

İmam Buharı'nin ........ ([Kendileriyle evlendiğiniz takdirde] yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız,) başlığında kullandığı ayette geçen ...hiftum (korkarsanız) fiili, ,"zannederseniz," ....tuksidu fiili ise "adaletli davranmak" anlamına gelir....Tuksidu if'al babından gelir . ......Kaseda "haksızlık yapmak,"....akseda "adaletli olmak" anlamında kullanılır.
Kendilerine helalolan diğer kadınlarla evlenmeleri helalolan diğer kadınlarla evlenebilirler. Hz. Aişe'nin bu yorumunun bir benzeri İbn Abbas'tan nakledilmiştir. Taberi bu rivayeti tefsirinde zikretmiştir. Mücahid'den de, "Beğendiğiniz (veya size helalolan) kadınların ikisi, üçü, dördü ile evlenin" ifadesinin "(Kendileriyle evlendiğiniz takdirde). yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız," ifadesine bağlanması konusunda, ayeti şu şekilde yorumladığı nakledilmiştir: "Ye,timlerin malları konusunda adaletli davranamayacağınızdan çekinir ve bu yüzden onların ve lay etini üstlenmez, bir de zinaya düşmekten korkarsanız, o zaman hoşunuza giden ve size helalolan kadınlarla evlenin!"
Hz. Aişe'nin yorumuna göre, ayette geçen "korkarsanız" şartı yetimlerin nikahlanması ile bağlantılıdır. Bu durumda ayetin anlamı "(Kendileriyle evlendiğiniz takdirde) yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız," şeklinde olur. Erkeklerin, himayeleri altında bulunan, güzellikten ve maldan nasibi az olan yetim kızlarla evlenine isteği taşımamalarından dolayı, yine himayeleri altında bulunan, güzellikleri ve mallarından etkilendikleri yetim kızlar ile evlenmeleri de yasaklanmıştır. Himayeleri altında bulunan çirkin ve fakir yetim kızlarla evlenmek istemedikleri için, erkeklerin, güzellikleri ve mallarından dolayı onlarla evlenmeleri de yasaklanmıştır. Hem güzel, hem de çirkin yetimlerin nikahlanması ancak adaletle olur.
Yukarıdaki hadisten, himaye altında olan yetimler için misli mehrin esas alındığı anlaşılır. Ancak diğer kadınlarla misli mehrin altında tespit edilmiş bir mehirle de evlenilebilir. Bu hadisten anlaşıldığına göre; veliler, himayeleri altında bulunan ve bülCığ çağına ermemiş olan yetim kızlarla evlenebilirler. Çünkü bülCığ çağına ermiş babasız çocuklara yetim denmez. Ancak istishab yoluyla denebilir. Bu konudaki . ayrıntılı açıklamalar "Kitabu'n-nikah / Nikah Bölümü"nde yapılacaktır.
باب: {ومن كان غنيا فليستعفف ومن كان فقيرا فليأكل بالمعروف فإذا دفعتم إليهم أموالهم فأشهدوا عليهم وكفى بالله حسيبا} /6/. 2. "YOKSUL OLAN DA (İHTİYAÇ VE EMEĞİNE) UYGUN OLARAK YESİN. MALLARINI KENDİLERİNE VERDİĞİNİZ ZAMAN, YANLARINDA ŞAHİT BULUNDURUN. HESAP SORUCU OLARAK DA ALLAH YETER,"Nisa 6 AYETİNİN TEFSİRİ {وبدارا} /6/: مبادرة. {أعتدنا} /18/: أعددنا، أفعلنا من العتاد بدارا Bidaran, "tez elden" anlamına gelir. أعتدنا A'tedna [Nisa 18] kelimesi ise, أعتدنا a'dedna ile aynı anlamdadır. Bu kelime, "hazırlamak"
anlamına gelen العتاد el-atad kökünden if'al babında türetilmiş olup "hazırladık" manasına gelir. حدثني إسحاق: أخبرنا عبد الله بن نمير: حدثنا هشام، عن أبيه، عن عائشة رضي الله عنها: في قوله تعالى: {ومن كان غنيا فليستعفف ومن كان فقيرا فليأكل بالمعروف}. أنها نزلت في والي اليتيم إذا كان فقيرا: أنه يأكل منه مكان قيامه عليه بمعروف. Ebu Ubeyde ......(O malları israf ile ve tez elden yemeyin) ayetinde geçen ....israfen (israf) kelimesini "aşırı biçimde"
şeklinde tefsir etmiştir. Bu ayette geçen ....bidaren kelimesinin anlamı hakkında Taberi, Ali İbn Ebi Talha kanalıyla İbn Abbas'tan şu rivayeti nakletmiştir: "Veli, himayesi altındaki yetimin malını yer. Yetim bülCığ çağına erip malı üzerinde onun tasarruf yetkisini sona erdirmeden önce, yiyebileceği kadar yemeye çalışır." (....A'tedna kelimesi ise, .....a'dedna ile aynı manaya gelir.
Bu kelime, "hazırlamak" anlamına gelen.....el-atad kökünden ifal babında türetilmiş olup "hazırladık" manasına gelir. Bu ifadeye göre .....a'tedna ile ......a'dedna aynı anlamı ifade eder. Çünkü ilel-atld kelimesi,.....el-muad (hazırlanmış) manasına gelir. Hadisin metninde geçen .........fi mali'l-yetim (yetimin malı konusunda) ifadesi, Küşmiheni nüshasında ...... vali'l-yetim şeklinde nakledilmiştir. Buna göre hadisin anlamı şu şekilde olur: "Bu ayet, yetimlerin malı hakkında vasiyyet vs. gibi yetkileri taşıyan veliler hakkında inmiştir."
"Kitabu'l-buyCı"'da Osman İbn Ferkad kanalıyla Hişam İbn Urve'den bu rivayet şu lafızlarla aktarılmıştır: "Bu ayet, yetimi koruyup gözeten ve onun malını değerlendiren veliler hakkında inmiştir. Eğer yetimin velisi fakir ise, onun malından uygun ölçüde yer." Bu konuda Ebu Davud, Nesaı, İbn Mace ve İbn Huzeyme'nin rivayet ettiği mertCı bir hadis vardır. Bu hadis Amr İbn Şuayb, onun babası ve dedesi kanalıyla nakledilmiştir. Söz konusu hadis şöyledir: "Hz. Nebi'e bir adam geldi ve 'Himaye m altında, malı olan bir yetim var. Benim de hiç malım-mülküm yok. Onun malından yiyebilir miyim?' diye sordu. Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem de ona 'Uygun ölçüde yiyebilirsin,' cevabını verdi." Bu rivayet in senedi kavidir.
Eğer yetimin velisi fakir ise ifadesi, yetim malından ücret alacak kimselerin fakir olmaları gerektiğini gösterir. Bu konuda ayrıntılı bilgiyi "Kitabu'l-vasaya" da vermiştik. باب: {وإذا حضر القسمة أولو القربى واليتامى والمساكين} /8/. الآية. 3. "(MİRASTAN PAYI OLMAYAN) YAKINLAR, YETİMLER VE YOKSULLAR MİRAS TAKSİMİNDE HAZIR BULUNURSA,"[Nisa 8] AYETİNİN TEFSİRİ حدثنا أحمد بن حميد: أخبرنا عبيد الله الأشجعي، عن سفيان، عن الشيباني، عن عكرمة، عن ابن عباس رضي الله عنهما: {وإذا حضر القسمة أولو القربى واليتامى والمساكين}.
قال: هي محكمة، وليست بمنسوخة. تابعه سعيد، عن ابن عباس. "(Mirastan payı olmayan) yakınlar, yetimler ve yoksullar miras taksiminde hazır bulunursa ... " ayet i muhkemdir, neshedilmemiştir. İsmalll başka bir senetle Eşcaı'den bu rivayeti şu ziyade ile nakletmiştir: İbn Abbas miras paylaştırmaya oturduğu zaman, mirasçı olmayan yakınlara, yetimlere ve yoksullara hediye kabilinden bir şeyler verirdi. Mal az olursa, bu kimselere kendisini mazur görmelerini söylerdi. İşte ayette geçen 'güzel söz'den maksat budur.
Bu hadisi İbn Abbas'tan nakletmede Saıd İbn Cübeyr İkrime'ye mutabaat etmiştir. İmam Buhari bu rivayeti, "Kitabu'l-vasaya"da senedi ile birlikte şu şekilde zikretmişti: Bazı insanlar bu ayetin mensuh olduğunu iddia ediyor. Kesinlikle böyle bir şey yoktur. Allah'c{ yemin ederimki, bu ayet neshedilmemiştir. Ama bu, insanların içeriği ile amel etme konusunda gevşek davrandığı bir ayettir. Burada iki akraba vardır. Bunlardan biri mirasçı olur ve mirastan payını alır. Diğeri ise mirasçı olmaz. İşte bu tür'akrabalara "Sana bir şey veremiyoruz" vb. güzel sözler söylenir.
İbn Abbas'tan gelen bu rivayetlerin senetleri sahihtir. Her ikisi de mutemeddir. İbn Ebi Hatim ve İbn Merdliye tarafından yine İbn Abbas'tan zçı.yıf senetlerle çeşitli rivayetler nakledilmiştir. Bunlara göre, söz konusu ayet mensuhtur. Miras ayeti onu neshetmiştir. Bu konuda Said İbn Müseyyeb'den sahih bir rivayet aktarılmıştır. Kasım İbn Muhammed, İkrime ve daha başka alimler de bu görüştedir. Dört mezhep imamı ve onlara tabi olan alimler de bu kanaattedir. Bu konuda İbn Abbas'tan üçüncü bir görüş daha aktarılmıştır. Abdurrezzak İbn Hemmam, Kasım İbn Muhammed kanalıyla ve sahih bir senetle şu rivayeti nakletmiştir: Abdullah İbn Abdirrahman İbn Ebi Bekir, Hz. Aişe hayatta iken, babası Abdurrahman'ın mirasını paylaştırdı. Evdeki yakınlara ve yoksullara babasından kalan mirastan pay vermedEm mirası böıüştürmedi. Sonra da bu ayet i okudu. Kasım olayı anlatmaya şöyle devam etti: "Bu olayı İbn Abbas'a anlattığım zaman o, şöyle dedi: Hata etmiş. Onun böyle bir yetkisi yoktur. Bu yetki, vasiye aittir. Malın dağıtılması, ölenin erkek akrabalarının görevidir. Çünkü ölen kişinin, erkek akrabalarına vasiyyette bulunması müstehaptır."
Kanaatime göre bu rivayet yukarıdaki başlık altında zikredilen ve söz konusu ayetin mensuh olmadığını, aksine muhkem olduğunu gösteren hadis ile çelişmez. Bu ayetin anlamı şu şekilde izah edilmiştir: Miras paylaştırılınca, ölünün mirasçı olmayan akrabaları ile yetim ve yoksul kimseler hazır bulunabilirler. Bu insanlar, özellikle de paylaştırılan mal çok ise, mirastan bir payalmayı umarlar. Bu yüzden Allah Teala onlara iyilik yapma ve güzel davranma adına hediye kabili nden bir şeylerin verilmesini emretmiştir. Ancak bu görüşte olanlar da, "ayetteki emrin vüclib mu, yoksa nedb mi ifade ettiği konusunda" ihtilafa dÜşmüşlerdir. Mücahid ve bir grup alime göre ayetteki emir, vüclib ifade eder. İbn Hazm da bu kanaattedir. Onlara göre mirasçı kimseler, bu gruplara gönüllerinden koptuğu kadar pay vermek zorundadır.
İbnu'l-Cevzi, alimlerin çoğuna göre ayette geçen "yakınlar" ifadesi ile mirasçı olmayanların, "onları da rızıklandırın" ifadesi ile ise "onlara verin" anlamının kastedildiğini nakletmiştir. Başka alimler ise "onları da rızıklandırın" ifadesinin "onlara yedirin" anlamına geldiğini söylemiştir. Ayetteki emir, bunun mübah olduğunu belirtmek içindir. Güçlü olan görüş de budur. Eğer ayetteki emir bu hükmün farz olduğuna delalet etmiş olsaydı, bu, ayette adı geçen kimseler için miras malında insanlar arasında anlaşmazlığa yol açacak biçimde bir hak doğururdu.
İbn Sirin ve bazı alimler şöyle demiştir: "Bundan, onları da rızıklandırın" ifadesi ile, "Miras malından onlara bir yemek yapın," anlamı kastediimiştir. Bu ayet, mahcCır ve diğer kimselerin malları hakkında genel bir hüküm taşımaktadır.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.