde şöyle demiştir: "Zakkum, ovalarda yetişen, küçük yuvarlak yaprakları bulunan, dikensiz, özü acı, anların yaladığı, küçük beyaz çiçekleri olan ve tepesi oldukça çirkin, tozlu bir ağaçtır."
Süheyll de şöyle demiştir: "Zakkum, büyük lokma anlamına gelen ..........zekm kökünden .......faul vezninde türemişbir kelimedir." Temımllerin lehçesine göre, yenildiği zaman kusulan her türlü yiyeceğe zakklim denir. Zakklimun, ağır olan bütün yemeklerin adı olduğu da söylenmiştir. باب: {إن قرآن الفجر كان مشهودا} /78/. 10. "ÇÜNKÜ SABAH NAMAZI ŞAHİTLİDİR,"(Isra 78) AYETİNİN TEFSİRİ قال مجاهد: صلاة الفجر Mücahid şöyle demiştir: قرآن الفجر Kur'ane'l-fecr ifadesi صلاة الفجر Salatu’l-fecr "sabah namazı" anlamına gelir.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.