Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
5246, sondan
991. ayet;
67. sure ve
Mülk Suresinin
5. ayetidir.
Mülk Suresi 5. ayetinin kelime sayisi
12, harf sayısı
68 ve toplam ebced değeri ise
3197 olarak hesaplanmıştır.
Mülk Suresinin toplam ebced değeri
102262 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
ولقد زينا السماء الدنيا بمصابيح وجعلناها رجوما للشياطين واعتدنا لهم عذاب السعير
ولقدزيناالسماءالدنيابمصابيحوجعلناهارجوماللشياطينواعتدنالهمعذابالسعير
Ve lekad zeyyennâ-ssemâe-ddunyâ bimesâbîha ve ce’alnâhâ rucûmen lişşeyâtîn(i)(s) ve a’tednâ lehum ‘ażâbe-sse’îr(i)
Andolsun biz, en yakın göğü kandillerle donattık. Onları şeytanlara atılan taşlar yaptık ve (ahirette de) onlara alevli ateş azabını hazırladık.[552]
Yıldızların şeytanlara atılan taşlar yapılması ile, ya mahiyetini yalnızca Allah’ın bildiği bir şekilde şeytanların taşlanması kastedilmekte; ya da, insanlardan şeytanî özellikler taşıyan ve yıldızlara bakıp gaybden haber veriyormuş gibi insanları birtakım yalanlarla, saçma-sapan şeylerle kandırmaya çalışan falcıların ve kâhinlerin hiçbir bilgiye dayanmayan atıp tutmalarına işaret edilmektedir. Ayrıca bakınız: Hicr sûresi, âyet,15-18; Sâffât sûresi, âyet, 6-10.
Sûrenin özeti mahiyetinde olan bu âyetlerin ilkinde Allah’ın yüceliği, kudreti, evrendeki hükümranlığı ve her şeyin kendisinin kudret elinde olduğu, evrende istediği gibi tasarrufta bulunabileceği ifade edilmiş, sonraki âyetlerde ise O’nun kudretinin eserlerinden örnekler verilmiştir (1. âyette “aşkındır, cömerttir” diye çevirdiğimiz tebâreke fiilinin diğer anlamları hakkında bilgi için bk. Furkån
25:1). 2. âyet yüce Allah’ın kudret ve tasarrufunu en açık bir şekilde gösteren delilleri içermekte; Allah’ın, dünyada insanların güzel işler yapma hususunda birbirleriyle rekabet etmelerini sağlamak, kimlerin kendi emir ve yasaklarına uyarak daha güzel işler yapacağını ortaya çıkarmak için hayatı ve ölümü yarattığını bildirmektedir. Aynı âyette önce ölüm, sonra hayat geçtiği için burada “ölüm” kavramıyla, hayattan önceki cansızlık halinin mi yoksa dünya hayatının sona ermesi ve âhiret hayatına geçiş halinin mi kastedildiği hususunda farklı görüşler vardır. Bir kısım müfessirler âyetteki sıralamayı dikkate alarak ölümden maksadın dünya hayatından âhiret hayatına geçiş hali, hayattan maksadın ise âhiret hayatı olduğunu söylemişlerdir (Râzî, XXX, 55; Elmalılı, VII, 5159). İkinci grup ise ölümle dünya hayatından âhiret hayatına geçiş halinin, hayatla da dünya hayatının kastedildiği kanaatindedir (Zemahşerî, IV, 134); bizim tercihimiz de budur. Zira hayat da ölüm de imtihan için yaratılmıştır; imtihan yeri ise âhiret değil dünyadır. Her ikisinin de bu dünyada olması amaca daha uygun görünmektedir. Hayat ölümden önce olduğu halde âyette sonra gelmesi ise çeşitli şekillerde yorumlanmıştır (bk. Râzî, XXX, 55; Ateş, IX, 526-527). Dikkat çekici bir yoruma göre eşyada aslolan yokluk olduğu, varlık ve hayat sonradan verildiği için âyette ölüm önce gelmiştir (Şevkânî, V, 297). Bizce de isabetli olan diğer bir yoruma göre ölüm insanlara hayatın sorumluluğunu hatırlattığı, onları iyi işler yapmaya teşvik ettiği ve bir uyarıcı olduğu, nihayet insanda “imtihan” sorumluluğunu daha canlı tuttuğu için âyette ölüm önce zikredilmiştir. Nitekim hayat bir hayırlı faaliyetler alanı, ölüm ise bu faaliyetlerin karşılığının verileceği ebedî varlık sahnesine geçişi sağlayan dönüm noktası, Hz. Peygamber’in de belirttiği gibi bir uyarıcıdır (bk. Râzî, XXX, 55). İfadenin akışına ve lafız güzelliğine daha uygun olduğu için “mevt” (ölüm) kelimesinin önce geldiği de düşünülebilir. 3-4. âyetlerde evrenin eksiksiz-kusursuz yaratılışına, mükemmel işleyişine ve düzenine dikkat çekilmekte, böylece bu muhteşem varlık düzeninin bir tesadüfle meydana gelmiş olamayacağı ve devam edemeyeceği; bunun ancak üstün bir ilim, irade ve kudret sahibinin yaratması ve yönetmesiyle mümkün olduğu belirtilmektedir (yedi göğün anlamı hakkında bk. Bakara
2:29). Meâlde “Sonra gözünü tekrar tekrar çevir de bak” diye tercüme ettiğimiz cümlenin lafzî karşılığı, “Sonra gözünü iki kez daha çevir de bak” şeklindedir. Ancak bu ibare çokluktan kinaye olup sayı olarak iki defayı değil, defalarca bakmayı ifade eder (bk. İbn Âşûr, XXIX, 19-20). Yıldızlarla donatılmış gibi bir görüntü verdiği için gökyüzünün kandillerle süslenmesinden söz edilmiş, yıldızlar geceleyin kandil gibi ışık saçtıklarından onlara mecaz olarak “kandiller” (mesâbîh, tekili: misbâh) denilmiştir (Taberî, XXIX, 3). Yıldızlarla şeytanların taşlanmasından maksat ise göklerdeki meleklerin konuşmalarını dinleyip onlardan bilgi sızdırmak için kulak hırsızlığı yapmak isteyen şeytanların bu yıldızlardan çıkan parlak ışıklarla, bir tür ateş toplarıyla engellenmesidir. Bu ve benzeri âyetlerle ilgili olarak klasik tefsirlerde ayrıntılı yorumlar bulunmakla birlikte müteşâbihattan olan bu tür âyetlerin anlamları hakkında zamana, şartlara, bilimsel verilere göre farklı görüşler ileri sürmek mümkündür. Ayrıca gayb konularına giren âyetlerin yorumunda iddialı olmamak gerekir. Çünkü gayb âleminin mahiyetini Allah’tan başka kimse bilemez; biz gayb bilgilerine sadece inanırız (gökyüzünün yıldızlarla süslenmesi ve bunlarla şeytanların taşlanması konusunda bilgi için bk. Hicr
15:16-18; Sâffât
37:6-10). “Taşlanma” şeklinde çevirdiğimiz rücûm kelimesi “sağlam bir bilgiye dayanmadan konuşmak, kafadan atmak” mânasına da geldiği için âyete, “insan ve cin şeytanlarının yıldızlara bakarak aslı faslı olmayan şeyler söylemeleri” mânası da verilmiştir (Şevkânî, V, 299).
Yemin olsun ki biz yakın göğü kandillerle süsledik ve onları şeytanlar için kovucular yaptık. Onlar için kavurucu azabı hazırladık.
Andolsun ki, biz en yakın göğü kandillerle süsledik. Onları şeytanlara atılan taşlar yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.
Ant olsun ki Biz, yakın gökyüzünü kandillerle süsledik. Onları, şeytanlar¹ için asılsız şeyler söyleme malzemesi yaptık. Onlar için ateşin azabını hazırladık.
1- Aldatıcılardan olan kâhinler, falcılar; yıldızları kullanarak uydurdukları yalanlarla insanları aldatmaktadırlar.
Andolsun, Biz en yakın olan semayı (dünya göğünü) kandil (misali yıldızlar ve gezegenlerle) süsleyip-donattık ve bunları(n bir kısmını), şeytanlar için taşlama taneleri (rücum) kıldık. (Her gün görevli meleklere dağıtılan kader programından kulak hırsızlığı yapıp, gaybı biliyor havası atarak insanları saptırmak isteyen kötü cinnleri kovalayıp uzaklaştırmak üzere “yıldız kaymasını” kullandık.) Ve onlar için çılgınca yanan alevli ateş azabını hazırladık.
Ve andolsun ki biz, en yakın olan dünya göğünü ışıklarla bezedik ve onları, Şeytanlara atılacak şeyler olarak halkettik ve Şeytanlara, yakıp kavuran bir azaptır, hazırladık.
Ve andolsun ki, biz en yakın olan dünya göğünü ışıklarla bezedik, bu yıldızları ilâhî haberleri çalmaya çalışan şeytanlara atış taneleri yaptık ve yine o şeytanları yakıp kavuracak bir azap da hazırladık.
Biz dünya semasını sizin tasavvur edemeyeceğiniz güçlü ışık hüzmeleriyle süsledik. Bunları şeytanlara, şeytanî güçlere karşı göğü koruyan alev yalımları olarak kullandık; şeytan tıynetlilerin gelecekle ilgili haber uydurmalarına, tahmin yürütmelerine konu yaptık. Onlara bir de körüklenen, alev püsküren, dehşetli cehennem ateşi azâbı hazırladık.
bk. Kur’an-ı Kerim,
37:5-6.
Andolsun ki biz en yakın göğü kandillerle (yıldızlarla) süsledik, onları şeytanlar için taşlama araçları kıldık ve onlar için alevli ateş azabı hazırladık.
Andolsun, Biz en yakın göğü (dünya göğünü) kandillerle süsleyip-donattık ve bunları, şeytanlar için taşlama-birimleri (rücum) kıldık. Onlar için çılgınca yanan ateşin azabını hazırladık.
Celâlim hakkı için, biz en aşağı semayi, (kandil gibi ışık veren) yıldızlarla donattık. Bir de onları, şeytanlara, (Şihab= akan yıldız gibi) taş atmalar kıldık. O şeytanlara (Ahirette) çılgın ateş azabı hazırladık.
Andolsun! Biz yakın göğü lambalarla süsledik ve onları şeytanları recmetmek için (birer mermi) yaptık. O şeytanlara ayrıca şiddetli ateş azabını hazırladık.
Biz dünyanın gök yüzünü, çırağlarla bezedik, bunları şeytanlara atmalık da yarattık, cehennem azabı da hazırladık onlara
Andolsun ki Biz yeryüzüne en yakın olan göğü kandillerle süsledik ve onları şeytanların boş ve anlamsız spekülasyonlarına aracı yaptık. Ve onlar için ateşli bir azap hazırladık.
And olsun ki, yakın göğü kandillerle donattık, onları şeytanlar için taşlamalar yaptık ve şeytanlara çılgın alev azabını hazırladık.
Andolsun ki biz, (dünyaya) en yakın olan göğü kandillerle donattık. Bunları şeytanlara atış taneleri yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.
Bazı tefsirlere göre burada, havada parıldayan, bir ateş tanesi gibi hızla ve tek istikamette hareket edip sönen «şihâb»lar kasdedilmektedir. Bu konuda, Hıcr sûresinin 16-18. âyetlerine ve Sâffât sûresinin 6-10. âyetlerine bak.
En aşağı göğü lambalarla süsledik ve onları şeytanlar için bir taşlama kıldık. Onlara alevli ateş azabını hazırladık.
Andolsun biz, en yakın göğü kandillerle donattık ve onları, şeytanlar için taşlamalar yaptık. Ve onlar için alevli ateş azabını hazırladık.
Celâlim hakkı için biz o Dünya Semayi takım takım kandillerle donattık ve onları Şeytanlar için (rucum) atmalar yaptık, hem onlar için o çılğın ateş azâbını hazırladık (ki azâbı Seıyr)
Andolsun ki biz yere en yakın olan göğü kandillerle donatdık. Bunları şeytanlara da atış taneleri yapdık ve onlara çılgın ateş (cehennem) azâbı hazırladık.
And olsun ki, dünya semâsını kandillerle süsledik ve onları (kulak hırsızlığı yapan)şeytanlar için (atılacak) taşlar yaptık ve onlara alevli ateş azâbını hazırladık!
Biz dünyanın semasını lambalarla donattık ve gökyüzünü de aldatıcı güçler (şeytanlar) için yıldızlar ile süsledik Bizde o şeytanlar için ateşli bir azap hazırladık.
Biz yere en yakın olan göğü çırağlarıyle [⁴] donattık. Onları [⁵] Şeytanlara atılacak şeyler kıldık [⁶]. Böyleleri için alevli ateş azabını hazırladık,
[4] Yıldızlarla.[5] Yıldız gibi görünen şu'leli ateş parçalarını.[6] Yahut şeytan sıfatlı olan müneccimine gaybe taş atılacak şeyler yaptık.
Şüphesiz biz en yakın olan göğü (dünya göğünü) kandillerle süsleyip donattık ve bunları, şeytanlar için taşlama vesileleri kıldık. Onlar için çılgın ateşli bir azap hazırladık.
Andolsun Biz dünyaya en yakın göğü, parlak birer inci demeti gibi ışıldayan yıldızlar ve benzeri gök cisimlerinden oluşan kandillerle süsledik ve onları, gelecekten haber verdiklerini iddia edenlerin haber kaynağı olan şeytanlar için bir taşlama kıldık. Şeytanlar ne zaman melekler arasında geçen konuşmaları dinlemek için semaya yükselecek olsalar, üzerlerine atılan alev toplarıyla kavrulup küle çevrilirler (15. Hicr: 17,18 ve 37. Sâffât: 7-10).Bu, onlara dünyada verilen cezadır. Ayrıca Biz onlara, âhirette de alevli ateş azâbını hazırladık! Sadece cinlere mi? Hayır:
And olsun, Yakın Göğü / Dünya Seması’nı kandillerle donattık!
Onları Şeytânlar için taşlamalar yaptık.
Çılgın Alevli Ateş’in azâbını onlar için hazırladık.
Şüphesiz Biz, (size) yakın olan gökyüzünü1 parlak kandillerle2 donattık ve bunları, şeytanlar3 için zanna dayanarak, rasgele konuşma aracı kıldık4 ve onlar için (bir de) çılgın ateşin azabını hazırladık.
1 Dünya: Dünya kelimesi, yakın olmak mâna¬sına gelen “dünüv” kökünden türemiş en yakın anlamındaki (أَدْنَى) ismi tafdilinin müennesi olup, “en yakın” yahut “pek alçak” manasına bir sıfattır. (السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا) terkibi, "dünyanın göğü" şeklinde isim tamlaması zannedilerek çoğunlukla yanlış anlaşılmıştır. Doğrusu, “dünya” sıfat, “sema” mevsuf olarak bir sıfat tamlamasıdır. Dünya kelimesi Kur’ân’da hep sıfat tamlaması olarak yer almıştır. Şu halde (الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا) hayat-ı dünya; “Dünya’nın hayatı” değil “dünya denilen hayat” yani “aşağılık ve alçak hayat” anlamınadır. (السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا) ise, “(size) yakın olan gökyüzü” demektir. Dünya kelimesinin al¬çaklık, kötülük mânasındaki “denâet” kö¬künden geldiği de ileri sürülmüştür. Kur’an’da yer ve yeryüzü için “arz” kelimesi kullanılmış, şu anda yaşa¬nılan hayata “el-hayât’üd-dünyâ”, sonraki hayata da “dâr’ü’l-karâr” gibi ismi veril¬miştir. Böylece Kur’ân-ı Kerîm’de “arz” coğrafî, “dünya” ise dinî ve ahlâkî bir te¬rim olarak yer almıştır. Geniş bilgi için Bk. (Bakara: 86) 2 Mesâbih: “Sirâc” yani kandil demek olan “mısbâh”ın çoğuludur. Kandiller, yıldızlardan mecaz yapılıp, sonra da çoğul yapılmıştır. “Mesâbih” kelimesinin nekre olarak getirilmesi de ta'zim içindir ki bu, sizin bildiğiniz kandiller gibi değil, büyük kandiller demektir. Esasen kastedilen de geceleyin kandilin ışık vermesi gibi etrafa ışık veren gezegen ve sâbit olarak görünen yıldızlar gibi tüm yıldızlardır. 3 Bu şeytanlar; gerek insanlardan, gerekse cinlerden, şeytanlık özelliğini kazanmış şahıslar veya aynı özelliklere sahip düşünce sistemleri, olabilir.4 Rücûm: Kelimesi, mecâzen, “zanna dayanarak rasgele konuşmak, tahmin yürütmek” anlamlarında kullanılır. Burada kastedilen ise; “medyumlar, astrologlar, falcılar veya Peygamberler dışında gökten kendilerine bilgi geldiğini iddiâ eden sahtekâr, şeytan rûhlu kimseler” olabilir. “Şeytanlara atmak”, onları yerin sınırlarından yukarı çıkarmamak, göğü şerlerinden korumak için mermiler demektir ki, en meşhur mânâ da budur. Hicr 16-17. ayetlerde: “Yemin olsun, (bir de) Biz, gökte burçlar yarattık ve o (göğü) seyredenler için süsledik. Ve onu bütün lânetlenmiş şeytanlardan koruduk.” buyurulmaktadır. Buna rağmen o şeytanlar, şeytanlaşmış kimseler, sistemler ve ilimler yeryüzünde birtakım kimseleri, Allah tarafından gönderilmiş bir ilham vasıtası imiş gibi mıknatıslayarak ispritizma, manyetizma, psişizm ve metapsişizm gibi tamamı yalan olan kâhinlik, murakabe, uyduruk kerametler ve cincilik kabilinden acayip bazı ruhi hayallerle aldatıp meleklere, peygamberlere rekabet etmek isterlerse de, Allah onları o yüksekliğe yaklaştırmaz, istediklerinde muvaffak etmez, yalancılıklarını yüzlerine vurarak ateş alevleriyle defeder. En doğrusunu Allah bilir.
Biz, yeryüzüne en yakın olan gökleri ışıklarla 4 süsledik ve onları [insanlar arasında bulunan] şeytan-ruhluların boş ve anlamsız spekülasyonlarına 5 konu yaptık: ve onlar için yakıcı alevden bir azap hazırladık;
Andolsun ki biz yakın gökyüzünü kandiller yıldızlarla süsledik. Yıldızlardan çıkan ışığı şeytanları kovma aracı yaptık. Ayrıca biz onlara alevler püskürten bir ateş azabı hazırladık. 15/16-17, 41/12
Doğrusu[5204] Biz, en yakın göğü kandillerle süsledik;[5205] onları, şeytan(lığa soyunan)lar[5206] için gayba dair spekülasyon aracı kıldık;[5207] ve onlara layık yakıp kavuran[5208] bir azap hazırladık;
[5204] Zımnen: Kâhinlerin, medyumların, falcıların söylediği yalan; doğrusu şu ki… (Krş:
37:6-7;
15:16-17.)
[5205] es-Semâu’d-dunyâ ile kâinat da kastedilmiş olabilir, “ay altı âlem” de denilen atmosfer içi gök de. Bu takdirde, “kandiller”, yıldızların orada olmasına değil, ışıklarının orada görülmesine hamlolunur. Bunlar meteor olarak da düşünülebilirse de, Sâffât sûresinin 6. âyeti bu ihtimali dışlamaktadır.
[5206] Yani, “uzak oldu” kökünden türetilen şeytan isminin de tedai ettirdiği gibi, “hakikatten uzaklaşan, haddini aşan ve en sonunda kendine yabancılaşan insanlar için kullanılır.
[5207] Rucûm, tıpkı mahluk mânasına kullanılan halk gibi, mef’ul mânasına mastardır. Gaybî konulara dair spekülasyon, tahmin, zan ifade eder. (Bkz: racmen bi’l-ğayb
18:22.) Kur’an her tür gaybdan haber verme teşebbüsünü şeytanlık olarak mahkûm etmiştir.
[5208] Sa‘îr, “tutuşturulmuş, kızgın”. Si’r, “bir şeyin fiyatı”. Zımnen: Cehennem ne kadar ucuz da alınsa yine de pahalıdır: el yakar, yürek yakar. Cennet ne kadar pahalı da alınsa yine de ucuzdur.
Andolsun ki en yakın olan göğü kandiller ile bezedik ve onları şeytanlar için atılacak şeyler kıldık ve bunlar için alevli ateş azabı hazırladık.
Biz yere en yakın semayı lambalarla donattık. Onları şeytanlara atılan mermiler yaptık. Hem onlara alevli ateş hazırladık. [37, 5-6]
En yakın gök: Yıldız ve gezegenleri vasıtasız olarak görebildiğimiz gökyüzüdür. Onun ötesi ancak araçlar vasıtasıyla görülebilir. Daha ötesi, cihazlar vasıtasıyla bile görülemez. Cin şeytanları yüce gayb âlemini dinleyip, haber çalarak onları dünyadaki yoldaşları kâhin ve falcılara vermek isteyince onlar şihaplarla (alevlerle) kovalanırlar [37,8-10]. Şihaplar meteorlarla ilgili olabilir. Gayb âleminde cereyan eden hadiselere, görünen âlemde alâmet koymak Cenab-ı Allah’ın âdetinde bulunan bir şeydir.
Andolsun biz, en yakın göğü lambalarla donattık ve onları, şeytanlar için taşlamalar yaptık. Ve o(şeyta)nlara da çılgın ateş azabını hazırladık.
Haber çalmak için göğe çıkan cinler, meteor taşlarıyle, ışınlarla karşılaştılar. Artık bu göğü delip ötesine geçmeyi, gayb haberlerini çalmayı başaramadılar. Bir başka tefsîre göre yıldızları şeytânların, zan ve hayallerine göre saçma şeyler söylemelerine vesîle yaptık. Müneccimler (astrologlar) bunlara bakıp birtakım şeyler saçmalarlar.
En yakın göğü kandillerle (yıldızlarla) süsledik. Orayı şeytanlar için taşlama yeri yaptık[1] ve onlara alevli bir ateş hazırladık.
[1] "En yakın göğü süs ile yıldızlarla süsledik ve her hayırsız şeytandan koruduk. Onlar Mele-i a'lâ'yı dinleyemezler; her taraftan atılırlar. Bu onları uzaklaştırmak içindir. Onlar için sürekli bir azap vardır. Bir an için kulak hırsızlığı yapan olursa onun arkasına, delip geçen bir ateş takılır." (Saffât
37:6-10)
Gerçekten biz, en yakın göğü ışık veren yıldızlarla donattık. Onlarla şeytanların bertaraf edilmesini sağladık. Onlar için bir de çılgın alev azabını hazırladık.
Biz Dünya semâsını(2) kandillerle donattık. Şeytanlar için o kandilleri birer taş yaptık;(3) onlara bir de alevli ateş azabı hazırladık.
(2) Yahut “yakın semâyı.” Bu takdirde Güneş Sistemi veya Samanyolu kastedilmiş olur. Ancak burada yeryüzü sakinlerine yönelik bir “donatma” fiili üzerinde vurgu yapılmış olması daha güçlü bir ihtimal olarak görünüyor.(3) Burada sözü geçen taşların,
15:18’tekilerden farklı olduğu anlaşılıyor. Çünkü orada şihab, burada misbah sözcükleri kullanılmıştır. Gerçi her ikisinin de bildiğimiz göktaşlarıyla yakın bir ilişkisi bulunduğunu düşünmek zordur. Çünkü çoğunluğu kuyrukluyıldız artığından oluşan göktaşlarının içinden Dünyamızın ne zaman geçeceği ve senenin hangi günlerinde göktaşı yağmurlarının izleneceği, büyük ekseriyetiyle bellidir. (
15:18’in açıklamasına da bakınız.) Bu konuda bir söz söylemeyi zorlaştıran iki önemli neden vardır: (1) Haberin bir tarafı görünen âlemle ilgili olmasına rağmen, bu konudaki bilgilerimiz daha yeni yeni gelişmekte ve hergün değişmektedir. Meselâ on dokuzuncu yüzyılın sonlarına kadar, meteorlar tamamen atmosferik bir olay olarak düşünülüyor ve bunların uzayla bir ilişkisinin olabileceği, kimsenin aklının ucundan bile geçmiyordu. Yirminci yüzyılın başlarında da âlem Samanyolundan ibaret zannediliyordu. Bu bakımdan, konuyla ilgili olarak yapılmış yorumların, ne kadar yaygınlaşmış olursa olsun, büyük çoğunluğuyla, bugünkünden çok farklı bir âlem anlayışının egemen olduğu zamanlardan kalma yorumlar olduğu dikkatten uzak tutulmamalıdır. (2) Bu haberlerin diğer tarafı da gayb âlemleriyle ilgilidir ki, bu konuda, Kur’ân ve Hadisin bildirdiklerinden ötede söyleyecek bir sözümüz olamaz. Fakat Kur’ân ve Hadisin bildirdikleri de çoğu zaman müteşabihat kabilinden olduğu için, yine kesin birşey söylemek mümkün olmuyor. Sonuçta, yapılan yorumlar, meçhulümüz olan birşeyi, yine meçhulümüz olan bir başka şeye kıyaslayarak yapılan yorumlardan ibaret kalıyor ki, kesinlik ifade edemiyor. Yalnız, sınırlayıcı olmamaya özen göstererek şu kadarını söylemekte bir sakınca bulunmasa gerektir: Kendi küçücük dünyasında, küçük kaygıları ve küçük kavgaları içinde boğulmuş olan günümüz insanı, başını kaldırıp da kendi ışıklarının arkasında gizlediği gökkubbenin şu göz kamaştırıcı süslerine bir bakacak ve gerçekte nasıl bir âlem içinde yaşadığını düşünecek olsa, bütün ins ve cin şeytanlarının o kandillerle taşa tutulduğunu ve İlâhî egemenliğin bütün parlaklığıyla gözü önünde belirdiğini görecektir. Diğer yandan, Elmalılı’nın işaret ettiği bir anlam da yabana atılacak gibi değildir: “Şeytanlar için taş” olarak nitelenen bu yıldızlar, “astroloji” adı altında bir “gayb taşlama” âletine dönüşmekte ve “halkı iğfal ve idlâl eden bir şeytanet vesilesi olarak” da kullanılmaktadır. (Hak Dini Kur’ân Dili, c. 7, s. 5208.)
Yemin olsun ki, biz en yakın göğü kandillerle süsledik ve onları şeytanlara ateş taneleri yaptık. O şeytanlar için çılgın ateş azabını da hazırladık.
daħı bayıķ bezedük yaķın gögi çıraġlar-ıla daħı ķılduķ anları atmaķlar şeyŧānlar içün. daħı yaraķladuķ anlaruñ içün ŧamu 'aźābını.
Biz bezedük dünyā gögini çerāġlar‐ıla ve anları şeyṭānlara atmaġ‐ıçunyaratduḳ ve anlara yaraḳladuḳ cehennem ‘aẕābını.
And olsun ki, Biz dünya səmasını (yerə ən yaxın olan göyü) qəndillərlə (ulduzlarla) bəzədik, onları şeytanlara atılan mərmilər etdik və onlar (şeytanlar) üçün yandırıb-yaxan alovlu atəş əzabı hazırladıq.
And verily We have beatified the world's heaven with lamps, and We have made them missiles for the devils, and for them We have prepared the doom of flame.
And we have, (from of old), adorned the lowest heaven(5561) with Lamps, and We have made such (Lamps) (as) missiles to drive(5562) away the Evil Ones, and have prepared for them the Penalty of the Blazing Fire.*
5561 Lowest (or, nearest) heaven: see
37:6. 5562 The phenomenon of the shooting stars has been explained in
15:16-18, notes 1951-54; and in 37. 6-10 and notes thereon. (R).