

İmam Buhar! İbn Abbas'tan gelen rivayeti burada özet olarak verdi. Tirmizı de bu rivayeti nakletmiştir. Onun rivayetinde şu fazlalık vardır: Allah Teala'nın Bedir savaşı ile ilgili emri gelince, her ikisi de ama olan Abdullah İbn Cahş ile İbn Ümmi MektUm Hz. Nebi'e gelip - Ey Allah'ın elçisi! Bizim için bir izin var mı? diye sordular. Bunun üzerine, "Müminierden -özür sahibi olanlar dışında- oturanlaria, malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz.
Allah, malları ve canlan ile cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı," ayeti nazil oldu. Bu ayette cihada çıkmayıp geride evlerinde oturanlar ile herhangi bir özru bulunmayan kimseler kastedilmiştir. "Mücahidleri, oturanlardan çok büyük bir ecirle üstün kılmıştır," ifadesinde belirtilen mücahidlerin üstünlüğü, bir özru bulunmadığı halde cihada katılmayan müminlere karşıdır."
İmam Tirmizı bu rivayeti tek bir siyak içinde nakletmiştir. Ancak bu rivayette idrac vardır. "Bu ayette cihada çıkmayıp geride evlerinde oturanlar ... " ifadesi İbn Cüreyc tarafından hadise idrac edilmiştir. Taberi bunu açıklamıştır. İbn Cüreyc'in bu tefsiri şu şekilde özetlenebilir: Mücahidlerin üstün olduğu kimseler, bir özrü olmadığı halde cihada katılmayan müminlerdir.
Özür sahibi müminler ise, niyetleri halis olduğu süece üstünlük konusunda cihad edenlerle bir tutulur. Nitekim bu husus "Megazı Bölümü"nde Enes İbn Malik'ten nakledilen rivayette açıklanmıştır. Söz konusu rivayette cihada katılan müminlere Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Medıne'de öyle insanlar var ki, attığınız her adımda, geçtiğiniz her vadide mutlaka onlar sizinle beraberdir. Özürleri onlann size katılmasına engelolmuştur."
"Allah, mallan ve canlan ile cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı," ayetinin, cihad edenleri, özür sahibi olmadan cihada katılmayıp evlerinde oturan insanlara üstün kıldığı anlamına gelmesi ihtimali vardır. Bu ihtimal, yukarıda zikredilen Enes hadisi ile çelişmez. Aynı şekilde ayetin delalet ettiği özür sahiplerinin, cihad eden mücahidlerle bir tutulması anlamı ile de çelişmez. Ayette özür sahipleri, "eşit olmazlar" hükmünden istisna edilmiştir. Böylece Allah yolunda cihada çıkanlarla eşit tutulmuşlardır. Çünkü eşit olmakla olmamak arasında üçüncü bir mertebe yoktur.
Bu ayette geçen ifade ile özür sahibi kimselerin kat kat sevaba nail olmak konusunda değil de, sevaba iştirak konusunda mücahidlerle eşit oldukları kastedilmiştir. Ancak geride kalanların kat kat sevaba nail olma konusunda diğer salih amelleri ile cihad edenlere kavuşma imkanları vardır. Hadisten Çıkan Sonuçlar: 1 - Katip tutulabilir. 2- Katip kişinin yakınında bulunabilir.
3- İlim yazı ile kayıt altına alınır. باب: {إن الذين توفاهم الملائكة ظالمي أنفسهم قالوا فيم كنتم قالوا كنا مستضعفين في الأرض قالوا ألم تكن أرض الله واسعة فتهاجروا فيها} /97/. الآية. 19. "KENDİLERİNE YAZIK EDEN KİMSELERE MELEKLER, CANLARINI ALIRKEN: 'NE İŞTE İDİNİZ!' DİYE SORDULAR. BUNLAR: 'BİZ YERYÜZÜNDE ÇARESİZDİK,' DİYE CEVAP VERDİLER. MELEKLER DE: 'ALLAH'IN YERİ GENİŞ DEĞİL MİYDİ? HİCRET ETSEYDİNİZ YA!' DEDİLER," (Nisa 97) AYETİNİN TEFSİRİ حدثنا عبد الله بن يزيد المقرئ: حدثنا حيوة وغيره قالا: حدثنا محمد بن عبد الرحمن أبو الأسود قال: قطع على أهل المدينة بعث، فاكتتبت فيه، فلقيت عكرمة مولى ابن عباس فأخبرته، فنهاني عن ذلك أشد النهي، ثم قال: أخبرني ابن عباس: أن ناسا من المسلمين كانوا مع المشركين، يكثرون سواد المشركين على عهد رسول الله صلى الله عليه وسلم، يأتي السهم فيرمى به، فيصيب أحدهم فيقتله، أو يضرب فيقتل، فأنزل الله: {إن الذين توفاهم الملائكة ظالمي أنفسهم}.
الآية.رواه الليث، عن أبي الأسود. Mekke'de kalıp Müslümanlığını gizleyenlerin isimleri Eş'as İbn Sewar'ın İkrime kanalıyla İbn Abbas'tan yaptığı rivayette belirtilmiştir. Buna göre şu kimseler Mekke'de kalıp Müslümanlıklarını gizlemişlerdi: Kays İbn Velid İbn Mughe, Ebu Kays İbnu'l-Fakih İbn İbnu'I-Muğıre, Velıd İbn Utbe İbn Rabıa, Amr İbn Ümeyye İbn Süfyan ve Ali İbn Ümeyye İbn Halef. Anlatıldığına göre bu insanlar, müşriklerle birlikte Bedir'e gelmişlerdi. Müslümanların az olduğunu görünce şüphelenip "Bu insanları dinleri aldatmış," demişlerdi. Sonra Bedir'de öldürülmüşlerdi. Bu rivayeti İbn MerdCıye nakletmiştir.
Bu rivayet ayetin sebeb-i nüzCılünü açıklamaktadır. Taberı ve İbn Münzir'de, Amr İbn Dinar'ın İkrime kanalıyla İbn Abbas'tan naklettiği bir rivayet şu şekildedir: Mekke halkından bir grup Müslüman olmuştu. Ancak imanlarını gizliyorlardı. Müşrikler Bedir savaşı için onları da getirmişlerdi. Bu kimselerden bazıları söz konusu savaşta öldürülmüş, bazıları da yaralanmıştı. Bunun üzerine Müslümanlar "Onlar Müslümandı. Bizimle savaşmaları için onlara baskı yapılmıştı. Bu yüzden onların bağışlanmasını dileyin!" demişlerdi. Bunun üzerine bu ayet nazil olmuştur.
Daha sonra Müslümanlar, bu ayet ile birlikte bir mektup yazıp onlardan Mekke'de kalanlara göndermişlerdi. Ayrıca Mekke'de kalma konusunda bir mazeretierinin kalmadığını da bildirmişlerdi. Bunun üzerine Mekke'deki Müslümanlar Medıne'ye doğru yola çıkmıştı. Müşrikler yolda onlara yetişip baskı uygulamışlardı. Bu yüzden Müslümanlar geri dönmüşlerdi. Bunun üzerine de şu ayet nazil olmuştu: "İnsanlardan kimi vardır ki: 'Allah'a inandık' der; fakat Allah uğrunda eziyete uğratıldığı zaman, insanların işkencesini Allah'ın azabı gibi tutar. Halbuki Rabbinden bir yardım gelecek olsa, mutlaka, 'Doğrusu biz de sizinle beraberdik' derler. İyi de, Allah, herkesin kalbindekileri en iyi bilen değil midir?" Müslümanlar bu ayeti de yazıp Mekke'de kalanlara gönderdi. Onlar da yeniden Mekke'den Medıne'ye doğru yola çıktılar. Müşrikler yine onları yakaladı. Bazıları müşriklerden kurtulurken, bazıları da öldürüldü.
Meleklerin bu insanlara "Ne işte idiniz!" şeklinde soru yöneltmeleri, onları azarlamak ve paylamak içindir. Saıd İbn Cübeyr bu ayetten, Allah'a isyan edilen bölgeden hicret etmenin :arz olduğu sonucunu çıkarmıştır. باب: {إلا المستضعفين من الرجال والنساء والولدان لا يستطيعون حيلة ولا يهتدون سبيلا} /98/. 20. "ERKEKLER, KADINLAR VE ÇOCUKLARDAN (GERÇEKTEN) ACİZ OLUP HİÇBİR ÇAREYE GÜCÜ YETMEYENLER, HİÇBİR YOL BULAMAYANLAR MÜSTESNADIR, "(Nisa 98) AYETİNİN TEFSİRİ حدثنا أبو النعمان: حدثنا حماد، عن أيوب، عن أبي مليكة، عن ابن عباس رضي الله عنهما: {إلا المستضعفين}.
قال: كانت أمي ممن عذر الله. Bu ayette (Nisa 98) ayrı tutulan mustaz'aflar, bir önceki ayette bahsi geçen kimselere göre mazur görülmüştür. Başka bir ayette ise, mustaz'aflar uğruna savaşmak teşvik edilmiştir. (SK.Nisa 75) Altı bab önce İbn Abbas'ın bu sözü hakkında açıklama yapılmıştı. باب: قوله: {فأولئك عسى الله أن يعفو عنهم وكان الله عفوا غفورا} /99/. 21. "İŞTE BUNLARI, UMULUR Kİ ALLAH AFFEDER,"(Nisa 99) AYETİNİN TEFSİRİ 4322 4598- ؟؟ نقص ؟؟ Bu bab başlığı Ebu Zerr rivayetine göredir. Buhari'rıin diğer ravilerine göre bu babın başlığı şu şekildedir: ("İşte bunları, umulur ki Allah affeder; Allah çok affedicidir, bağışlayıcıdır, "(Nisa 99) ayetinin tefsiri) Bu başlık altında İmam Buhar!, Ebu Hureyre'den, Hz. Nebi'in mustaz'aflar için yaptığı duayı aktardı. "Kitabu'l-istiska"nın başlarında bu hadisin açıklaması yapılmıştı.
باب: {ولا جناح عليكم إن كان بكم أذى من مطر أو كنتم مرضى أن تضعوا أسلحتكم} /102/. 22. "EĞER YAĞMUR SEBEBİYLE ZAHMET ÇEKERSENİz YAHUT HASTA DÜŞMÜŞSENİZ, SİLAHLARINIZI BIRAKMANIZDA BİR SAKINCA YOKTUR,'' (Nisa 102) AYETİNİN TEFSİRİ حدثنا محمد بن مقاتل أبو الحسن: أخبرنا حجاج عن ابن جريج قال: أخبرني يعلى، عن سعيد بن جبير، عن ابن عباس رضي الله عنهما: {إن كان بكم أذى من مطر أو كنتم مرضى}.
قال: عبد الرحمن بن عوف كان جريحا. Buharı'nin bab başlığında kullandığı ayette geçen ........en tedaCı eslihateküm (Silahlarınızı bırakmanızda) ifadesi ile Müslümanların yağmur ve hastalık sebebiyle taşımaları zor olduğu için silahlarını bırakmalarına izin verilmiştir. Sonra Yüce Allah, Müslümanlara, gafil kalıp düşman baskınına uğramamaları için tedbir almalarını emretmiştir.
باب: {ويستفتونك في النساء قل الله يفتيكم فيهن وما يتلى عليكم في الكتاب في يتامى النساء} /127/. 23. "SENDEN KADINLAR HAKKINDA FETVA İSTİYORLAR. DE Kİ: ONLARA AİT HÜKMÜ SİZE ALLAH AÇIKLIYOR: KİTAP'TA, KENDİLERi iÇİN YAZILMIŞI (MiRASI) VERMEYİP NİKAHLAMAK İSTEDİĞİNiZ YETİM KADINLAR, ÇARESiZ ÇOCUKLAR VE YETİMLERE KARŞI ADİL DAVRANMANIZ HAKKINDA SiZE OKUNAN AYETLER (ALLAH'IN HÜKMÜNÜ APAÇIK ORTAYA KOYMAKTA'DIR). HAYIRDAN NE YAPARSANIZ, ŞÜPHESİZ ALLAH ONU BİLMEKTEDİR,"(Nisa 127) AYETİNİN TEFSiRİ حدثنا عبيد بن إسماعيل: حدثنا أبو أسامة: حدثنا هشام بن عروة، عن أبيه، عن عائشة رضي الله عنها: {ويستفتونك في النساء قل الله يفتيكم فيهن - إلى قوله - وترغبون أن تنكحوهن}.
قالت: هو الرجل تكون عنده اليتيمة، هو وليها ووارثها، فأشركته في ماله حتى في العذق، فيرغب أن ينكحها ويكره أن يزوجها رجلا، فيشركه في ماله بما شركته، فيعضلها، فنزلت هذه الآية. Bab başlığında geçen ayeti kerımede bulunan .....yesteftuneke ifadesi "Senden fetua istiyorlar," anlamına gelir. Bu fiil, soru soran kimsenin kendisi için problem teşkil eden bir olayın aydınlatılması için yönelttiği sorunun cevabını istemesi anlamında kullanılır. u=-Jilel-Fetyi kökünden türemiştir. YiheJbu kökten türemiş olan ilel-Feta kelimesi ise, güçlü-kuvvetli genç anlamına gelir.
İmam Buharı bu başlık altında kendi malına ortak bir yetimin sorumluluğunu üstlenmiş bir adamın hikayesini anlatan Hz. Aişe hadisine yer verdi. Bu hadis hakkında surenin başlarında geniş açıklama yapılmıştı. باب: {وإن امرأة خافت من بعلها نشوزا أو إعراضا} /128/. 24. "EĞER BİR KADIN KOCASININ GEÇİMSİZlİĞİNDEN YAHUT KENDİSİNDEN YÜZ ÇEVİRMESİNDEN ENDİŞE EDERSE,"(Nisa 128) AYETİNİN TEFSİRİ وقال ابن عباس: {شقاق} /35/ : تفاسد.
{وأحضرت الأنفس الشح} /128/: هواه في الشيء يحرص عليه. {كالمعلقة} /129/: لا هي أيم ولا ذات زوج. {نشوزا}: بغضا. İbn Abbas şöyle demiştir: شقاق Şikak kelimesi "bozulma," وأحضرت الأنفس الشح ve uhdirat el-enfusü'ş-şuhhi "Kişi'nin bir şeye karşı aşırı istek duyması, bir şeyi elde etmek için hırs taşıması," كالمعلقة kel-muallakati "dul mu yoksa evli mi olduğu anlaşılmayan bir durumda" 've نشوزا nuşuzen "buğz"
anlamına gelir. Bu ifadelerin geçtiği yerleri ve Türkçe tercümelerini vermemiz uygun olacaktır: نشوزا Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından/ bozulmasından korkarsimız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar barıştırmak isterlerse, Allah aralarını bulur. Şüphesiz Allah herşeyi bilen, herşeyden haberdar alandır. (Nisa 35).
نشوزا Eğer bir kadın' kocasının geçimsizliğinden yahut kendisinden yüz çevirmesinden endişe ederse, aralarında bir sulh yapmalarında onlara günah yoktur. Sulh (daima) hayırlıdır. Zaten nefisler kıskançlığa hazırdır. Eğer iyi düşüp uğraşsanız da, kadınlar arasında adil davranmaya güç yetiremezsiniz. Bari birisine tamamen kapılıp da, diğerini askıya alınmış gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir, günahtan sakınırsanız Allah şüphesiz çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir. (Nisa 128-129).
حدثنا محمد بن مقاتل: أخبرنا عبد الله: أخبرنا هشام بن عروة، عن أبيه، عن عائشة رضي الله عنها: {وإن امرأة خافت من بعلها نشوزا أو إعراضا}. قالت: الرجل تكون عنده المرأة ليس بمستكثر منها، يريد أن يفارقها، فتقول: أجعلك من شأني في حل، فنزلت هذه الآية في ذلك. İbn Abbas'ın شقاق şikak kelimesi hakkında yaptığı bu açıklamayı, İbn Ebi' Hatim, Ali İbn Ebi' Talha kanalıyla senetli olarak nakletmiştir. Onun dışındaki bazı müfessirler bu kelimeyi, "düşmanlık" olarak izah etmişlerdir. Çünkü birbirine düşmanlık besleyen iki kişiden her biri, ötekinin karşı tarafında yer alır.91 كالمعلقة Ke'l-muallakati hakkındaki açıklama ise, yine İbn Ebi' Hatim tarafından sahi'h bir senetle Yezid en-Nahvi' ve İkrime kanalıyla İbn Abbas'tan nakledilmiştir.
نشوزا Nuşuzen kelimesi hakkında Ferra şöyle demiştir: "Nuşuz hem kadından, hem de erkekten meydana gelir. Bu ayetteki nüşuz, erkekten meydana gelendir." Hz. Ali şöyle demiştir: "Bu ayet (Nisa 128), kocasından ayrılmak istemeyen ve evliliğin i sürdürmek için, kocasının her üç günde veya dört günde bir kendisine gelmesi karşılığında onunla anlaşan kadın hakkında inmiştir."
Hakim'in Saıd İbn Müseyyeb kanalıyla aktardığı rivayete göre, Rafi' İbn Hadlc bir kadınla evli idi. Kadın yaşlanınca onun üzerine genç bir kızla evlendi. Sonra genç kıza daha fazla vakit ayırmaya başladı. Bu yüzden ilk karısı ile arasında tartışma çıktı. Bunun üzerine Rafi' onu boşadı. İddet süresinin dolmasına az bir süre kala ona "Eğer yeni hanımıma daha fazla vakit ayırmama dayanacaksan seni boşamaktan vazgeçerim," dedi. Kadın bu tekilfi kabul etti. O da yeniden onunla nikahlandı. Ama kadın, onun genç eşine daha fazla vakit ayırmasına dayanarnadı. Bu yüzden kocası nihaı olarak onu boşadı. Hakim bu rivayet hakkında şöyle demiştir: "Bu olayda ric'ı talaktan sonra Rafi' ile ilk karısı arasında meydana gelen sulh, bu ayetin (Nisa 128) bize anlatılan iniş sebebidir. " (Hakim, el-Müstedrek, VII, 336. Hadis no: 3162) Tirmizı de Simak ve İkrime kanalıyla İbn Abbas'tan şu rivayeti nakletmiştir: "Sevde validemiz, Hz. Nebi'in kendisini boşamasından korktu. Bu yüzden ona şöyle dedi: - Ey Allah'ın Elçisi! Beni boşarna! Benim günümü Aişe'ye ayır.
Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem de onun isteğini yerine getirdi. Bunun üzerine bu ayet (en-Nisa 4/128) nazil oldu. Tirmizı bu rivayet için "Hasen-garıb" demiştir. Bu rivayetin Sahfhayn'de Hz. Aişe'den nakledilen bir şahidi bulunduğunu belirtmek isterim. Ancak bu rivayette ayetin inişinden söz edilmemektedir. باب: {إن المنافقين في الدرك الأسفل من النار} /145/.
25. "ŞÜPHE YOK Kİ MÜNAFIKLAR CEHENNEMİN EN ALT KATINDADIRLAR,"(Nisa, 145) AYETİNİN TEFSİRİ وقال ابن عباس: أسفل النار. {نفقا} /الأنعام: 35/: سربا. İbn Abbas şöyle demiştir: الدرك الأسفل من النار ed-Oerki'l-esfeli mine'n-nar "Cehennemin en alt tabakası," نفقا nefekan da '''geçit'' anlamına gelir.(En'am 35) حدثنا عمر بن حفص: حدثنا أبي: حدثنا الأعمش قال: حدثني إبراهيم، عن الأسود قال: كنا في حلقة عبد الله، فجاء حذيفة حتى قام علينا فسلم، ثم قال: لقد أنزل النفاق على قوم خير منكم، قال الأسود: سبحان الله، إن الله يقول: {إن المنافقين في الدرك الأسفل من النار}. فتبسم عبد الله، وجلسحذيفة في ناحية المسجد، فقام عبد الله فتفرق أصحابه، فرماني بالحصا، فأتيته، فقال حذيفة: عجبت من ضحكه، وقد عرف ما قالت، لقد أنزل النفاقعلى قوم كانوا خيرا منكم ثم تابوا، فتاب الله عليهم.
İbn Abbas'ın .........edderki'l-esfeli mine 'n-nar ifadesi hakkında yaptığı açıklamayı, ıbn Ebı Hatim Ali ıbn Ebı Talha'dan nakletmiştir. Alimler, din ile alay ettikleri için münafıkların kafirlerden daha çok azab çekeceğini ifade etmişlerdir.' İbn Abbas'ın ........nefekan kelimesi hakkında yaptığı açıklamayı İbn Ebı Hatim, İbn Cüreyc ve Ata kanalıyla nakletmiştir. Bu kelime Nisa suresinde değil, En'am suresindeki bir ayette geçmektedir. İmam Buharı bu kelime ile ilgili açıklamayı burada anmak suretiyle, nifak!münafıklık kelimesinin türetildiği köke işaret etmiş olabilir. Çünkü nifak, kişinin içinde bulunan inanç ve düşüncenin tersini yansıtması anlamına gelir. Kirmanı bu izahı yapmıştır. Ancak bazılarının ileri sürdüğü şu yorum da yabana atılacak türden değildir: Nifak, Arap tavşanının yuvası anlamına gelen nafika kökünden türemiştir. Nifakın kovuk anlamına gelen ...nefeka kökünden türediği de ifade edilmiştir. Bu son görüş "en-Niha.ye" de anlatılmıştır.
Huzeyfe'nin "Yemin ederim ki, sizden daha hayırlı bir toplum münafıklıkla imtihan edilmişti," sözü hakkında şunları söyleriz. Sahabe nesli, tabieın tabakasından daha hayırlıdır. Buna rağmen Yüce allah onları imtihan etmiştir. Kimileri dinden dönmüş, kimileri de münafık olmuştu. Böylece hayırlı olma özelliklerini yitirmişlerdi. Sonra bazıları tevbe etmiş ve yeniden hayırlı olma özelliğini kazanmışdı. Öyle anlaşılıyor ki, Huzeyfe hitap ettiği insanları aldanmaktan sakındırmıştır. Çünkü insanların düşünceleri değişir, kalpleri çevrilir. Bu yüzden Huzeyfe, imandan ayrılmaktan onları sakındırmıştı. Çünkü kişinin yaptığı ameller, inanç bakımından son haline göre değerlendirilir. Huzeyfe o insanlara, imanları konusunda kendilerine çok güvenseler bile, yine de allah'ın planından emin olmamaları gerektiğini bildirmiştir.
Çünkü onlardan önce yaşamış olan sahabe nesii, kendilerinden daha hayırlı idi. Buna rağmen onlardan dinden dönen ve münafık olan kimseler çıkmıştı. Sahabe neslinden sonra gelen çağlarda ise, bu tür olayların olma ihtimali daha fazladır. Huzeyfe'nin sözlerinden, küfür, iman, ihlas ve nifakın Allah'ın yaratması, akidiri ve iradesi ile meydana geldiği anlaşılır.
Bu ayetten hemen sonra gelen "Ancak teube edip hal/erini düzeltenler, Allah'a sımsıkı sanhp dinlerini {ibadetlerini} yalnız onun için yapanlar başkadır. İşte bunlar (gerçekte) müminlerle beraberdirler, " (Nisa 146) ayeti de, zındıkların tevbe edebileceğini ve tevbelerinin kabul edileceğini gösterir. Çünkü bu ayette başka oldukları belirtilenler, bir önceki ayette bahsi geçen münafıklardan ayrı tutulmuştur. Birçok alim bu ayetten bu sonucu çıkarmıştır.
"Ahkamu'l-Kur'an" müellifi Cessas da bu alimlerden biridir.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.