Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
3328, sondan
2909. ayet;
28. sure ve
Kasas Suresinin
76. ayetidir.
Kasas Suresi 76. ayetinin kelime sayisi
29, harf sayısı
109 ve toplam ebced değeri ise
6541 olarak hesaplanmıştır.
Kasas Suresinin toplam ebced değeri
399353 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure
طسم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette
ط (0)
س (1)
م (8) bulunuyor.
ان قارون كان من قوم موسى فبغى عليهم واتيناه من الكنوز ما ان مفاتحه لتنوأ بالعصبة اولي القوة اذ قال له قومه لا تفرح ان الله لا يحب الفرحين
انقارونكانمنقومموسىفبغىعليهمواتيناهمنالكنوزماانمفاتحهلتنوأبالعصبةاوليالقوةاذقاللهقومهلاتفرحاناللهلايحبالفرحين
İnne kârûne kâne min kavmi mûsâ febeġâ ‘aleyhim(s) veâteynâhu mine-lkunûzi mâ inne mefâtihahu letenû-u bil’usbeti ulî-lkuvveti iż kâle lehu kavmuhu lâ tefrah(s) inna(A)llâhe lâ yuhibbu-lferihîn(e)
Şüphesiz Kârûn, Mûsâ’nın kavmindendi. Onlara karşı azgınlık etti. Biz ona, anahtarlarını (bile taşımak) güçlü bir topluluğa ağır gelecek hazineler verdik. Hani, kavmi kendisine şöyle demişti: “Böbürlenme! Çünkü Allah, böbürlenip şımaranları sevmez.”
Tefsirlerde Karun, Hz. Mûsâ’nın amcasının oğlu ve Firavun’un yüksek seviyede bir görevlisi olarak tanıtılmakta, İsrâiloğulları’na karşı zalimlik ve taşkınlık ettiği rivayet edilmektedir. Hz. Mûsâ’ya önce iman etmiş, fakat daha sonra hırsı ve kıskançlığı yüzünden ona karşı çıkmıştır. Rivayete göre İsrâiloğulları içinde dinî mâlûmatı en geniş olan kimseydi. İlmi ve servetiyle övünür, soydaşlarına karşı büyüklük taslardı. Ne var ki inançsızlığı, kibir ve gururu yüzünden helâk olup gitmiştir (Taberî, XX, 105-106; Şevkânî, IV, 179; İbn Âşûr, XX, 175; Karun’un topluma karşı baskıcı tutumu hakkında ayrıca bk. Ankebût
29:39-40). “Ekip” diye çevirdiğimiz usbe kelimesi, on yahut daha çok (kırka kadar) kişiden oluşan, birbirine sıkı sıkıya bağlı güçlü bir cemaat” anlamına gelmektedir (İbn Âşûr, XII, 222). Burada kinaye yoluyla Karun’un servetinin çokluğu ifade edilmektedir.
77. âyetteki öğüt, Allah’a ve peygamberine iman ederek aydınlanmış müminlerin öğüdüdür. Dünyadan nasibin unutulmaması iki şekilde anlaşılabilir: a) Asıl amaç âhiret yurdunu kazanmaktır, ancak dünya nimetlerinden de meşru şekilde yararlanmak gerekir. b) Bağlama daha uygun olan açıklama ise şöyledir: Dünya hayatı, ebedî âlemdeki hayata göre çok kısadır; kul bunu unutup dünya ebedî imiş gibi kendini ona kaptırmamalı, dünyasını âhireti için değerlendirmelidir.
Şüphesiz ki Karun, Musa’nın kavmindendi ve onlara azgınlık ediyordu. Biz ona, anahtarlarını (taşımak) güçlü bir topluluğa bile zor gelecek hazineler vermiştik. Hani kavmi ona (Karun’a) şöyle demişti: “Şımarma! Şüphesiz ki Allah şımarıkları sevmez.
“Kârûn” sermayeyi, ekonomik baskıyı ve vurguncu kapitalist kişiliği temsil etmektedir.
Kârûn, Mûsâ'nın kavminden idi. Onlara karşı azgınlık etmişti. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki anahtarlarını güçlü, kuvvetli bir topluluk zor taşırdı. Kavmi ona şöyle demişti: “Şımarma! Bil ki Allah şımaranları sevmez.”[402]
[402] Kârûn’un kıssası hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XIV, 376-387.
Kârûn, Mûsâ'nın halkından birisiydi. Halkına karşı azgınlaştı. Ona öyle hazineler vermiştik ki, onların anahtarlarını güçlü bir topluluk zor taşıyordu. Halkı ona: “Şımarma! Allah şımaranları sevmez.” demişti.
Gerçek şu ki, Karun Musa'nın kavmindendi (onun yakın akrabasıydı), ancak onlara karşı azgınlaşıp (gururlanmıştı). Biz, ona öyle hazineler vermiştik ki, (sadece) anahtarlarını, birlikte davranan güçlü bir topluluk zor taşırdı. Hani kavmi ona (servetiyle gururlanan Karun’a) demişti ki: "Şımararak sevinme, çünkü Allah (mal ve makamla ferahlanıp) şımararak sevince kapılanları sevmez” diye (uyarmıştı).
Şüphe yok ki Karun, Musa'nın kavmindendi de onlara karşı isyan etti; ona öyle hazineler vermiştik ki anahtarlarını bile güçlükuvvetli on, onbeş kişi götüremezdi. Hani kavmi ona sevinip övünme demişti, şüphe yok ki Allah, sevinip övünenleri sevmez.
Şimdi hesap gününde, bu duruma düşmek istemeyenler bilsinler ki, şu ünlü Kârûn da Musa'nın kavmindendi. Zenginliğiyle böbürlenerek toplumuna karşı şımardı da şımardı. Biz kendisine öyle hazineler vermiştik ki, sadece anahtarlarını taşımak bile bir topluluğa zor gelirdi. Toplumu ona demişti ki, servetinden dolayı böyle şımarma, Allah şımarıkları sevmez!
Karun Mûsâ'nın kavmindendi. Onlara karşı azgınca, haksız davrandı, zulmetti. Biz ona hazineler vermiştik. Anahtarlarını güçlü kuvvetli bir topluluk zor taşırdı. Kavmi ona:
“Şımarma, Allah şımarıkları sevmez” dedi.
Şüphesiz Karun, Musa'nın kavmindendi. Ancak onlara karşı azgınlık etti. Biz ona anahtarlarını (bile) güçlü bir topluluğun zor taşıdığı hazineler vermiştik. Hani kavmi ona şöyle demişti: "Şımarma! Çünkü Allah şımaranları sevmez.
Gerçek şu ki, Karun, Musa'nın kavmindendi, ancak onlara karşı azgınlaştı. Biz, ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarları, birlikte (taşımaya) davranan güçlü bir topluluğa ağır geliyordu. Hani kavmi ona demişti ki: 'Şımararak sevinme, çünkü Allah şımararak sevince kapılanları sevmez.'
Gerçekten Karûn, Mûsa'nın kavminden idi de onlara karşı azgınlık etmişti. Ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarları güçlü kuvvetli bir toplulukla (zorla) taşınıyordu. O vakit (Mûsa'nın) kavmi, ona şöyle demişti: “- Gururlanıb şımarma, çünkü Allah (dünya malı ile) şımaranları sevmez.
Şüphesiz Karun, Musa’nın kavminden idi. Onlara karşı azgınlık etti. Biz hazinelerden öylece ona vermiş idik ki; ancak kuvvetli bir topluluk o hazinelerin anahtarlarını taşıyabilirdi. Hani onun kavmi ona: “Şımarma! Allah şımaranları sevmez.”
Evet, Karun, Musa'nın ulusundandı, onlara karşı azgınlık yaptı, ona öyle hazneler vermiş idik ki, güçlü birçok kimselere anahtarları ağır gelirdi; ulusu ona dedi ki: «Şımarmayasın, Allah sevmez şımaranları!»
Gerçek şu ki; Karun, Musa'nın kavminden (amcasının oğlu) idi. Ancak onlara karşı azgınlaştı. Biz, ona öyle hazineler vermiştik ki, sadece anahtarlarını/mal stokunu (taşımak bile) güçlü bir mangaya ağır gelirdi. Hani kavmi ona demişti ki: “Böbürlenme! Çünkü Allah böbürlenip şımaranları sevmez.”
Ayette, çokluktan kinaye olarak “ağırlık” ifadesi mecazen kullanılmıştır. “Mefâtih” ismi hem “anahtar” anlamına gelen “miftah” kelimesinin hem de “mal stoku” anlamına gelen “meftah” kelimesinin çoğuludur ki, ayetteki anlam örgüsüne uygun düşen de mal stokudur.
76,77. Karun, Musa'nın milletindendi; ama onlara karşı azdı. Biz ona, anahtarlarını güçlü bir topluluğun zor taşıdığı hazineler vermiştik. Milleti ona: "Böbürlenme, Allah şüphesiz ki böbürlenenleri sevmez. Allah'ın sana verdiği şeylerde, ahiret yurdunu gözet, dünyadaki payını da unutma; Allah'ın sana yaptığı iyilik gibi, sen de iyilik yap; yeryüzünde bozgunculuk isteme; doğrusu Allah bozguncuları sevmez" demişlerdi.
Karun, Musa'nın kavminden idi de, onlara karşı azgınlık etmişti. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını güçlü-kuvvetli bir topluluk zor taşırdı. Kavmi ona şöyle demişti: Şımarma! Bil ki Allah şımarıkları sevmez.
Karun’un, Hz. Musa’nın amcazâdesi olduğu rivayet edilir. Önce Hz. Musa’ya iman etmişti. Fakat hırsı ve kıskançlığı yüzünden münafıklığa yeltendi. İsrailoğullarının başında Firavun’un görevlisi olarak bulundu, onlara karşı zalimlik ve taşkınlık etti. Bir taraftan servetiyle, bir taraftan da ilmiyle övünüyor, şımarıyordu. Rivayete göre İsrailoğulları içinde Tevrat’ı en iyi okuyan kimse o idi. Kimya ve ticaret sahalarında da çok bilgili olduğuna dair kayıtlar vardır. Ne var ki, sonunda, gerek ilmi gerekse serveti ona yâr olmamış, inançsızlığı ve azgınlığı yüzünden helâk olup gitmiştir.
Karun, Musa'nın halkından olmasına rağmen ihanet edip onlara zulmetti. Kendisine öyle hazineler vermiştik ki anahtarları güçlü bir topluluğa bile ağır geliyordu. Halkı ona şöyle demişti: "Şımarma, ALLAH şımaranları sevmez."
Karun, Musa'nın kavminden idi de, onlara karşı azgınlık etmişti. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını güçlü kuvvetli bir topluluk zor taşırdı. Kavmi ona demişti ki: "Şımarma! Bil ki Allah şımarıkları sevmez."
Hakıkaten Karûn Musânın kavminden idi de onlara karşı bağyetmiş idi, ona öyle hazîneler vermiştik ki anahtarları cidden güçlü kuvvetli bir bölüğe ağır geliyordu, o vakıt kavmı ona şöyle demişti: güvenme çünkü Allah güvenenleri sevmez
Filhakıyka Kaarun Musânın kavmindendi. Fakat onlara karşı serkeşlik etdi o. Biz ona öyle hazineler verdik ki anahtarları (nı taşımak bile) gücü kuvvetli büyük bir cemâate ağır geliyordu. O vakit kavmi ona şöyle demişdi: «Şımarma. Çünkü Allah şımarıkları sevmez».
Hakikaten Karun, Mûsâ'nın kavminden idi. Fakat onlara karşı azgınlık etmişti. Ve ona öyle hazînelerden vermiştik ki, gerçekten onun (hazînelerinin) anahtarları(nı taşımak)güçlü bir topluluğa ağır geliyordu. O zaman kavmi ona şöyle demişti: “Böbürlenme! Çünki Allah, böbürlenenleri sevmez!”(1)
(1)Kārun’un Hz. Mûsâ (as)’ın amcazâdesi olduğu beyân edilmektedir. Kārun, başlangıçta Hz. Mûsâ(as)’a îmân ettiği hâlde, dünya malına olan hırsı ve hasedi dolayısıyla, haddi aşan kimselerden olmuştu. Hz. Mûsâ ve Hârûn (as)’dan sonra Tevrât’ı en iyi bilen ve okuyanlardan biri idi. Serveti ve ilmiyle dâimâ insanların teveccühünü kazanmaya çalışır, karşılarında nutuklar çekerek şımarıklık ederdi. Bazı kaynaklarda onun kimyâ ilminde ve ticârî sâhada da derin bir vukuf sâhibi olduğu bildirilmektedir. Kalbinde gizlediği nifâkı yüzünden Fir‘avun tarafından İsrâiloğullarının başında bir reis olarak vazîfelendirilmiş ve kendi halkına zulümlerde bulunmuştu. (Celâleyn Şerhi, c. 6, 46; Beyzâvî, c. 2, 199)
Karun Musa’nın kavminden idi. Kendini halkının üstünde görmüştü. Biz çok güçlü topluluklarla taşınan hazinelerin anahtarlarını ona vermiştik. Kavmi ona “Çok böbürlenme, Allah övünüp böbürlenenleri sevmez” demişti.
Karun yok mu? O Musa/nın kavmindendi, kavmine karşı yolsuzlukta [²] bulundu. Biz ona o kadar hazineler verdik ki anahtarları [³] taşımak birarada güçlü, kuvvetli birkaç kişiye ağır gelirdi. Hani ona kavmi demişlerdi. Servetine mağrur olup şımarma, Allah şımarıkları sevmez»;
[2] Onlara kibr etmekle, zulüm etmekle, onları emri altına girmelerini istemekle, Musa Aleyhisselânra serkeşlik etmekle.[3] Veya malları o kadar çoktu ki hazinedarların hıfzını yorardı.
Şüphesiz Karun, Musa'nın kavmindendi, ancak onlara karşı azgınlaştı. Biz, ona anahtarlarını güçlü bir topluluğun zor taşıdığı hazineler vermiştik. Hani halkı ona, “Şımararak sevinme, gerçekten Allah, şımararak sevinenleri sevmez” demişti
Firavunun en büyük mali destekçisi olan Karun, İsrail Oğulları’ndan, yani Mûsâ’nın kavmindendi fakat servetini Firavunun hizmetinde kullanarak halkına ihânet etti ve onlara karşı zâlimce davrandı. Oysa Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, sadece anahtarlarını taşımakbile kalabalık ve güçlü bir topluluğa ağır gelirdi.Karun’un gittikçe yoldan çıktığını gören soydaşları ona, “Ey Karun! Sakın şımarıp kibre kapılma!” demişlerdi, “Çünkü Allah, kibirlenenleri sevmez!”
Kârûn, Musa’nın kavminden idi.
Onlara haksız davrandı / yoldan saptırdı.
Ona da Hazineler’den verdik; öyle ki anahtarları, Güç’lü Bölüğe ağır geliyordu.
Hani, ona kavmi dedi ki:
-“(Sevindirik olup) Şımarma! Şüphesiz Allah, Şımarıklar’ı sevmez”.
Kârûn,1 Mûsa’nın toplumundan, onlara karşı azgınlık eden2 ve anahtarlarını ancak güçlü kuvvetli bir topluluğun taşıyabildiği ha zineler verdiğimiz birisi idi. (Bir ara) kavmi ona: “Şımarma! Çünkü Allah şımaranları sevmez.” dedi.
1 Kârûn: Kur’ân-ı Kerim’in üç âyetinde adı geçen, zenginlik ve zenginliğe dayalı büyüklenmenin simgesi olan kişidir. Hakkında tamamen İsrailiyyat kökenli olmak üzere birçok rivâyetler mevcuttur ve bunlar üzerinde durmaya değmeyen yalan rivayetlerdir. Kur’ân-ı Kerim’in ayetlerine bakıldığında Kârûn’a ilişkin bilgi, onun Hz. Musa’nın kavminden oluşu, Firavun ve Haman ile bir ilişkisinin bulunmasıdır. Ayrıca, büyük zenginliği, kavminin karşısında böbürlenişi, öğütlere kulak vermeyişi, sonunda da Allah’ın cezalandırması ile konağıyla birlikte yerin dibine geçirilişidir. Hz. Musa’nın kavminden olan Kârûn, onlara karşı azmış, başına buyruk davranışlar içine girmiştir. Onu bu noktaya getiren elinde tuttuğu zenginliğidir. O, buna dayanarak böbürlenir, gösteriş yapar ve elinde bulundurduğu maddî güce dayanarak kavminden diğer kimseleri de kendisi gibi azmağa, kendisine uymağa çağırır. Hz. Musa, Firavun ve Haman’la birlikte Kârûn’a da gönderilmiştir. Kur’an’dan anlaşıldığına göre, Kârûn’un yerin dibine geçirilmek suretiyle helâkine yol açan azaba uğratılmasının ana sebebi, onun bir işbirlikçi olarak Firavunla dayanışması, bu doğrultuda azması ve Allah vergisi olan zenginliğini kendindeki bilgiye bağlayarak bilgiyi tanrılaştırmasıdır. Kur’ân-ı Kerim’in Kârûn hakkında anlattığı bilgi bundan ibarettir. Ötesi İsrailiyattır. Sonuç olarak Firavun, siyasî zulüm ve baskıda nasıl bayraklaşmışsa, Kârûn da diğer zulümleriyle birlikte özellikle malî zulüm ve baskıda sembol bir kapitalisttir. 2 Zekâtını vermeyerek, büyüklük taslayarak, hazinelerinin ve neslinin çokluğuyla övünerek Mûsa’ya isyan etti. (Kurtubi)
[İMDİ,] Hesap Günü'nde bu duruma düşmek istemeyenler bilsinler ki şu ünlü Kârûn da Musa'nın kavmindendi 84 ve kendini büyük görüp onlara zulmediyordu; çünkü Biz kendisine öyle hazineler vermiştik ki, sadece anahtarlarını taşımak bile bir manga adama, hatta daha fazlasına zor gelirdi. 85 Soydaşları ona: “[Servetinden ötürü] böyle böbürlenme, çünkü Allah böbürlenenleri sevmez!
Şurası muhakkak ki Karun, Musa’nın kavminden biriydi; Ona öyle hazineler vermiştik ki sadece anahtarlarını bile ancak güçlü bir topluluk zar zor taşıyabiliyordu, o, bu gücüyle kavmine karşı büyüklenip onlara zulmetti. Kavmi de ona: – Şımarma! Çünkü Allah şımaranları sevmez, demişti. 11/116
UNUTMAYIN ki, Karun[3448] da Musa kavmine mensup biriydi; fakat o kavmin omuzunda yükselerek haddi aştı;[3449] zira Biz kendisine öyle hazineler vermiştik ki, sadece anahtarlarını[3450] taşımak bile güçlü kuvvetli bir müfrezeye zor gelirdi. Bir gün kavmi[3451] ona dedi ki: “Şımarma! Çünkü Allah şımaranları sevmez.
[3448] Karun servete sahip olmanın değil, servete ait olmanın prototipidir. Karun ismi Eski Ahid’de anılmaz. Fakat Mısır’da Feyyum vilayetinin kuzeybatısında bulunan dünyanın en eski tabii göllerinden biri Karun ismini taşımaktadır. Burada yapılan kazılarda Firavun (ayrıca Roma ve Kıpti) döneminden kalma eserler bulunmuştur. Aynı kaynak bu bulgulardan yola çıkarak, jeolojik araştırmaların Hz. Musa’nın Firavun ve ordusundan kurtulmak için Mısır’dan çıkışı deniz yoluyla değil, Karun Gölü üzerinden gerçekleştiği sonucuna varır. Muhtemelen Karun, kendi adını alan bu gölün kenarında yaşamıştır. Yine buradaki Sâğa Sarayı kalıntılarında altın heykeller bulunmuştur (www.arabiyat.com-/cgi-bin/magazine/exec/search.cgi).
[3449] Beğa, “haddi aştı, tecavüz etti” anlamına gelir ki, buradaki taşkınlık ve tecavüz, ‘aleyhi ile birlikte ekonomik bir sömürüye atıf olsa gerektir.
[3450] Mefâtih hem “anahtar” anlamına gelen miftâh ya da miftahın hem de “kilit altında korunan şey, değerli eşya” yani “hazine” anlamına gelen meftahın çoğuludur. Bu tahlil En’âm sûresinin 59. âyeti için de geçerlidir. Zımnen: Servetini veya anahtarlarını kilit altında saklıyor, aslında kendini servetine kilitliyordu; Allah batırırken ikisini de ayırmadı.
[3451] Karun’un Hz. Musa ile akrabalık bağları olan İbranî kavmine mensup biri olduğunu îmâ etse gerektir. Bu aidiyetine rağmen Karun, haklının yanında değil güçlünün yanında yer aldı.
Şüphe yok ki Karun, Mûsa'nın kavminden bulunmuştu. Fakat onlara karşı haddi tecavüz etti ve ona hazinelerden öylesini vermiş idik ki, onun anahtarları muhakkak kuvvetli, büyük bir cemaate ağır geliyordu. O vakit kavmi ona dedi ki: «Şımarma! Şüphe yok ki Allah şımarık olanları sevmez.
Yoldan sapanlardan biri olan Karun da Mûsa'nın ümmetinden olup onlara karşı böbürlenerek zulmetmişti. Ona hazineler dolusu öyle bir servet vermiştik ki o hazinelerin anahtarlarını bile güçlü kuvvetli bir bölük zor taşırdı. Halkı ona: “Servetine güvenip şımarma, böbürlenme! Zira Allah böbürlenenleri sevmez! ” demişti. {KM, Sayılar 16. bölüm}
Karun, Musa'nın kavminden idi. Onlara karşı azgınlık etti. Biz kendisine öyle hazineler vermiştik ki onun (hazinelerinin) anahtarlarını (taşımak), güçlü bir topluluğa ağır geliyordu. Kavmi ona demişti ki: "Şımarma, Allah, şımarıkları sevmez."
Karun Musa’nın kavmindendi; zamanla onları ezmeye başladı. Halbuki ona öyle hazineler vermiştik ki anahtarlarını taşımak güçlü bir topluluğa bile ağır geliyordu. Kavmi ona şöyle demişti: “Şımarma Allah şımaranları sevmez.”
Karun, Musa'nın kavminden idi; ama onlara karşı azgınlık etti. Ona güçlü bir sürü adamın anahtarlarını taşımakta zorluk çektiği hazineler vermiştik. Kavmi ona:-Şımarma, çünkü Allah, şımarıkları sevmez, demişti.
Karun, Musa'nın kavminden idi ve onlara karşı azgınlık etmişti. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını taşımak bile güçlü kuvvetli bir topluluğa zor geliyordu. Kavmi ise ona “Şımarma,” demişti. “Çünkü Allah şımarıkları sevmez.
Şu da bir gerçek ki Karun, Mûsa kavmindendi. Onlara karşı şımarıklık/azgınlık yaptı. Ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını taşımak, kuvvetli bir grubu bile zorluyordu. Kavmi ona şöyle demişti: "Şımarma, çünkü Allah, şımaranları sevmez."
bayıķ ķaarun oldı mūsā ķavumından pes güc eyledi anlaruñ üzere. daħı virdük aña gençlerden ol kim bayıķ kilidi dilleri anuñ aġır eylerdi ondan ķırķa degin ķuvvet islerini. ol vaķt kim eyitti aña ķavumı “sevinme bayıķ Tañrı sevmez sevinicileri!”
Taḥḳīḳ Ḳārūn Mūsā ḳavminden idi. Pes büyüklendi Mūsā ḳavmi üstine.Daḫı virdüg‐idi aña genclerden ol ḳadar māl ki kilitlerini ḫazīnelerinüñ güc‐ile götürürdi bir bölük ḳuvvetlü cemā‘at. Ol vaḳt ki kendüye eyitdi ḳavmi ki:Sevinme bu māl ile. Tañrı Ta‘ālā sevmez sevinenleri.
Həqiqətən, Qarun Musa qövmündən (Musanın əmisi oğlu) idi. Onlara (İsrail oğullarına) qarşı (zülm etməkdə, Musanın üzünə ağ olmaqda və özünü yuxarı tutmaqda) həddini aşmışdı. Biz ona açarlarını bir dəstə güclü adamın zorla daşıya biləcəyi xəzinələr vermişdik. Qövmü ona belə dedi: “(Malına qürrələnib) sevinmə. Şübhəsiz ki, Allah (malına qürrələnib) sevinənləri sevməz!
Now Korah was of Moses folk, but he oppressed them and We gave him so much treasure that the stores thereof would verily have been a burden for a troop of mighty men. When his own folk said unto him: Exult not; lo! Allah loveth not the exultant;
Qarun was doubtless,(3404) of the people of Moses; but he acted insolently towards them: such were the treasures We(3405) had bestowed on him that their very keys would have been a burden to a body of strong men:(3406) Behold, his people said to him: "Exult not, for Allah loveth not those who exult (in riches).*
3404 Qarun is identified with the Korah of the English Bible. His story is told in Num.
16:1-35. He and his followers, numbering 250 men, rose in rebellion against Moses and Aaron, on the ground that their position and fame in the congregation entitled them to equality in spiritual matters with the Priests-that they were as holy as any, and they claimed to burn incense at the sacred Altar reserved for the Priests. They had an exemplary punishment: "the earth opened her mouth, and swallowed them up, and their houses, and all the men that appertained unto Korah, and all their goods: they, and all that appertained to them, went down alive into the pit, and the earth closed upon them: and they perished from among the congregation." 3405 Qarun's boundless wealth is described in the Midrashim, or the Jewish compilations based on the oral teachings of the Synagogues, which however exaggerate the weight of the keys to be the equivalent of the load of 300 mules! 3406 ' Us bah: a body of men, here used indefinitely. It usually implies a body of 10 to 40 men. The old-fashioned keys were big and heavy, and if there were hundreds of treasure chests, the keys must have been a great weight. As they were travelling in the desert, the treasures were presumably left behind in Egypt , and only the keys were carried. The disloyal Qarun had left his heart in Egypt , with his treasures.