

Bu hadisin ayrıntılı açıklaması "Kitabu'r-rikak"ta yapılacaktır. Bezzar'ın Ebu Hureyre'den naklettiği hadiste şöyle geçmektedir: "İnsanlar üç grup halinde haşredilecek. Bir grup binekler üstünde, bir grup ayaklarz üstünde, bir grup da yüzleri üstünde haşredilecek." Hz. Nebi'e, bu sözü üzerine "İnsanlar yüzükoyun nasıl yürürler?" diye soruldu. Hz. Nebi de yukarıdaki gibi buyurdu.
Bu konuda nakledilen hadislerin tamamından şu sonuç ortaya çıkar: Mukarrabun / Allah'a yakın kullar binekleri üzerinde, diğer Müslümanlar ayakları üstünde, kafirler ise yüzükoyun haşredilir. باب: قوله: {والذين لا يدعون مع الله إلها آخر ولا يقتلون النفس التي حرم الله إلا بالحق ولا يزنون ومن يفعل ذلك يلق أثاما} /68/: العقوبة. 2. "YiNE ONLAR Ki, ALLAH iLE BERABER BAŞKA BİR İLAH'A YALVARMAZLAR, ALLAH'IN HARAM KILOlĞI CANA HAKSIZ YERE KIYMAZLAR VE ZiNA ETMEZLER. BUNLARI YAPAN, GÜNAHI(NIN CEZASINI) BULUR" (Furkan 68) AYETİNİN TEFSİRİ أثاما Esama, "ceza" anlamına gelir.
حدثنا مسدد: حدثنا يحيى، عن سفيان قال: حدثني منصور وسليمان، عن أبي وائل، عن أبي ميسرة، عن عبد الله. قال: وحدثني واصل، عن أبي وائل، عن عبد الله رضي الله عنه قال: سألت، أو سئل رسول الله صلى الله عليه وسلم: أي الذنب عند الله أكبر؟ قال: (أن تجعل لله ندا وهو خلقك) قلت: ثم أي؟ قال: (ثم أن تقتل ولدك خشية أن يطعم معك). قلت: ثم أي؟ قال: (أن تزاني بحليلة جارك). قال: ونزلت هذه الآية تصديقا لقول رسول الله صلى الله عليه وسلم: {والذين لا يدعون مع الله إلها آخر ولا يقتلون النفس التي حرم الله إلا بالحق ولا يزنون}.
Ebu Ubeyde ......ve men yef'al zalike yelka esamen ayetinde geçen .......esame kelimesin'i "ukubet/ceza" olarak tefsır etmiştir. Abdurrezzak İbn Hemmam, Ma'mer kanalıyla Katade'nin bu kelimeyi nekaVceza olarak tefsır ettiğini nakletmiştir. Esam kelimesinin Cehennemde bir vadinin adı olduğu da söylenmiştir. Bu yorum, İbn Ebı Hatim tarafından Abdullah İbn Ömer, İkrime ve daha başkalarından nakledilmiştir.
Hz. Nebi'in, "Seninle birlikte yemesinden endişe ettiğin için çocuğunu öldürmen" sözü, kişinin maddı sıkıntı çektiği durumlarda kendisini çocuğuna tercih etmesi sonucu onu öldürmesi, maddı bolluk içinde olduğu durumlarda ise cimriliğinden dolayı onu öldürmesi anlamına gelir. "Öldürme" ve "zina" kavramları yukarıdaki ayette mutlak, hadislerde ise mukayyed olarak geçmiştir. Öldürme, kişinin kendisi ile yemesinden korktuğu için çoçuğu ile; zina da komşusunun karısı ile takyid edilmiştir. Her ne kadar genel . olarak adam öldürme ve zina konusunda inmiş olsa da, söz konusu ayet-i kerimeyi bu iki hususa delil getirmek mümkündür. Şu kadarı var ki, kişinin çocuğunu öldürmesi ve komşusunun karısı ile zina etmesi daha büyük ve daha çirkin bir günahtır. Ahmed İbn Hanbel, Mikdad İbnu'l-fsved'den şu rivayet i nakletmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Zina hakkında ne düşünüyorsunuz?" diye sordu. Etrafındaki insanlar: "Haramdır,"
diye cevap verdiler. Bunun üzerine Allah Reslilü sallall1ihu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kişinin on kadınla zina etmesi, komşusunun hanımı ile zina etmesinden daha basittir." "Klife ehli, bir müminin öldürülmesi hakkında ihtilafa düştü," rivayeti yukarıda muhtasar olarak geçti. Bu rivayet, Nisa suresinde verilen Adem rivayetinde daha da muhtasar olarak geçmişti. Bu rivayeti İmam Müslim ve diğer hadis alimleri Şube ve Gunder kanalıyla şu lafızia nakletmişlerdir: "Klife ehli, 'Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde ebediyyen kalacağı Cehennemdir,'(Nisa 93) ayeti hakkında ihtilaf etti."
باب: {يضاعف له العذاب يوم القيامة ويخلد فيه مهانا} /69/. 3. "KIYAMET GÜNÜ AZABI KAT KAT ARTTIRILIR VE ONDA (AZAPTA) ALÇALTILMIŞ OLARAK DEVAMLI KALIR, "(furkan 69) AYETİNİN TEFSİRİ حدثنا سعد بن حفص: حدثنا شيبان، عن منصور، عن سعيد بن جبير قال: قال ابن أبزى: سئل ابن عباس عن قوله تعالى: {ومن يقتل مؤمنا متعمدا فجزاؤه جهنم}. وقوله: {ولا يقتلون النفس التي حرم الله إلا بالحق - حتى بلغ - إلا من تاب}. فسألته فقال: لما نزلت قال أهل مكة: فقد عدلنا بالله وقتلنا النفس التي حرم الله إلا بالحق، وأتينا الفواحش، فأنزل الله: {إلا من تاب وآمن وعمل عملا صالحا - إلى قوله - غفورا رحيما}.
İmam Buhari bu rivayeti, yukarıda olduğu gibi muhtasar olarak verdi. Bu senetle İmam Müslim'in naklettiği rivayet ise daha geniştir. Ancak "Meb'as" bahsinde geçen Cer!r rivayeti bu iki rivayetten daha geniştir. Söz konusu rivayet şu şekildedir: Abdurrahman İbn Ebza bana İbn Abbas'a şu iki ayeti sermamı emretti: "Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde ebediyyen kalacağı Cehennemdir, "(Nisa 93) ayeti ile "Allah ile beraber (tuttukları) başka birtanrıya yalvarmazlar ... "(furkan 68) ayetinin durumu nedir? Ben de İbn Abbas'a bunu sordum ve o da şu şekilde cevap verdi: "Allah Teala Furkan suresindeki ayeti indirince Mekke müşrikleri: "Biz adam öldürdük, Allah ile birlikte başka tanrılara taptık ve kötü işler yaptık," dedi.
Bunun üzerine "Ancak tevbe ve iman edip iyi davranışta bulunanlar başkadır. Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir," ayeti indi. İşte bu ayet onlar içindir. Nisa suresindeki ayet ise, İslam dinini öğrenip daha sonra kasten adam öldürenler hakkındadır. İşte böylelerinin cezası, Cehennemdir. Onlar için tevbe hakkı yoktur.
Bu açıklamayı Mücahid'e anlattım. O da "Ancak pişman olanlar müstesna" kaydını koydu .. Meseleyi özetleyecek olursak; İbn Abbas, bazen iki ayetin konusunu bir kabul etmiş ve bu yüzden ayetlerden birinin neshedildiğini söylemiştir. Bazen de iki ayetin konularının farklı olduğunu belirtmiştir. Onun bu iki görüşü şu şekilde uzlaşttnlır: Furkan suresindeki ayetin umtlmiliği, mümin birinin kasten adam öldürmesi ile tahsis edilmiştir. Nitekim bir çok selef alimi, "nesih" kelimesini "tahsis" kavramı yerine kullanıyordu.
Bu şekilde yapılan bir uzlaştırma, İbn Abbas'ın sözlerinde çelişki bulunduğunu söylemekten ve onun önce ayetin neshedildiğini, sonra da bundan vazgeçtiğini iddia etmekten daha iyidir. İbn Abbas'ı, "Bir mümini kasten öldüren bir kişi için tevbe hakkı yoktur," görüşü meşhurdur. Nitekim ondan, bu sözden daha açık bir ifade daha nakledilmiştir. Ahmed İbn Hanbel ile İmam Taberi, Yahya İbn Cabir; Nesa! ve İbn Mace ise Ammar İbn Zeheb! kanalıyla Salim İbn Eb! Ca'd'dan, onun şöyle söylediğini rivayet etmişlerdir: "Gözlerini kaybetmesinden sonra İbn Abbas'ın yanında idim: Derken bir adam gelip "Bir mümini kasten öldüren biri hakkında ne düşünüyorsun?" diye sordu. İbn Abbas da "Onun cezası ebed! olarak içinde kalacağı Cehennemdir," şeklinde cevap verdi ve ayet i [en-Nisa 4/93] sonuna kadar okudu. Ardından şöyle dedi: "Bu ayet, son inen ay'etler içerisinde nazil olmuş ve hiçbir şeyonu neshetmemiştir. Hal böyleyken Rasulullah vefat etmiştir. Hz. Nebi'den sonra da vahiy gelmemiştir." Adam: "Peki o tevbe edip iman etse ve salih amel işlese, sonra da doğru yolu tutsa, onun hakkında ne dersin 7" diye sordu. İbn Abbas: "O nerede, tevbe ve doğru yolu tutmak nerede ... " diyerek cevap verdi.
İbn Abbas'ın bu görüşüne uygun bir çok hadis nakledilmiştir. Bunlardan biri Ahmed İbn Hanbel ile Nesaı'nin Ebu İdris Havlanı kanalıyla Muaviye'den naklettiği şu hadistir: Nebi'i sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyururken işittim: "Kafir olarak ölen kimse ile bir mümini kasten öldüren kimsenin günahı hariç bütün günahlan Allah Tedld bağışlayabilir." Selef alimlerinin çoğunluğu ile ehli sünnet alimlerinin tamamı, bu konuda gelen nasları, bu suçlara karşı sert tavır almaya bağlamışlardır. Bu yüzden başkasını öldüren kimsenin tevbe edebileceği görüşüne varmışlardır. "Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde ebediyyen kalacağı Cehennemdir, "(Nisa, 93) ayeti hakkında ise yine Nisa suresinde yer alan "Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, (günahlan) dilediği kimse için bağışlar, "(Nisa, 48, 116) ayetine dayanarak şöyle demişlerdir: Eğer Allah TeaJa onu cezalandırmak isterse [o, ebedı olarak Cehennemde kalır.] Bu konudaki delillerinden biri de, doksan dokuz kişiyi öldüren, daha sonra kendisine tevbe edemeyeceğini söyleyen kimseyi de öldürüp yüze tamamlayan İsrailoğullarından birinin durumunu anlatan hadistir. Bu hadisin sonunda şöyle bir ifade vardır: "Senin ile tevbe arasına kim girebilir kil" Bu rivayet meşhurdur. "Kitabu'r-rikak"ta ayrıntılı olarak gelecektir. Eğer bu ümmetin dışında kasten adam öldüren birinin tevbe hakkı varsa, bu ümmetten biri için hayli hayli tevbe hakkı vardır demektir. Çünkü Allah Teala, daha önceki ümmetiere sorumlu tuttuğu ağır yükleri bu ümmet için hafifletmiştir.
باب: {فسوف يكون لزاما} /77/: هلكة. 5. "ONUN İÇİN AZAP YAKANIZI BIRAKMAYACAKTIR!"(Furkan 77) AYETİNİN TEFSİRİ لزاما lizama kelimesi]....heleke "helak olanlar" anlamına gelir. حدثنا عمر بن حفص بن غياث: حدثنا أبي: حدثنا الأعمش: حدثنا مسلم، عن مسروق قال: قال عبد الله: خمس قد مضين: الدخان، والقمر، والروم، والبطشة، واللزام. {فسوف يكون لزاما}. Ebu Ubeyde .......fesevfe yeklinu lizamen ayeti hakkında şöyle demiştir: .....lizama: herkese, yaptığının karşılığı olarak gereken ceza anlamına gelir. Bu kelimenin bir diğer anlamı ise "helak olmaktır."
bn Mes'ud, Ubeyy İbn Ka'b, Muhammed İbn Ka'b, Mücahid, Dahhak, Suddi ve daha bir çok alime göre, bu (furkan 77) ayet ile Bedir savaşı kastedilmiştir. Hasan-ı Basri'ye göre ise, bu ayetin ifade ettikleri kıyamet günü gerçekleşecektir. KİTABU’T-TEFSİR EK SAYFA – 1718-2 ŞUARA SURESİ وقال مجاهد: {تعبثون} /128/: تبنون. {هضيم} /148/: يتفتت إذا مس. مسحرين: المسحورين. {ليكة} /176/: والأيكة جمع أيكة، وهي جمع الشجر. {يوم الظلة} /189/: إظلال العذاب إياهم.
{موزون} /الحجر: 19/: معلوم. {كالطود} /63/: الجبل. Mücahid şöyle demiştir: تعبثون Ta'besun (Şuara 128) "bina edersiniz," هضيم hedim (Şuara 147-148) "dokunulduğu zaman ufalanan şey" anlamına gelir. مسحرين Müsehharin (Şuara 153) "büyülenmi( demektir. ليكة Leyke ve أيكة eyke (Şuara 176) ağaç tapluluğu/orman anlamına gelen eyke kelimesi,nin çoğuludur. يوم الظلة Yevmi'z-zulle (Şuara 189) "azabın onlara gölge olduğu gün," موزون mevzun (Şuara 19) "bilinen," كالطود ke'ttevdi (Şuara 63) "dağ gibi" anlamına gelir .
وقال غيره: {لشرذمة} /54/: طائفة قليلة. {في الساجدين} /219/: المصلين. Başka bir müfessir ise şöyle demiştir: لشرذمة Şirzime (Şuara 54) "sayısı az grup" ve d في الساجدين fi's-sacidin (Şuara 219) "namaz kılanların araıo'da" anlamına gelir. -, قال ابن عباس: {لعلكم تخلدون} /129/: كأنكم. الريع: الأيفاع من الأرض، وجمعه ريعة وأرياع، واحده ريعة. {مصانع} /129/: كل بناء فهو مصنعة.
{فرهين} /149/: مرحين، {فارهين} بمعناه، ويقال: {فارهين} حاذقين. {تعثوا} /183/: هو أشد الفساد، وعاث يعيث عيثا. {الجبلة} /184/: الخلق، جبل خلق، ومنه جبلا وجبلا وجبلا يعني الخلق، قاله ابن عباس. İbn Abbas ise şöyle demiştir: لعلكم تخلدون Leallekum tehludun (Şuara 129) [ayetinde geçen lealle kelimesi] sanki" anlamına gelir. ريع Ri '."yüksek yer" demektir. Çoğulu ريعة وأرياع riyea ve erya' şeklinde gelir. Tekili ise ريعة ria'dır. مصانع Mesani' (Şuara 129) (yapılar) "yapılan her şeye masna' denir, [mesi'mi' de onun çoğuludur]. فرهين Ferihin "şımaranlar" anlamına gelir. فارهين Farihin (Şuara 149) de aynı anlamı ifade eder. فارهين Farihin "bir şeyi ustaca yapanlar,;' 'şeklinde de izah edilmiştir. تعثوا te'sev (Şuara 183) "fe'sadın ileri noktasıdı(' [Mazi, muzari ve masdan] ث يعيث عيثا ase, yeisu ve aysen şeklinde gelir. جبلة Cibille (Şuara 184) "yaratma" demektir. جبل Cubile "yaratıldı" anlamına gelir. Yaratma anlamına gelen جبلا وجبلا وجبلا cubul, cibil've cubl kelimeleri de bu kökten türemiştir. Bu yorumu İbn Abbas yapmıştır.
AÇiKLAMA : Firyabi .......İnnema ente mine'-musahharin ayetinde geçen ......musahharin kelimesinin "büyülenmiş" şeklinde izah edildiğini senedli olarak nakletmiştir. Bu konuda Ebu Ubeyde de şöyle demiştir: "Yiyen herkes müsahhardır. Çünkü onun, yiyeceklerini yiyip bitirdiği bir vakti vardır." es-Sahru "ciğer" anlamına gelir. Ferra ise ayetin manasını şu şekilde izah etmiştir. "Ey Muhammed! Sen de yemek yer, su içersin. Yiyecek ve içeceklerle beslenirsin. Sen de bizim gibi bir insansın. Bize• karşı bir üstünlüğün yok!" .......Şirzime (Şuara 54) kelimesi Ebu Ubeyde tarafından "sayısı az grup" şeklinde açıklamıştır. Firyabi ve diğerleri Mücahid'in ..........inne haulai leşirzimetun kalilun ayeti hakkında şöyle söyledigini 'mikletmiştir: "O gün Hz. Musa'ya iman edenlerin sayısı 600 bin idi. Firavun'un adamlan ise sayılamaya cak kadar çoktu."
Abdurrezzak İbn Hemmam, Ma'mer kanalıyla Katade'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Bize anlatıldığına göre, Hz. Musa'nın denizi geçirdiği İsrailoğu.ı lan içinde yirmi yaş ve üzerinde 600 bin savaşçı vardı." .........Mesani' kelimesi hakında Abdurrezzak İbn Hemmam, Ma'mer kanalıyla Katade'nin şöyle söylediğini nakletmiştir: ........Mesani', "saray" ve "kale" anlamına gelir. Abdurrezzak da şöyle demiştir: Bize göre, yani Yemen yöresindeki kullanıma göre, normal saraylara ........mesani' denir. .........Te'sev "fesadın ileri noktasıdır." [Mazi, muzari ve masdarı] ...ase......yeisu ve ......aysen şeklinde gelir. Bu açıklama ile her iki kelimenin de aynı anlama geldiği ifade edilmiştir. İbn Ebı Hatim, Said kanalıyla Katade'nin .........la ta 'sev ifadesini şöyle açıkladığını nakletmiştir: "Yeryüzünde fesat çıkararak dolaşmayın!"
باب: {ولا تخزني يوم يبعثون} /87/. 1. "(İNSANLARIN) DİRİLECEKLERİ GÜN, BENİ MAHCUP ETME, "(Şuara 87) AYETİNİN TEFSİRİ وقال إبراهيم بن طهمان، عن ابن أبي ذئب، عن سعيد ابن أبي سعيد المقبري، عن أبيه، عن أبي هريرة رضي الله عنه، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: (إن إبراهيم عليه الصلاة والسلام يرى أباه يوم القيامة عليه الغبرة والقترة). الغبرة هي القترة. İbnu't-Tin şöyle demiştir: "Toz, siyahIıktan ibarettir," açıklamasına göre .........ve vucuhun yevmeizin aleyha ğaberah terhekuha katerah (Abese 40-41) ayetinde geçen ......katera kelimesi te'kıd-i laMdir. Sanki burada şöyle buyurulmuştur: Yüzlerde toz üstüne toz vardır.
Başka alimler ise şöyle demişlerdir: ........Katera üzüntünün yüze yansımasıdır. .......Ğabera ise yüzü kaplayan toz temektir. Bunlardan biri somut, diğeri soyuttur. Bir başka yoruma göre ise gatera, gaberanın ileri noktası olup yüzü kapkara kaplayan tozdur. Bir diğer yoruma göre ise, gatera siyah dumandır. Burada istiare sanatı için kullanılmıştır. Hz. İbrahim'in babasını bu halde görmesi, (Abese 40-41);) ............ ayetinin zahirine uygundur. Ağır basan görüşe göre buradaki gabera; -"toprağın tozu," gatera ise "üzüntü yüzünden yüze yansıyan siyahIık"tır.
[Bu rivayet Buhari'de daha önce şu şekilde geçmişti:] Hz. İbrahim şöyle der: Ey Rabbim! Kuşkusuz Sen, insanların diriltileceği gün beni mahçup etmemeyi vaad etmiştin. Uzak olan bu kimsenin babasından ayrı düşmesinden daha büyük hangi mahcubiyet vardır/Uzak düşen babamdan dolayı duyacağım mahcubiyetten daha büyük hangi mahcubiyet var? Hz. İbrahim, ........ebi'l-eb'ad ifadesindeki ..........eb'ad kelimesi ile kendisini tavsif etmiştir. Babası hakkında yapacağı şefaatin kabul edilmeyeceği takdirine göre, bu kelime ile kendisini vasıflandırmıştır. Bir görüşe göre ise bu kelime, onun babasının sıfatıdır. Yani Hz. İbrahim'in babası Allah'ın rahmetinden çok uzaktadır. Çünkü fasık olan kimse Allah'ın rahmetinden uzak, kafir olan kimse ise daha çok uzaktır.
Buradaki ...........eb'ad kelimesinin "helak olmuş" anlamına gelen .......baıd manasını ifade ettiği de söylenmiştir. Ancak İbrahim İbn Tahman rivayetinde bulunan şu ifade birinci görüşü desteklemektedir: "Şayet babamı rezil edersen, kuşkusuz en uzak olanı mahçup etmiş olursun." Eyyub rivayetinde ise şöyle bir ifade yer almaktadır: "Kıyamet günü biri babası ile karşılaşır. Ona; 'Ben senin için nasıl bir evlat oldum?' diye sorar. O da 'Hayırlı bir oğuloldun,' der. Bunun üzerine; 'Bugün bana itaat edecek misin?' diye sorar. Babası: 'Evet,' şeklinde cevap verince, 'Öyleyse elbisemden tut!' der. Sonunda babası oğlunun elbisesinden tutar ve insanları hesaba çeken Allah Teala'nın huzuruna varırlar. Allah Teala ona; 'Ey Kulum! Cennetin hangikapısından dilersen oradan gir!' der. Kul da şöyle söyler: Ya Rabbı! Babam da benimle birlikte. Kuşkusuz Sen, beni mahçup etmemeyi vaad etmiştin."
Hadisin "Ben Cenneti kafir/ere haram kıldım," bölümü Ebu Said rivayetinde şöyle geçmiştir: O vakit şöyle seslenilir: Hiçbir müşrik Cennete giremez! باب: {وأنذر عشيرتك الأقربين. واخفض جناحك} /214، 215/: ألن جانبك 2. "(ÖNCE) EN YAKIN AKRABANI UYAR,"(Şuara 214) AYETİNİN TEFSİRİ واخفض vahfid cenahake (Şuara 215) ifadesi "kol-kanat ger," anlamına gelir. ' حدثنا عمر بن حفص بن غياث: حدثنا أبي: حدثنا الأعمش قال:حدثني عمرو بن مرة، عن سعيد بن جبير، عن ابن عباسرضي الله عنهماقال: لما نزلت: {وأنذر عشيرتك الأقربين}.
صعد النبي صلى الله عليه وسلم على الصفا، فجعل ينادي: يا بني فهر، يا بني عدي، لبطون قريش، حتى اجتمعوا، فجعل الرجل إذا لم يستطع أن يخرج أرسل رسولا لينظر ما هو، فجاء أبو لهب وقريش، فقال: (أرأيتكم لو أخبرتكم أن خيلا بالوادي تريد أن تغير عليكم أكنتم مصدقي). قالوا: نعم، ما جربنا عليك إلا صدقا، قال: (فإني نذير لكم بين يدي عذاب شديد). فقال أبو لهب: تبا لك سائر اليوم، ألهذا جمعتنا، فنزلت: {تبت يدا أبي لهب وتب. ما أغنى عنه ماله وما كسب}.
Ebu Hureyre'den rivayet edilen hadiste geçen "Nefislerinizi satın alın" ifadesi, nefislerin Cehennemden kurtulması itibari ile söylenmiştir. Sanki burada şöyle buyurulmuştur: Müslüman olun, azapdan kurtulun! Bu, alış-veriş e benzemektedir. Böyle yapanlar adeta Allah'a itaati kurtuluşun ücreti yapmışlardır. ...........Allah muminlerden, canlarım satın almıştır,(Tevbe 111) ayetindd ıse mümin, satıcı konumundadır. "Allah'a itaat" satılan mal, "Cennet" de bedeli gibi görülmüştür.
Bu hadiste bütün canların Allah'ın mülkü olduğuna bir işaret vardır. Kim, Allah'a, emirlerini yerine getirmek, yasaklarından sakınmak hususunda gerektiği gibi itaat ederse, vermesi gereken ücreti ödemiş olur. Başarı Allah'ın yardımı iledir. Bu hadise göre; kişinin akrabası, aynı dedeye mensup kimselerdir. Aynı dedenin torunları diğer hısımlara göre akrabalık bakımından birbirlerine daha yakındırlar. "Akraba" kelimesi ile kimlerin kastedildiğini "Kitabu'l-vasaya"
bölümünde açıklamıştık. Önce yakın akrabaların uyarılmasının emredilmesinin hikmeti şöyle izah edilir: Akrabalar bir şeyi kabul ederse, başkaları da kabul eder. anlatılanları kabul etmemeleri için bir gerekçe olur. Bir diğer hikmet de; hakka davet ve azabdan uyarma konusunda akrabalara ayrıcalık tanınamaz. İşte bu nedenlerden dolayı Allah Teala yakın akrabalarını uyarmasını kesin bir ifade ile belirtmiştir.
Bu hadise göre, kafir kimselere künye verilebilir. KİTABU’T-TEFSİR EK SAYFA – 1718-3 NEML SURESİ و{الخبء} /25/: ما خبأت. {لا قبل} /37/: لا طاقة. {الصرح} /44/: كل ملاط اتخذ من القوارير، والصرح: القصر، وجماعته صروح. خبء Hab'u (Neml 25) "gizlediğin şey," لا قبل la kıbele (NemI 38) "hiç gücü yok" anlamına gelir. صرح Sarh ise "şeffaf camdan yapılmış her çeşit harç" demektir. Sarh "saray" anlamına gelir. Çoğulu ise صروح suruh şeklinde gelir.
وقال ابن عباس: {ولها عرش عظيم} /23/: سرير كريم، حسن الصنعة وغلاء الثمن. {مسلمين} /38/: طائعين. {ردف} /72/: اقترب. {جامدة} /88/: قائمة. {أوزعني} /19/: اجعلني. İbn Abbas şöyle demiştir. ولها عرش عظيم ve leha arşun (Nemi 23) [ifadesinde geçep arş kelimesi] "güzel, işçiliği iyi ve fiyatı pahalı taht" anlamına gelir. .Ye'tuni مسلمين müslimin (Nemi 38) [ifadesinde geçen muslimin kelimesi] "itaat edenle?' mansını ifade eder . ردف Radife (Nemi 72) "yaklaştı " جامدة camideten (Nemi 88) "yerinde duran" ......evzi'ni (Nemi 19) "beni kıl" anlamına gelir.
وقال مجاهد: {نكروا} /41/: غيروا. {وأوتينا العلم} /42/: يقوله سليمان. الصرح بركة ماء، ضرب عليها سليمان قوارير، ألبسها إياها. Mücahid de şöyle demiştir: نكروا Nekkiru (NemI 41) "değiştirin" demektir. وأوتينا العلم Ve utine'l-ilme (Nemi 42) (bize ilim verildi) sözü Hz. Süleyman'a aittir. صرح Sarh "su havuzu"dur.(Nemi 44) Hz. Süleyman onun üzerine şeffaf cam koymuştu, havuzu şeffaf camlakaplamıştı.
AÇiKLAMA : ...........Hab'u "gizlediğin şey" şeklinde yapılan yorum İbn Abbas'a aittir. İmam Taberi'bu açıklamayı Ali İbn Ebı Talha kanalıyla ondan nakletmiştir. Söz konusu rivayette İbn Abbas .......yuhricu'l-hab'e ayeti hakkında şöyle demiştir: "Allah Teala göklerde ve yeryÜzünde gizli olan her şeyi bilir." Ferra da bu ayet hakkında şunları söylemiştir: "Allah Teala, gökten yağmuru indirir; yeryüzünden ise bitkileri çıkartır."
Abdurrezzak İbn Hemmam, Ma'mer kanalıyla Katade'nin bu kelimeyi "gizli," Mücahid'in "yağmur," Said İbn Müseyyeb'in ise "su" şeklinde açıkladığını nakletmiştir . .........MiIat iki kerpiç veya iki taş arasına konan harç demektir. Bu kelimenin kaya ve herhangi bir binaya bitişik olmayan yüksek yapı anlamına geldiği de söylenmiştir. ........Malat ise yere yerleştirilen taş, mermer ve kireç anlamına gelir. .........Sarh kelimsi ile ilgili yukarıdaki açıklama Ebu Ubeyde'ye aittir. Taberi, DU konuda Vehb ıbn Münebbih'in şöyle söylediğini nakletmiştir: "Hz. Süleyman cinlere emir verdi, onlar da kendisi için camdan bir saray yaptılar. Bu saray beyazlık bakımından suya benziyordu. Daha sonra Hz. Süleyman sarayın altında su bıraktı. Tahtını da sarayın içine koydurdu ve üzerine oturdu. Kuşlar, cinler ve insanlar onun ziyaretine gelip yanı başında durdular. Hz. Süleyman bütün bunları, kendi hakimiyetinin onun hakimiyetinden daha üstün olduğunu Belkıs'a göstermek için yapmıştı.
Belkıs sarayı görünce zemininde su var zannetti ve onu geçmek için eteklerini topladı." KİTABU’T-TEFSİR EK SAYFA – 1718-4 KASAS SURESİ {كل شيء هالك إلا وجهه} /88/: إلا ملكه، ويقال: إلا ما أريد به وجه الله. وقال مجاهد: {الأنباء} /66/: الحجج. كل شيء هالك إلا وجهه Kullu şey'in halikun illa vecheh (Kasas 88) [ayetinde geçen vech kelimesi] 'mülk, anlamına gelir......illa edatı ile Allah'ın vechinin/yüzünün kastedildiği de söylenmiştir. Mücahid de şöyle demiştir: الأنباء el-enbau (Kasas 66) [ayetinden geçen أنباء enba'/haberler kelimesi] "deliller" anlamında kullanılmıştır.
باب: {إنك لا تهدي من أحببت ولكن الله يهدي من يشاء} /56/. 1. "(RESULÜM!) SEN SEVDİĞİNİ HİDAYETE ERDİREMEZSİN. BİLAKİS, ALLAH DİLEDİĞİNE HİDAYET VERİR, " (Kasas 56) AYETİNİN TEFSİRİ حدثنا أبو اليمان: أخبرنا شعيب، عن الزهري قال: أخبرني سعيد ابن المسيب، عن أبيه قال: لما حضرت أبا طالب الوفاة، جاءه رسول الله صلى الله عليه وسلم، فوجد عنده أبا جهل وعبد الله بن أبي أمية بن المغيرة، فقال: (أي عم، قل لا إله إلا الله، كلمة أحاج لك بها عند الله).
فقال أبو جهل وعبد الله بن أبي أمية: أترغب عن ملة عبد المطلب، فلم يزل رسول الله صلى الله عليه وسلم يعرضها عليه، ويعيدانه بتلك المقالة، حتى قال أبو طالب آخر ما كلمهم: على ملة عبد المطلب، وأبى أن يقول: لا إله إلا الله، قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: (والله لأستغفرن لك ما لم أنه عنك). فأنزل الله: {ما كان للنبي والذين آمنوا أن يستغفروا للمشركين}. وأنزل الله في أبي طالب، فقال لرسول الله صلى الله عليه وسلم: {إنك لا تهدي من أحببت ولكن الله يهدي من يشاء}.
Rivayet alimleri bu ayetin [l\asas 28/56) Ebu Talib hakkında indiği konusunda ihtilaf etmemiştir. Ancak ,........ahbebte fiilinin mutaallakı konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bir görüşe göre, bu fiilin mutaallakı hidayettir. Diğer bir görüşe göre ise, Hz. Nebi'e yakınlığından dolayı bizzat Ebu Talib'in 'kendisidir. Kirmanı şöyle demiştir: "Ebu Talib'in ölümü yaklaşınca" ifadesi ile ölümün belirtilerinin ortaya çıktığı kastediimiştir. Şayet gerçekten ölüm anı olsaydı, Ebu Talib, hakikati anlayacağı ve iman etse bile imanın kendisine bir yarar sağlamayacağı merhaleye gelmiş olurdu. Onunla etrafında bulunanlar arasında geçen konuşmalar da, ilk görüşün doğruluğunu göstermektedir.
Muhtemelen Ebu Talib hakikatleri anlayacağı merhaleye de gelmiştir. Hz. Nebi, o merhalede bile olsa, tevhidi kabul ettiği zaman sadece onun için imanın fayda vereceğini ve onun yanında yer almasından dolayı kendisine şefaat edebileceğini ummuş olabilir. Bundan dolayı da "Onunla Allah katında seni savunayım ve senin için şefaatçi olayım!" buyurmuştur. Bu konunun açıklaması ileride gelecektir.
Ebu Talib'in "özel bir konumunun" bulunduğunu şu husus desteklemektedir: Ebu Talib, tevhidi kabul etmekten kaçınıp "O Abdulmuttalib'in dini üzeredir," demiş ve öylece ölmüştü. Ancak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun için şefaat etmekten vazgeçmemiştir. Aksine ona şefaat etmiş, bunun neticesinde diğerlerine göre azabı hafiflemiştir. Bu, ona tanınan ayrıcalıklardan biridir. Bu konuda siyer rivayetlerinde birçok haber anlatılmaktadır. (Hadis no: 3883) Muhtemelen hadisin ravilerinden Müseyyeb bu olaya şahit olmuştur. Çünkü burada bahsi geçen kimseler Mahzumoğullarındandır. Müseyyeb de bu kabiledendir. Bu üç kişi o gün kafir idi. İçlerinden Ebu Cehil kafir olarak öldü, diğer ikisi ise Müslüman oldu.
......ala mllleti Abdilmuttalib ifadesi mahfuz olan bir haberin mübtedasıd(r. Takdiri ise şu şekildedir: ...........Huve ala milleti Abdilmuttalib. Hadis, Ma'mer rivayetinde'bu şekllde '8eçmektedir. Ebu Talib burada "O" zamiri ile kendisini kastetmiştir. Belki de o "Gilene (ben)" demiştir. Ravi, onun bu sözünü çirkin gördüğü için nakletmekten sakın ip değiştirmiş olabilir. Bu tür değişiklikler, güzel tasarruflar kabilindendir.
Ebu Hazim'in Ebu Hureyre'den aktardığı ve Müslim, Tirmizı ve Taberi'de geçen rivayete göre ise, Ebu Talib şöyle demiştir: "Eğer Kureyşliler 'ölüm korkusu onun böyle söylemesine neden oldu,' diyerek, beni ayıplayacak olmasalardı, kelime-i tevhidi söyler, seni mutlu ederdim." ez-Zeyn İbnu'l-Müneyyir şöyle demiştir: "Hz. Nebi'in Ebu Talib için bağışlanma dilernesinden maksat, genelolarak bağışlanmasını ve şirk suçundan dolayı sorumlu tutulmamasını isternek değildir. Doğrusu bununla, başka bir hadiste açıklandığı gibi, azabın hafifletilmesi kastedilmiştir."
Kanaatime göre bu sözler, onun büyük gafletinin sonucudur. Çünkü Hz. Nebi'in, azabının hafifletilmesi için Ebu Talib'e yapacağı şefaat reddedilmemiş, böyle bir şefaat talebinde bulunması da yasaklanmamıştır. Şu kadarı var ki, onun genel bir bağışlanmaya tabi tutulmasını istemesi yasaklanmıştır. Hz. Nebi'in, Hz. İbrahim'e- tabi olarak böyle bir bağışlama talebinde bulunması normaldir.
Ancak bu tür taleblerde bulunmak, ileride açıklanacağı gibi, nesh edilmiştir. Bu hadisten anlaşıldığına göre, son nefesini la ilahe ilallah diyerek veren kimse, her ne kadar hiçbir surette salih amel işlemese de, Müslüman olarak kabul edilir ve Müslümanlarla aynı muameleye tabi tutulur. Sözleri kalbindeki düşüncelerle uyuşuyor ve hayattan ümidini kesme aşamasına gelmemiş, kendisine söyleneni anlayacak ve bunlara cevap verecek konumda ise, kişini ettiği iman Allah katında kendisine fayda verir. Eğer kişi, hayattan ümidini kesmiş, kendisine söylenenleri anlayamıyar ve bunlara cevap veremiyorsa, içinde bulunduğu zamana "muayene/hakikatleri n ayan beyan artaya çıkma vakti" denir. Nitekim şu ayet-i kerımede buna işaret edilmiştir: "Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çatınca "Benşimdi tevbe ettim" diyenler ile kdfir olarak ölenler için (kabul edilecek) tevbe yoktur. "(Nisa 18) .........Batırat kelimesinin "şırnardı" şeklinde tefsır edilmesi Ebu Ubeyde'ye aittir. O bu kelimeyi şu şekilde izah etmiştir: "...........Batırat, şımardı, azdı, taşkınlık yaptı gibi anlamlara gelir.
Ayetin anlamı .......- geçimi konusunda şımarnp azan ve taşkınlık yapan ... şeklindedir. Buradaki .......maışe kelimesi harf-i cerrin düşürülmesi ile manso.b olmuştur." Ferra ise şöyle demiştir: "Ayetin anlamı şu şekildedir: Yaşam standartlarının şımarttığı ... " ..........veyke ennallahe ifadesi .......elem tera ennallahe ifadesi gibidir. ...........Yebsudu'r-rızka limen yeşau ve yekdir ifadesi "Allah dilediği kimsenin rızkını genişletir, dilediğin in kin i ise daraltır," yorumu Ebu Ubeyde'ye aittir. O şöyle demiştir: .......veyke ennallahe ifadesi 'Görmedin mi Allah ... ' anlamına gelir."
Abdurrezzak İbn Hemmam Ma'mer kanalıyla Katade'nin ......veyke ennallahe" ayetini şöyle açıkladığını nakletmiştir: "Bilmiyor mu Allah ... " باب: {إن الذي فرض عليك القرآن}. الآية /85/. 2. "kuran'I (OKUMAYI, TEBLİĞ ETMEYİ VE ONA UYMAYI) SANA FARZ KILAN,"(Kasas 85) AYETİNİN TEFSİRİ حدثنا محمد بن مقاتل: أخبرنا يعلى: حدثنا سفيان العصفري، عن عكرمة، عن ابن عباس: {لرادك إلى معاد}. قال: إلى مكة.
Mücahid, ............kanu müstebsirin (Oysa bakıp görebilecekleri durumdaydllar.)(Ankebut 38) ayetini yorumlarken, Ad ve Semud kavminin sapkın olduklarını ifade etmiştir. İbn Ebı Hatim bu rivayeti, Şibn İbn Abbad ve İbn Ebı Nedh kanalıyla ve muttasıl bir senetle Mücahid'den nakletmiştir. Abdurrezzak İbn [Hemmam] ise, Ma'mer İbn [Raşid] kanalıyla Katade'den bu ayet hakkında şu yorumu nakletmiştir: "Sapkınlıkları onların hoşuna gidiyordu."
İbn Ebı Hatim başka bir senetle, Katade'den bu ayet hakkında şu yorumu nakletmiştir: "Oysa bakıp görebilecek durumdaydllar."(Ankebut 38) Yani sapıkl1k içinde olduklarını görebilecek durumda idiler. Ne var ki, sapıklık onların hoşuna gidiyordu. Başka bir müfessir ise, ...........hayevan ile ..........hayyu kelimeleri aynı anlama gelir, demiştir. Taberi, İbn Ebı Nedh kanalıyla Mücahid'in "Ahiret yurduna (oradaki hayata) gelince, işte ası/ yaşam odur," ayeti hakkında, "Ahiret hayatında ölüm yoktur," dediğini nakletmiştir.
Ebu Ubeyde ............Feleye'lemennallahullezıne amenu ayetinde geçen "bilme" fiilini, "ayırt etmek" olarak tefsır etmiştir. Çünkü Allah Teala, ezelden beri onları bilmektedir. ...........Eskalen mea eskalihim ifadesinin "günahlarıyla birlikte nice günahları da yüklenecekler," şeklinde izah edilmesi Ebu Ubeyde'ye aittir. Abdürrezzak İbn Hemmam, Ma'mer İbn Raşid kanalıyla Katade'den bu ayetin tefsiri hakkında şunları nakletmiştir: "Kendi yüklerini taşıyacaklar," "Kendi günahlarını yüklenecekler," anlamına gelir. "Kendi yükleri ile birlikte nice yükleri" ifadesi ise, "Saptırdıkları kimselerin veballerini yılklenecekler," anlamına gelir.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.