Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
9, sondan
6228. ayet;
2. sure ve
Bakara Suresinin
2. ayetidir.
Bakara Suresi 2. ayetinin kelime sayisi
7, harf sayısı
27 ve toplam ebced değeri ise
2221 olarak hesaplanmıştır.
Bakara Suresinin toplam ebced değeri
1820072 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure
الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette
ا (3)
ل (5)
م (1) bulunuyor.
ذلك الكتاب لا ريب فيه هدى للمتقين
ذلكالكتابلاريبفيههدىللمتقين
Żâlike-lkitâbu lâ raybe(*) fîhi(*) huden lilmuttekîn(e)
Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir.
Bakara sûresi Medine’de nâzil olduğuna göre daha önce birçok sûrenin gelmiş olması gerekir. Bu sûrelerle önemli bir kısmı tamamlanmış bulunan metne “kitap” demek uygun görülmüştür.
“Şüphe yok” ifadesi, hem kitabın Allah’tan geldiği, anlatmak istediğini açıkça anlatabildiği hem de onun bir kılavuz, rehber, ışık olmasıyla ilgilidir; her iki konuda da şüpheye yer yoktur.
“Rehber” diye çevirdiğimiz hüdâ hidâyetle aynı kökten olup Allah’ın razı olduğu hayat tarzında, iman, ibadet ve ahlâk yolunda ilâhî rehberliği ifade etmektedir. Bu rehberlikten yararlanabilmek için kişide yukarıdaki âyetlerde nitelikleri açıklanan bilincin bulunması gerekir (geniş bilgi için bk. Yusuf Şevki Yavuz, “Hidâyet”, DİA, XVII, 473-477).
Müttaki (takvâ sahibi) ve takvâ dilimizde de kullanılan Arapça asıllı kelimelerdendir. Müttakiler kelimesinin lügat mânası, “sakınılması gereken şeylerden sakınanlar” demektir. Kur’an’da ve özellikle bu âyette geçen takvânın mânası onu takip eden âyetlerde açıklanmıştır. Buna göre takvâ sahibi kimselerde şu beş vasıf vardır: Gayba iman etmek, namazı doğru ve devamlı kılmak, Allah’ın verdiklerinden bir kısmını O’nun rızâsı için harcamak, Kur’an’a olduğu gibi diğer peygamberlere gönderilen kitaplara da inanmak ve âhiret konusunda kesin inanç sahibi olmak. Bu vasıfları kendinde gerçekleştirmiş olan mümin takvâ sahibidir, müttakidir. Böylece takvâ sahibi olan müminlerde hâsıl olan şuur, duygu ve davranışlarla ilgili başka açıklamalar da yapılmıştır. Konuyla ilgili birkaç hadisin anlamı şöyledir: “Kul, sakıncalı olana düşmemek için sakıncasız olandan da çekinmedikçe takvâ sahibi olamaz” (Tirmizî, “Kıyâme”, 19; İbn Mâce, “Zühd”, 24). “Kul, vicdanını rahatsız eden şeyi terketmedikçe takvâ derecesini elde edemez (Buhârî, “Îmân”, 1). Ebû Hüreyre’ye nisbet edilen bir benzetme, “Yolda yürürken dikenler görürsen ya yolu değiştirirsin ya da dikene dokunmadan geçmenin bir yolunu arar ve bulursun; işte takvâ da budur; hayatı Allah Teâlâ’nın yasakladığı kötülüklere bulaşmadan yaşamaya çalışmaktır” (takvâ hakkında ayrıca bk. Bakara
2:197).
O kitap (Kur’an); onda asla şüphe yoktur. [Muttakî]ler (duyarlı olanlar) için bir yol göstericidir.
Kök itibariyle [v-k-y] kökünden gelen ve “geçişli” fiil olarak “korumak” anlamına gelen [vekâ] kelimesi, [ittekâ] şeklinde beş harfli kalıpta “geçişsiz” fiil olarak “korunmak”, “sorumluluğunu bilmek”, “sorumlu davranmak”, “hassas ve bilinçli olmak” demektir. Buradan hareketle [et-takvâ/takvâ] kelimesi de “korunmak”, “sorumlu davranmak”, “duyarlı olmak” gibi anlamlar içermektedir. “Korunmak” anlamındaki [takvâ] kelimesi, “kötülüklerden korunabilme özelliği”dir. Kelimenin bütün bu anlam alanını içine alacak şekilde düşünürsek [takvâ]yı “duyarlı olmak”, [muttakî]yi de “duyarlı kişi” olarak tercüme edebiliriz. Şems
91:8’de de ifade edildiği gibi, [takvâ] bir taraftan [fücûr] denen kötülüklere karşı insanın korunabilmesini ifade etmekte, diğer taraftan iyilik yapabilmenin insandaki potansiyelini harekete geçirmeye işaret etmektedir.
Kendisinde hiç şüphe olmayan bu kitap, sakınanlar[8] için bir rehberdir.
[8] Takvâ kelimesinin geniş açıklaması için bk. KUR’ÂN TEFSÎRİ, I, 237-255; XIII, 16-17; XVI, 378-380.
Bu Kitap, mutlak gerçeğin ta kendisidir. O, muttakiler¹ için hidâyettir.²
1. Takva, korunmak, önlemek, saklamak demektir. Vahye içtenlikle uyarak, kötü, zararlı şeylere ve tehlikeye karşı korunmak, sakınmak ve kendisini güvene almak konusunda titizlik göstermek; zararlı şey ile korunacak şey arasına bir engel koymak" demektir. Takva, korku anlamına da gelmektedir; ancak bu Allah'ın sevmesinden yoksun kalmak, Allah'ı incitmekten endişe etme anlamında sevgiyi yitirme korkusudur. Takva sahibi olanlara muttakî denir. 2. Doğru yolu göstericidir. Hidayet, güzel, yumuşak bir şekilde yol göstermek; işaret etmek şeklinde yol göstermek, gerçeğe ve doğruya ulaşmak demektir. Örnek:
22:4;
76:3;
37:118. “Kendilerini doğru yola çıkardık.”
2:16;
3:20: Eğer İslam'a girerlerse hidâyete ermiş olurlar.
Bu (Kur’an), kendisinde asla şüphe (çarpıklık, karışıklık ve yanlışlık) bulunmayan, (ahirete inanan, hazırlık yapan, her türlü küfür ve kötülükten sakınıp Allah’ın rızasını arayan) müttakiler için yol gösterici olan bir Kitaptır (ki, hayat ve huzur rehberidir).
Bu, bir kitaptır ki onda şüphe yok. Takva sahiplerine yol göstericidir.
Anlattığı konularda hiçbir şüpheye yer bırakmayan bu kitap; yolunu Allah'ın kitabıyla bulmak isteyenlere cennet yolunu gösterir.
Geçmiş kutsal kitaplarda, Muhammed'e vahyedileceği müjdelenen, bütün insanların iman etmekle, uygulamakla yükümlü olduğu, yürürlükteki tek ve son ilâhî kitap yalnızca bu mükemmel, kutsal kitaptır, Kur'an'dır. Allah katından indirildiğinde, kaynağında, vahyinde ve içindeki bilgilerde; geçmiş kitaplarda müjdelenen, bütün insanları muhatap alan, yürürlükteki tek ve son kitap olduğunda, şüphe ve tereddüt yoktur.
Allah'a sığınıp, emirlerine yapışarak, günahlardan arınıp, azaptan korunanlar, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan, Kur'an esaslarını benimseyerek korunan mü'minler için, hidayet kaynağı-hidayet rehberidir.
bk. Kur’ân-ı Kerim,
32:1-2.
Bu (Kur'an-ı Kerim) doğruluğunda şüphe olmayan bir kitaptır. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için bir hidayet rehberidir.
2.Kendilerine vahiyle bildirilen gerçeklere, gözleriyle göremeseler de inanırlar.
Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici bir kitaptır.
Bu, O kitaptır ki, kendisinden hiç şüphe yoktur ve daha önceki kitaplarda, Allah'ın inzâl edeceğini vaad buyurduğu kâmil kitaptır. Âhirette zarar verecek şeylerden korunanlar (takva sahipleri) için delildir, yol göstericidir.
O vahiyler, kitaptır; (bilgidir, yasadır, öz ve gerçektir.) Kalbi daraltacak şüphe çekecek bir yanı yoktur. (Çünkü) özlerini koruyanlar (muttakiler) için bir rehberdir.
Bu bir kitaptır ki onda şüphe bulunmaz, sakınçlara kılavuzdur
Bu, kendisinde kuşku, çelişme, tutarsızlık olmayan (ilahi bir) kitaptır. Muttâkiler için bir yol göstericidir.
Bkz.
3:103,
5:16,
6:155,
10:57,
14:1Bu ayetten anlaşıldığına göre; Kur’an’dan istifade etmenin birinci şartı, “Muttaki” olmaktır. Yani Allah’a karşı gelmekten sakındığımız ve ona karşı sorumluluk bilinciyle yaşadığımız takdirde, Kur’an bizim için bir hidayet kaynağı olacaktır. Allah inancını ve sevgisini yüreğine sindiremeyen ve bu inancın gereklerini yerine getiremeyenlerinse onun kitabını hakkıyla algılaması söz konusu olamaz.“Muttakî”nin, “Allah’tan korkan ya da sakınan” şeklindeki alışılagelen tercümesi, bu kelimenin ifade etmek istediği manayı yeterli biçimde yansıtmaz. “İtteka” kelimesi: kişinin Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle ve şuuruyla kendi varlığını biçimlendirme arzusunu ve O’nun direktiflerine uygun yaşama isteğini yansıtır. “Allah’tan korkmak” ifadesi: insanı baskı altına alarak onun Allah’a olan güvenini ahlaki değerinden ve anlamından yoksun bırakabilir. İnsan, korktuğu şeyden uzak durmak ister. Buna karşın insan, Allah’tan korkmak yerine ona karşı saygısızlık yapmaktan sakınmayı, onu sevmeyi ve ona karşı sorumluluk bilinciyle kendi varlığını biçimlendirmeyi düşünürse bu takdirde Allah’a daha yakın olur ki olması gereken de budur.
Bu, doğruluğu şüphe götürmeyen ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yol gösteren Kitap'dır.
O kitap (Kur'an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir.
Bu, kuşkusuz, erdemliler için yol gösterici bir kitaptır.
İşte o kitap, bunda şüphe yok, müttakiler (kötülükten korunacaklar) için hidayettir.
işte -o kitap, bunda şüphe yok, ayni hidayet, korunacaklar için
Bu, o kitab'dır ki kendisinde (Allah katından gönderilmiş olduğunda) hiç şübhe yokdur. (O) takvaa sahibleri için doğru yolun ta kendisidir.
İşte bu, o Kitab'dır ki, onda şübhe yoktur.(2) Takvâ sâhibleri için bir hidâyettir.
(2)“Kur’ân, şek ve şübhelere mahal değildir (yer vermez). Sizin şübheleriniz, ancak kalblerinizin hastalığından ve mizâcınızın sekāmetinden (bozukluğundan) ileri geliyor. Evet, gözleri hasta olanlar, güneşin ziyâsını inkâr ederler; ağızları acı olanlar, tatlı suya acıdır derler.” (İşârâtü’l-İ‘câz, 178)
Allah’ın azabından (muttakiler) korunanları en doğru yola iletmesinde şüphe ve tereddüt olmayan yalnızca bu kitaptır.
Bu, bir Kitaptır ki onda şüphe götürecek hiçbir şey yoktur [³], müttekiler hakkında bir rehberdir [⁴]
[3] Bürhanın parlaklığı, delâletinin aşikâr olması Allah tarafından nâzil olduğunda şüphe bırakmaz.[4] Mütteki Allah'tan, günahlardan sakınan kimsedir.
İşte o (yüce) kitap (Kur'an), hiç şüphesiz takva sahipleri için bir hidayettir.
İşte şu kitap, toplumun ve bireyin temel hayat prensiplerini çizen bu ilâhî yazgı var ya,kendisinde hiç şüphe yoktur, insan aklını şüpheye düşürebilecek hiçbir çelişki, eğrilik, tutarsızlık yoktur onda. Öyleyse, gönlünü aç ve onu içtenlikle oku; okudukça göreceksin ki, bu sözler yüce Yaratıcıdan gelen hakîkatin ta kendisidir. Fakat bu kitap, kötülüğü, çirkinliği tercih eden kimseler için değil; her türlü fenâlıktan titizlikle sakınan, doğruya ve güzelliğe ulaşmayı arzu eden o takvâ sahipleri için bir kılavuz, bir yol gösterici, bir hidâyettir. Şu hâlde, tüm insanlığa doğru yolu gösteren bu kitap, ancak takvâ sahiplerini hedefe ulaştıracaktır. Peki, kimdir bu takvâ sahipleri?
Hakkında kuşku bulunmayan bu Kitap,
Müttakîler / Sakınıp Korunanlar için hidayettir.
Bu, kendisinde şüphe1 olmayan tek kitaptır.2 Allah’a karşı hata etmekten sakınanlar için3 dosdoğru yolu gösteren (âyetler) ondadır.4
1 Rayb: Şüphe, kuşku, zan, töhmet ve çelişki demektir. Âyetin bu bölümü: “Bu, çelişkisiz tek kitaptır.” şeklinde de tercüme edilebilir.2 Yeryüzünde “kitap” denilince ancak bu kitap yani “Kur’an-ı Kerim” anlaşılır. Bu sebeple Peygamberimizin hadislerinin toplandığı kitaplara bile “kitap” denilmez, “sünnet” denilir. Müslümanlara göre kitap: “Peygamberimiz Muhammed (a.s)’a Allah tarafından, Cebrail vasıtasıyla, vahiy yoluyla indirilen ve bize tevatüren ulaşan, Allah kelamıdır.”3 Aslında bu kitap, bütün insanlık için hidâyet kaynağı olarak indirilmiştir. Fakat hidâyetten istifadenin ilk şartı, Allah’tan hakkıyla sakınmayı istemektir.4 Bu âyet; (فِيهِ)’deki (ه) zamirinin mercii (اَلْكِتَابُ) olarak düşünülürse, “Allah’a karşı hata etmekten sakınanlara dosdoğru yolu göstermek üzere (indirilen) bu kitapta hiçbir şüphe yoktur.” şeklinde de tercüme edilebilir. Yukarıdaki meal, (فِيهِ) cümle başlangıcı düşünülerek yapılmıştır.
BU İLAHÎKELÂM–ki üzerinde hiçbir şüpheye yer yoktur– Allah'a karşı sorumluluklarının bilincinde olanlara 2 bir rehber [olarak indirilmiş]tir,
Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için doğru yol kılavuzu olan işte bu kitabın/Kuran’ın içinde hiçbir şüpheye yer yoktur. 4/82, 2/23, 17/9, 45/20
İŞTE bu, kendisi hakkında hiçbir kuşkuya yer olmayan[12] Kitap’tır. Takvâ sahipleri[13] için bir hidayet rehberidir.[14]
[12] “Kuşku”nun (rayb) niteliği konusunda iki ihtimal var:
1) Kur’an’ın işleviyle ilgilidir ve “Muttakiler için hidayet olduğunda şüphe yok” anlamına gelir.
2) Kur’an’ın mahiyetiyle ilgilidir ve bu sûrenin 23. âyetindeki meydan okuma buna bir karşılıktır. Bizce kuşku vahyin kaynağına yöneliktir. Bu ise yalnız vahyin muhatabı olan Allah Rasûlü’ne değil, aynı zamanda vahyin sahibi olan Allah’a da bir iftiradır (Rayb için bkz:
9:110, not 140. Şekk ile farkı için bkz:
34:54, not 70).
[13] Takvâ tek bir sözcükle karşılanamayacak merkezi bir kavramdır (İlk geçtiği
91:8’in 8 nolu notuna bkz). Japon âlim T. İzutsu’nun takvânın anlamına dair yaptığı semantik kazı, kendisini “sorumluluk” kavramına ulaştırmıştı. Bu isabetli yorum, daha sonraki çalışmalarda benimsendi. Biz takvâyı, Allah’a izafetle kullanıldığında “Allah’a karşı sorumluluk bilinci” ile, yalın olarak kullanıldığında “sorumluluk bilinci” ile karşıladık. Bazen de orijinal hâliyle bıraktık. Bunu sadece cümlenin akışı ve dil estetiği açısından değil, kavramın bağlama göre değişen vurguları sebebiyle tercih ettik.
Aslında takvâ ilâhî fıtratın bilinçteki tezahürüdür. Kişi kendine emanet edilen fıtratını ne kadar korursa takvâya da o kadar yakın olur. Bu yüzdendir ki takvâ adında somutlaşan sorumluluk bilinci, emanet ve borçluluk bilincini içerir. Kişide emanet üzerine titreme hissi bir seviyeyi aşınca, bu emanetin sahibine borçluluk duygusunu tetikler. Bu da doğrudan alacaklının kimliğini meraka yöneltir. Nihayet merak arayışa arayış da bir seviyeyi aşınca hidayete götürür. “Muttakiler için hidayettir”in açıklaması işte budur.
[14] “Muttakiler için hidayettir” anlamındaki huden li’l-muttakîni “hidayete erenler için takvâ kaynağıdır” anlamına gelen takven li’l-muhtedîn gibi anlamamak gerekir. İbarede “hidayet, takvânın değil, takvâ hidayetin altyapısı olarak sunulmaktadır. Yani takvâ hidayetin sebebi, hidayet takvânın sonucudur. Bunu anlamak için “Kitap nedir iman nedir bilmeyen” (
42:52) Allah Rasûlü’nün “muhteşem bir ahlâk üzere” (
68:4) oluşunu hatırlamak gerekir. Hidayetten önceki takvâ “sorumluluk ahlâkı”dır (Krş:
90:17, not 16). Temelde “sorumlu davranış” mânasına gelen ‘sâlih amel’, işte böyle bir ahlâktan neşet eder.
İşte bu kitap ki, bunda bir şekk yoktur. Muttakîler için bir hidâyettir.
İşte Kitap! Şüphe yoktur onda. Rehberdir müttakîlere! [32, 1-2]
el-Kitab: “Yazılı şey” demektir. Böylece kitap adı verilerek zımnen Kur’ân vahiylerinin yazı ile tesbit edilmesi emredilmektedir. Kur’ân o kitaptır ki kitap denilince, hatıra onun geldiği en mükemmel kitaptır ve diğer bütün kitaplar onun mânasını açıklamak görevindedirler. Takvâ: Korunma, sakınma demektir. İnsanın, başta küfür ve şirk olarak kendisine zarar veren her türlü kötülükten, haram ve isyandan korunarak, ta nihayette cehennem azabından da korunmasını sağlayan değer sistemidir. Muttakî ise, takvâ sıfatını taşıyan kimsedir.
İşte o Kitap; kendisinde hiç şüphe yoktur; müttakiler için yol göstericidir.
Müttekîn kelimesi vikâye kökünden gelir. Vikâye korumak, müttekî korunan, takvâ sâhibi demektir. Aynı kökten gelen takvâ, Arap dilinde canlı bir varlığın, dışarıdan gelecek tehlikeli bir güce karşı kendini korumasını ifâde eder. Bu kelime, daha önce de Arapçada kullanılıyordu. Fakat Kur'ân sistemi içine girince önemli bir anlam kazandı. Kur'ân'da takvâ, herhangibir tehlikeden değil, Allah'ın azâbından ve insanı bu azâba sürükleyecek günâhlardan korunma anlamını kazanmıştır. Daha sonra inen âyetlerde takvâ, sâf dîndarlık anlamına gelmektedir.
İşte o Kitap budur; içinde şüpheye yer yoktur. Müttakîler için rehberdir.
[*] Âdem aleyhisselamdan beri her nebîye verilen Kitap budur (En'âm
6:83-90) . Ufak tefek farklılıklar dışında önceki kitapların aynısıdır. (Bakara
2:106) ve Arapça Kur'ân haline getirilmiştir. Aslı, Allah katındaki Ana Kitap'tadır. (Zuhruf
43:3-4) [2] Müttakî, kendi doğal yapısını koruyan kişidir. Müttekinin zıddı tağut yani sınırları aşan kişidir.
2,3. Hiç kuşkusuz bu kitap, kendilerini günahlardan korumaya çalışan, görmediği halde inanan, namazı kılan ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcayanlar için yol göstericidir.
Şu kitap ki, onda hiç kuşku yoktur. Takvâ sahipleri(2) için o bir yol göstericidir.
(2) Korunanlar. Yani, Allah’ın buyruklarına ve yasaklarına uygun davranan ve böylece kendi eylemlerinin kötü sonuçlarından kendilerini korumuş olanlar. Yahut, güçlü bir himaye altına girerek korunup sakınmış olanlar.
İşte sana o Kitap! Kuşku/ çelişme/ tutarsızlık yok onda. Bir kılavuzdur o, sakınanlar için.
aña allāh-ü alam şol kitāb yoķdur gümān anuñ içinde; yol göstermekdür śaķınıcılara.
İşte o kitāb. Bunda şübhe yoḳdur ḳorunacaḳlar içün ‘ayn‐ı hidāyetdir.
Bu, (Allah tərəfindən nazil edilməsinə, haqdan gəlməsinə) heç bir şəkk-şübhə olmayan, müttəqilərə(Allahdan qorxanlara, pis əməllərdən çəkinənlərə) doğru yol göstərən Kitabdır.
This is the Scripture whereof there is no doubt, a guidance unto those who ward off (evil).
This is the Book; in it is guidance sure, without doubt, to those who fear(26) Allah.*
26 Taqwa , and the verbs and nouns connected with the root, signify: (1) the fear of Allah, which, according to the writer of Proverbs
1:7 in the Old Testament, is the beginning of Wisdom; (2) restraint, or guarding one's tongue, hand, and heart from evil; (3) hence righteousness, piety, good conduct. All these ideas are implied: in the translation, only one or other of these ideas can be indicated, according to the context. See also
47:17; and
74:56, n. 5808.