Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5255, sondan 982. ayet; 67. sure ve Mülk Suresinin 14. ayetidir. Mülk Suresi 14. ayetinin kelime sayisi 7, harf sayısı 27 ve toplam ebced değeri ise 2022 olarak hesaplanmıştır. Mülk Suresinin toplam ebced değeri 102262 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Bu dünyada günah işleyenler, ya kendilerini görüp gözeten Allah’ın varlığına inanmıyor veya inanmakla birlikte dünyevî hırs ve menfaatleri, nefsânî arzuları yüzünden gaflete dalıp sorumluluklarını unutuyorlar. İşte bu âyetlerde inkârcılara ve gafillere Allah’ın gizlisiyle açığıyla her şeyi kuşatan ilmi hatırlatılmakta, kendilerinden hayatlarını buna göre düzenlemeleri istenmektedir.
Mehmet Okuyan
Yaratan bilmez mi hiç! O derin bilgi sahibidir, haberdardır.
Bu cümle “Dikkat edin, Yaratan bilir” veya “(Allah) yarattığı kişileri bilmez mi hiç!” şeklinde de tercüme edilebilir ki hepsi de doğrudur
Burada geçen [el-latîf] sıfatı, “bilgi” ile ilgili bir içerikte yer aldığı için “lütufkâr” anlamında değil de “en ince detayına kadar bilen” şeklinde anlaşılmalıdır.
Bayraktar Bayraklı
Hiç, yaratan bilmez mi? O, en ince işleri bilmektedir ve her şeyden haberdardır.
Dikkat edin ve kendinize gelin! (Her şeyi yoktan var edip) Yaratan (Allah hiç) yarattığını bilmez mi? Halbuki O Lâtif’tir ve Habîr’dir. (Hem gizli hikmetleri, görünmeyen niyetleri ve mahiyetleri Bilendir, hem de görünen ve işlenen her şeyden haberi olandır.)
Hikmete dayalı, hesaplı bir düzen içinde, yaratanın yarattıklarını bilmemesi mümkün mü?Allah, hikmetine nüfuz edilmeyen yüce varlıktır ve gizli-açık her şeyden haberdardır.
(1)“Hem o cüz’î (küçük) zîhayatlarda (canlılarda) pek zâhirî (açık) bir sûrette anlaşılır ki, onun Sâni‘i(san‘atkârı) onu görür, bilir, dinler, istediği gibi yapar. Âdetâ o zîhayâtın masnûiyeti (san‘atlı yaratılması)arkasında Muktedir (güçlü), Muhtâr (irâdeli), işitici, bilici, görücü bir Zât’ın ma‘nevî bir teşahhusu (belirmesi)ve bir taayyünü (meydana çıkışı) îmâna görünür. (...) Çünki meselâ, gözü veren Zât, hem gözü görür, hem ince bir ma‘nâ olan gözün gördüğünü görür, sonra verir. Evet senin gözüne bir gözlük yapan gözlükçü usta, göze gözlüğün yakıştığını görür, sonra yapar. Hem kulağı veren Zât, elbette o kulağın işittiklerini işitir, sonra yapar, verir. Sâir sıfatlar buna kıyâs edilsin!” (Şuâ‘lar, 2. Şuâ‘, 6-7)
İlyas Yorulmaz
Yaratan (yarattıklarını) bilmez mi? O kullarına karşı çok lütufkâr ve kullarının her şeyinden haberdar olandır.
Öyle ya, her şeyi Yaratan, yarattığı şeyi bilmez mi? Elbette bilir! Çünkü O latiftir, her şeye nüfuz eden ilmiyle bütün gizlilikleri en ince ayrıntısıyla bilir, her şeyden haberdardır. Öyle ki:
1 Latîf: “lütuf” mastarından; “en ince şeyleri yapan ve yaratıkların muhtaç olduğu şeyleri ihsan eyleyen” yani lütufkâr, “letafet” mastarından ise; en ince, en gizli işleri bütün inceliğiyle bilen, anlamlarına gelir.
Muhammed Esed
[Her şeyi] yaratan O, nasıl olur da [her şeyi] bilmez? 12 Evet, yalnız O, [hikmetinde] erişilmez bir derinlik sahibidir, her şeyden haberdar olandır! 13
[5214] Veya: “O, yarattığını bilmez mi hiç?” Men halakanın, ya’lemu fiilinin hem faili hem mef’ulü olabileceğine dayanarak.
[5215] el-Latîfu’l-habîr için bkz: 31:16, not 20.
Ömer Nasuhi Bilmen
Yaratmış olan zât bilmez mi? Latîf, habîr olan O'dur.