Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
2355, sondan
3882. ayet;
20. sure ve
Tâhâ Suresinin
7. ayetidir.
Tâhâ Suresi 7. ayetinin kelime sayisi
7, harf sayısı
30 ve toplam ebced değeri ise
2108 olarak hesaplanmıştır.
Tâhâ Suresinin toplam ebced değeri
387758 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure
طه hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette
ط (0)
ه (2) bulunuyor.
وان تجهر بالقول فانه يعلم السر واخفى
وانتجهربالقولفانهيعلمالسرواخفى
Ve-in techer bilkavli fe-innehu ya’lemu-ssirra veaḣfâ
Sen sözü açığa vursan da, gizlesen de Allah için birdir. Çünkü O, gizliyi de bilir, ondan daha gizli olanı da.
Bütün evren rahmân olan Allah’ın hükümranlığı altında olduğuna göre, varlıklar âlemi O’nun merhametiyle kuşatılmış demektir, her varlık fark etse de etmese de O’nun rahmetinden payına düşeni almaktadır (“arş” ve “istivâ” kelimelerinin açıklaması için bk. A‘râf
7:54). Göklerde, yeryüzünde ve ikisi arasında bulunan her şeyin Allah’a ait olduğu birçok âyette ifade edilmiştir. Kur’an’ın sadece bu âyetinde, belirtilenlerin yanı sıra toprağın altındakilerin de O’na ait olduğu bildirilmiştir. Müfessirler genellikle bu ifadeyi yerin yedi kat altındakiler şeklinde açıklamışlardır; bu yaklaşıma göre insan için genellikle merak konusu olan bir alana işaret edilmiş olur. Âyette varlık ve olayların insan tarafından yakından gözlemlenebilen bir kesitine özel bir vurgu yapılmış olduğu düşüncesinden hareketle, bu ifade “toprağın hemen altındakiler” şeklinde de yorumlanabilir. Her hâlükârda, bu unsura özel olarak yer verilmesiyle, hiçbir şeyin Cenâb-ı Hakk’ın mutlak egemenliği dışında düşünülemeyeceğine dikkat çekildiği açıktır. Belirtilen mutlak egemenliğin en açık göstergesi, Allah’ın kâinattaki her varlık ve olayın bilgisine sahip olması ve hiçbir şeyin O’na gizli kalmamasıdır. İlâhî bilginin bütün inceliklere ve ayrıntılara nüfuz derecesini iyi kavramamız için, sadece saklananlara değinilmekle yetinilmeyip daha gizli olanlara ayrıca temas edilmiştir. 7. âyetteki “gizli” diye çevirdiğimiz sır ve “gizlinin gizlisi” diye çevirdiğimiz ahfâ kelimeleri değişik biçimlerde yorumlanmıştır. Bazı müfessirlere göre “sırdan daha gizli olan”ın anlamı “kişinin içinden geçirip dış dünyaya yansıtmadıkları”dır. Taberî bu konudaki görüşleri verdikten sonra kendi tercih ettiği yorumu şöyle belirtir: “Sırdan daha gizli olan, Allah’ın kullarından sakladığı, var olması imkân dahilinde bulunmakla birlikte henüz varlıklar alanına çıkmamış olanlar içinden kulların bilmedikleridir; zira bunları ancak Allah ve sonra da O’nun kendilerine bildirdiği kullar bilebilir” (XVI, 139-141 ). M. Esed ise âyetin bu kısmını, “O sadece insanın dile getirilmeyen bilinçli düşüncelerini değil, bilinç altında olup bitenleri de bilmektedir” şeklinde açıklar (II, 624). Tasavvufçular insanın mânevî varlığını derinliğe doğru “kalp, sır, ruh, hafî, ahfâ” şeklinde sıralarken (bk. H. Kâmil Yılmaz, s. 460), bu kelimelerin geçtiği âyetlere dayanmışlardır. Buna göre Allah, kâinatın özü olan insanın en derin ve en gizli boyutlarını da bilmektedir. 8. âyette geçen ve “en güzel isimler” diye çevirdiğimiz esmâ-i hüsnâ, “Allah Teâlâ’nın en güzel ve en mükemmel anlamlara ve niteliklerine delâlet eden isimleri” anlamına gelir (bilgi için bk. A‘râf
7:180).
Sözü açıktan söylesen de (O) gizliyi ve gizlinin gizlisini bilir.
Eğer sen sözü açıktan söylersen, şüphesiz Allah gizli olanı, gizlinin gizlisini de bilir.
Sözü açıkça söylesen de söylemesen de bil ki O, gizliyi de saklıyı da bilir.¹
1. Düşüncelerini de duygularını da.
Sözü açığa vursan da (gizlesen de birdir) . Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir.
Sesini yükseltsen de, yükseltmesen de hiç şüphe yok ki o, gizliyi de bilir, açığa vurulanı da.
Sözü ister gizle, ister açığa vur, O insanın gizli düşüncelerini de bilir, gizlinin gizlisi duygularını da.
Sen, dileğini, duanı yüksek sesle söylesen de, gizlice niyazda bulunsan da far-ketmez. O fısıltıyı da, gizliyi de, gizlinin giz-lisini de bilir.
Sen sözü açığa vursan da (gizlesen de birdir). Çünkü muhakkak O gizliyi de ondan daha gizlisini de bilir.
Sözü açığa vursan da, (gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi ve gizlinin gizlisini de bilir.
Sen (Allah'a ettiğin dua ve zikirle) sesini yükseltsen, bil ki, Allah bundan müstağnidir. Çünkü Allah gizliyi de bilir, kalbdekini de. (Bunun için bağırarak dua etmeye lüzum yok, huzur ve ihlâs lâzımdır.)
(Dua ve ibadetlerde) sesini yükseltsen de, (bil ki Allah’ın yüksek sese ihtiyacı yoktur.) Çünkü O, sırları da, ondan daha gizli olanı da bilir.
Sen bir sözü açıkça söylesen dahi, Allah bilir hem gizliyi, hem de daha saklıyı
Sen sözü açığa vursan da gizlesen de Allah için birdir. Çünkü O, gizliyi de bilir, ondan daha gizli olanı da.
Sen sözü istersen açığa vur, şüphesiz O gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.
Eğer sen, sözü açıktan söylersen, bilesin ki O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.
(Niyetini) Sözle açıklasan da (açıklamasan da) O, gizliyi ve gizlinin gizlisini bilir.
Sen (Allah'a ettiğin dua ve zikirle) sesini yükseltirsen (bilki Allah bundan mustağnîdir.). Çünkü O şüphesiz gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.
Sen bu sözü ı'lan edeceksen de o hem sirri bilir hem daha gizlisini
Sen sesini yükseltsen (de, yükseltmesen de birdir). Çünkü O, gizliyi de, gizlinin daha gizlisini de bilir.
(Duâda) sesi yükseltsen de (yükseltmesen de O'nun için birdir, işitir!); çünki şübhesiz O, gizliyi de, daha gizli olanı da bilir.
Sözü açıkça söylesen de, sözün gizli olanını ve ondan daha gizlisini de O bilir.
Sözü açıkça söylesen de O, gizli sözünü, belki daha saklısını bilir.
Sözü açığa vursan da (gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi de gizlinin gizlisini de bilmektedir.
Ey insanoğlu! Sözlerini içinde gizlesen de, açığa vursan da, Allah için birdir; çünkü O, gizli söz ve düşünceleri de bilir, bundan çok daha gizlileri de...
Söz’ü açığa vurursan, şüphesiz O, Sırr’ı da, en gizliyi de biliyor.
(Ey Muhammed!) Sözü (ister gizle) ister açığa vur. Çünkü O, gizliyi de gizlinin gizlisini1 de bilir.2
1 Sır: Bir kimsenin kendi kendisine veya başkasına gizlice söylediği, ahfâ: bir kimsenin içerisinde gizlediği, olacak fakat henüz olmamış bulunan şeyler demektir. 2 Ayrıca (أَخْفَى) fiil olarak düşünülürse âyetin bu bölümü; “...Çünkü O, (kullarının) gizlediklerini bilir, kendi (sırlarını ise) gizlemiştir.” şeklinde de tercüme edilebilir.
Sözü (ister gizle ister) açığa vur, O [insanın] gizli [düşüncelerini de] bilir, gizlinin gizlisi (duygularını) da. 4
Düşünceni açıkça söylesen de gizlesen de fark etmez zira O, gizliyi ve en gizliyi bilendir. 2/77, 3/167, 5/61, 9/105, 11/5, 1438
Düşünceni[2549] ister yüksek sesle dile getir (ister getirme); unutma ki O, gizli (düşünceleri) bildiği gibi, ondan daha gizli (duyguları) da bilir.[2550]
[2549] Kavl bu bağlamda “düşünce” vurgusu taşır (Krş:
18:39).
[2550] Sırr, insanın “bilip de gizledikleri” olduğuna göre, “daha gizli-saklı” anlamına gelen ahfâ, sırrdan daha derinlerde olmalıdır. Âyetin girişiyle birlikte ele aldığımızda birinci tür gizleri dile getirilmesi kolay olan düşünceye, ikincisini dile getirilmesi çok daha zor olan duyguya hasretmek yanlış olmayacaktır. Zımnen: Allah seni senden iyi bilir ve bu yüzden seni senin şerrinden de korur.
Ve sen sözü izhar etsen de etmesen de müsavîdir. Çünkü O, şüphe yok ki gizliyi de, daha gizlice olanı da bilir.
İster yavaş konuş, ister açıktan, O'na göre birdir. Zira O gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir. [25, 6]
Sözü açık söylesen de (gizli söylesen de) muhakkak O, gizliyi de ondan daha gizlisini de bilir.
Âyetteki ÃÎòáé kelimesi, daha gizli anlamına geldiği gibi, açık anlamına da gelir. İkinci takdirde âyetin anlamı "O, gizliyi de, açığı da bilir" şeklinde olur.
İster söyle ister söyleme; o gizli (sır) ve saklı (ahfa) ne varsa bilir.
Sesini yükseltsen de yükseltmesen de, sırrı ve en gizli şeyleri şüphesiz O bilir.
Sen sözünü açığa vursan da, vurmasan da birdir. O saklı olanı da bilir, ondan daha gizli olanı da.
Sen bu sözü açıkça duyuracaksan da O, gizliyi de bilir, gizliden daha gizliyi de...
daħı eger yüceldür-iseñ anuñ söz-ile bayıķ ol bilür göñül-ile söyledügin daħı gizlüregi.
Eger sırrı āşikāre söyleseñ, pes Tañrı Ta‘ālā bilür gizlü sırları, sırdanmaḫfīleri daḫı.
(Ey insan!) Sən (dua edərkən) səsini ucaltsanda (ucaltmasan da, heç bir fərqi yoxdur). Çünki Allah sirri də, sirdən daha gizli olanı da (məxfini də) bilir. (Allah nəinki qəlblərin sirlərindən, hətta ani olaraq ürəklərdən keçən gizli niyyətlərdən də xəbərdardır. Buna görə də özünü yorub uca səslə dua, yaxud zikr etmə. Əsas məsələ Allaha edilən ibadətin səmimiyyətidir).
And if thou speakest aloud, then Lo! He knoweth the secret (thought) and (that which is yet) more hidden.
If thou pronounce the word aloud, (it is no matter): for verily He knoweth what is secret and what is yet more hidden.(2538)*
2538 There are two implications. (1) Whatever you profess, or say aloud, gives no information to Allah: He knows not only what is secret and perhaps unknown to others, but what people take special care to conceal. (2) It docs you no good to make insincere professions: your hidden motives are known to Him, Who alone matters. (3) If you read the Word of Allah, or if you pray to Allah, it is not necessary to raise your voice: in either case, Allah will judge you by your inner thoughts which are like an open book to Him.