Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5519, sondan 718. ayet; 74. sure ve Müddessir Suresinin 24. ayetidir. Müddessir Suresi 24. ayetinin kelime sayisi 6, harf sayısı 19 ve toplam ebced değeri ise 1984 olarak hesaplanmıştır. Müddessir Suresinin toplam ebced değeri 86621 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Rivayete göre müşrikler Hz. Peygamber’e ve tebliğ ettiği Kur’an’a karşı nasıl bir tavır takınmaları gerektiğini Velîd b. Mug^re’ye sormuşlar, o da düşünüp taşındıktan sonra Hz. Peygamber’in bir sihirbaz, Kur’an’ın da önceki sihirbazlardan intikal eden bir sihir, bir beşer sözü olduğunu insanlar arasında yaymalarını tavsiye etmiştir. İşte 18-25. âyetlerde Velîd b. Mug^re örneğinde Kur’an’a karşı benzer şekilde inkârcı tutum sergileyenler kınanmış; 26-30. âyetlerde ise hak ettikleri uhrevî ceza özetlenmiştir. 26. âyette geçen “sekar” kelimesi ateşin isimlerinden olup cehennemin ağır cezalık kısımlarından birini ifade ettiği belirtilir (bk. Şevkânî, V, 377). 27-28. âyetler ise sekar hakkında, “hiçbir şeye acımayan, içine atılanları yakan ve insanın derisini kavuran korkunç bir yer” şeklinde detaylar vermektedir. “İnsanları kavurur” diye çevirdiğimiz 29. âyete “insanlara görünür” şeklinde de mâna verilmiştir (Zemahşerî, IV, 183). Aynı âyet, “Cehennem, orayı hak eden insana kendini gösteren bir tablo, bir aynadır” şeklinde de anlaşılabilir. Müfessirler, 30. âyetteki “on dokuz” sayısını “cehennemde görevlendirilmiş olan on dokuz melek; meleklerden on dokuz grup; on dokuz saf; her birinin emrinde bir grup melek bulunan on dokuz yönetici melek” şekillerinde yorumlamışlardır (Zemahşerî, IV, 184; Şevkânî, V, 378; İbn Âşûr, XXIX, 298). Nitekim Tahrîm sûresinin 6. âyetinde de cehennemin başında iri cüsseli, sert tabiatlı ve Allah’ın emirlerini hemen uygulayan meleklerin bulunduğu bildirilmiştir. Râzî, insanın günah işleyip cehenneme girmesine sebep olan beden ve zihin güçlerini on dokuz olarak tesbit etmiş; cehennemde gözetim vazifesi yapan zebânîlerin sayısı ile bu güçler arasında bir ilginin bulunduğunu ifade etmiştir (XXX, 203).
Mehmet Okuyan
“Bu (Kur’an), geçmişten nakledilen bir büyüden başka bir şey değildir.” dedi.
21,22,23,24,25. Sonra baktı. Sonra yüzünü ekşitti ve suratını astı. Sonra arkasını döndü ve kibirlendi. Şöyle dedi: “Bu, sadece öncekilerden nakledilen bir büyüdür. Bu yalnızca bir insan sözüdür.”
21, 22, 23, 24, 25. Sonra baktı. Sonra kaşlarını çattı, suratını astı. En sonunda, kibirini yenemeyip sırt çevirdi de: «Bu (Kur'an) dedi, olsa olsa (sihirbazlardan öğrenilip) nakledilen bir sihirdir. Bu, insan sözünden başka bir şey değil.»
Diyanet Vakfı Müddessir Suresi 24. Ayet Açıklaması
Rivayete göre, Velîd b. Muğîre’nin, Hz. Peygamber’in okuduğu Kur’an’ı dinleyince çok etkilendiğini öğrenen Kureyş müşrikleri, «Eyvah! dediler, Velîd dininden dönmüş. Artık ona bakarak bütün Kureyş dininden dönecektir!» Bunun üzerine yeğeni Ebu Cehil, Velîd’e gidip kibirine yediremeyeceği sözlerle onu ikna etti. Sonra, birlikte müşriklerin yanına geldiler. Velîd onlara, Hz. Muhammed (s.a.)e «mecnûn», «kâhin», «şair» ve «yalancı» lakaplarıyla hitap etmenin tutarlı olmayacağını anlattı; nihayet uzun uzadıya düşünüp taşındıktan sonra, «Olsa olsa, o bir sihirbazdır. Görmüyor musunuz: Kişiyi ailesinden, evlâdından, kölesinden ayırıyor» dedi. Müşrikler bu sözleri çok beğendiler ve Hz. Peygamber’e «sihirbaz» diye hitap etmeye başladılar. Bu, Resûl-i Ekrem’e çok dokundu.
Edip Yüksel
"Bu," dedi, "etkileyici bir büyüden başka bir şey değil."
1 (سِحْرٌ يُؤْثَرُ) tabiri iki anlama gelebilir. a- Öteden beri talim ve rivayet oluna gelen ehlinden ehline öğrenile geldiği söylenen bir sihir demektir. b- İysâr olunacak, sair sihirlere tercih edilecek, beğenilecek bir sihir demek olur. Bu, aldatıcı bir cazibesi bulunan parlak sihir manasına “sihr-i mübîn” demelerine benzer. 2 18-25. âyetlerin bahsettiği olay, özetle şöyledir: Velîd b. Muğîre Peygamberimizin yanına gelip, Kur’an dinler, kalkar kabîlesine varır ve: “Muhammed’den bir söz işittim, ne insan, ne de cin sözüne benziyor. O çok tatlı, çok güzel ve daha güzelinin söylenmesi imkânsız bir sözdür” deyince, Kureyş: “Velîd sapıttı, bu gidişle bütün Kureyş de sapıtacak” derler. Bunu duyan Ebû Cehil, onun yanına varıp: “Sen, Muhammed’den bir menfaat elde etmek için onun yanına gidiyormuşsun.” deyince Velîd: “Kureyş bilir ki ben, onlardan çok zenginim” der. Ebû Cehil de: “o halde onun hakkında bir söz söyle de kavmin, senin onu inkâr ettiğini anlasınlar” der. Velîd: “Sİz Muhammed’e deli diyorsunuz onu birini boğarken, kâhin diyorsunuz onu kehanetle uğraşırken, şair diyorsunuz onu hiç şiir söylerken gördünüz mü?” der ve sonra da hiç düşünmeden: “Bu, sadece aldatıcı bir büyüdür ve bu, bir insan sözünden başka bir şey değildir” der. (Vâhidî, Kurtubî)
Muhammed Esed
ve: “Bu, [eski zamanlardan] intikal eden büyüleyici bir sözdür! 12
Mustafa İslamoğlu Müddessir Suresi 24. Ayet Açıklaması
[5416] Veya: “göz kamaştırıcı bir büyüdür”. Sihr, nüzul sürecinde ilk kez burada geçer (Krş: 2:102, not 5; 7:116, not 4). Dilde “gizli bir sebeple insanın gözünü ya da gönlünü yanıltan şey” demektir. Görenin görüleni olduğundan farklı algılamasıdır. Görülen, aslında görüldüğü gibi değildir. Eğer dişi keçinin memesi dolu dolu göründüğü halde sütü az çıkarsa Araplar ‘anzun meshurun derler. Sabahın alaca karanlığına sehar (seher), seherde yenen Ramazan yemeğine de aynı kökten gelen “sahur” ismi verilmiştir. Seher, karanlıkla aydınlığın birbirine karışmış olması halidir ki, hakikatle hayalin, hakla bâtılın, gerçekle yalanın birbirine karıştığı hali çağrıştırır. Sihir, sebebi bilinmeyen herhangi bir şey olarak da tanımlanmıştır. Yukarıdaki birinci tanım özneyi (gören), bu ikinci tanım da nesneyi (görülen) esas alan tanımlardır ve ikisi de birbirini tamamlar. İster özne açısından ister nesne açısından tanımlansın, sihir her halükârda hakikatin zıddı olan hayali, ilmin zıddı olan cehaleti, yakînin zıddı olan zannı ve itminanın zıddı olan vehmi ifade eder. Bunlar bazen görenden, bazen görülenden bazen de her ikisinden kaynaklanır. Mesela “Eğer onlara gökten bir kapı aralasak da onlar oraya çıkacak olsalardı ‘Herhalde gözlerimiz döndürüldü, biz sihirlenmiş bir topluluğuz’ derlerdi.” (15:14-15) âyetinde geçen “sihir” gören açısındandır. Çünkü kaynağı hakikat olduğu halde gören farklı algılamıştır. ”Bazı sözler büyüdür” hadisinde de dinleyen açısındandır. Bu anlamda Türkçe’de “İki söz, bir büyü” atasözü vardır ve tabi ki mecazdır. Şu âyette ise hem gören hem de görülen açısındandır: “(Musa) bir de ne görsün: Onların ipleri ve değnekleri, yaptıkları sihir marifetiyle, ona hızla akıyormuş gibi göründü (yuhayyelu ileyhi)” (7: 116; 20:66). Velid, Allah Rasûlü’nün ömründe sihre örnek gösterecek bir olağan dışılık bulamayınca “Ebeveynle evladın arasını ayırıyor” dedi. Hiç şüphesiz müşrikler bu vahye sözlü bir sihir olarak bakıyorlardı.
Ömer Nasuhi Bilmen
Artık dedi ki: «Bu, naklolunagelen, bir sihirden başka değildir.