Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
2088, sondan
4149. ayet;
17. sure ve
İsrâ Suresinin
59. ayetidir.
İsrâ Suresi 59. ayetinin kelime sayisi
21, harf sayısı
92 ve toplam ebced değeri ise
6599 olarak hesaplanmıştır.
İsrâ Suresinin toplam ebced değeri
473063 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
وما منعنا ان نرسل بالايات الا ان كذب بها الاولون واتينا ثمود الناقة مبصرة فظلموا بها وما نرسل بالايات الا تخويفا
ومامنعنااننرسلبالاياتالاانكذببهاالاولونواتيناثمودالناقةمبصرةفظلموابهاومانرسلبالاياتالاتخويفا
Vemâ mene’anâ en nursile bil-âyâti illâ en keżżebe bihâ-l-evvelûn(e)(c) veâteynâ śemûde-nnâkate mubsiraten fezalemû bihâ(c) vemâ nursilu bil-âyâti illâ taḣvîfâ(n)
Bizi, (Kureyş’in istediği) mucizeleri göndermekten, ancak, öncekilerin onları yalanlamış olması alıkoydu. (Nitekim) Semûd kavmine o dişi deveyi açık bir mucize olarak verdik de onlar bu yüzden zalim oldular. Oysa biz mucizeleri sırf korkutmak için göndeririz.
“İşaret” diye çevirdiğimiz âyetten maksat mûcizedir. Tefsirlerde bildirildiğine göre Mekke putperestleri akıllarınca Hz. Peygamber’i zor durumda bırakmak için kendisinden Safâ tepesini altına çevirmesi, Mekke’nin dağlık çevresini bereketli bir ova haline getirmesi gibi mûcizeler göstermesini isterlerdi (bk. İsrâ
17:90-93). Âyette Allah, bu mûcizeleri gerçekleştirmeyişinin sebebini açıklamaktadır. Çünkü Allah’ın yasası uyarınca, bu mûcizeler gösterildiği halde yine de inkârda direnirlerse –ki zaten bu isteklerinde samimi değillerdi– o takdirde hak ettikleri ceza hemen verilecekti. Nitekim eski bir Arap toplumu olan Semûd kavminin istedikleri mûcize gerçekleştiği halde, bir mûcize olarak yaratılan ve kesinlikle zarar vermemeleri istenen deveyi boğazlamışlar, böylece Allah’ın buyruğunu tanımadıkları için cezalandırılmışlardır (bk. A‘râf
7:73-79; Hûd
11:61-68). Mûcizenin ikna etmeyi değil korkutmayı, heyecan ve ürperti vermeyi amaçladığı belirtilmektedir. Kur’an’ın amacı ise ikna etmektir. Nitekim burada belirtilen anlamıyla diğer mûcizelere benzemeyen, kendine özgü bir mûcize olan Kur’an akla, sağduyuya hitap etmektedir. Mûcize ise genellikle olağan üstü bir olay olup akıl ötesidir; bu sebeple de insanlarda korku ve heyecan uyandırır.
Bizi, ayetler (mucizeler) göndermekten alıkoyan tek şey, öncekilerin onları yalanlamış olmasıdır. (Nitekim) Semûd kavmine de (mucize olarak) aydınlatıcı, (ders verici) bir dişi deve vermiştik de onlar (vahşice katlettikleri için) ona haksızlık etmişlerdi. (Oysa) biz ayetleri (mucizeleri) ancak (inkârcıları) korkutmak için göndeririz.
Bu ayet ‘Ankebût
29:50-51. ayetlerle birlikte okunmalıdır. Bu ayetler, Hz. Muhammed’e Kur’an dışında mucize verilmediğinin delillerindendir.
Mucizeler göndermekten bizi alıkoyan husus, öncekilerin mucizeleri yalanlamış olmasıdır. Nitekim Semûd kavmine gözle görülebilen bir mucize olarak dişi deveyi vermiştik de, onu haksız yere öldürmüşlerdi. Oysa Biz, mucizeleri yalnız korkutmak için göndeririz.[290]
[290] Mucize gönderilmeme nedeni hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XI, 310-315.
Bizi âyet¹ göndermekten alıkoyan şey, öncekilerin onu² yalanlamış olmalarıdır. Semûd halkına göz göre göre o dişi deveyi verdik. Onunla kendilerine zulmettiler.³ Ve Biz, âyetleri⁴ uyarmaktan başka bir şey için göndermeyiz.
1- Mucize. 2- Gönderdiğimiz mucizeleri. 3- Onu öldürmekle. (Bak
11:65). 4- Mucizeleri.
Bizi (müşrik ve münafıkların her istedikleri) ayet (ve mucize) leri göndermekten alıkoyan şey; (daha) öncekilerin (yaptığı gibi) onu yalanlamalarından (kendilerinin de inkâr ve isyana kalkışıp daha büyük belalara uğramalarından) başka bir şey değildir. (Hani) Semud'a dişi deveyi görünür (bir mucize) olarak gönderdik, fakat onlar bununla (onu boğazlamakla) zulmetmişlerdi. Oysa Biz ayetleri (mucizeleri) ancak (gafil ve cahil takımını) korkutmak (uyarıp uyandırmak) için göndeririz.
Bizi, mucizeler göndermekten meneden şey, ancak evvelki ümmetlerin, onları yalanlamalarıdır ve Semud'a apaçık bir mucize olarak dişi deveyi verdik de zulmettiler ona ve biz ayetleri, ancak korkutmak için göndeririz.
Bizi mucizeler ve açık belgeler göndermekten alıkoyan şey, ancak önceki ümmetlerin, onları yalanlamalarıdır. Semûd kavmine, apaçık mucize olarak dişi deveyi verdik de, deveyi boğazlamak suretiyle, kendilerine yazık ettiler. Biz ayetlerimizi daima, korkutup uyarmak için göndermişizdir.
Peygamberler görevlendirirken mûcizelerle onları desteklemekten bizi alıkoyan tek şey, öncekilerin bu mucizeleri yalanladıklarını, kanunlarımız gereği, helâke maruz kaldıklarını biliyor olmamızdır. Nitekim Semûd kavmine açık bir mûcize olmak üzere bir dişi deve vermiştik. Onlar, bu devenin haklarına riayet etmemek, onu öldürmek suretiyle bu maddî mûcizeyi hiçe sayıp helak oldular. Bizim, insanları endişeye düşürerek uyaran mucizelerle destekli peygamberler görevlendirip göndermemiz, onları korunma esaslarını benimsemeye teşvik içindir.
Bizi mucizeler göndermekten alıkoyan, öncekilerin onları yalanlamış olmasından başka bir şey değildir. Semud'a apaçık (bir mucize) olarak dişi deveyi verdik de ona zulmettiler. Oysa biz mucizeleri ancak korkutmak için göndeririz.
59.Hakim, Taberani ve daha başkalarının Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiklerine göre Mekke müşriklerinin Resulullah (a.s.)`tan Safa tepesini kendileri için altın yapmasını ve çevrelerindeki dağları ortadan kaldırmasını istemeleri üzere, bu mucizenin gösterilmesinden sonra yine de inkâr etmeleri durumunda kesin helâk edilecekleri bildirilmiş ve bu ayeti kerime indirilmiştir.
Bizi ayet (mucize)ler göndermekten, öncekilerin onu yalanlamasından başka bir şey alıkoymadı. Semud'a dişi deveyi görünür (bir mucize) olarak gönderdik, fakat onlar bununla (onu boğazlamakla) zulmetmiş oldular. Oysa biz ayetleri ancak korkutmak için göndeririz.
(Kureyş kavminin iman etmek için istediği) o mûcizeleri göndermekten bizi alıkoyan da yoktur. Ancak bu mûcizeleri, evvelki ümmetler yalanladılar (Yine imana gelmediler). Biz, Semûd'a, açık bir mûcize olarak o dişi deveyi verdik de, sonra inkâr edip öldürdüler. Halbuki biz, o mûcizeleri, ancak korkutmak için göndeririz.
Bizi mucizeleri göndermekten alıkoyan tek şey, evvelkilerin onları yalanlamasıdır. (Yani size de mucize gelse, siz de inkâr edeceksiniz.) Nitekim Semud kavmine apaçık bir mucize olarak deveyi gösterdik. Yalanladılar ve ona zulmettiler. Biz artık mucizeleri, ancak korkutmak için göndeririz. (Yani her mucize, kendilerine göründüğü kâfir toplumun başına bir belanın geldiğini bildirir. Çünkü böyle zalim bir toplum, mucizelere aldırış etmez, neticede azabı hak ederler.)
Belgeler göndermekten bizi alıkoyan şey, eskilerin yalanlamış olmasıdır; Semud ulusuna, belge olarak dişi deve gönderdik, ona zulmettiler, belgeleri ancak biz korkutmakçin göndeririz
(Kureyş toplumunun iman etmek için istediği) o mucizeleri göndermekten bizi alıkoyan da yoktur. Ancak bu mucizeleri, evvelki ümmetler yalanladılar (yine imana gelmediler). Biz, Semûd kavmine, açık bir mucize olarak o dişi deveyi verdik ve (onu öldürdüler de) bu yüzden zalim oldular. Hâlbuki biz, o mucizeleri, ancak (ahiret azabından) korkutmak için göndeririz.
Bizi mucize göndermekten alıkoyan, ancak, öncekilerin onları yalanlamış olmalarıdır. Semud milletine gözle görülebilen bir mucize, bir dişi deve vermiştik de ona zulmetmişlerdi. Oysa Biz mucizeleri yalnız korkutmak için göndeririz.
Bizi, âyetler (mucizeler) göndermekten alıkoyan tek şey, öncekilerin bu âyetleri yalanlamış olmasıdır. Nitekim Semûd kavmine, açık bir mucize olmak üzere bir dişi deve vermiştik. Onlar ise, (bu deveyi boğazladılar ve) bu yüzden zalim oldular. Oysa biz âyetleri ancak korkutmak için göndeririz.
Burada «âyet»ten maksat, kâfirlerin, keyiflerine göre gösterilmesini istedikleri mucizelerdir. Nitekim, Abdullah b. Abbas’ın rivayetine göre Mekke müşrikleri, Resûlullah (s.a.)tan, Safa tepesini altın ve gümüş yapmasını istemişlerdi. Âyet-i kerimeden anlaşıldığına göre, daha önceki kavimler de bu tür mucizeler istemişlerdi ki, onların asıl maksadı, inanmak değildi. Allah Teâlâ, onların, peygamberlerinden istediği bu mucizeleri tahakkuk ettirmiş, fakat iman etmedikleri için de onları helâk etmişti. Bu, Allah’ın bir kanunudur. Eğer Hz. Peygamber de, müşriklerin istedikleri bu nevi mucizeleri göstermiş olsaydı, -ki, onlar yine de inanmayacaklardı- o takdirde geçmiş kavimler gibi onlar da helâk olacaklardı. Nitekim bu âyette Sâlih Peygamber’in kavmi Semûd’un isyankâr tutumuna değinilmekte ve mucizeden maksadın korkutmak olduğu tasrih edilmektedir ki, ancak bu takdirde mucize imana vesile olabilir ve beklenen faydayı sağlayabilir.
Bizi ayetler (mucizeler) göndermekten alıkoyan şey, öncekilerin onları yalanlamış olmasıdır. Örneğin, Semud'a açık bir (mucize) olarak deveyi vermiştik. Fakat ona haksızlık ettiler. Biz mucizeleri yalnızca uyarı amacıyla göndeririz
Bizi, âyetler (mucizeler) ve peygamber göndermekten alıkoyan şey, ancak öncekilerin onları yalanlamış olmalarıdır. Semûd'a, açık bir mucize olarak o dişi deveyi vermiştik de ona zulmetmişlerdi (deveyi boğazlayarak kendilerine yazık etmişlerdi). Oysa biz, o mucizeleri ancak korkutmak için göndeririz.
O istenilen âyetler (mu'cizeler) le risalet vermekten bizi men'eden de yoktur, ancak onları evvelki ümmetler tekzib ettiler, Semude gözleri göre göre o nakayı verdik de onunla kendilerine zulmettiler, halbuki biz o âyetleri ancak korkutmak için göndeririz
Bizi (Kureyşe) âyetler (mucizeler) göndermemizden alıkoyan (sebeb başka değil) ancak evvelki (ümmet) lerin onları tekzîb etmiş olduklarıdır. Biz, Semuda gözleri göre göre o dişi deveyi verdik de (onu öldürdüler ve) bu yüzden (kendilerine) zulmetdiler. Halbuki bir âyetleri (azâb ve ihlâk için değil) ancak (âhiret azabından) korkutmak için göndeririz.
(Müşriklerin istedikleri) o mu'cizeleri göndermekten bizi alıkoyan (tek) şey, evvelkilerin onları yalanlamasıdır. Nitekim Semûd (kavmin)e (peygamberlerinin hakkaniyetini) gösteren (bir mu'cize) olarak o dişi deveyi vermiştik de ona (o mu'cizeyiyalanlamaları sebebiyle, kendilerine) zulmettiler. Hâlbuki (böyle) mu'cizeleri, ancak korkutmak için göndeririz.(1)
(1)Mekkeliler, Resûl-i Ekrem (asm)’dan kendileri için Safâ tepesinin altın olmasını ve Mekke’nin etrâfındaki dağların bereketli bir arâzi hâline gelmesini ve çiftçilik yapmalarına elverişli olmasını istediler. Cenâb-ı Hakk da peygamberine bildirdi ki: “Şâyet onların bu isteklerini yerine getirseydik ve onlar da bu mu‘cizeleri yalanlasalardı, artık bütün müşriklerin köklerini tamâmıyla kesecek bir azab üzerlerine inerdi.” (Râzî, c.
10:20, 236)Ayrıca insanları kabûle mecbur bırakacak nev‘den mu‘cizeler gösterilmeyişinin hikmeti hakkında bakınız; (sahîfe 127, hâşiye 2)
Mucizeleri göndermekten bizi alıkoyan şey, yalnızca daha önceki toplumların kendilerine gelen mucizeleri yalanlamasıdır. Semud kavmine sadece gözlemlemeleri için dişi deveyi vermiştik de onlar o deveye zulüm ederek boğazlamışlardı. Biz mucizeleri yalnızca korkutmak için göndeririz.
Evvelkiler mûcizeleri yalan saymasalardı o istedikleri mûcizeleri şimdi göndermeye bizim için hiçbir mâni yoktu. Semud kavmine dişi deveyi görünür bir mûcize vermiştik. Onlar deveyi itlâf etmekle kendilerine zulüm ettiler. Biz mûcizeleri ancak korkutup inanmaları için göndeririz.
Bizi mucizeler göndermekten, öncekilerin onu yalanlamasından başka bir şey alıkoymadı. Semud'a dişi deveyi görünür (bir mucize) olarak gönderdik, fakat onlar ona zulmettiler. Oysa biz ayetleri ancak korkutmak için göndeririz.
İnkârcıların keyfî olarak istedikleri mûcizeleri göndermeyişimizin tek sebebi, daha önceki toplumların bu tür mûcizeleri gözleriyle gördükleri hâlde onları hep yalanlamış ve daha sonrakilerin de aynı şekilde yalanlayacak olmalarıdır. Dolayısıyla, çağdaş kâfirlerin —öyle iddia ettikleri gibi— mûcize görünce iman edivereceklerini sanmayın. Nitekim, bir zamanlar Semud halkına apaçık bir mûcize olarak yarılan bir kayadan çıkan o meşhur deveyi vermiştik fakat ona azgınca saldırarak kendilerine zulmetmişlerdi! O hâlde, inkârcılar ne kadar isteseler de, artık onlar istedi diye böyle mûcizeler göndermeyeceğiz. Çünkü Biz mûcizeleri, insanları zorla imana getirmek veya toplumları helâk etmek için değil, ancak korkutup uyarmak amacıyla göndeririz. İşte bunun için, büyük mûcizeyi, Kur’an’ı gönderdik:
Âyetler’i göndermemize engel olan şey ancak Öncekiler’in onları yalanlamalarıdır.
Semûd’a, ibret olmak üzere / göz göre göre Deve’yi verdik; ona zulmettiler.
Oysa Âyetler’i ancak korkutmak üzere gönderiyoruz.
Bizi mûcizeleri (hemen) göndermekten alıkoyan (tek şey), önceki (ümmet)lerin (mûcizeleri) yalanlamaları (ve bu yüzden azaba çarptırılmaları)dır. Semûd (toplumuna) dişi deveyi açık bir mûcize olarak verdik de onlar, onunla (onu boğazlayarak kendilerine) zulmettiler. Oysa Biz (somut) mûcizeleri sadece insanları korkutmak için göndeririz.1
1 Bu âyetin iniş sebebi: Mekkelilerin Peygamberimizden Safa tepesinin altın yapılmasını ve Mekke civarındaki dağların kaldırılmasını istemeleridir. Peygamberimiz bunu Allah’tan isteyince; Allah: “istersen yaparım ve eğer inkâr ederlerse önceki kavimler gibi onları da helâk ederim.” buyurdu. Bunun üzerine Peygamberimiz; “istemem yarabbi!” dedi ve bu âyet nâzil oldu. (Ahmed, Neseî)
Bizi [öncekiler gibi, bu mesajı da] mucizevî belirtilerle birlikte göndermekten alıkoyan tek sebep, önceki toplumların onları hep yalanlamış olmalarıdır; 71 nitekim, Semûd kavmine uyarıcı-aydınlatıcı bir belirti olarak o dişi deveyi verdik, ama onlar bunu kâle almadılar. 72 Oysa biz bu kabil belirtileri yalnızca korkutup uyarmak amacıyla göndermişizdir.
Öncekilerin yalanlamış olması bizi ayetler göndermemizi engellemedi. Semûd’a, apaçık bir mucize olarak o dişi deveyi vermiştik ama onu hunharca keserek emrimize karşı gelip kendilerine zulmettiler. Zira biz ayetleri korkutarak uyarmak için göndeririz. 120/133-134, 29/50-51, 226/154...157, 91/11...15
Bizim (yeni) ilâhî kudret delilleri göndermemize yalnızca önceki toplumların onları yalanlamış olmaları engel oldu.[2288] Nitekim Semud’a (risaletin) görünür bir delili olarak dişi deveyi vermiştik,[2289] fakat temsil ettiği gerçeği inkâr yoluyla ona zulmettiler;[2290] oysa Biz bu tür âyetleri, yalnızca korkutma amacıyla göndermişizdir.[2291]
[2288] Bu âyet, Hz. Muhammed’e, daha önceki peygamberlere verilen türden hissi ilâhî kudret delilleri verilmediğini söyler. Aynı zamanda bu verilmeyişin gerekçesini de açıklar. Allah Rasûlü’nün risaletini destekleyici ‘ilâhî kudret delîli’ (âyet), daha öncekiler gibi beş duyuya hitabeden türden değil, akla hitabeden türdendir. O ilâhî kudret delîli vahiydir: “Ne yani! Şimdi, bu ilâhî kelâmı kendilerine iletmen için sana indirmiş olmamız (ilâhî kudret delîli isteyen) o kimselere yetmedi mi?” (
29:51). Bu, “Rabbinden ona bir ilâhî kudret delîli/âyet indirilmesi gerekmez miydi?” (
29:50) sorusuna verilmiş bir cevaptır. İlk inkârcı muhatapların bu tür taleplerini reddeden bir başka âyet, bu red için “Eğer kendilerine bir ilâhî kudret delîli gelmiş olsaydı yine de inanmazlardı” (
6:109) gerekçesini gösterir.
[2289] Mubsıraten, besâir’den farklı olarak edilgen ve nesne konumunda, kendisini görecek göz arayan risalet delilleridir (Bkz:
17:102, not 120). Bu deliller Sâlih peygamberin dişi devesi, gündüzün ve gecenin âyetleri (
17:12) ve kendisi risaletin apaçık delili (âyâtun beyyinâtun) olan gaybî âyetler gibi (
27:13) gözleri faltaşı gibi hakikate açıcı unsurlardır.
[2290] Bihâdaki bâ edatının işlevinden yola çıkarak Ebu Ubeyde ve Zemahşerî, buradaki zulmü “inkâr” olarak almışlardır. Aynı işlevi göz ardı etmeden, fakat A’râf 73’teki “vahşice katletmeyi” de göz önüne alarak, ulaşılabilecek en kapsamlı anlam bu olsa gerektir.
[2291] İlk muhatabı olan inkârcı topluma, istedikleri (Bkz: Âyet 90-93) ilâhî kudret delillerinin gelmemesinin kendi lehlerine olduğu, helâk olan Semud toplumu örnek verilerek îmâ ediliyor.
“Muhatabı aciz bırakarak zorla boyun eğdirme” anlamına gelen mucize kelimesi Kur’an’da ve sahih hadislerin ve 9 ünlü hadis kitabının hiçbirinde geçmez. İslam tarihinde “mucize” ıstılahı ilk defa hicri 4. yüzyılda görülür. Esasen mucize ile iman, zorla imana benzer. Mucize ile ifade edilen hakikati Kur’an âyet ve onun çoğulu olan âyât ile ifade eder. Kur’an aynı kelimeyi insan, tabiat ve kâinattaki varlıklar için de kullanır. Yani âyet/âyât hem olağan hem de olağandışı için kullanılır. Mucize kelimesi İslam kültürüne, hicri 3. yüzyılın ikinci yarısında girmiştir. Bu kelimenin İslam kültürüne girişinin hangi şartların zorlamasıyla gerçekleştiği ve bunun Kur’an bilgi sisteminden kopuşu ne derece etkilediği, müstakil bir araştırma ve inceleme konusudur.
Kur’an’ı bütünsel bir okumaya tabi tuttuğumuzda, mucize konusunda şu sonuçlara ulaşmaktayız:
1) Kâinatta Allah’ın kudret eli değmiş olan her şey mucizedir. Etrafımız bu tür olağan mucizelerle kuşatılmıştır (
12:105).
2) Olağandışı hiç bir mucize, Allah’ın sünnetinin dışında değildir. Zira Allah’ın sünnetinde bir değişme ve bir dönüşme olmaz (
35:43). Mucizelerin olağanüstü bulunması, insanoğlunun tecrübesinin ve bilgisinin sınırlılığındandır. Olağandışı mucizeler, yaratıcıya ait sünnetin değil, yaratılmışa ait adetin istisnasıdırlar.
3) Hz. Musa gibi önceki rasullerden bazılarına, olağanüstü mucizeler verilmiştir.
4) Allah Rasûlü’nün Kur’an’dan başka mucizesi yoktur (
29:50-51 ve
17:59). Aksini iddia eden Kur’an’ı yalanlamış olur. İsra rüyasında Nebi’ye gösterilen “âyetlerden bazıları” eğer “mucize” olarak adlandırılacaksa, “Allah Rasûlü’nün gösterdiği” değil, “Allah Rasûlü’ne gösterilen” mucizedir.
5)Kaynaklarımız, Kur’an dışında, Hz. Muhammed’in mucizesine şahit olup da iman eden tek bir kişinin varlığını kaydetmemiştir.
Ve Bizi âyetler ile peygamber göndermekten bir şey men etmiş değildir. Ancak onları eski kavimler tekzîp etmişlerdir. Ve Semûd'a gözleri göre göre o dişi deveyi verdik, onlar ise onunla zulmettiler ve Biz âyetleri göndermeyiz, ancak korkutmak için göndeririz.
Kâfirlerin keyfî olarak istedikleri mûcizeleri göndermeyişimizin tek sebebi, daha önceki kâfirlerin bu gibi mûcizeleri yalanlamış olmalarıdır. Nitekim Semud halkına açık bir mûcize olarak o dişi deveyi verdik de onu öldürdüler ve bu yüzden kendilerine zulmettiler. Biz o âyetleri sadece korkutmak için göndeririz. [5, 115; 7, 65] {KM, Markos 8, 12}
Bizi ayetler (mu'cizeler) göndermekten alıkoyan şey, evvelkilerin, (onları) yalanlamış olmasıdır. Semud(kavmin)e açık bir mu'cize olarak dişi deveyi verdik, o zulmetmelerine sebeb oldu (deveyi boğazlayarak kedilerine yazık etmiş oldular). Biz mu'cizeleri, yalnız korkutmak için göndeririz.
Seni mucizelerle göndermemizi engelleyen tek şey, öncekilerin onlar karşısında yalana sarılmalarıdır. Semûd’a, gerçeği gösteren belge olarak bir dişi deve vermiştik ama ona yanlış iş yapmışlardı. Biz mucizeleri sadece korkutmak için göndeririz.
Bizi mucize göndermekten alıkoyan, ancak öncekilerin onları yalanlamış olmalarıdır. Semud kavmine mucize olarak gözleri önündeki Deve'yi vermiştik. Ama ona zulmettiler. Oysa biz mucizeyi sadece korkutmak için göndeririz.
Onların istedikleri mucizeleri göndermeyişimizin sebebi, daha öncekilerin de bunları yalanlamış olmalarıdır. Nitekim Semud kavmine hakikati apaçık gösteren bir mucize olarak deveyi vermiştik de onlar bu yüzden zulmetmişlerdi. Halbuki Biz mucizeleri ancak korkutmak için göndeririz.(8)
(8) Helâk etmek için değil, başlarına gelecek azaptan sakındırmak için göndeririz. İbret alan alır; inkârında direten de azaba müstehak olur.
Bizi, mucizeler göntermekten alıkoyan, daha öncekilerin onları yalanlamış olmasından başka bir şey değildir. Semûd kavmine o dişi deveyi açık bir mucize olarak verdik de onunla kendilerine zulmettiler. Biz, mucizeleri yalnız korkutup sindirmek için göndeririz.
daħı yıġmadı bizi kim viribiyevüz nişānları illā kim yalan duttı anları öñdüngiler daħı virdük ŝemūd’a arvava devesin bellü eyleyici-y-iken pes žulm eylediler aña. daħı viribimezüz nişānları illā ķorķıtmaķ içün.
Daḫı ne nesne ḳaytardı bizi āyetler göndermekden illā yalanlamaġ‐ıçunevvelki ümmetler. Daḫı virdük ẞemūd ḳavmine deveyi mu‘cizāt. Pes kāfir ol‐dılar anı öldürmek bile. Daḫı biz göndermezüz āyetleri illā ḳorḳutmaġ‐ıçun.
Bizə mö’cüzələr göndərməyə mane olan şey ancaq əvvəlkilərin (keçmiş ümmətlərin) onları yalan hesab etmələridir. Biz Səmud tayfasına açıq-aşkar bir mö’cüzə olaraq dişi (maya) bir dəvə verdik, lakin onlar ona zülm etdilər (dəvəni tutub kəsdilər). Biz mö’cüzələri yalnız (bəndələrimizi) qorxutmaq üçün göndəririk.
Naught hindereth Us from sending portents save that the folk of old denied them. And We gave Thamud the she camel a clear portent but they did wrong in respect of her. We send not portents save to warn.
And We refrain from sending the signs, only because the men of former generations treated them as false:(2245) We sent the She-camel(2246) to the Thamud to open their eyes, but they treated her wrongfully: We only send the Signs by way of terror (and warning from evil).(2247)*
2245 Past generations treated Signs and Portents with contempt or rebellion, and brought about their own undoing. It is only Allah's Mercy that gives them Grace for a time and prevents the coming of those Portents and Punishments which would overwhelm them if they were put to their trial at once. 2246 An example is cited from the story of Thamud. A wonderful she-camel was sent among them as a Portent and a Symbol. In their wickedness they hamstrung her. So instead of her reclaiming them she was a cause of their destruction, as their sin and rebellion were laid bare. For the story of the she-camel and the reference to the passages in which she is mentioned, see n. 1044 to
7:73. 2247 Signs, Miracles, and Portents are sent by Allah as a warning, to strike terror into the hearts of evildoers and reclaim them to the right path. I have discussed Fear as a motive for reclaiming certain kinds of hard hearts, in my note 82 to
2:74. But some hearts are so hard that even this motive does not work. As they have a limited free will given by Allah, they are to that extent free to choose. But when they actually choose evil, Allah in His infinite Mercy delays their punishment and removes the occasion for their immediate self-destruction by withholding the Signs which might make them transgress all the more and compass their total destruction.