

Zincir musanniften sözün kaynağına doğru okunur; her halka bir sonrakinden aktarır. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir.

İmam Buhari bu başlık altında Fatiha hakkında Ebu Saıd İbnu'I-MuaIla'dan nakledilen hadisi verdi. Bu hadisin açıklaması daha önce Kitabu't-tefsır'in başlarında yapılmıştı. Bu rivayetin akabinde de Ebu Hureyre'den aktarılan hadisi verdi. Tirmizı'nin bu kanaldan naklettiği rivayette ise şu şekilde geçmektedir: "elHamdülilldh, Ümmü'l-Kur'dn, Ümmü'l-Kitdb ve tekrarlanan yedidir."
Taberi başka bir senedIe, Saıd Makburl vasıtasıyla Ebu Hureyre'den Hz. Nebi'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: kuran okunmayan her rekat eksiğe benzer. Said Makburı şöyle demiştir: Ebu Hureyre'ye "Fatihadan başka bir sure bilmiyorsam ne olacak?" diye sordum. ° da şöyle cevap verdi: Fatiha sana yeter. O, Ümmü'l-kitab'dır. O, Ümmü'l-kuran'dır. Hattabı şöyle demiştir: Bu rivayette, "Fatiha için 'Ümmü'l-kuran' denemez.
Ona ancak 'Fatihatu'l-kitab' denir. Ümmü'l-kuran ise Levh-i mahfı1z'duf," diyen İbn Sırın'e bir red söz konusudur. Bir şeyin anası, o şeyin aslıdır. Fatiha'ya Ümmü'l-kuran (Kur'arı'ın anası) denmiştir. Çünkü o, kuran'ın ashdır." Bazıları Fatiha suresinin kuran'ın başında bulunduğu için ona bu adın verildiğini ileri sürmüştür. Taberı iki sağlam senetIe Hz. Ömer ve Hz. Ali'nin şöyle söylediklerini nakletmiştir: Tekrarlanan yedi, Fatihatu 'l-Kitab 'dır. Ayrıca Hz. Ömer'den şu ziyadeyi de aktarmıştır: "0, her re katta tekrarlanır."
Yine Taberi hasen bir senetle İbn Abbas'ın Fatiha suresini okuduğunu, ardından "Anda/sun ki, biz sana tekrar/anan yedi dyeti ve yüce kuran'! verdik, "598 ayetini okuyup şöyle dediğini nakletli: "Tekrarlanan yedi, Fatihatu'l-Kitab'dır. Bismillahirrahmanirrahim onun yedinci ayetidir." İmam Taberi bir grup tabiunun da şöyle söylediğini nakletmiştir: "Tekrarlanan yedi, Fatihatu'l-kitab"dır.
Yine İmam Taberi, Ebu Ca'fer er-Razi ve Rabi' İbn Enes kanalıyla Ebu'lNiye'nin şöyle söylediğini aktarmıştır: "Tekrarlanan yedi, Fatihatu'l-kitab'dır. Ebu Ca'fer şöyle demiştir: Rabi'a "tekrarlanan yedinin seb'u't-tıval olduğunu söylüyorlar," dedim. O da şöyle dedi: Bu ayet indiği zaman seb'u't-tıval'den hiçbir sure inmemişti. Bu rivayetle işaret edilen bu görüş, seb'u't-tıval hakkında ileri sürülen meşhur bir görüştür. Nesai, Taberi ve Hakim sağlam bir senetle bunu İbn Abbas'tan rivayet etmişlerdir.
باب: قوله: {الذين جعلوا القرآن عضين} /91/. 4. "O kuran'I PARÇA PARÇA EDENLERİN," (Hicr 91) AYETİNİN TEFSİRİ {المقتسمين} /90/: الذين حلفوا، ومنه {لا أقسم} /البلد: 1/: أي أقسم، وتقرأ {لأقسم}. {قاسمتها} /الأعراف: 21/: حلف لهما ولم يحلفا له. وقال مجاهد: {تقاسموا} /النمل: 49/: تحالفوا. مقتسمين Muktesimin (Hicr 90) yemin edenler" anlamına gelir. Nitekim yemin ederim anlamına gelen لا أقسم la uksimu (Kıyame 1; Beled 1) ifadesi de bu kelime ile aynı kökten türemiştir.
Ayrıca bu ifade لأقسم leuksimu şeklinde de okunur. قاسمتها Kasemehuma (A'raf 21) "O ikisi ona yemin etmeden o, onlara yemin etti" anlamına gelir. Mücahid " تقاسموا tekasemu (Nemi 49) "karşılıklı olarak yemin ettiler" anlamına gelir," demiştir. حدثني يعقوب بن إبراهيم: حدثنا هشيم: أخبرنا أبو بشر، عن سعيد بن جبير، عن ابن عباس رضي الله عنهما: {الذين جعلوا القرآن عضين}. قال هم أهل الكتاب، جزؤوه أجزاء، فآمنوا ببعضه وكفروا ببعضه.
.......İdin kelimesinin ......udv kelimesinin çoğulu olduğu söylenmiştir. Mesela; İmam Taberi, Dahhak'ın .......ellezine cealu'l-kurane i'din ayetini şöyle tefsir ettiğini nakletmiştir: Onlar kuran'ı boğazlanmış hayvanların parçalara ayrılması gibi parçalara ayırdılar. Bu kelimenin, aslı ...idhe olan:.....ida kelimesinin çoğulu olduğu da ileri sürülmüştür. İmam Taberı, Katade'nin bu kelime hakkında şöyle söylediğini aktarmıştır: ........Adahuhu "ona iftira attı" anlamına gelir. İkrime'nin de şöyle söylediğini nakletmiştir. .......Adhu Kureyş lehçesinde "sihir"
anlamına gelir. Mesela; büyücü kadın için .......adıhe denir. Bu rivayet i İbn Ebi Hatim tahriç etmiştir. Yine İbn Ebi Hatim, Dahhak'ın açıklamasına benzer bir yorumu Ata'dan nakletmiştir. Söz konusu rivayetin lafzı şu şekildedir: Onlar kuran'ı parçalara ayırdılar. Bir kısmı Hz. Nebi için "sihirbaz," bir kısmı "meeniln," bir kısmı da "kahin" dedi. İşte /ıdin budur.
باب: {واعبد ربك حتى يأتيك اليقين} /99/. 5."VE SANA YAKiN (ÖLÜM) GELİNCEYE KADAR RABBİNE İBADET ET!" (Hicr 99) AYETİNiN TEFSiRİ قال سالم: اليقين الموت Salim şöyle demiştir: يقين Yakln "ölüm" anlamına gelir. İmam Taberı Osman İbn Mazun olayına ilişkin Ümmü'l-Ala'dan nakledilen hadiste geçen şu ifade ile bu yorumu desteklemiştir: ......... (Ona gelince, artık o ölmüştür. Ben onun için hayır ümit ederim)." Bu rivayetin açıklaması "Kitabu'l-cenaiz"de yapılmıştı.
Bazı şarihler bu rivayet i bu başlık altında tahriç etmediği için İmam Buhari'yi eleştirmiş ve şöyle demiştir: Bu hadisi burada zikretmesi daha uygundu. Çünkü yakın, ölümün isimlerinden biri değildir. Kanaatime göre burada İmam Buhari'nin eleştirilecek bir yanı yoktur. Çünkü İmam Nesaıinin Ba'ce'kanalıyla Ebu Hureyre'den merfO' olarak naklettiği "İnsanların yaşadığı en güzel hayat, Allah yolunda atının dizginlerini tutan kimsenin yaşadığı hayattır," hadisinin sonunda şu ifade yer alır: "Nihayet o ölür. İşte o kimse insanlar arasında mutlaka hayırlı bir konumdadır." Bu hadis, Salim'in yorumu için güçlü bir delildir. Nitekim şu ayette de onun görüşü için bir delil vardır: ........(Ceza gününü de yalan sayıyorduk. Sonunda bize ölüm geldi 'çattı.') Yakın kelimesinin ölüm anlamında kullanılması mecazidir. Çünkü ölüm hakkında hiçbir şüphe yoktur.