Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1305, sondan 4932. ayet; 9. sure ve Tevbe Suresinin 70. ayetidir. Tevbe Suresi 70. ayetinin kelime sayisi 26, harf sayısı 124 ve toplam ebced değeri ise 8537 olarak hesaplanmıştır. Tevbe Suresinin toplam ebced değeri 738241 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
الم يأتهم نبا الذين من قبلهم قوم نوح وعاد وثمود وقوم ابرهيم واصحاب مدين والمؤتفكات اتتهم رسلهم بالبينات فما كان الله ليظلمهم ولكن كانوا انفسهم يظلمون
Onlara kendilerinden öncekilerin; Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin; İbrahim’in kavminin; Medyen halkının ve yerle bir olan şehirlerin haberleri ulaşmadı mı? Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getirmişti. (Ama inanmadılar, Allah da onları cezalandırdı.) Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendilerine zulmediyorlardı.
Bu âyetlerde münafık karakteri ve münafıkların davranışlarıyla ilgili tasvire yeni kesitler eklenmekte, bir taraftan müslümanlar onların görünen yüzlerine aldanmamaları için uyarılmakta, diğer taraftan da Allah’ın âyetleri, peygamberi ve müslümanlarla alay eden münafıklarakendilerinden önceki inkârcı kavimlerin acı sonları hatırlatılmaktadır. Burada işaret edilen münafıklara ait söz ve davranışlar, tefsirlerde daha çok Tebük Seferi öncesinde ve bu sefer esnasında yaşanan olaylarla açıklanır; bu konudaki rivayetler âyetlerin yorumuna ışık tutmakla beraber, âyetlerin üslûbu ve sözün akışından daha çok münafık tiplemesinin hedeflendiği anlaşılmaktadır (münafıklar hakkında ayrıca bk. Bakara2:8-20; Nisâ 4:138-140, 142-146; Münâfikun 63:1-8). Tefsirlerde 61. âyetin inişi ile ilişkilendirilen bazı rivayetlere yer verilir. Bunlardan biri şöyledir: Bazı münafıklar özel sohbetlerinde Resûlullah’ı çekiştiriyorlardı, sonra içlerinden biri “Aman bunlar onun kulağına gitmesin” diye ikazda bulununca, “O her söze kolayca kanar, söylediklerimizi inkâr ederiz, üstüne bir de yemin ettik mi bize inanır” şeklinde cevaplar veriyorlardı (Taberî, X, 168-169). Resûl-i Ekrem’in, münafıkların yalanlarını yüzlerine vurmadığı ve özellikle yemine çok değer verdiği gerçeğinden hareketle söz konusu rivayetlerle âyet arasında bağ kurulabilir. Fakat burada asıl amacın münafıkların tutumlarından bir kesit verip onların zihniyetini mahkûm etmek ve bu vesileyle dikkatleri Hz. Peygamber’in yüksek ahlâkına yöneltmek olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan münafıkların, “O her söylenene kulak veriyor” anlamındaki sözleriyle, Resûlullah’ın bazı sesler işitip onu vahiy olarak yansıttığı iddiasında bulunmuş oldukları yorumu da yapılmıştır. “Allah’ın resulünü incitenler” şeklinde tercüme edilen kısmı “peygamberi yerip kınayanlar” şeklinde anlamak da mümkündür (Esed, I, 366). Âyetin, “O sizin için hayırlı olana kulak veriyor” şeklinde tercüme edilen kısmı şöyle izah edilebilir: Resûlullah gelişigüzel tahminlerle insanlar hakkında yargıda bulunmaz, Allah’a olan derin imanının yanı sıra müminlere de büyük bir güven duyar ve söylenenleri böyle iyi niyet temeline dayanan bir anlayışla değerlendirir. Bu cümlede onun kulak verdiği bildirilen şeyle kastedilenin, bütün insanlığın hayrına olan “vahiy” olduğu da söylenmiştir. Allah’ın mesajını ileten elçi olması itibariyle 62. âyette Hz. Peygamber de Allah’ın yanı sıra zikredilmiş fakat kimin hoşnut kılınması gerektiğini belirten zamir tekil kullanılmıştır. Bazı müfessirler bununla ilgili olarak, resulünün rızâsını kazanmanın Allah’ın da rızâsını kazanma mânasına geldiği yönünde açıklamalar yaparken, bazıları da burada hoşnutluğuna erişilmesi hedeflenecek yegâne varlığın Cenâb-ı Allah olduğuna işaret bulunduğunu belirtmişlerdir (Şevkânî, II, 429). 63 ve 64. âyetler arasında şöyle bir bağ kurulabilir: Allah ve resulüne karşı çıkan, din özgürlüğünü yok etmek için uğraş veren kimseler, bu durumları dünyada açığa çıkmış olsa da olmasa da içinde ebedî olarak kalacakları cehennem azabına çarptırılacaklardır, en büyük rezil-rüsvâ olma aslında budur. Münafıklar bunu bilip dururken, sadece dünyada rezil olmaktan, haklarında bir sûre indirilip kalplerindekinin ortaya dökülmesinden endişe etmektedirler. Münafıkların ileri sürdükleri mazeretin geçersizliğini belirten 65. âyet, dolaylı bir tarzda müminlere yönelik olarak da dinî ve itikadî konuların şaka ve eğlence konusu edilemeyeceği hususunda ciddi bir uyarı ihtiva etmektedir. Münafıkların bir kısmı iman ile küfür arasında bocalayan, diğer bir kısmı ise bilinçli olarak ve ısrarla inkârcılığını sürdüren fakat müslümanlara karşı bunu gizlemeye çalışan kişilerdir. İşte 66. âyette, aklını ve iradesini doğru yönde kullanmayı, içindeki hak-bâtıl mücadelesini imanın galibiyetiyle sonuçlandırmayı başaranlara yüce Allah’ın bağış kapısının açık bulunduğu, inkârcılıkta ısrar edenler için ise kötü âkıbetin kaçınılmaz olduğu haber verilmektedir. 67. âyette münafık karakterine ve 68. âyette münafıkların acı âkıbetlerine değinildiği gibi, 71. âyette mümin karakterine ve 72. âyette de onların mutlu sonlarına işaret edilerek iki grup arasında bir mukayese yapılmasına imkân sağlanmıştır. 69-70. âyetlerde, gerçekte inkârcı oldukları halde iman etmiş gibi görünen münafıkların âkıbetlerinin açıktan açığa peygamberlere karşı mücadele veren inkârcılardan daha iyi olmayacağı belirtilmekte, güç ve servet sahibi olsalar da inkârcıların boş davalar uğruna yaptıklarının gerek dünyada gerekse âhirette ziyan olup gittiği (bu konuda bk. Âl-i İmrân3:10, 116-117) hatırlatılıp münafıkların da bundan ders almaları gerektiği uyarısı yapılmaktadır.
Mehmet Okuyan
Onlara kendilerinden öncekilerin, Nuh kavminin, Âd’in, Semûd’un, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve altüst olan şehirlerin haberi ulaşmadı mı? Elçileri onlara apaçık deliller getirmişti. Allah onlara haksızlık edecek değildi fakat onlar kendi kendilerine haksızlık etmekteydiler.
Bu ayette eski kavimlerin içerisinden sadece bir kısmının adı verilmekte, örneklendirme yapılarak aslında bütün azgın ve sapkın kavimler bu kapsamda kastedilmektedir.,Benzer mesajlar: Bakara 2:57; Âl-i İmrân 3:117; A‘râf 7:160, 177; Yûnus 10:44; Hûd 11:101; Nahl 16:33, 118; Kehf 18:49; ‘Ankebût 29:40; Rûm 30:9; Zuhruf 43:76.
Bayraktar Bayraklı
Onlara kendilerinden öncekilerin, Nûh, ‘Âd ve Semûd kavimlerinin, İbrâhim kavminin, Medyen halkının ve alt-üst olan şehirlerin haberi gelmedi mi? Peygamberleri onlara apaçık mûcizeler getirmişti. Demek ki Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi kendilerine zulmettiler.
Onlara, kendilerinden öncekilerin; Nûh, Âd ve Semûd halklarının, İbrahim halkının ve Medyen sahiplerinin ve mûtefikelerin¹ haberi gelmedi mi? Resûlleri onlara açık kanıtlar getirmişti. Allah, onlara haksızlık etmiş değildi. Fakat onlar kendi kendilerine haksızlık yapıyorlardı.
Onlara, (inkârcılara ve münafıklara) kendilerinden öncekilerin; Nuh, Ad, Semud kavminin, İbrahim kavminin, Medyen ahalisinin ve yerle bir olan şehirlerin haberi gelmedi mi? (Oysa) Onlara resulleri apaçık deliller getirmişlerdi (buna rağmen itiraz ve inkâr etmişlerdi). Demek ki Allah, onlara zulmedici değildi, ama onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.
Sizden önce gelip geçen Nuh, Âd ve Semud kavimleriyle İbrahim'in kavmine, Medyen ve Mu'tefikeler ehline ait haberler gelmedi mi size? Peygamberleri, apaçık delillerle onlara geldiler de onlara Allah zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmettiler.
Mu'tefikeler, altı üstüne dönmüş şehirler, demektir. Hz. Lut kavmine ait üç şehir işaret edilmektedir.
Abdullah Parlıyan
O halde hiç göz önüne almazlar mı, kendilerinden öncekilerinin başlarına gelenleri, Nuh toplumunun başlarına gelenleri, Ad ve Semud toplumlarının başına gelenleri, İbrahim toplumunun, Medyen halkının altüst olmuş o şehirlerin başına gelenleri? Bunların hepsine kendi içlerinden çıkarılan elçiler, hakkı ortaya koyan apaçık delillerle gelmişlerdi. Fakat bu toplumlar onlara karşı çıktılar, dolayısıyla Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmederek, yaratılış gayelerine aykırı hareket etmişlerdi.
Onlara, kendilerinden öncekilerin; Nuh kavminin, Âd'in ve Semûd'un, İbrâhim kavminin, Medyen halkının, altı üstüne gelen şehirlerin cezalandırılma haberleri ulaşmadı mı? Onların hepsine Rasulleri ayan beyan deliller, mûcizelerle gelmişlerdi. Demek ki, Allah onlara zulmedecek değildi. Fakat onlar Allah'ı inkâr ederek, rasullerini yalanlayarak, günah işleyerek kendilerine haksızlık etmeyi, birbirlerine zulmetmeyi alışkanlık haline getirdiler.
Onlara kendilerinden önce geçmiş olanların, Nuh, Ad ve Semud kavimlerinin, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve yerle bir edilmiş şehirlerin haberleri gelmedi mi? Onlara peygamberleri açık deliller getirmişlerdi. Allah onlara haksızlık etmiyordu, ama onlar kendi kendilerine haksızlık ediyorlardı.
Onlara, kendilerinden öncekilerin; Nuh, Ad, Semud kavminin, İbrahim kavminin, Medyen ahalisinin ve yerle bir olan şehirlerin haberi gelmedi mi? Onlara resulleri apaçık deliller getirmişlerdi. Demek ki Allah, onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.
Onlara, şu kendilerinden öncekilerin haberi gelmedi mi? Nûh kavminin Âd'ın, Semûd'un İbrahim kavminin, Medyen sahiblerinin ve Mu'tefikelerin (Lût kavminin)... Onlara, Peygamberleri mu'cizeler getirmişti (de inkârları yüzünden helâk olmuşlardı). Böylece Allah onlara zulmetmiş değildi. Fakat onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.
Onlardan önce gelen Nuh, Ad, Semud kavimleri, İbrahim kavmi, Medyen ehli ve ters-yüz edilenlerin haberi onlara gelmedi mi? Peygamberlerimiz delil ve mucizelerle onlara geldi. (Onlar ise o peygamberleri yalanladılar) Allah onlara zulmeden değildir. Fakat onlar kendi kendilerine zulmettiler.
Onlardan önce geçen Nuh, Ad, Semud, İbrahim, Medyen ulusuyla, yıkılmış olan kentlerin uluslarının haberi, onlara gelmemiş miydi? Onlara peygamberler hüccetlerle gelmişti, zulmetmedi Allah o uluslara, onlarsa zulmetti kendilerine
Onlara kendilerinden önceki toplumların (yani) Nuh, Ad, Semud ve İbrahim kavminin, Medyen halkının ve yurtları altüst edilenlerin bilgileri gelmedi mi? Bu toplumlara, resulleri açık ve anlamlı mesajlar getirmişlerdi. Allah'ın (durup dururken) onlara zulmetmesi düşünülemezdi fakat onlar kendilerine zulmettiler.
Bkz. 3:117, 10:44 ve dipnotu 16:33, 29:40Kur’an’da birçok kez tekrarlanan bu ve bunun gibi geçmiş peygamberlerin kıssaları ders almamız için vahiy yoluyla bize anlatılıyorsa, bizim yaşadıklarımız da bizden sonrakilere tarih yoluyla intikal edecektir. Geçmiş kavimlerin yaşadıklarına baktığımızda isyan kokan ve zulüm içeren bütün davranışlarının onların helak olmalarına sebep olduğunu görüyoruz. Allah’ın dini için ortaya çıkan Hak ve halk kahramanlarının çalışmalarına baktığımızda da gayretlerinin boşa gitmediğine tanık oluyoruz. Eski ümmetlerin güzel eylemleri bizim tekâmül etmemize nasıl katkı sağlıyorsa, bizim faydalı eylemlerimiz de bizden sonraki insanların kemâle ermesine öylece katkı sağlamalıdır. Yani Allah’ın rızasını kazanmak, övgüsüne mazhar olmak ve bizden sonraki insanların duasını almak için model insan olmak durumundayız.
Diyanet İşleri (Eski)
Kendilerinden önce olan Nuh, Ad, Semud milletlerinin, İbrahim milletinin, Medyen ve altüst olmuş şehirler halkının haberleri onlara gelmedi mi? Peygamberleri onlara belgeler getirmişlerdi. Allah onlara zulmetmemiş, onlar kendilerine yazık etmişlerdir.
Onlara kendilerinden evvelkilerin, Nuh, Âd ve Semûd kavimlerinin, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve altüst olan şehirlerin haberi ulaşmadı mı? Peygamberi onlara apaçık mucizeler getirmişti. Demek ki, Allah onlara zulmedecek değildi, fakat onlar kendi kendilerine zulmetmekte idiler.
Âyette zikredilen kavimlere peygamberler mucizelerle geldiler. Fakat, bu kavimler peygamberlerini yalanladılar. Allah Teâlâ da her birini bir felâketle helâk etti: Nuh Peygamber kendi kavmine gönderildi. Kavmi onu inkâr edince meşhur Nuh tufanında boğulup helâk oldular. Âd kavmine Hûd Peygamber gönderildi. Onlar şiddetli rüzgâr ile helâk oldu; Semûd kavmine Sâlih Peygamber gönderildi. Onlar da depremle helâk oldular. Hz. İbrahim’in kavmi ise sinekle helâk oldu; Medyen halkına Şuayb Peygamber gönderilmişti, onlar ateşle helâk oldular; şehirleri alt üst olarak helak olan kavim ise Lût Peygamberin kavmidir.
Edip Yüksel
Nuh'un halkı, Ad, Semud, İbrahim'in halkı, Medyen sakinleri ve altüst olmuş ülkelerin (Sadom ve Gomore) halkları gibi kendilerinden öncekilerin haberleri onlara ulaşmadı mı? Elçileri kendilerine apaçık belgelerle gitmişlerdi. ALLAH onlara zulmediyor değildi, aksine onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.
Onlara, kendilerinden öncekilerin; Nuh Kavmi'nin, Âd'in, Semûd'un, İbrahim Kavmi'nin, Medyen Ashabı'nın ve o mü'tefikelerin haberi gelmedi mi? Onların hepsine peygamberleri delillerle gelmişlerdi. Demek ki Allah, onlara zulmetmiş değildi, lâkin onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.
Bunlara o kendilerinden evvelkilerin: kavmı Nuhun, Âdın, Semudün, kavmı İbrahimin, Eshabı medyenin, Mü'tefikelerin haberi gelmedi mi? Hep bunlara Peygamberleri beyyinelerle gelmişlerdi, demek ki Allah onlara zulmetmiş değil idi ve lâkin kendileri kendilerine zulmediyorlardı
Onlara kendilerinden evvelkilerin, Nuh, Âd, Semûd kavm (lerinin, Ibrâhîm kavminin, Medyen saahiblerinin, Mü'tefikelerin haberi de gelmedi mi? Peygamberleri onlara apaçık mu'cizeler getirmişdi. (İnanmadıkları için tamamen helak oldular). Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.
Onlara kendilerinden öncekilerin; Nûh, Âd ve Semûd kavminin, İbrâhîm kavminin, Medyen halkının ve (Lut kavmi gibi) alt üst olan (şehir)lerin haber(ler)i gelmedi mi?Peygamberleri onlara mu'cizeler getirmişti. Böylece Allah onlara zulmediyor değildi; fakat(onlar bu inkârlarıyla) kendilerine zulmediyorlardı.(1)
(1)“Kavm-i Nûh ve Semûd ve Âd ve Fir‘avun ve Nemrûd gibi bütün muârızlar (karşı çıkanlar)gadab-ı İlâhîyi (Allah’ın gazabını) ve azâbını ihsâs edecek (hissettirecek) bir tarzda gaybî tokatlar yedikleri gibi, kāfile-i kübrânın (bu büyük kāfilenin) Nûh, İbrâhîm, Mûsâ, Muhammed Aleyhimüssalâtü Vesselâm’lar gibi bütün kudsî kahramanları dahi, hârika ve mu‘cizâne (mu‘cize olarak) ve gaybî bir sûrette mu‘cizelere ve ihsânât-ı Rabbâniyeye (Allah’ın ihsanlarına) mazhar olmuşlar. Bir tek tokat, hiddeti; bir tek ikram, muhabbeti (sevgiyi) gösterdiği gibi, binler tokat muârızlara (karşı tarafdakilere) ve binler ikram ve muâvenet (yardım) kāfileye gelmesi, bedâhet derecesinde (apaçık) ve gündüz gibi zâhir(görünen) bir tarzda o kāfilenin hakkāniyetine (haklılığına) ve sırât-ı müstakīmde (doğru yolda) olduğuna şehâdet ve delâlet eder.” (Şuâ‘lar, 6. Şuâ‘, 92)
İlyas Yorulmaz
Onlardan önce yaşamış olan Nuh kavminin, Ad, Semud, İbrahim’in kavminin, Medyen halkının ve daha nice yerle bir olmuş toplumların haberleri onlara gelmedi mi? Onların arasından Allah’ın seçtiği elçiler, onlara açık deliller getirmişti. Allah onlara zulmetmemiş, ancak onlar kendi kendilerine zulmetmişlerdi.
Onlardan evvel gelen Nuh, Âd, Semud kavimlerinin, İbrahim kavminin, Medinelilerin altı üstüne geçen kasabalar ahalisinin kıssaları onlara naklolunmadı mı? Onlara peygamberleri açık mucizeler getirmişti. Onlar tekzip etmekle helâk oldular. Allah onlara zulüm etmedi. Fakat onlar kendilerine zulüm ettiler.
Kendilerinden önce olan Nuh, Ad, Semud kavimlerinin, İbrahim kavminin, Medyen ve altüst olmuş şehirler halkının haberleri onlara gelmedi mi? (Oysa) Peygamberleri onlara belgeler ile gelmişti. Allah, onlara zulmediyor değildi; lakin onlar kendilerine zulmediyorlardı.
Onlara, kendilerinden önceki toplumlarla ilgili ibret verici bilgiler ulaşmadı mı? Örneğin, tufana yakalanıp sulara gömülen Nûh kavminin, biri korkunç bir kasırga, diğeri sarsıntıyla yok edilen Âd ve Semûd kavimlerinin, ya da İbrahim’i ateşe atmak isteyen Nemrut ve halkının, yâhut müthiş bir zelzeleyle haritadan silinenMedyen ahâlîsinin ve tepe taklak edilmiş Lut kavminin yaşadığı Sodom ve Gomore adlı şehirlerin başlarına gelenleri duymadılar mı? Bunların hepsi de, hakîkati pekâlâ biliyorlardı. Çünkü Peygamberleri onlara apaçık mûcizeler getirmiş ve hiçbir şüpheye yer vermeyecek biçimde dâvâlarını ispat etmişlerdi. Fakat onlar, bütün bunlara rağmen inkârda diretmişlerdi. Demek ki, Allah onlara asla zulmetmiş değildi, ne var ki onlar, bizzat kendilerine zulmediyorlardı.İşte bu zâlimlere karşı, inananların birlik ve beraberlik içerisinde mücâdele etmeleri gerekir:
Onlara, Altı Üstüne Gelmiş Şehirler, Medyen arkadaşları, İbrahim’in kavmi, Semûd, Âd, Nûh’un kavmi gibi kendilerinden önce gelip geçmiş kimselerin haberi gelmedi mi?
Onlara rasûlleri Beyyineler / Açık Belgeler getirdi.
Allah onlara zulmedecek değildi; ama onlar kendilerine zulmediyordu.
O münâfıklara kendilerinden önceki; Nûh, Âd ve Semûd toplumunun, İbrahim halkının, Medyen halkının ve o altı üstüne gelen şehirlerin (halklarının başlarına gelen azap) haberi ulaşmadı mı?1 Onlara da Peygamberleri apaçık deliller getirmişti. Allah, onlara asla zulmetmedi. Bilakis onlar (helâki gerektirecek suçu işleyerek) kendi kendilerine, zulmettiler.2
1 Mü’tefike: Bütün müfessirlerce, Lût toplumunun helâk edilen şehirleri, (Sodom ve Gomore) diye tefsir edilmiştir. Ancak bu âyetten; altı üstüne gelerek helâk edilen tüm beldeleri de anlamak mümkündür.2 Yani Allah, onları suçsuz yere helâk etmedi. Aslında Allah, her ne kadar bunu yapmazsa da suçsuz yere helâk bile etse zulüm olmaz. Çünkü Allah, her şeyin gerçek sahibidir. Malikin mülkünde dilediğini yapması zulüm değildir. Zulüm; bir başkasının hukukuna tecavüz edildiği zaman olur. Bir suçun cezâsını vermek ise zulüm değil, bilakis adalettir. Esas zulüm; zâlime cezâsını, vermemektir.
Muhammed Esed
O halde, hiç gözönüne almazlar mı, kendilerinden öncekilerin başına gelenleri? Nûh toplumunun [başına gelenleri], ‘Âd ve Semûd toplumlarının, İbrahim toplumunun, Medyen halkının ve yıkılıp giden bütün o şehirlerin [başına gelenleri]? 98 Bunların hepsine, kendi [içlerinden çıkarılan] elçiler, hakkı ortaya koyan apaçık delillerle gelmişlerdi, [fakat bu toplumlar onlara karşı çıktılar:] dolayısıyla, Allah değildi [azabıyla] onlara zulmeden; onların bizzat kendileriydi kendilerine zulmeden.
Yoksa onlara, kendilerinden önce gelip geçenlerin, Nuh kavminin, Ad ve Semûd kavimlerinin, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve altüst olmuş şehirlerin halklarının haberleri gelmedi mi? Elçileri onlara apaçık deliller getirmişlerdi. Oysa Allah, onlara haksızlık etmemişti fakat onlar kendi kendilerine zulmedip yazık etmişlerdi. 3/34, 6/34, 10/13, 12/102, 20/99
Yoksa kendilerinden önce geçip gidenlerin, Nûh kavminin, ‘Âd ve Semud’un, İbrahim kavminin, Medyen ahalisinin ve bütün o altı üstüne gelmiş kentlerin (felaket) haberleri onlara ulaşmadı mı? Öncekilere (de) elçileri hakikatin apaçık delilleriyle gelmişlerdi (fakat inkâr ettiler). Sonuçta, Allah onlara zulmetmiş değildi; fakat onlar asıl kendi kendilerine zulmediyorlardı.
Onlara, o kendilerinden mukaddem olanların, Nûh, Âd, Semûd kavminin ve İbrahim kavminin ve Medyen ile Mü'tefikat ashâbının haberi gelmedi mi? onlara peygamberleri açık mûcizeler ile gelmişti. Artık Allah Teâlâ onlara zulmeder olmadı, velâkin onları kendi nefislerine zulmeder oldular.
Kendilerinden önce gelip geçmiş milletlerin başlarına gelen olaylara dair haber onlara ulaşmadı mı? Nuh kavminden, Âd, Semud ve İbrâhim kavminden, Medyen halkından ve şehirleri yerle bir edilen toplumdan haberdar olmadılar mı? Onlara peygamberleri açık deliller getirdi ama inanmadılar, bundan dolayı Allah'ın gazabına uğradılar. Ama onlara Allah zulmetmedi, lâkin onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.
Onlara kendilerinden öncekilerin, Nuh, Ad, Semud kavminin, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve başları üstüne ters dönen şehirlerin haberi gelmedi mi? Elçileri, onlara açık deliller getirmişti (Ama inanmadılar, bundan dolayı Allah'ın gazabına uğradılar). Allah onlara zulmediyor değildi, onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.
Öncekilerin haberleri; Nuh’un, Ad’ın, Semud’un halkının, İbrahim halkının, Meyden’lilerin ve altı üstüne getirilmiş yerlerin haberleri size ulaşmadı mı? Elçileri onlara o açık belgelerle(mucizelerle) gelmişlerdi. Allah onlara yanlış yapmış değildir ama onlar yanlışı kendilerine yapmışlardı.
Onlara, kendilerinden önce geçen Nuh, Ad, Semûd kavimlerinin, İbrahim kavminin, Medyen ve alt üst olmuş şehirlerin halklarının haberleri gelmedi mi? Resulleri onlara belgeler getirmişlerdi. Allah, onlara zulmetmemiş fakat onlar, kendi kendilerine zulmetmişlerdi.
Onlara kendilerinden önce geçenlerin, Nuh kavminin, Âd'ın, Semud'un, İbrahim kavminin, Medyen halkının, yerle bir olan şehirlerin(20) haberi ulaşmadı mı? O kavimlere peygamberleri apaçık deliller getirmişlerdi. Allah onlara bir haksızlık etmedi; onlar kendilerine yazık etmekteydiler.
Gelmedi mi onlara kendilerinden öncekilerin haberi: Nûh kavminin, Âd'ın, Semûd'un, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve altı üstüne gelmiş kentlerin. Resulleri onlara açık-seçik ayetler getirmişti. Allah onlara zulmediyor değildi; aksine, öz benliklerine onlar zulmediyorlardı.
Gelmedi mi özlerine ḫaberi ol ümmetlerüñ ki kendülerinden önce geçdilerNūḥ ḳavmi gibi, daḫı Ād ḳavmi gibi ve ẞemūd, daḫı İbrāhīm ḳavmi gibi,daḫı Şu‘ayb ḳavmi gibi, daḫı Lūṭ ḳavmi gibi. Geldi anlara peyġamberleri dürlümu‘cizātlar‐ıla. Pes anlara Tañrı Ta‘ālā ẓulm eylemedi, līkin öz nefslerineẓulm eylediler.