

" مقصورات Maksurat "korunmuşlar" anlamına gelir. Bundan dolayıdır ki, büyük konaklara, saraylara kasr adı verilmiştir. Çünkü bu yapılar, içlerinde bulunanları korur. İbnu'l-Münzir'in Ata kanalıyla naklettiği rivayette İbn Abbas şöyle demiştir: "Hur, gözbebeğinin siyahlığını ifade eder." Dimyatı şöyle demiştir: "Doğru olan hadiste geçen ........el-mu'minun ifadesinin, tekil olarak ...... el-mu'minu şeklinde gelmesiydi." Ancak ona şu şekilde cevap verilmiştir: "Çoğulun karşısında çoğul sıga kullanmak caizdir."
KİTABU’T-TEFSİR EK SAYFA – 1744-2 VAKIA SURESİ وقال مجاهد: {رجت} /4/: زلزلت. {بست} /5/: فتت ولتت كما يلت السويق. المخضود: الموقر حملا، ويقال أيضا: لا شوك له. {منضود} /29/: الموز. والعرب: المحببات إلى أزواجهن. {ثلة} /12، 39، 40/: أمة. {يحموم} /43/: دخان أسود. {يصرون} /46/: يديمون. {الهيم} /55/: الإبل الظماء. {لمغرمون} /66/: لملزمون. {فروح} /89/: جنة ورخاء. {وريحان} /89/: الرزق.
{وننشئكم فيما لا تعلمون} /61/: في أي خلق نشاء. Mücahid şöyle demiştir: رجت Ruccet (Vakıa 4) "sallandı" demektir. بست Busset (Vakıa 5) "ufalanıp sevıkin karıştırıldığı gibi birbirine girmeyi" ifade eder. مخضود Mahdud "meyvelerin ağırlığından dalları eğilmiş" anlamına gelir. Bu kelimenin "dikeni olmayan bitki" olduğu da söylenmiştir. منضود Mendud "muz," عرب urub "kocalarına sevimli gelen eşler, ثلة sülletun "ümmet," يحموم yahmum "siyah duman," يصرون yusirrune "sürdürüyorlar, هيم him "susuz deve," لمغرمون lemuğramun (Vakıa 66) "borçlananlar," ........medinin "hesaba çekilenler," روح ravh "Cennet ve genişlik" ريحان reyhan "rızık" demektir. وننشئكم فيما لا تعلمون ve nunşiekum fi ma la ta'lemun ifadesi (Vakıa 61) ise "Sizi dilediğimiz yaratılışta var ederiz," anlamına gelir.
وقال غيره: {تفكهون} /65/: تعجبون. {عربا} /37/: مثقلة، واحدها عروب، مثل صبور وصبر، يسميها أهل مكة العربة، وأهل المدينة الغنجة، وأهل العراق الشكلة. Diğer bir müfessir ise şöyle demiştir: تفكهون tefekkehun (Vakıa 65) "şaşırırsınız" demektir. عربا Urub "cilveli kadın" anlamına gelir. Tekili ise عروب arub'dur. Tekillik ve çoğulluk bakımından صبور وصبر sabur ve subur kelimelerine benzer. Mekkeliler bu kelimenin ifade ettiği anlam için عربة aribe, Medineliler غنجة ğanice ve Iraklılar شكلة şekile kelimelerini kullanırlar. Yine aynı müfessir şöyle demiştir: وقال في: {خافضة} /3/: لقوم إلى النار.
{رافعة} /3/: إلى الجنة. {موضونة} /15/: منسوجة، ومنه: وضين الناقة. والكوب: لا آذان له ولا عروة. والأباريق: ذوات الآذان والعرى. {مسكوب} /31/: جار. {وفرش مرفوعة} /34/: بعضها فوق بعض. {مترفين} /45/: متنعمين. خافضة Hafida ifadesi Cehenneme gidecek kimseler için; رافعة rafia ifadesi ise Cennete gidecek kimseler için kullanılmıştır.(Vakıa 3) موضونة Mevdune "dokunmuş" anlamına gelir. وضين الناقة vadinu'n-naka (devenin kolanı) tabiri de bu kökten gelir. كوب Kub "emziği ve kulpu olmayan kap," أباريق ebarik ise "emziği ve kulpu olan testi" anlamına gelir. مسكوب Meskub "akan" demektir. فرش مرفوعة Furuş merfua "döşeklerin üst üste konmasını" ifade eder. مترفين Mutrafin "nimet verilmiş kimseler" anlamına gelir.
{ما تمنون} /58/: هي النطفة في أرحام النساء. {للمقوين} /73/: للمسافرين، والقي القفز. {بمواقع النجوم} /75/: بمحكم القرآن، ويقال: بمسقط النجوم إذا سقطن، ومواقع وموقع واحد. {مدهنون} /81/: مكذبون، مثل: {لو تدهن فيدهنون} /القلم: 9/. {فسلام لك} /91/: أي مسلم لك: إنك من أصحاب اليمين، وألغيت إن وهو معناها، كما تقول: أنت مصدق، مسافر عن قليل، إذا كان قد قال: إني مسافر عن قليل، وقد يكون كالدعاء له، كقولك: فسقيا من الرجال، إن رفعت السلام، فهو من الدعاء.{تورون} /71/: تستخرجون، أوريت: أوقدت.
{لغوا} /25/: باطلا. {تأثيما} /25/: كذبا. {ما تمنون Ma tumnun ise "akıtılan nutfeleri" ifade eder. Bir başka ifade ile "kadınların rahmindeki nutfeler" anlamına gelir. للمقوين Li'l-mukvin "yolcular için" demektir. Zaten قي kiyy "çöl" anlamına gelir. بمواقع النجوم Bimevakii'n-nucum ile "Kur'an'ın muhkem ayetleri" kastedilmiştir. Bununla yıldızların b attığı yerin kastedildiği de söylenmiştir. مواقع وموقع Mevaki' ile mevki' kıraatı aynı manayı ifade eder. مدهنون Mudhinun ifadesi لو تدهن فيدهنون lev tudhinu feyudhinun ayetinde olduğu gibi "yalanlayanlar" anlamına gelir. فسلام لك Feselamun leke ifadesi "ashab-ı yeminden olduğun müsellemdir" anlamına gelir. Burada .......inne ilğa edilmiştir, ancak manası burada bulunmaktadır. Bu durum .......Birazdan yolcuyum diyen birine ..........senin birazdan yola çıkacağın tasdik edilir, demeye benzer. Buradaki فسلام لك feselamun leke ifadesinin, mümin kişi için yapılmış• dua cümlesi olması ihtimali de vardır. Nitekim bu bakımdan bu ayet, فسقيا من الرجال fesekyan minelr-rical dendiği zaman "adamlar sana su versin"
ifadesine benzemektedir. Ancak سلام selam lafzı mertu' olursa, bu durumda dua cümlesi olur. تورون turun "çıkarırsın" demektir أوريت Evraytu ise "tutuşturdum" anlamına gelir. لغوا Lağv "batıı," تأثيما te'sim "gu"nah" demektir. Vakıa'dan maksat kıyamettir. Firyabi'nin rivayet ettiğine göre, Mücahid,.......lemuğramun ifadesini "şerre atılanlar" şeklinde açıklamıştır. Muhammed İbn Ka'bIdan şöyle dediği nakledilmiştir: "Kıyamet, dünyada üstte olanları alçaltır, altta olanları da yüceltir."
باب: قوله: {وظل ممدود} /30/. 1. "UZAMIŞ GÖLGELER"(Vakıa' 30) AYETİNİN TEFSİRİ حدثنا علي بن عبد الله: حدثنا سفيان، عن أبي الزناد، عن الأعرج، عن أبي هريرة رضي الله عنه، يبلغ به النبي صلى الله عليه وسلم قال: (إن في الجنة شجرة، يسير الراكب في ظلها مائة عام، لا يقطعها، واقرؤا إن شئتم: {وظل ممدود}). Fena جعلكم مستخلفين cealekum mustahlefln hakkında şöyle demiştir: "Allah Teala sizi orada mülk sahibi kıldı. Bu da, O'nun bir rızkı ve ihsanıdır."
KİTABU’T-TEFSİR EK SAYFA – 1744-4 MUCADELE SURESİ وقال مجاهد: {يحادون} /20/: يشاقون الله. {كبتوا} /5/: أخزوا، من الخزي. {استحوذ} /19/: غلب. Mücahid şöyle demiştir: يحادون Yuhaddune (Mücadele 20) "Allah'a karşı geliyorlar" anlamına gelir. كبتوا Kubitu (Mücadele 5) "alçaltıldılar," استحوذ istahveze (Mücadele 19) "üstün geldi" demektir. ' استحوذ İstahveze fiili şeytanın onlara üstün geldiğini ifade eder.
İmam Buhari Hadıd Suresi'nin tefsiri hakkında merfu' bir hadise yer vermedi. Ancak İbn Mes'ud'dan nakledilen şu rivayet bu surenin tefsirinde yer alır: "Bizim Müslüman olmamız ile Allah Teala'nın 'İman edenlerin, Allah'! anma ve O'ndan inen Kur'an sebebiyle kalplerinin ürpermesi zamanı daha gelmedi mi?,(Hadid 16) ayeti ile bizi uyarması arasında sadece dört yıllık bir zaman geçmişti." İmam Müs\im bu rivayeti Avn İbn Abdillah İbn Utbe İbn Mes'ud-babası/amcası kanalıyla tahriç etmiştir.
İmam Buhari Mücadele Suresi'nin tefsirinde de merfu' bir hadis zikretmedi. Evs'in eşine zıhar yapmasını anlatan rivayet bu surenin tefsirine girmektedir. Bu rivayeti Nesaı tahriç etmiştir. İmam Buharı ise bu rivayetin bir bölümünü muallak olarak "Kitabu't-tevhıd"de zikretmiştir. KİTABU’T-TEFSİR EK SAYFA – 1744-5 HAŞR SURESİ {الجلاء} /3/: الإخراج من أرض إلى أرض.
جلاء Cela "insanları bir bölgeden bir başka bölgeye sürmek" anlamına gelir. 1. BAB حدثنا محمد بن عبد الرحيم: حدثنا سعيد بن سليمان: حدثنا هشيم: أخبرنا أبو بشر، عن سعيد بن جبير قال: قلت لابن عباس: سورة التوبة، قال: التوبة هي الفاضحة، ما زلت تنزل، ومنهم ومنهم، حتى ظنوا أنها لن تبقي أحدا منهم إلا ذكر فيها، قال: قلت: سورة الأنفال، قال: نزلت في بدر، قال: قلت: سورة الحشر، قال: نزلت في بني النضير.
Tirmizi'nin tahric ettiği İbn Abbas rivayetinde .......line kelimesi "hurma" olarak açıklanmıştır. Said İbn Mansur, İkrime'nin bu kelimeyi "acve olmayan hurma" şeklinde açıkladığını nakletmiştir. Süfyan da şöyle demiştir: Line, "çekirdeğinden yarılan sapsarı hurmaya" denir. باب: قوله: {ما أفاء الله على رسوله} /6، 7/. 3."ALLAH'IN, NEBİiİNE VERDİĞİ GANİMETLER"(Haşr 6) AYETİNİN TEFSİRİ حدثنا علي بن عبد الله: حدثنا سفيان، غير مرة، عن عمرو، عن الزهري، عن مالك بن أوس بن الحدثان، عن عمر رضي الله عنه قال: كانت أموال بني النضير مما أفاء الله على رسوله صلى الله عليه وسلم، مما لم يوجف المسلمون عليه بخيل ولا ركاب، فكانت لرسول الله صلى الله عليه وسلم خاصة، ينفق على أهله منها نفقة سنته، ثم يجعل ما بقي في السلاح والكراع، عدة في سبيل الله.
Ayetin "Nebi size ne verdiyse onu alın" kısmı, "Nebi size neyi emrettiyse onu yapın!" şeklinde anlaşılır. Çünkü bu ifadenin mukabilinde "Size neyi yasakladıysa ondan da sakının," ifadesi vardır. Yukarıdaki ilk rivayetin açıklaması Kitabu'l-libas'ta yapılacaktır.(Hadis no: 5931) Abdullah İbn Mes'ı1d'un hanımının adı Zeyneb bint Abdillah es-Sekafiyye'dir. Ümmü Ya'kı1b, Abdullah İbn Mes'ı1d'un hanımının da lanete sebep olan bu fiillerden birini yaptığını zannetmiştir. Bir görüşe göre Ümmü Ya'kı1b gerçekten onun eşinin bu fiillerden birini yaptığını görmüştür. Ancak Abdullah İbn Mes'ı1d bu tür şeyleri hoş karşılamayınca hanımı bunlardan vazgeçmiştir. Bu yüzden Üm mü Ya'kı1b onun yanına gittiği zaman daha önce gördüklerini görememiştir.
Abdullah İbn Mes'ud'un "onunla birlikte olmazdım" sözü iki manaya gelebilir: Onunla yatmazdım. Onunla evliliği sürdürmezdim. Bu ikinci görüş daha güçlüdür. Bu hadis, Hz. Nebi'in lanetine sebep olan bir özelliği taşıyan kimsenin lanetlenebileceğine delil olarak getirilmiştir. Zira lanet, sadece hak edene okunur. باب: {والذين تبوؤوا الدار والإيمان} /9/. 5. "DAHA ÖNCEDEN MEDİNE'Yİ YURT EDİNMİŞ VE GÖNÜLLERİNE İMANI YERLEŞTİRMİŞ OLAN KİMSELER" (Haşr 9) AYETİNİN TEFSİRİ حدثنا أحمد بن يونس: حدثنا أبو بكر، يعني: ابن عياش، عن حصين، عن عمرو بن ميمون قال: قال عمر رضي الله عنه: أوصي الخليفة بالمهاجرين الأولين: أن يعرف لهم حقهم، وأوصي الخليفة بالأنصار، الذين تبوؤوا الدار والإيمان من قبل أن يهاجر النبي صلى الله عليه وسلم: أن يقبل من محسنهم، ويعفو عن مسيئهم.
Ayette geçen .......tebevveu lafzı hem "vatan edindiler," hem de "buraya yerleştiler" şeklinde açıklanmıştır. İlk açıklamaya göre bu fiilin anlamı sadece ensara aittir. Diğer açıklamaya göre ise bu fiilin ifade ettiği anlam, hem ensarı, hem de ilk muhacirleri kapsar. Burada İmam Buharı, Hz. Ömer'in suikaste maruz kaldıktan sonra söylediği sözlerden bir kısmını zikretti. Bu rivayetin açıklaması Kitabu fezaili's-sahabe'de geçmişti. (Hadis no: 3800) باب: {ويؤثرون على أنفسهم}.
الآية /9/. 6. "ONLARI KENDİLERİNE TERCİH EDERLER,"(Haşr 9) AYETİNİN TEFSİRİ الخصاصة: الفاقة. {المفلحون}: الفائزون بالخلود، الفلاح: البقاء، حي على الفلاح: عجل. وقال الحسن: {حاجة} /9/: حسدا. خصاصة Hasasa (Haşr 9) "fakirlik" demektir. مفلحون Muflihun (Haşr 9) "ebediliği kazananlar" anlamına gelir. Nitekim felah "kalmak" demektir. حي Hayye ale'l-felah [ifadesinde geçen حي hayye kelimesi] "acele et" anlamına gelir.
Hasan-ı Basrı şöyle demiştir: حاجة Hace (Haşr 9) "haset" anlamına gelir. حدثني يعقوب بن إبراهيم بن كثير: حدثنا أبو أسامة: حدثنا فضيل بن غزوان: حدثنا أبو حازم الأشجعي، عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: أتى رجل رسول الله صلى الله عليه وسلم فقال: يا رسول الله، أصابني الجهد، فأرسل إلى نسائه فلم يجد عندهن شيئا، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم: (ألا رجل يضيفه هذه الليلة، يرحمه الله).
فقام رجل من الأنصار فقال: أنا يا رسول الله، فذهب إلى أهله فقال لامرأته: ضيف رسول الله صلى الله عليه وسلم، لا تدخريه شيئا، قالت: والله ما عندي إلا قوت الصبية، قال: فإذا أراد الصبية العشاء فنوميهم وتعالي، فأطفئي السراج، ونطوي بطوننا الليلة، ففعلت، ثم غدا الرجل على رسول الله صلى الله عليه وسلم، فقال: (لقد عجب الله عز وجل، أو: ضحك من فلان وفلانة). فأنزل الله عز وجل: {ويؤثرون على أنفسهم ولو كان بهم خصاصة}.
İbnu't-TIn şöyle demiştir: "Dil alimlerinden hiçbiri ........hayye kelimesini bu şekilde açıklamamış, aksine onlar bu kelimeyi "haydi!, yönel! şeklinde izah etmişlerdir." Hakikat İbnu't-Tın'in söylediği gibidir. Ancak bu ifadede acele etmenin istendiğine bir işaret vardır. Dolayısıyla bu ifade "acele yöneı" anlamına gelir.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.