Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2900, sondan 3337. ayet; 25. sure ve Furkan Suresinin 45. ayetidir. Furkan Suresi 45. ayetinin kelime sayisi 16, harf sayısı 57 ve toplam ebced değeri ise 3978 olarak hesaplanmıştır. Furkan Suresinin toplam ebced değeri 292301 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
الم تر الى ربك كيف مد الظل ولو شاء لجعله ساكنا ثم جعلنا الشمس عليه دليلا
İnkârcıların, nefsânî tutkularını tanrılaştırırcasına akıl ve iz‘an yolundan saptıklarını bildirerek bu tutumun yanlışlığını vurgulayan âyetlerin ardından bu bölümde de insanın aklına, irfanına ve basiretine hitap eden deliller ortaya konmakta; insanın her an içinde yaşadığı tabiat olaylarındaki yaratıcı kudrete işaret eden ontolojik düzenden, bu düzeni kuran ve sürdüren ilâhî yasalardan bazı örnekler verilmekte; bu suretle insanlar, Kur’an’ın temel hedefi olan Allah’a imana ve hidayet yoluna davet edilmektedir.
50. âyetteki “... kendilerine” diye çevirdiğimiz beynehüm ifadesi lafzî olarak “aralarında” anlamına gelir. Ancak biz, bu ifadenin Türkçe anlatım tarzına en uygun karşılığının tercih ettiğimiz şekilde olduğunu düşünüyoruz. Bu âyet, Kur’an’da bazı bilgilerin, uyarıların, ibretli olayların vb. anlatımların yer yer aynı ifade kalıplarıyla sık sık tekrar edilmesinin sebebini de ortaya koymaktadır.
Mehmet Okuyan
Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi? Dileseydi onu hareketsiz yapardı. Sonra güneşi ona (gölgeye) kılavuz yaptık.
Görmedin mi Rabbin, gölgeyi nasıl uzatıvermektedir? Eğer dilemiş olsaydı onu durgun (yerinde sabit) kılardı. (Hem) Sonra Biz Güneş’i ona bir delil kılmışızdır.
Görmez misin ey insanoğlu! Rabbin gölgeyi nasıl uzatıyor; eğer dileseydi, hiç şüphesiz onu olduğu gibi bırakırdı; sonra gölgeye güneşi yol gösterici kılmışızdır.
Rabbinin, gölgeyi nasıl uzattığını, koyulaştırdığını düşünmüyor musun? Eğer Allah'ın sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olsaydı, onun kesinlikle bir kararda, sabit bir halde durmasını planlayabilirdi. Dahası var! Güneşin gölgeyle irtibatını nasıl planladığımıza bakmıyor musun?
Rabbinin kudretine bakmaz mısın (fecirle güneşin doğuşu arasında) gölgeyi nasıl yayıyor? (Ne karanlık var, ne de aydınlık). Dileseydi, o gölgeyi devamlı ve sabit yapardı (onu güneşle gidermezdi). Sonra biz, güneşi de, o gölge üzerine bir delil yaptık (güneşin varlığından gölge bilinir).
45-46. Görmez misin, Rabbin gölgeyi (koyduğu tabiat yasalarına bağlı olarak akşama doğru) nasıl uzatıyor. Eğer dileseydi, onu olduğu gibi bırakırdı (dünyayı durdururdu da yaşanmaz hale getirirdi). Sonra biz, güneşi de o gölge üzerine bir delil yaptık. Sonra onu (uzayan gölgeyi) yavaş yavaş (dünyanın dönmesiyle) kendimize çektik (kısalttık).
Cemal Külünkoğlu Furkan Suresi 45. Ayet Açıklaması
Her iki ayette de Allah’ın kâinata koyduğu tabiat kanunlarına işaret edilirken bir yandan da o yasaların arkasındaki İlâhî iradeye dikkat çekilmektedir. “Güneşin delil kılınması” ise, onunla yeryüzünde sayısız gölgeleri oluşturan, sınırsız varlığa hayat veren İlâhî kudret ve iradenin eserlerini insanın hayaline sunmaktır.
Diyanet İşleri (Eski)
45,46. Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra Biz güneşi, ona delil kılıp yavaş yavaş kendimize çekmişizdir.
Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığına dikkat ettin mi? Nitekim dileseydi onu hareketsiz de yapardı. Nitekim, güneşi ona delil kıldık (gölgenin varlığını ışığa bağlı kıldık).
Rabbin (in sun'un) a bir bakmadın mı? Gölgeyi nasıl uzat (ıb yay) mışdır O? Eğer dileseydi onu elbet sakin de kılardı. Sonra biz güneşi ona bir delîl yapmışızdır.
Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi? Eğer dileseydi onu elbette sâbit kılardı. Sonra (biz) güneşi onun üzerine bir delil (o gölgenin sebebi) kıldık.
Görmüyor musun? Rabbin gölgeyi nasıl uzatıyor. Eğer Rabbin dileseydi gölgeyi sakin hareketsiz yapardı. Sonra biz güneşi hareketsiz tutarak o gölgenin delili yaparız.
Görmüyor musun ki Rabbin tan yeri ağarınca gölgeyi nasıl uzatmıştır. O, dileseydi onu olduğu gibi yerinde bırakırdı [¹] sonra biz güneşi ona kılavuz yaptık [²].
Görmez misin, Rabb’in ortaya koyduğu şaşmaz bir düzen ve ölçü sayesinde, nasıl da gölgeyi belli saatlerde kısaltıyor, belli saatlerdeuzatıyor? Eğer dileseydi, kâinatı durağan bir hâlde yaratarak gölgeyi hareketsiz kılardı. Böylece yeryüzünün bir tarafı sürekli gece ve soğuk, diğer tarafı ise sürekli gündüz ve sıcak olurdu ki, bu da orada hayatı imkânsız hale getirirdi. Ayrıca Biz, gölgenin varlığını ışığa bağlı kılarak, güneşi ona delil kıldık.
Senin rabbine bakıp görmedin mi, Gölge’yi (hareket ettirerek) nasıl uzattı? Dileseydi, onu hareketsiz kılardı.
Sonra onun üzerinde Güneş’i bir delil / yönlendirici kıldık.
1 Kur’an’da karanlık nurun, gölge ise sıcaklığın zıddı olarak verilir. Bu sebeple gölge, şu anlamlarda da kullanılabilir: 1- Herhangi bir cismin gölgesi. 2- Güneş doğana kadarki, sabah namazı vakti. 3- Dünyanın üzerinde bulunan koruyucu gök kubbe. 4- Allah’ın âlemlerin üzerindeki koruma gücü. 2 Esasen Allah’ın zatı, bu âlemde göz ile görülmez. Onun için müfessirlerin pek çoğu burada bir tevil aramışlardır. Bazıları bu bölümün, “Rabbinin yaratışına” takdirinde olduğunu söylemişler. Bazıları da, “baksana gölgeye Rabbin onu nasıl uzattı” şeklinde ifade etmeye çalışmışlardır. Bunu da: “Bakmaktan gaye, eserde kalmayıp onu yaratana varmak olduğuna tenbihtir” şeklinde izah etmişlerdir. Eğer (كَيْفَ مَدَّ الظِّلَّ)ifadesi (رَبِّكَ) den bedel-i iştimal olarak düşünülürse ayetin anlamı: “Bakmaz mısın Rabbinin gölgeyi nasıl da uzattığına?” şeklinde anlaşılır ki bu da doğruya en yakın olanıdır. Yukarıda da bu anlam tercih edilmiştir. En doğrusunu Allah bilir.
Muhammed Esed
GÖRMEZ MİSİN (ey insanoğlu), Rabbin gölgeyi [akşama doğru] nasıl uzatıyor; eğer dileseydi, hiç şüphesiz onu olduğu gibi bırakırdı; fakat sonra gölgeye güneşi yol gösterici kılmışızdır;
(EY İNSAN!) Görmez misin Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını?[3132] Ama, eğer tercih etseydi, onu hareketsiz kılardı. Fakat Biz güneşi gölgeye kılavuz yapmışızdır;
Mustafa İslamoğlu Furkan Suresi 45. Ayet Açıklaması
[3132] Zıll, konuluşu itibarıyla şafaktan gün doğumuna kadar olan seher gölgesi. Kur’an’da gölge genellikle kavurucu yaz sıcağının karşıtı olarak kullanılır. Tıpkı aydınlığın zıddı olarak karanlıkların kullanıldığı gibi (Bkz: 35:21). Mecazen “himaye” ve “nimet” anlamına gelir ki Kur’an’da cennet için kullanılan ve zıllin memdûd (uzamış gölge) ibâresi “kesintisiz himaye” demektir (56:30). Âyetteki gölge örneğiyle cevher-araz, asıl-fer, eser-müessir ilişkisine dikkat çekilmiştir. Hareket eden gölgeye itibar edip de onun aslını görmeyen bir aklın düştüğü sefalet neyse, yarattığı eşyaya itibar edip de onu yaratanı görmeyen aklın sefaleti aynıdır. Her gölge nasıl aslının varlığına şahitse, varlık da Allah’ın varlığına şahittir. Zımnen: Ey insan! Gölgeyi görüyorsun da, aslını neden görmüyorsun?
Ömer Nasuhi Bilmen
Görmedin mi Rabbin gölgeyi nasıl uzatmıştır? Eğer dileyecek olsa idi onu elbette sakin kılardı. Sonra güneşi gölge üzerine bir delil kıldık.
45, 46. Bakmaz mısın Rabbin gölgeyi nasıl uzatıyor? Dileseydi onu hareketsiz kılardı. Sonra nasıl Güneş'i ona delil kılıyoruz? Sonra da nasıl tutup onu azar azar Kendimize doğru dilediğimiz yere alıyoruz.
Âyet-i kerîme ışığa bağlı olarak gölgenin görünmesine, güneşin yükselmesiyle gittikçe gölgenin kısalmasına dikkat çekiyor. Allah’ın kâinata koyduğu kanunlara ve o nizamın kurucusuna işaret ediyor.
Süleyman Ateş
Rabbini görmedin mi gölgeyi nasıl uzattı? Dileseydi, onu durgun yapardı. Sonra nasıl güneşi ona delil kıldık (gölgenin görünmesini, ışığa bağlı kıldık)?
(4) Gölge, etrafımızdaki âlemi gözümüzün önüne sermekte ışığa yardımcı olan ve onun işlevini tamamlayan, son derece önemli bir unsurdur. Biz cisimlerin gerçek şekillerini ancak gölge vasıtasıyla belirler, eşyayı gölge vasıtasıyla üç boyutlu olarak görürüz. Eğer cisimlere vuran şey sadece ışıktan ibaret olsaydı, gözümüzün önündeki en küçük cisimden en büyük cisimlere varıncaya kadar herşeyi iki boyutlu olarak görürdük: tıpkı gece vakti gökyüzünü seyreder gibi. Hattâ, görsel sanatlarda, ışığın kullanımı olarak gördüğümüz şey, aslında, gölgenin doğru ve güzel bir şekilde kullanımından ibarettir. Bu da, ışık kaynağını, ışığın niteliğini ve ışık önündeki engeli kapsayan çok yönlü bir beceriyi ifade eder. Gölgenin yaratılması ise, hiç kuşkusuz, bundan çok daha büyük bir iştir. Çünkü bunda ışığın belirli özelliklerle yaratılması, eşyaya çeşitli düzeylerde geçirgenlik özelliklerinin verilmesi, atmosfer içinde ışığın yayılması gibi çok yönlü hesaplar vardır.
Yaşar Nuri Öztürk
Görmedin mi Rabbini, nasıl uzatmıştır gölgeyi? Eğer dileseydi, onu elbette hareketsiz kılardı. Sonra nasıl Güneş'i ona delil yapmışız!