

Zincir musanniften sözün kaynağına doğru okunur; her halka bir sonrakinden aktarır. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir.

Başlıktaki, "vazgeçme hakkı yoktur" şeklinde tercüme ettiğimiz فليس له أن يرجع ifadesi, "kefalet akdinden dönme hakkı yoktur, bağlayıcıdır" anlamında olması muhtemelolduğu gibi, "kefaletten sonra ödediği miktarı ölenin terekesinden talep etme hakkı yoktur" anlamında olması da muhtemeldir. Ancak birinci anlam Buharıinin maksadına daha uygundur. Bu hadis, borcunu ödemeye yetecek kadar mal bırakmadan ölen bir kimsenin borçlarına kefilolmanın caiz olduğunu göstermektedir. Alimlerin çoğunluğunun görüşü bu yöndedir. Fakat Ebu Hanife bunun caiz olmadığı görüşündedir. Tahavi, alimler çoğunluğunun görüşünün baskın gelmesi için gayret etmiş ve bu meyanda, Cabir hadisine yer vermiştir.
Bahreyn malı ile kastedilen, oradan gelecek "cizye" paralarıdır. Bu konudaki açıklama, "meğazı" (gazveler) bölümünde yapılacaktır. (bkz: 3137.hadis) Bahreyn için Hz. Nebi'in (s.a.v.) görevlendirdiği memur el-Ala' İbnü'l-Hadramı'dir ki, "şahitlik" bölümünün, "va'din yerine getirilmesi" konusunda Cabir'in rivayet ettiği bu hadisten bahsedilirken bu konuya yer verilecektir.
Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Sana şu kadar vereceğim" buyurmuştur. Bu ifadenin, konu başlığı ile ilgisi şudur: Hz. Ebu Bekir halife olunca, Nebiimizin (s.a.v.) farz veya nafile bütün borçlarını ödemeyi tekeffül etmiştir. Kendisini böyle bir yükümlülük altına sokunca, artık Efendimiz'in, bütün borç ve vaatlerini yerine getirmesi zorunlu hale gelmiştir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem verilen vaadi yerine getirmeyi severdi. Bundan dolayı Ebu Bekir bunu yerine getirmiştir.
Şafii mezhebine mensup bazı alimler bu hadisten yola çıkarak, vaadi yerine getirmenin farz olma hükmünün sadece Resulullah'a Sallallahu Aleyhi ve Sellem mahsus bir hüküm olduğu hükmüne varmıştır. Oysa hadisin bağlamında, bu hükmün Hz. Nebi'e mahsus olduğuna veya vaadi yerine getirmenin mutlaka gerekli olduğuna yönelik bir işaret yoktur. Yukarıda zikredilen hadise göre, ravı için bir yarar getiriyor olsa bile, adil bir sahabınin rivayet ettiği haber-i vahidi kabul etmek gerekir. Çünkü Hz. Ebu Bekir, Cabir'den, iddiasının doğruluğuna dair şahit getirmesini istememiştir. Ancak Ebu Bekir'in r.a. bu olayı bildiği için kendi bilgisine dayanarak hüküm vermesi de muhtemeldir. Bu ise, hakimin, kendi bilgisine dayanarak hüküm verebileceği hükmüne bir delil teşkil eder.
KİTABU’L-KEFALET EK SAYFA – 1036-2 باب: جوار أبي بكر في عهد النبي صلى الله عليه وسلم وعقده. 4. RESULULLAH ZAMANINDA EBU BEKİR'İN EMAN ALMASI VE BU KONUDA AKİT YAPMASI حدثنا يحيى بن بكير: حدثنا الليث، عن عقيل، قال ابن شهاب: فأخبرني عروة بن الزبير: أن عائشة رضي الله عنها، زوج النبي صلى الله عليه وسلم، قالت: لم أعقل أبوي إلا وهما يدينان الدين. وقال أبو صالح: حدثني عبد الله، عن يونس، عن الزهري قال: أخبرني عروة بن الزبير: أن عائشة رضي الله عنها قالت: لم أعقل أبوي قد إلا وهما يدينان الدين، ولم يمر علينا يوم إلا يأتينا فيه رسول الله صلى الله عليه وسلم طرفي النهار، بكرة وعشية، فلما ابتلي المسلمون، خرج أبو بكر مهاجرا قبل الحبشة، حتى إذا بلغ برك الغماد لقيه ابن الدغنة، وهو سيد القارة، فقال: أين تريد يا أبا بكر؟ فقال أبو بكر: أخرجني قومي، فأنا أريد أن أسيح في الأرض فأعبد ربي.
قال ابن الدغنة: إن مثلك لا يخرج ولا يخرج، فإنك تكسب المعدوم، وتصل الرحم، وتحمل الكل، وتقري الضيف، وتعين على نوائب الحق، وأنا لك جار، فارجع فاعبد ربك ببلادك، فارتحل ابن الدغنة، فرجع مع أبي بكر، فطاف في أشراف كفار قريش، فقال لهم: إن أبا بكر لا يخرج مثله ولا يخرج، أتخرجون رجلا يكسب المعدوم، ويصل الرحم ويحمل الكل، ويقري الضيف، ويعين على نوائب الحق. فأنفذت قريش جوار ابن الدغنة، وآمنوا أبا بكر، وقالوا لابن الدغنة: مر أبا بكر فليعبد ربه في داره، فليصل، وليقرأ ما شاء، ولا يؤذينا بذلك، ولا يستعلن به، فإنا قد خشينا أن يفتن أبناءنا ونساءنا. قال ذلك ابن الدغنة لأبي بكر، فطفق أبو بكر يعبد ربه في داره، ولا يستعلن بالصلاة، ولا القراءة في غير داره، ثم بدا لأبي بكر، فابتنى مسجدا بفناء داره وبرز، فكان يصلي فيه، ويقرأ القرآن، فيتقصف عليه نساء المشركين وأبناؤهم، يعجبون وينظرون إليه، وكان أبو بكر رجلا بكاء، لا يملك دمعه حين يقرأ القرآن، فأفزع ذلك أشراف قريش من المشركين، فأرسلوا إلى ابن الدغنة فقدم عليهم، فقالوا له: إنا كنا أجرنا أبا بكر على أن يعبد ربه في داره، وإنه جاوز ذلك، فابتنى مسجدا بفناء داره، وأعلن الصلاة والقراءة، وقد خشينا أن يفتن أبناءنا ونساءنا، فأته، فإن أحب أن يقتصر على أن يعبد ربه في داره فعل، وإن أبى إلا أن يعلن ذلك، فسله أن يرد إليك ذمتك، فإنا كرهنا أن نخفرك، ولسنا مقرين لأبي بكر الاستعلان.
قالت عائشة: فأتى ابن الدغنة: أبا بكر، فقال: قد علمت الذي عقدت لك عليه، فإما أن تقتصر على ذلك، وإما أن ترد إلي ذمتي، فإني لا أحب أن تسمع العرب أني أخفرت في رجل عقدت له. قال أبو بكر: إني أرد لك جوارك، وأرضى جوار الله. ورسول الله صلى الله عليه وسلم يومئذ بمكة، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم: (قد أريت دار هجرتكم، رأيت سبخة ذات نخل بين لابتين). وهما الحرتان، فهاجر من هاجر قبل المدينة حين ذكر ذلك رسول الله صلى الله عليه وسلم، ورجع إلى المدينة بعض من كان هاجر إلى أرض الحبشة، وتجهز أبو بكر مهاجرا، فقال له رسول الله صلى الله عليه وسلم: (على رسلك، فإني أرجو أن يؤذن لي). قال أبو بكر: هل ترجو ذلك بأبي أنت؟ قال: (نعم). فحبس أبو بكر نفسه على رسول الله صلى الله عليه وسلم ليصحبه، وعلف راحلتين كانتا عنده ورق السمر أربعة أشهر.
Bu hadise burada yer verilmesindeki amaç, Ebu Bekir'in, İbnüd Değine'nin verdiği em anı kabul etmesi ve Resulullah'ın s.a.v. da buna onay vermesidir. Kefalet konusu ile ilgisi ise eman vermenin, şahsı kefalet olmasıdır. Çünkü eman veren, sırf bu eman sayesinde, söz konusu kişiye zarar verilmemesini tekeffül etmiş olur. İbnü'l-Müneyyir de aynı görüştedir. '"
باب: الدين. 5. BORÇ (DEYN) ALIP VERME حدثنا يحيى بن بكير: حدثنا الليث، عن عقيل، عن ابن شهاب، عن أبي سلمة، عن أبي هريرة رضي الله عنه: أن رسول الله صلى الله عليه وسلم كان يؤتى بالرجل المتوفى، عليه الدين، فيسأل: (هل ترك لدينه فضلا). فإن حدث أنه ترك لدينه وفاء صلى، وإلا قال للمسلمين: (صلوا على صاحبكم). فلما فتح الله عليه الفتوح، قال: (أنا أولى بالمؤمنين من أنفسهم، فمن توفي من المؤمنين فترك دينا فعلي قضاؤه، ومن ترك مالا فلورثته).
Alimler şöyle derler: Resullullah'ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem, borçlu olarak ölen kimselerin cenaze namazını kılmaması, insanları, hayatta iken borçlarını ödemeye teşvik ve böylece namazlarını Hz. Nebi'in s.a.v. kıldırma şerefinden mahrum kalmayarak borçsuz bir şekilde ahirete intikal etmelerini sağlamak içindir. Borçlu kimsenin namazını kılması Hz. Nebi'e Sallallahu Aleyhi ve Sellem haram kılınmış mıydı, yoksa caiz miydi? Bu konuda iki görüş bulunmaktadır.
Nevevi şöyle der: "Müslim'de geçen hadiste olduğu gibi, kesin doğru olan husus, borcu üstlenen bir kimse bulunursa, borçlunun namazını kılmasının caiz oluşudur." İbn Battal ise şöyle der: Hz. Nebi'in, "Bir Müslüman borçlu olarak ölürse borcunu ödemek bana aittir" sözü, borçlu kimsenin namazını kılmama şeklindeki uygulamasını neshetmiştir. "Ödemek bana aittir" sözü ise, ganimet ve sadaka mallarından ödemek anlamındadır.
Müslüman devlet başkanlarının da, borçlu olarak ölen kimselerin borcunu ödemesi zorunludur. Eğer, ölenin, devlet hazinesinde, borcunu karşılayacak kadar hakkı olduğu halde, devlet başkanı bunu ödemezse günahı ona aittir. Aksi halde, günahı, borcunu ödemeyen kimseye ait olur.