

Selef alimleri bu ayet ile vahyin inişi meselesinde Hz. Nebi'e hitap edildiği konusunda fikir birliği içindedirler. Nitekim burada zikredilen hadis de bunu göstermektedir. Hz. Nebi'in dilin kımıldatması ile ilgili ayetlerin Kıyame Suresi'nde yer almasının bir takım hikmetleri v<;ırdır. Bunlardan bir kaçını şu şekilde sıralayabiliriz: 1- Allah Teala bu surede kıyametten bahsetti. Kıyamet için gerektiği gibi çalışmayanların özelliklerinden biri de dünya sevgisini taşımaktır. Hayırlı işleri yapmak için koşuşturmanın istenen bir davranış olması dinin temel prensiplerindendir. Bu vesileyle daha önemli olan bir davranışın istenilen bu davranıştan önce geldiğine işaret edilmiştir. Söz konusu daha önemli olan davranış ise vahye kulak verip onu anlamaktır. Vahyi ezberlemekle meşgulolmak, bu amacın gerçekleşmesini engeller. Bu yüzden Hz. Nebi'e vahyi ezberlemek için acele etmemesi emredilmiştir. Çünkü vahyi ona ezberletmek Allah Teala tarafından garanti altına alınmıştı. Hz. Nebi'e düşen ise, kendisine iletilen vahyi sonuna kadar dinlemek ve vahyin gereğini yerine getirmekti. Bu konuyu işleyen ayetler ara cümle konumundadır. Bu ara cümle sona erince ayetlerin akışı insan ve onunla ilgili konulara ilişkin meselelere tekrar döndü. Bu sırada .......kella lafzı kullanıldı. Bu kelime engelleme ifadesidir.
Adeta bununla şöyle buyurulmuştur: "Doğrusu siz ey insanlar! Aceleci yaratıldığınız için her şeyde acele ediyorsunuz. Bundan dolayı da dünyayı/peşin olanı seviyorsunuz." 2- Kıyamet günü sunulacak olan ve kulun amellerinin yazılı olduğu defterden bahsedilince, yapılan ve yapılmayan işlerin hesabının kendisine bağlı olduğu dünyaya yönelik dını hükümleri içeren kitaptan bahsetmek Kur'an'ın adetidir. Nitekim Kehf Suresi'nde şu ayetlerde bu durum görülmektedir: "İşte herkesin hesap defteri önüne konuldu. Mücrimlerin defterdeki kayıt/ardan korktuklarını ve şöyle dediklerini görürsün: 'Eyvah bize! Bu deftere de ne oluyor? Ne küçük komuş, ne büyük, yazılmadık şey Rabbin kimseye zulmetmez." ... "Biz bu Kur'anlda, insanlar için her türlü misal ve öğüdü, farklı üsluplarla tekrar tekrar ifade ettik. Fakat birçoğu bunları anlamadı. Zira bütün varlıklar içinde tartışmaya en düşkün olan, insandır. "(Kehf 49-54) Yine aynı şekilde İsra Suresi'nde Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Her insan topluluğurıu önderleri ile birlikte çağıracağımız o günde kimlerin amel defteri sağından verilirse, onlar, en küçük bir haksızlığa uğramamış olarak amel defterlerini okuyacaklar." ...
"Muhakkak ki biz, bu Kur'an'da insanlara her türlü misali çeşitli şekillerde anlattık. Yine de insanların çoğu inkarcılıktan başkasını kabul/enmedi. "(İsra 71-89) 3- Surenin ...........velev elka meazira ayetine kadar olan baş tarafı indiği sırada Hz. Nebi kendisine inen ayetleri ezberlemek için hemen teşebbüste bulundu. Vahyi unutma endişesi ile acele ederek dilini klpırdatmaya başladı. Bunun üzerine "(Resulüm!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımı/datma. Şüphesiz onu toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir. O halde, biz onu okuduğumuz zaman, sen onun okunuşunu takip et.
Sonra şüphen olmasın ki, onu açıklamak da bize aittir, "(Kıyame 16-19) ayetleri indi. Daha sonra söz, başladığı gibi tamamlanmak üzere devam etti. 4- Surenin başında nefisten bahsedildikten sonra, söz Hz. Nebi'in nefsine döndü. Adeta burada şöyle buyurulmuştur: İşte nefislerin hali böyledir. Ey Muhammed! Senin nefsin, nefislerin en değerlisidir. Öyleyse en kamil hal sende olsun!"
باب: {إن علينا جمعه وقرآنه} /17/. "ŞÜPHESİZ ONU TOPLAMAK (SENİN KALBİNE YERLEŞTİRMEK) VE ONU OKUTMAK BİzE AİTTİR, "(Kıyame 17) AYETİNİN TEFSİRİ حدثنا عبيد الله بن موسى، عن إسرائيل، عن موسى بن أبي عائشة: أنه سأل سعيد بن جبير عن قوله تعالى: {لا تحرك به لسانك}. قال: وقال ابن عباس: كان يحرك شفتيه إذا أنزل عليه، فقيل له: {لاتحرك به لسانك}. يخشى أن ينفلت منه، {إن علينا جمعه وقرآنه} أن نجمعه في صدرك، {وقرآنه} أن تقرأه، {فإذا قرأناه} يقول: أنزل عليه {فاتبع قرآنه.
ثم إن علينا بيانه} أن نبينه على لسانك. Ebu Avane'nin Musa İbn Ebi Aişe'den naklettiği ve "Bedu'l-vahy Bölümü "nde geçen rivayette şu ifade yer almaktadır: "Hz. Nebi Kur'an inerken bazı zor durumlar yaşıyordu." Bu cümle, Kıyame Suresi'ndeki ayetlerin iniş nedenini açıklamak için yapılmış bir giriştir. "Bedu'l-vahy Bölümü"nde geçen Hz. Aişe'den gelen hadiste de ifade edildiği gibi, Hz. Nebi, vahiy alışı esnasında birtakım zor hallere maruz kalıyordu. Nitekim bu durum Hz. Aişeiden nakledilen ve İfk hadisesini anlatan hadiste de şu şekilde ifade edilmiştir: "Hz. Nebi vahiy alırken çektiği sıkıntıyı çekmeye başlamıştı." Yine Hz. Aişe'den "Bedu'l-vahy Bölümü"nde nakledilen rivayette Hz. Nebi şöyle buyurmuştur: "Bu, vahyin en ağır olanı idi." Bu ifade, Hz. Nebi'in daha önce ifade edilen vahyin geliş şekillerinden ikisinde de zorlukla karşılaştığını, ancak bunlardan birinin diğerine göre daha ağır olduğunu gerektirmektedir.
Bu rivayetin zahirine göre, Hz. Nebi'in vahyi ezberlemek için acele etmesinin nedeni, vahiy alırken başına gelen sıkıntılı durumdur. Bundan dolayı Hz. Nebi, bir an önce içine düştüğü bu zor durumdan kurtulmak için vahyi almada acele ediyordu. Ancak İsrail rivayetinde Hz. Nebi'in acele etme nedeninin vahyi unutma endişesi olduğu ifade edilmiştir. Şöyle ki; "Bunun üzerine ona şöyle buyuruldu: Vahyi ezberleyememe korkusu ile "(Resulüml) Dilini kımıldatma.(Kıyame 16) "O halde, biz onu okuduğumuz zaman" ifadesinde geçen "okuduğumuz" lafzı ile vahiy meleğinin Kur'an'ı Hz. Nebi'e okuması kastediimiştir.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.