Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5520, sondan 717. ayet; 74. sure ve Müddessir Suresinin 25. ayetidir. Müddessir Suresi 25. ayetinin kelime sayisi 5, harf sayısı 16 ve toplam ebced değeri ise 1458 olarak hesaplanmıştır. Müddessir Suresinin toplam ebced değeri 86621 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Rivayete göre müşrikler Hz. Peygamber’e ve tebliğ ettiği Kur’an’a karşı nasıl bir tavır takınmaları gerektiğini Velîd b. Mug^re’ye sormuşlar, o da düşünüp taşındıktan sonra Hz. Peygamber’in bir sihirbaz, Kur’an’ın da önceki sihirbazlardan intikal eden bir sihir, bir beşer sözü olduğunu insanlar arasında yaymalarını tavsiye etmiştir. İşte 18-25. âyetlerde Velîd b. Mug^re örneğinde Kur’an’a karşı benzer şekilde inkârcı tutum sergileyenler kınanmış; 26-30. âyetlerde ise hak ettikleri uhrevî ceza özetlenmiştir. 26. âyette geçen “sekar” kelimesi ateşin isimlerinden olup cehennemin ağır cezalık kısımlarından birini ifade ettiği belirtilir (bk. Şevkânî, V, 377). 27-28. âyetler ise sekar hakkında, “hiçbir şeye acımayan, içine atılanları yakan ve insanın derisini kavuran korkunç bir yer” şeklinde detaylar vermektedir. “İnsanları kavurur” diye çevirdiğimiz 29. âyete “insanlara görünür” şeklinde de mâna verilmiştir (Zemahşerî, IV, 183). Aynı âyet, “Cehennem, orayı hak eden insana kendini gösteren bir tablo, bir aynadır” şeklinde de anlaşılabilir. Müfessirler, 30. âyetteki “on dokuz” sayısını “cehennemde görevlendirilmiş olan on dokuz melek; meleklerden on dokuz grup; on dokuz saf; her birinin emrinde bir grup melek bulunan on dokuz yönetici melek” şekillerinde yorumlamışlardır (Zemahşerî, IV, 184; Şevkânî, V, 378; İbn Âşûr, XXIX, 298). Nitekim Tahrîm sûresinin 6. âyetinde de cehennemin başında iri cüsseli, sert tabiatlı ve Allah’ın emirlerini hemen uygulayan meleklerin bulunduğu bildirilmiştir. Râzî, insanın günah işleyip cehenneme girmesine sebep olan beden ve zihin güçlerini on dokuz olarak tesbit etmiş; cehennemde gözetim vazifesi yapan zebânîlerin sayısı ile bu güçler arasında bir ilginin bulunduğunu ifade etmiştir (XXX, 203).
Mehmet Okuyan
“Bu, insan sözünden başka bir şey değildir!” (dedi).
21,22,23,24,25. Sonra baktı. Sonra yüzünü ekşitti ve suratını astı. Sonra arkasını döndü ve kibirlendi. Şöyle dedi: “Bu, sadece öncekilerden nakledilen bir büyüdür. Bu yalnızca bir insan sözüdür.”
21, 22, 23, 24, 25. Sonra baktı. Sonra kaşlarını çattı, suratını astı. En sonunda, kibirini yenemeyip sırt çevirdi de: «Bu (Kur'an) dedi, olsa olsa (sihirbazlardan öğrenilip) nakledilen bir sihirdir. Bu, insan sözünden başka bir şey değil.»
Diyanet Vakfı Müddessir Suresi 25. Ayet Açıklaması
Rivayete göre, Velîd b. Muğîre’nin, Hz. Peygamber’in okuduğu Kur’an’ı dinleyince çok etkilendiğini öğrenen Kureyş müşrikleri, «Eyvah! dediler, Velîd dininden dönmüş. Artık ona bakarak bütün Kureyş dininden dönecektir!» Bunun üzerine yeğeni Ebu Cehil, Velîd’e gidip kibirine yediremeyeceği sözlerle onu ikna etti. Sonra, birlikte müşriklerin yanına geldiler. Velîd onlara, Hz. Muhammed (s.a.)e «mecnûn», «kâhin», «şair» ve «yalancı» lakaplarıyla hitap etmenin tutarlı olmayacağını anlattı; nihayet uzun uzadıya düşünüp taşındıktan sonra, «Olsa olsa, o bir sihirbazdır. Görmüyor musunuz: Kişiyi ailesinden, evlâdından, kölesinden ayırıyor» dedi. Müşrikler bu sözleri çok beğendiler ve Hz. Peygamber’e «sihirbaz» diye hitap etmeye başladılar. Bu, Resûl-i Ekrem’e çok dokundu.
(1)“Bir beşer kendi başına böyle yapması ve muvaffak olması hiçbir cihetle mümkün değildir. Belki, yüz derece muhâldir (imkânsızdır). Çünki birbirine yakın zâtlar birbirini taklîd edebilirler. Bir cinsten olanlar, birbirinin sûretine girebilirler. Mertebece birbirine yakın olanlar, birbirinin makamlarını taklîd edebilirler. Muvakkaten (geçici olarak) insanları iğfâl ederler (aldatırlar), fakat dâimî iğfâl edemezler. Çünki ehl-i dikkat nazarında alâküllihâl (her hâlde) etvar ve ahvâli (tavır ve hâlleri) içindeki tasannuâtlar (yapmacık hareketler), tekellüfâtlar (zorlanmalar) sahtekârlığını gösterecek, hîlesi devâm etmeyecek. (...) Meselâ âdî bir adam İbn-i Sînâ gibi bir dâhîyi ilimde taklîd etmek istese ve bir çoban bir pâdişâhın vaziyetini takınsa, elbette hiçkimseyi aldatamayacak!” (Mektûbât, 26. Mektûb, 112-113)
İlyas Yorulmaz
“Bu söylenenler insan sözünden başka bir şey değil” dedi.
1 (سِحْرٌ يُؤْثَرُ) tabiri iki anlama gelebilir. a- Öteden beri talim ve rivayet oluna gelen ehlinden ehline öğrenile geldiği söylenen bir sihir demektir. b- İysâr olunacak, sair sihirlere tercih edilecek, beğenilecek bir sihir demek olur. Bu, aldatıcı bir cazibesi bulunan parlak sihir manasına “sihr-i mübîn” demelerine benzer. 2 18-25. âyetlerin bahsettiği olay, özetle şöyledir: Velîd b. Muğîre Peygamberimizin yanına gelip, Kur’an dinler, kalkar kabîlesine varır ve: “Muhammed’den bir söz işittim, ne insan, ne de cin sözüne benziyor. O çok tatlı, çok güzel ve daha güzelinin söylenmesi imkânsız bir sözdür” deyince, Kureyş: “Velîd sapıttı, bu gidişle bütün Kureyş de sapıtacak” derler. Bunu duyan Ebû Cehil, onun yanına varıp: “Sen, Muhammed’den bir menfaat elde etmek için onun yanına gidiyormuşsun.” deyince Velîd: “Kureyş bilir ki ben, onlardan çok zenginim” der. Ebû Cehil de: “o halde onun hakkında bir söz söyle de kavmin, senin onu inkâr ettiğini anlasınlar” der. Velîd: “Sİz Muhammed’e deli diyorsunuz onu birini boğarken, kâhin diyorsunuz onu kehanetle uğraşırken, şair diyorsunuz onu hiç şiir söylerken gördünüz mü?” der ve sonra da hiç düşünmeden: “Bu, sadece aldatıcı bir büyüdür ve bu, bir insan sözünden başka bir şey değildir” der. (Vâhidî, Kurtubî)
Muhammed Esed
Bu, ölümlü beşer sözünden başka bir şey değildir!” der.
Suat Yıldırım Müddessir Suresi 25. Ayet Açıklaması
Velîd aslında Kur’ân’dan çok etkilenen, meşhur bir edip idi. Kur’ân’ın, beşer üstü bir taraftan geldiğini de vicdanında hissediyordu. Fakat toplumdaki itibarını kaybetmemek için, Kur’ân hakkında ne diyeceğini şaşırmış, sonunda onun olağanüstü etkisini “büyü” diye nitelendirmişti.