Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
1130, sondan
5107. ayet;
7. sure ve
A'raf Suresinin
176. ayetidir.
A'raf Suresi 176. ayetinin kelime sayisi
30, harf sayısı
133 ve toplam ebced değeri ise
12360 olarak hesaplanmıştır.
A'raf Suresinin toplam ebced değeri
1054938 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure
المص hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette
ا (19)
ل (21)
م (6)
ص (4) bulunuyor.
ولو شئنا لرفعناه بها ولكنه اخلد الى الارض واتـبع هويه فمثله كمثل الكلب ان تحمل عليه يلهث او تتركه يلهث ذلك مثل القوم الذين كذبوا باياتنا فاقصص القصص لعلهم يتفكرون
ولوشئنالرفعناهبهاولكنهاخلدالىالارضواتـبعهويهفمثلهكمثلالكلبانتحملعليهيلهثاوتتركهيلهثذلكمثلالقومالذينكذبواباياتنافاقصصالقصصلعلهميتفكرون
Velev şi/nâ lerafa’nâhu bihâ velâkinnehu aḣlede ilâ-l-ardi vettebe’a hevâh(u)(c) femeśeluhu kemeśeli-lkelbi in tahmil ‘aleyhi yelheś ev tetruk-hu yelheś(c) żâlike meśelu-lkavmi-lleżîne keżżebû bi-âyâtinâ(c) faksusi-lkasasa le’allehum yetefekkerûn(e)
Dileseydik o âyetlerle onu elbette yüceltirdik. Fakat o, dünyaya saplanıp kaldı da kendi heva ve hevesine uydu. Onun durumu köpeğin durumu gibidir: Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi hâline bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte bu, âyetlerimizi yalanlayan toplumun durumudur. Şimdi onlara bu olayları anlat ki düşünsünler.
Allah dileseydi o kişiyi âyetlerinden yararlandırarak yüceltirdi. Fakat o bunu istemedi, bulunduğu yere saplanıp kaldı, kendini dünyaya kaptırdı, yükselmeyi değil dünyaya çakılıp kalmayı tercih etti. Fıtratındaki yüksek ruhî ve zihnî melekeler onu imana çağırırken o nefsânî tutkularının peşinden gitti. Bu durumda gerçek anlamda insanlık değerini ve ayrıcalığını da yitirdiği için 176. âyette böyle bir insanın psikolojik durumu, sıcaktan veya başka herhangi bir sıkıntıdan dolayı dilini sarkıtıp devamlı soluyan, kovulsa da kendi haline bırakılsa da durumunu değiştirmeyen köpeğin haline benzetilmiştir. Bunca işaretlere ve kanıtlara rağmen o gibi insanlar da durum ve tutumlarını değiştirmemektedir. 177. âyette de bu tip insanların böyle bir aşağılık duruma düşmelerinin, yüce Allah’ın âyetlerini yalanlamaktan, onları hiçe saymaktan başka bir sebebinin bulunmadığı, yani insanın içine düştüğü kötülüğün sebebinin yine onun kendisi olduğu ifade buyurulmuştur. Ama –178. âyette de işaret edildiği gibi– en geniş planda hidayet de dalâlet de Allah’ın takdirine bağlıdır. Onun için insan daima Allah’a yönelmeli, her zaman O’nun yardım ve desteğine muhtaç olduğu bilincini korumalıdır.
Dileseydik elbette onu bu deliller sayesinde yükseltirdik. Fakat o, arzusuna mahkûm olup dünyaya saplandı. Böylesi bir kişinin durumu, kovsan da kendi hâline bıraksan da dilini çıkartıp soluyan köpeğin durumuna benzer. İşte ayetlerimizi yalanlayan kavmin örneği de böyledir. Bu kıssayı anlat; umulur ki düşünürler.
Burada amaçlanan, ilahî iradenin bu şekilde yarattığı köpekleri kötülemek veya aşağılamak değil, yaratılış amacına uygun davranmayanların uyarılara itibar etmeme durumlarını eleştirmektir. A‘râf
7:179 ve Furkân
25:44’te de durum aynıdır.,Kıssaların anlatılma gerekçeleriyle ilgili bilgi için bkz. Hûd
11:120; Yûsuf
12:111; Tâhâ
20:99; Kâf
50:37; Hâkka
69:12; Nâzi‘ât
79:26.
İnsanı âyetlerimizle yüceltmeyi diledik. Ama o yere çakılı kaldı, arzularına uydu. Onun durumu şu köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini sarkıtarak solur, kendi haline bıraksan da... Âyetlerimizi yalanlayan toplumun örneği işte budur. Bu hikâyeyi anlat ki, düşünsünler.
Dileseydik¹ onu bununla² yükseltirdik. Fakat o yere saplandı, hevasına³ uydu. Onun durumu, üzerine varsan da dilini sarkıtıp soluyan, varmasan da dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte âyetlerimizi yalanlayan halkın durumu böyledir. Sen bu kıssayı anlat, belki öğür alırlar.
1- Uygun görseydik. Ona karar verme hakkı vermeseydik. 2- Ayetlerimizle. 3- Tutku ve kuruntusuna
Eğer dileseydik (bel’am gibileri, verdiğimiz nimet ve faziletlerin kıymetini bilseydi) o kimseyi bununla (kendisine verilen ilim ve hikmetler dolayısıyla) onu yükseltir (ve şereflendirirdik) . Fakat o (bunları dünya rahatı ve menfaati için kötüye kullandı.) Arz’a (aşağılığa ve bayağılığa) saplandı ve nefsü hevâsına kapıldı. İşte onun misali o (kuduz) köpeğin haline benzer ki; eğer üzerine varırsan dilini sarkıtıp solur veya kendi haline bırakırsan yine dilini uzatıp solur... (Ne mü’minler yanında kıymeti kalır, ne zalimler katında rağbet bulur...) İşte ayetlerimizi (Hakk Dinimizi ve Adil Düzenimizi) yalanlayan ve yanlış sayan toplulukların hali böyledir. Sen bu kıssayı (örnek ve ibret alsınlar diye) onlara anlat. Olur ki gereği gibi düşünür (ve gerçeği görür) lerdi.
Dileseydik onu, delillerimizle yüceltirdik, fakat o, yeryüzüne sarıldı ve kendi isteğine uydu. O tıpkı köpeğe benzer; üstüne varıp kovsan da dilini çıkarıp solur, kendi haline bıraksan da dilini çıkarıp solur. İşte bu hal, delillerimizi yalanlayan topluluğun haline benzer; sen geçmişlerin hallerini anlat onlara da belki iyice bir düşünürler.
Şimdi biz eğer dileseydik, onu ayetlerimizle yüceltir üstün kılardık; fakat o hep dünyaya sarıldı ve yalnızca kendi arzu ve heveslerinin peşinden gitti. Bu bakımdan böyle kimsenin durumu, kışkırtılan bir köpeğin durumu gibidir. Öyle ki, onun üzerine korkutarak varsan da dilini sarkıtıp solur, kendi haline bıraksan da… Bizim ayetlerimizi yalanlamaya kalkan kimselerin hali işte böyledir. Öyleyse bu olayı onlara nakledip anlat ki, belki derin derin düşünürler.
Sünnetimiz, düzenimizin yasaları içinde, irademizin tecellisine uygun olsaydı, elbette onu bu âyetlerimiz sayesinde yüksek mevkilere getirirdik. Fakat o, dünyada ebedîleşeceğini zannederek, mala ve zevke düşkünlüğü saplantı haline getirdi. Şahsî arzu ve ihtiraslarının peşine düştü. Onun ibret verici hali, tıpkı köpeğin haline benzer. Sen onun üstüne varsan da havlayarak saldırır, kendi haline bıraksan da havlayarak saldırır. Âyetlerimizi yalanlayan kavimler de aynen böyledir. Bu tür kıssaları iyice anlat. Düşünmelerine vesile olur.
Biz dileseydik onu onlarla (o ayetlerle) yükseltirdik. Ancak o kendisini yeryüzünde sonsuza kadar kalacak sandı ve arzularına uydu. Onun durumu üstüne varsan da soluyan, kendi haline bıraksan da soluyan bir köpeğin durumuna benzer. İşte ayetlerimizi yalanlayan topluluğun durumu böyledir. Bu kıssayı anlat, olur ki düşünürler.
Eğer biz dileseydik, onu bununla yükseltirdik. Ama o yere meyletti (veya yere saplandı), hevasına uydu. Onun durumu, üstüne varsan dilini sarkıtıp soluyan, kendi başına bıraksan dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalanlayan topluluğun durumu böyledir. Artık gerçek haberi onlara aktar. Ki düşünsünler.
Eğer dileseydik, o kimseyi, bu âyetlerle iyiler derecesine yükseltirdik. Fakat o, aşağılığa saplandı ve hevâsına uydu. İşte bunun hâli, o köpeğin haline benzer ki, üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur, kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp solur. (bayağılık ve ızdıraptan kurtulamaz.) Âyetlerimizi yalanlıyanların hali işte böyledir. (Ey Rasûlüm) sen hâdiseyi kâfirlere anlat. Olur ki gereği gibi düşünürler.
Eğer isteseydik, onu o ayetlerimizle yükseltirdik. Fakat o, yere saplandı, heva ve arzularına uydu. Onun örneği köpek örneği gibidir. Sırtına ağırlık koysan da solur, rahat bıraksan da solur. İşte ayetlerimizi yalanlayan toplumun örneği budur. Sen onlara böyle kıssalar anlat, belki düşünürler.
Biz isteseydik onu âyetlerle yüceltirdik, oysa yeryüzüne bağlanıp kendi havasına uymuştu, bıraksan da, kovsan da herhalde köpek gibi kehilder, dili çıkarır, solur; bizim âyetlerimizi yalanlayanlara böyle öğütleri anlatasın, ola ki düşüneler
Eğer biz dileseydik, onu bu ayetler sayesinde yükseltirdik. Ama o yere saplandı, arzu ve isteklerine uydu. Onun durumu; üstüne varsan da dilini sarkıtıp soluyan, kendi başına bıraksan da dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalanlayan topluluğun durumu böyledir. Artık gerçek olan haberi onlara aktar. Umulur ki düşünürler.
Dileseydik, onu ayetlerimizle üstün kılardık; fakat o, dünyaya meyletti ve hevesine uydu. Durumu, üstüne varsan da, kendi haline bıraksan da, dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalan sayan kimselerin hali böyledir. Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler.
Dileseydik elbette onu bu âyetler sayesinde yükseltirdik. Fakat o, dünyaya saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini çıkarıp solur, bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte âyetlerimizi yalanlayan kavmin durumu böyledir. Kıssayı anlat; belki düşünürler.
Dileseydik onu ayetlerimizle yükseltirdik. Fakat o, toprağa yapışmakta direndi ve hevesinin ardına takıldı. Onun durumu, üstüne varsan da bıraksan da dili dışarda soluyan huysuz bir köpeğin durumuna benzer. Ayetlerimizi yalanlayan toplulukların durumu işte böyledir. Bu olayı aktar, olur ki düşünürler.
Ve eğer dileseydik onu o âyetlerle yüceltirdik, fakat o alçaklığa saplandı kaldı ve kendi keyfinin ardına düştü. Artık onun ibret verici hali o köpeğin haline benzer ki, üzerine varsan da dilini uzatır solur, bıraksan da solur. İşte bu, âyetlerimizi inkâr eden kavmin misalidir. Bu kıssayı iyice anlat, belki biraz düşünürler.
Eğer dilese idik biz, onu o âyetlerle yükseltirdik ve lâkin o, yere (alçaklığa) saplandı ve hevasının ardına düştü, artık onun meseli o köpeğin meseline benzer: üzerine varsan dilini salar solur, bıraksan yine dilini salar solur; bu işte âyetlerimizi tekzib eden o kavmin meseli, kıssayı kendilerine bir nakl eyle, gerektir ki bir düşünürler
Eğer dileseydik onu bu (âyetler) le yükseltirdik. Fakat o, yere saplandı, hevâsına uydu. Artık onun sıfatı o köpeğin haali gibidir ki üstüne varsan dilini sarkıtıb solur, yahud kendi haaline bıraksan yine dilini uzatıb solur. İşte âyetlerimizi yalan sayanlar güruhunun sıfatı budur. Artık sen (Habîbim) kıssayı (onlara) anlat. Belki iyice düşünürler.
Hâlbuki dileseydik onu onlarla (verdiğimiz âyetlerle) elbette yükseltirdik; fakat o, dünyaya meyletti ve nefsinin arzusuna uydu. İşte onun misâli, köpeğin misâli gibidir! Üzerine varsan da dilini çıkarıp solur, onu bıraksan da dilini çıkarıp solur! İşte âyetlerimizi yalanlayan kavmin misâli budur!(2) Artık bu kıssayı (onlara) anlat; tâ ki düşünsünler.
(2)“Esbâb (sebebleri) ve vesâiti (vâsıtaları) insan kucağına alıp yapışırsa, zillet ve hakārete(ma‘nen alçalmaya) sebeb olur. Meselâ: Kelb (köpek), bütün hayvanlar içerisinde birkaç sıfat-ı hasene ile(güzel sıfatla) muttasıftır ve o sıfatlarla iştihâr etmiştir (meşhur olmuştur). Hattâ sadâkat ve vefâdarlığı darb-ı mesel (meşhûr) olmuştur. Kelbin bu güzel ahlâkına binâen, insanlar arasında kendisine mübârek bir hayvan nazarıyla bakılmağa lâyık iken, maalesef insanlar arasında kelb mübârek değil necîsü’l-ayn(bizzat pis) addedilmiştir. Tavuk, inek, kedi gibi mübârek hayvanlarda, insanların o hayvanlara yaptıkları ihsanlara karşı şükran hissi olmadığı hâlde, insanlarca aziz ve mübârek addedilmektedirler. Bunun esbâbı ise, kelbde hırs marazı (hastalığı) fazla olduğundan esbâb-ı zâhiriyeye (görünen sebeblere) öyle bir ihtimâm ile (ehemmiyet vererek) yapışır ki, Mün‘im-i Hakīkī’den (asıl ni‘met verenden) bütün bütün gaflete sebeb olur. Binâenaleyh kelb, vâsıtayı müessir (te’sir sâhibi) bilir. Müessir-i Hakīkī’den (gerçek te’sirsâhibi olan Allah’dan) yaptığı gaflete cezâ olarak tencis hükmünü almıştır ki tâhir (temiz) değildir. Çünki hükümler, hadler (suça binâen verilen cezâlar) günahları affettirir. İşte kelb de beyne’n-nâs (insanlararasında) tahkir darbesini, gafletine keffâret olarak yemiştir.” (Mesnevî-i Nûriye, Katre, 59)
Biz dileseydik onun şanını verdiğimiz ayetler ile yüceltirdik. Ancak o, yeryüzünde ölümsüz olmayı isteyerek arzularına uymuştu. Onun misali, üzerine yürüsen de, yürümesen de dilini çıkartarak soluyan köpeğin durumu gibidir. Ayetlerimizi yalanlayan topluluğun misali de böyledir. Artık bu kıssayı anlat, belki düşünürler.
Biz dileseydik onu o âyetlerimiz sayesinde iyiler zümresine kaldırırdık. Fakat o, yere [³] meyletti, hevesine uydu. İşte o köpek gibidir ki onu kovsan da dilini çıkarıp solur, kendi haline bıraksan da dilini çıkarıp solur. Âyetlerimizi yalan sayanların hâli işte böyledir. Artık kıssaları düşünebilmeleri için onlara haber ver.
[3] Zillet ve meskenet yerine, sefil dünyaya.
Dileseydik, onu ayetlerimizle üstün kılardık; fakat o, yere çakılıp kaldı ve de hevesine uydu. Onun örneği, üstüne varsan da kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp soluyan köpeğin örneği gibidir. İşte ayetlerimizi yalan sayan kimselerin hali böyledir. Sen onlara bu kıssayı anlat, umulur ki düşünürler.
Eğer dileseydik, elbette onu ayetlerimiz sayesindeen şerefli makâma yüceltebilirdik; ne var ki o, ihtirâs ve tutkularının peşine takılarak, —sanki hiç ölmeyecekmiş gibi— şu gelip geçicidünyaya saplanıp kaldı! Onun gibi azgın nankörlerin durumu, tıpkı doyumsuz bir köpeğin hâline benzer;kızıp kovmak için üzerine gitsen de dilini çıkarıp hırlar, nefes nefese solur, kendi hâline bıraksan da! İşte, ayetlerimizi yalanlayan kimselerin durumu, aynen böyledir. Ey Müslüman, yoldan çıkan insanlara bu ibret verici örneği anlat; belki bu sayede öğüt alıp düşünürler.
Dileseydik, onu âyetlerimizle yükseltirdik; ama o, Yer’e eğilimli oldu; kendi hevâsına uydu.
Onun misâli, Köpek misâli gibidir. Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur. Onu terk etsen de dilini sarkıtıp solur.
İşte bizim âyetlerimizi yalanlayan Kavm’in misâli budur.
Kıssalar’ı anlat!
Umulur ki düşünürler.
Dileseydik elbette onu bu âyetlerle yüceltirdik. Fakat o, dünyaya meyletti ve nefsinin kötü arzularına uydu. Artık onun durumu, üzerine varsan da dilini uzatıp soluyan, bıraksan da dilini uzatıp soluyan bir köpek gibidir. Âyetlerimizi inkâr eden bir toplumun durumu da aynen böyledir. Biraz düşünmeleri için bu olayı, onlara anlat.
İmdi, Biz eğer dileseydik, onu ayetlerimizle yüceltir, üstün kılardık: fakat o hep dünyaya sarıldı ve yalnızca kendi arzu ve heveslerinin peşinden gitti. Bu bakımdan, böyle birinin durumu [kışkırtılan] bir köpeğin durumu gibidir: öyle ki, onun üzerine korkutarak varsan da dilini sarkıtıp hırlar, kendi haline bıraksan da. 142 Bizim ayetlerimizi yalanlamaya kalkan kimselerin hali işte böyledir. Öyleyse, bu kıssayı anlat, ki belki derin derin düşünürler.
Eğer isteseydik onu ayetlerimizle yüceltirdik. Fakat o dünyaya sarıldı heveslerine uydu ve hırsına mağlup oldu. İşte böylesinin durumu üstüne varsan da kendi haline bıraksan da hırlayıp dilini sarkıtan köpeğin durumuna benzer. Ayetlerimiz karşısında yalana sarılan toplumun durumu işte böyledir. Öyleyse sen bu kıssaları anlat, belki düşünüp öğüt alırlar. 7/36, 10/7, 25/43, 45/23- 34- 35
Ki, eğer Biz isteseydik onu mesajlarımızla yüceltirdik;[1292] ne ki o dünyaya sarıldı ve ihtirasının peşine düştü. İşte bu yüzden böyle birinin durumu, üstüne varsan da kendi hâline bıraksan da, dilini sarkıtıp hırlayıp köpeğe benzer. Mesajlarımızı yalanlayanların durumu işte böyledir. Şu hâlde (bu) kıssayı aktar,[1293] belki üzerinde tefekkür ederler.[1294]
[1292] Zımnen: Eğer o mesajlarımızla yücelmeyi tercih etseydi, biz de onu mesajlarımızla yüceltirdik; ama o mesajlarımızı kullanmayı, onların üzerine basarak yükselmeyi seçti, biz de onu alçalttık.
[1293] Burada anlatılması istenen “kıssa” kapsamına, bu sûre boyunca devam eden geçmiş toplumlara ait kıssalar da girer. Muhtemeldir ki bu kıssaların içerisine 172. âyette ve hemen üstteki âyette aktarılan mesel ve misal de girmektedir. Eğer böyleyse, Kur’an kıssa derken yalnızca tarihsel olayları değil sembolik ve temsilî anlatımları da kastetmektedir.
[1294] Tefekkürün nüzûl sürecinde ilk geçtiği yer. Bu kalıp geçtiği on beş yerde de olumludur (Tefkîr ile farkı için bkz:
74:18, not 14). Bilgi edinme süreçlerinin tümünü ifade eder. Râzî’nin de isabetle kaydettiği gibi tefekkür, aklın/kalbin sebepler ile sonuçlar arasında bağ kurarak bilgiyi elde etme, üretme ve iletme süreçlerinin tümünü kapsar. Bu sürecin her durağı tezekkür, tedebbür, taakkul, tefakkuh gibi farklı isimler alır ve vurgular taşır (Bkz: âyet 3, not 4). Düşünmenin kalbe isnadına dair bkz:
22:46, not 66.
Ve eğer Biz dileseydik onu o âyetler ile yükseltirdik. Fakat o dünyaya meyletti ve hevâsına tâbi oldu. Artık onun meseli, o köpeğin meseli gibidir ki, üstüne varırsan dilini çıkarır solur, veya terketsen yine dilini uzatır solur. İşte bu, âyetlerimiz tekzîp eden kavmin meselidir. Artık sen kıssaları hikaye et, belki onlar düşünüverirler.
175, 176. Onlara, kendisine âyetlerimiz hakkında ilim nasib ettiğimiz kimsenin de kıssasını anlat: Evet, o adam bu ilme rağmen o âyetlerin çerçevesinden sıyrıldı, şeytan da onu peşine taktı, derken azgınlardan biri olup çıktı. Eğer dileseydik, onu o âyetler sayesinde yüksek bir mevkiye çıkarırdık, lâkin o, dünyaya saplandı ve hevasının esiri oldu. Onun hali tıpkı köpeğin durumuna benzer: Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi haline bıraksan da yine dilini salar solur! İşte bu, tıpkı âyetlerimizi yalan sayan kimselerin misalidir. Sen olayı onlara anlat, olur ki düşünüp kendilerine çekidüzen verirler.
Dileseydik elbette onu o ayetlerle yükseltirdik, fakat o, yere saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu, tıpkı şu köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini sarkıtıp solur, onu bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte ayetlerimizi yalanlayanların durumu budur. Bu kıssayı anlat, belki düşünür(öğüt alır)lar.
Eğer zorlasaydık, o ayetlerle onu yüceltirdik. Ama o, yere çakılıp kaldı ve arzularına uydu. O, susuz kalmış köpek gibidir; üzerine varsan dilini çıkarıp solur, bırakıp gitsen yine dilini çıkarıp solur. İşte âyetlerimiz karşısında yalan yanlış şeylere sarılan o toplulukların örneği budur. Bu olayı anlat, belki düşünürler.
[*] Zorlayıcı düzen kursaydık
Dileseydik onu ayetlerimizle yükseltirdik. Fakat o yeryüzünü ebedi zannetti, heveslerine tabi oldu. onun misali, üzerine yürüsen de kendi haline bıraksan da dilini çıkartıp soluyan köpeğe benzer. Ayetlerimizi yalanlayan kavmin misali budur. Hikayeyi onlara anlat umulur ki düşünürler.
Dileseydik, onu âyetlerimizle yüceltirdik. Lâkin o yere saplandı ve heveslerinin peşine düştü. Onun hali köpeğinki gibidir: Üstüne varsan da dilini çıkarıp solur, kendi haline bıraksan da yine dilini çıkarıp solur.(24) Âyetlerimizi yalanlayan topluluğun hali işte budur. Bu kıssaları onlara anlat ki üzerinde düşünsünler.
(24) Kendisine ilişen olsun veya olmasın, hiçbir halinde ıztıraptan kurtulmaz; sürekli huzursuzluk ve hırçınlık içindedir.
Dileseydik onu, o ayetlerle yüceltirdik. Ama o, sonsuza dek kalacakmış gibi, yerküreye bağlandı; iğreti arzularına uydu. Onun durumu şu köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan dilini sarkıtarak solur, kendi haline bıraksan dilini sarkıtarak solur. Ayetlerimizi yalanlayan toplumun örneği işte budur. Bu hikâyeyi anlat ki düşünüp taşınabilsinler.
daħı eger dilesedük yücelde-y-idük anı ol āyetler-ile velįkin ol meyl eyledi dölendi yirde daħı uydı nefsi dilegine. pes anuñ meŝeli it meŝeli gıbidür eger ḥamle eylerseñ aña dilin çıķarur yā ķoriseñ anı dilin çıķarur şol ķavum meŝelidür anlar kim yalan duttılar āyetlerümüzi. pes hikāyet eyle hikāyet anuñ-içün kim endįşe eylerler.
Eger biz dilese‐y‐dük anlaruñ menzilin yüce eylerdük. Līkin meyleyledi dünyāya, yirde ‘ömri uzun oldı. [Uydı] hevāsına. Anuñ meẟeli it gi‐bidür. Eger yükletseñ anuñ üstine dilin çıḳarup ṣolur. Özini ḳıysañ daḫı dilinçıḳarup ṣolur. Ol meẟelidür ol ḳavmüñ ki yalanladılar, kāfir oldılar bizümāyetlerümüzi, ḳıṣṣaları. Ḫayr vir anlara, ola kim fikr eyleyeler.
Əgər Biz istəsəydik, onu (həmin ayələrlə) ucaldardıq. Lakin o, yerə (dünyaya) meyl edib nəfsinin istəklərinə uydu. O elə bir köpəyə bənzəyir ki, üstünə cumsan da dilini çıxardıb ləhləyər, cummasan da (Onun üçün heç bir fərqi yoxdur). Bu, ayələrimizi yalan hesab edənlər barəsində çəkilən məsəldir. (Ey Peyğəmbərim!) Bu əhvalatları (yəhudilərə) söylə ki, bəlkə, (lazımınca) düşünsünlər!
And had We willed We could have raised him by their means, but he clung to the earth and followed his own lust. Therefor his likeness is as the likeness of a dog; if thou attackest him he panteth with his tongue out, and if thou leavest him he panteth with his tongue out. Such is the likeness of the, people who deny Our revelations. Narrate unto them the history (of the men of old), that haply they may take thought.
If it had been Our will, We should have elevated him with Our signs; but he inclined to the earth, and followed his own vain desires.(1150) His similitude is that of a dog: if you attack him, he lolls out his tongue,(1151) or if you leave him alone, he (still) lolls out his tongue. That is the similitude of those who reject Our signs; So relate the story; perchance they may reflect.*
1150 Notice the contrast between the exalted spiritual honours which they would have received from Allah if they had followed His Will, and the earthly desires which eventually bring them low to the position of beasts and worse. 1151 The dog, especially in the hot weather, lolls out his tongue, whether he is attacked and pursued and is tired, or is left alone. It is part of his nature to slobber. So with the man who rejects Allah. Whether he is warned or left alone, he continues to throw out his dirty saliva. The injury he will do will be to his own soul. But there may be infection in his evil example. So we must protect others. And we must never give up hope of his own amendment. So we must continue to warn him and make him think.