Andolsun safflar (ve samimi dayanışmalar) halinde dizilip (görev taksimiyle disiplin altına girerek hizaya ve hizmete) geçenlere (Allah’a itaat ve yolunda cihad edenlere).
(O gerçekleri) Haykırıp (halkı Hakka ve hayra) sürükleyenlere, (olumlu ve onurlu şekilde sevk ve idare edenlere).
(Sürekli) Zikir (Kur’an) okuyarak (ve Allah’ı çağırıp O’na yalvararak ibadet ve hizmet edenlere) yemin olsun ki;
Kesinlikle, sizin İlahınız gerçekten “BİR” (tek) dir.
O göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi'dir, Doğuların (bütün yönlerin ve kıtaların) da Rabbi'dir. (Kâinatın tek sahibidir.)
Hakikaten Biz dünya göğünü 'çekici güzellik takılarını' (andıran, dünyadan parlak ziynet gibi görünüp duran) yıldızlarla süsleyip-donattık.
Ve Onu itaatten çıkmış her azgın şeytandan (ve cinn topluluğundan) koruduk; (yıldız kayması sandığınız olayla, gök taşlarını fırlatıp hırsız şeytanları kovaladık).
Ki onlar (şeytanlar, artık) Mele'i A’la’ya (en yüce makamdakilerin toplantısına) kulak verip dinleyemezler, her yandan (fırlatılan ateş toplarıyla) sürülüp atılmaktadırlar;
(Böylece manevi iklimlerden ve kader projelerine ait bazı bilgileri çalıvermekten) Kovulup uzaklaştırılırlar. Onları (yüce makamlardan uzak tutmaya yönelik) kesintisiz bir azap (ve kovalamaca) vardır.
Ancak (yüce makamlarda konuşulan sözün ve kader bölüşümünün bir kısmını hırsızlama) çalıp-kapan olursa, artık onu da delip geçen 'yakıcı bir alev' izleyip (uzaklaştırmaktadır).
(Ey Nebim!) Şimdi onlara fetvasını soruver: Yaratılış bakımından onlar mı daha şiddetli ve meşakkatli (konumdadır), yoksa Bizim yarattıklarımız mı? (Bu sonsuz ve kusursuz kâinat ve tabiat düzeni ve içindekiler mi daha harika ve hikmetlidir?) Doğrusu Biz onları (insanları), cıvık-yapışkan bir çamurdan yaratıp (donatmışızdır).
Doğrusu Sen (hayret ve hayranlıkla baktığın, bu muhteşem yaratışa ve onların inkârına) şaşıp kalmaktasın; onlar ise (Seninle) alay edip durmaktadırlar.
(Cahil ve gafil kimselerin huyudur:) Kendilerine zikir-nasihat verildiğinde, öğüt almıyorlar.
Bir ayet (mucize) gördüklerinde de, (onu) alay konusu edinip eğleniyorlar.
"Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir" diyorlar.
"Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (tekrar) diriltilecekmişiz?" (diye soruyorlar).
"Veya (asırlar) önceki atalarımız da mı?" (mezarından kalkıp hesaba çekilecekmiş? diye dalga geçiyorlar).
De ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş ve zelil düşmüş kimseler olarak (elbette diriltileceksiniz) ."
(Sizi mahşere kaldıracak olan) İşte o, yalnızca bir tek çığlıktan (ve güçlü bir çağrıdan) ibarettir ki; artık onların (diriltilmiş olarak şaşkınlıkla) bakıp durduklarını (göreceksiniz).
Onlar diyecekler ki: “Eyvahlar bize; bu (Nebilerin bize haber verdiği din) hesap ve ceza günüdür.”
“(Evet) Bu, sizin yalanladığınız (mü’mini kâfirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür.”
(Görevli meleklere emredilecek:) "O zulmedenleri, (kendilerini destekleyen) eşlerini ve taptıkları (şeylerin hepsini) bir araya getirip toplayın."
"Allah'tan başka (yalvarıp kendilerini kurtarıcı sandıklarını) da; artık onları cehennemin yoluna yöneltip (götürmeye başlayın!) "
(Ey görevliler!) "Ve onları durdurup-tutuklayın, çünkü onlar (ve herkes) sorguya alınacaktır."
(Ardından kâfirler ve zalimler güruhuna:) "Ne oluyorsunuz, (niye sessiz ve çaresiz bekleşiyorsunuz da) birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz?" diye (alaylı şekilde hatırlatılır).
(Çünkü) Doğrusu, bugün onlar (mecburen Allah’ın hükmüne) teslim olmuşlardır.
Onlar kimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine sorup (şöyle suçlayacaklardır) :
"Gerçekten sizler (dünyada iken) bize sağdan (sağduyudan ve Hakk’tan) yana (görünerek) gelip yanaşıyordunuz (bizi aldatıp bâtıl yollara sevk ediyordunuz) " diye (çıkışacaklardır).
(Diğerleri de:) "Hayır" derler. "Zaten sizler (aslında) mü'min kimseler değildiniz." (Gerçekten ve samimiyetle iman etmemiştiniz.)
"Bizim sizin üzerinizde zorlayıcı hiçbir gücümüz yoktu; bilakis siz (bilerek bizim peşimize düşen) azgın bir kavimdiniz."
(Artık boşuna çekişmeyelim, bizler inkâr ve isyan ettik,) “Böylece Rabbimizin sözü (yıkım ve azap va’adi) üzerimize hak oluverdi. Şüphesiz, (hak ettiğimiz bu azabı) tadacağımız (kesindir) ”.
"Evet sizi kışkırtıp azdırdık, çünkü gerçekten biz de aldatılıp azgınlaşmış (kimselerdik.) "
Artık o gün onlar (küfür ve zulümde öncülük yapanlar ve onların peşine takılanlar) azapta ortaktırlar. (Yaptıklarını onlara tattırırız.)
Doğrusu Biz, suçlu-günahkârlara işte böyle yaparız.
Çünkü onlara: "Allah'tan başka (hüküm koyan, rızası aranan ve ibadet olunan) ilah yoktur" denildiği zaman, kibirlenip büyüklük taslarlardı.
Ve; "Biz, cinnlenmiş (deli gibi, Hakk düzen hayallerine kapılıvermiş) bir şair için ilahlarımızı (servet ve şehvet putlarımızı) terk edecek (kadar aptal mıyız?” diye hava atarlardı).
Hayır, O (peygamber size) Hakkı getirmiş ve gönderilen (diğer elçi) leri de doğrulamıştı.
Şüphesiz siz, (müstahak olduğunuz) acı azabı tadıcılarsınız.
(Elbette) Yaptıklarınızdan başkasıyla cezalandırılmayacaksınız.
Ancak Allah'ın ihlaslı kulları (cehennemden kurtulacak ve cennete ulaşacaklardır).
İşte bunlar (var ya) ; onlar için belirli (ve çok değerli) bir rızık (cennet azığı ve göz aydınlığı) vardır.
(Halis ve salih mü’minlere cennette) Çeşitli-meyveler (sunulacaktır) . Onlar ikram görenlerden (olacaklardır.)
Nimetlerle donatılmış (Naim) cennetlerde (sonsuz mutluluğa ulaşacaklardır.)
Birbirlerine karşı, tahtlar üzerinde (oturup sevinçli sohbetler yapacaklardır.)
(Cennet hizmetçilerince Main şarabından ve öz) Kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle onların çevrelerinde dolaşılır.
Bembeyaz; içenlere lezzet (ve huzur veren bir içki sunulacaktır).
(Bu cennet şaraplarında) On(lar) dan (dolayı) ne bir bulantı ve sıkıntı (doğacaktır), ne de (içenler sersemleyip) kendilerinden geçerek, akılları çelinmiş olacaktır.
Ve (cennetlerinde) yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır.
Sanki onlar, saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz güzelliğe sahip bulunacaktır).
Bu halde iken, kimi kimine yönelmiş olarak, birbirlerine soracaklardır:
İçlerinden söz alan biri konuşup (şunları anlatacaktır) : "Benim (dünyada iken) bir yakınım (tanıdığım) vardı."
“Sen de gerçekten (dirilişi ve ahirette hesaba çekilişi) doğrulayanlardan (böyle saçmalıklara inananlardan) mısın?" diye (bana sataşırdı.)
"Bizler öldüğümüz, toprak ve kemik (yığını) olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz?" (diye sorup imanımızdan dolayı bizi kınar ve hırpalardı).
(Bu konuşan kişi yanındakilere dönüp) "Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz?" diye soracaktır.
Derken, birden muttali olup (farkına varıp) bakıverdi, onu (ahireti inkâr eden tanıdığını) 'çılgınca yanan ateşin' tam ortasında gördü (ve bağırdı).
Dedi ki: "Andolsun Allah'a, neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin (sana kalsa, bizi kandırıp Hakk’tan caydıracaktın) .”
"Eğer Rabbimin nimeti (hidayet ve inayeti) olmasaydı, muhakkak ben de (inkâr ederek şimdi azap yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım.”
(Artık anladın mı?) "Nasılmış, biz ölecek (sonra dirilip hesaba çekilecek) olanlar değil miymişiz?" (Şimdi söyle bakalım).
"Yalnızca birinci ölümümüzden başka (hayat yokmuş öyle mi) ? Ve biz (küfür ve kötülüklerimize karşılık) azaba uğratılacak olanlar değil miymişiz?" (Ey zavallı, hani akıllıydın? İyi ki biz Hakk elçilere inandık ve haklı çıktık.)
(Dünyada iken Allah’a itaat ve din yolunda cihad edip sonsuz ahiret ve cenneti kazanmak!) İşte bu, şüphe yok ki en büyük kurtuluş(a ve en yüce mutluluğa ulaşmaktır).
Artık çalışanlar (emek harcayıp yatırım yapanlar) asıl bunun (gibi ebedi bir saadet) için çalışsınlar (ki bu en kutlu ve kalıcı kazançtır.)
Nasıl, (Bizim cennet mekânlarımız gibi) böyle bir konaklanma (ve ikram edilip ağırlanma) mı daha hayırlı, yoksa (cehennemde yediğiniz) zakkum ağacı mı?
Doğrusu Biz onu (zakkumu) zalimler için bir fitne (ahiret azabı) kılmışızdır.
Şüphesiz o, 'çılgınca yanan ateşin' dibinde bitip çıkacaktır.
Onun tomurcukları, şeytanların başları gibi (dışı aldatıcı içi kahredip kıvrandırıcı) dır.
(İşte cehennemdekiler) Artık kesinlikle (ve mecburen) ondan yiyecekler, böylelikle karınlarını ondan dolduracaklar (ve acıdan bağırıp kıvranıp duracaklardır).
Sonra mutlaka kendileri için, onun üzerine kaynar su karıştırılmış (iğrendirici ve zehirli) bir içkileri de vardır.
Sonra onların (feryat edip) dönecekleri yer, elbette (yine) çılgınca yanan ateşin (ortasıdır).
Çünkü onlar, atalarını sapkın (ve azgın) kimseler olarak bulmuşlardı (da) ;
Kendileri de onların (bâtıl ve bozuk) izleri üzerinde koşturup-durmuşlardı.
Andolsun onlardan önce de; evvelkilerin (geçmiş kavimlerin) çoğu da sapmıştı.
Andolsun, Biz onlara da uyarıcılar göndermiş (ve kendilerini Hakka çağırmış) tık.
Şimdi bir bak, uyarılanlar (ve söz tutmayanlar) nasıl bir akıbete uğramışlardır!
Ancak muhlis olan (salih ve halis) kullar başkadır. (Onlar asla haksızlığa uğratılmayacaklardır.)
Andolsun, Nuh Bize (dua edip) seslenmişti de, (kendisine) ne güzel icabet etmiştik (hatırlayın).
Onu ve ailesini, o büyük üzüntüden kurtarmıştık.
Ve onun soyunu, (dünyada) onları da bâki kalanlar kıldık. (Kıyamete kadar yaşattık.)
Hem sonra gelenler arasında da, Ona (hayırlı ve şerefli bir hatıra) bıraktık.
Âlemler içinde selam olsun Nuh'a.
İşte biz muhsinleri (Allah’ı görür gibi ibadet edenleri ve cihad görevini titizlikle yerine getirenleri) böyle mükâfatlandırırız.
Şüphesiz O, Bizim (gerçek ve örnek) mü'min olan kullarımızdandı.
Sonra diğerlerini suda boğduk (ve ülkelerini batırdık).
Doğrusu İbrahim de (onun soyunun) bir kolundandır. (Hz. Nuh'un şiasındandı, yani Hakk yolunun taraftarıydı.)
Hani o, Rabbine arınmış (selim) bir kalp ile gelmiş (O’nun rahmet ve inayetine sığınmıştı).
O zaman babasına ve kavmine demişti ki: "Sizler neye tapıyorsunuz?"
"Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah'tan başka ilahlar istiyorsunuz?"
“Âlemlerin Rabbi hakkındaki zannınız (ve kanaatiniz) nedir? (Nasıl sapıtıyorsunuz?) ”
(Hz. İbrahim, bir küfür bayramına katılmamak için) Yıldızlara bir göz atmış (ve şöyle bir plan yapmış) tı.
(Ardından) “Ben, doğrusu hastayım!” diyerek (çevreme sataşmak ve saldırmak arzusu duymaktayım! gibisözler etmeye başlamıştı.“Ben ruhen rahatsızım” deyip garip davranışlar sergilemesi, kâfir ve gafil kavmini oradan uzaklaştırmak için bir hile ve tuzaktı.)
Bunun üzerine (çevresindekiler) arkalarını dönerek ondan kaçıp uzaklaşmışlardı.
Derken gizlice onların (puthanesine girip sahte) ilahlarına sokularak: "Yemek yemiyor musunuz?" diye (takılmıştı).
(Hayret nasıl ilahsınız!) "Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?" (diye çıkışmıştı).
Nihayet, bir yolunu bulup onların üstüne yürüyerek, sağ eliyle bir darbe indirip (hepsini kırmaya başlamıştı).
Çok geçmeden (halkı) birbirine karışmış ve hırçınlaşmış durumda kendisine doğru koşup gelmiş (ve gördükleri manzara karşısında şaşkınlığa uğramışlardı).
(Hz. İbrahim) Dedi ki: “Yontmakta olduğunuz (kendi eliniz ve fikrinizle uydurup meşhur yaptığınız) şeylere mi tapınmaktasınız? (Bu ne akılsız ve aşağılık bir davranıştır!) ”
“Oysa sizi de yapmakta olduğunuz bütün amellerinizi (ve hareketlerinizi) de Allah yaratmıştır (yaratmaktadır) .”
(Bunun üzerine kâfirler ve zalimler) Dediler ki: “(İbrahimi düşüncenin kökünü kurutmak üzere) Onun için (özel) bir bina (fırlatıcı mancınık) yapın ve kendisini hemen (ateş ve azabın) içine atın!”
Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa Biz, onları alçaltılmışlar kılmış (planlarını boşa çıkarmıştık.)
(Ateşten kurtulan Hz. İbrahim) Dedi ki: “Ben Rabbime gidiyorum. O beni (hidayete ve hedefime) ulaştıracaktır.”
(İbrahim:) "Rabbim, Bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et" (diye yalvardı).
Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik. (Duasını boşa çıkarmadık.)
(Çocuk) Onun yanında koşma (ve hafiften iş tutma) çağına eriştiğinde (Hz. İbrahim oğluna:) "Yavrucuğum,” dedi. “Ben rüyamda seni boğazlayıp (kurban ettiğimi görüyorum, şimdi bak düşün) ; görüşün nedir? (Söyle!) " Dedi ki (Oğlu İsmail) : "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah, beni sabredenlerden bulacaksın."
Vaktâki (Baba-oğul) ikisi de (Allah’ın hükmüne) teslim olup, (Hz. İbrahim, İsmail’i kurban etmek üzere) yüzükoyun yatırıverdi.
Biz ona: "Ey İbrahim!" diye seslendik.
"Gerçekten sen, rüyana sadakat gösterdin (Allah’a va’adini yerine getirdin) . Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz" dedik.
Doğrusu bu, apaçık bir ibtila idi (ve Hz. İbrahim imtihanı geçmişti).
Ve ona büyük bir kurbanı fidye (oğlu İsmail’i kesmekten kurtuluş bedeli) olarak gönderdik.
Sonra (kıyamete kadar) gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir ün) bırakıverdik.
İbrahim'e selam olsun (ki o sadık ve sağlam duranlardandı).
Biz, ihsanda bulunanları böyle mükâfatlandırırız.
Şüphesiz o, Bizim mü'min (iman ehli ve emin) olan kullarımızdandır.
Biz ona, salihlerden bir peygamber olarak (oğlu) İshak'ı da müjdeleyip (gönlünü yatıştırdık).
Ona ve İshak'a bereketler verdik (kendilerini mübarek kıldık) . İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan iman ve iyilik ehli) de vardır, (ama) açıkça kendi nefsine zulmeden (küfür ve kötülüğe düşenler) de (vardır).
Andolsun, Biz Musa'ya ve Harun'a da lütufta bulunmuş (sahip çıkmıştık).
Onları ve kavimlerini o büyük üzüntüden kurtarmıştık.
Onlara yardım ettik de, böylece (Firavun düzenine ve zalim güçlere) üstün gelenler olmuşlardı.
Ve ikisine açık ve anlaşılır kitabı verdik (ona sımsıkı sarılıp başarıya kavuşmuşlardı.)
Onları dosdoğru yola yöneltip-ilettik (hidayete ulaştırdık).
Sonradan gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve şerefli bir ün) bıraktık.
Musa'ya ve Harun'a selam olsun (ki onlar süper güce, Firavun ve çevresine kafa tutmuşlardı).
Gerçekten Biz, ihsanda bulunanları böyle mükâfatlandırırız.
Şüphesiz ikisi, Bizim mü'min (emin ve teslim) olan kullarımızdandı.
Doğrusu İlyas da, gönderilmiş (peygamberler arasındaydı).
Hani kendi kavmine demişti ki: "Siz (hâlâ Allah’tan) korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakınmaz mısınız?"
"Siz ba'le (taştan bir heykele) tapıp da Yaratıcıların en güzeli (olan Allah'ı) bırakıyor musunuz?" (Ne sapkın insanlarsınız?)
"Allah ki, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir." (Hiç düşünüp anlamaz mısınız?)
Fakat (buna rağmen) onu yalanladılar; bundan dolayı gerçekten onlar, (azap için getirilip) hazır bulundurulacak (ve tutuklanacak) olanlardır.
Ancak muhlis olan (sadece Allah’ın rızasını arayan) kullar başkadır. (Onlar sonsuz mutluluğa ulaşacaklardır.)
Sonra gelenler arasında (kıyamete kadar) ona (şerefli bir hayat ve şöhret) bıraktık.
Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendirip (onurlandırırız).
Şüphesiz o, Bizim mü'min (sağlam iman ehli ve emin) olan kullarımızdandı.
Gerçekten Lut da gönderilmiş (elçi) lerden (olmaktaydı).
Hani Biz onu ve ailesini topluca kurtarmıştık.
Geride bırakılanlar arasında (kalan ve karısı olan) bir yaşlı kadın dışında.
Sonra geride kalanları yerle bir ettik (helake uğrattık).
Siz (Şam’a giderken) onların (helak edilen sapkınların kalıntıları) üstünden muhakkak geçip gidiyorsunuz; (gerek) sabah vakti (uğramaktasınız).
Ve (gerekse) geceleyin (yolunuz üzerindeki kalıntılarını görüp durmaktasınız) . Yine de akıllanmayacak mısınız?
Şüphesiz Yunus da gönderilmiş (elçi) lerdendi (Peygamber olarak atanmıştı).
Hani bir zaman o, (görev bölgesinden izinsiz ayrılıp) yüklü bir gemiyle kaçmıştı.
Böylece (gemi ağırlığından batmasın diye denize atılacak olanı belirlemek üzere çekilen) kur'aya katılmıştı da, kaybedenlerden olup çıkmıştı.
Derken onu balık yutmuştu, (zaten) o (görev yerini izinsiz terk etme hatasından dolayı) kınanmıştı (diye böyle bir sıkıntıya uğramıştı.)
Eğer (Allah'ı çokça zikredip) tesbih edenlerden olmasaydı;
Onun (balığın) karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar (öylece) kalakalmıştı.
Sonunda bitkin bir durumdayken Onu çıplak bir yere (sahile) attık.
Ve üzerine, sık-geniş yapraklı (kabağa benzer) türden bir şecer (gövdeli bitki) yetiştirip (onu sakladık).
(Ardından) Onu yüz bin veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk) a (peygamber olarak) yolladık.
Nihayet ona iman ettiler, Biz de onları bir süreye kadar (dünyada barındırıp) yararlandırdık.
Şimdi Sen onlara (müşrik takımına) sor: Kızlar Senin Rabbinin de, erkek çocuklar onların mıdır?
Yoksa Biz melekleri dişiler olarak yaratırken onlar (hazır bulunup) şahitlik mi yapmışlardı?
Dikkat edin; gerçekten onlar, düzdükleri yalanlardan dolayı diyorlar ki:
(Hâşâ) "Allah doğurdu." Onlar hiç şüphesiz, muhakkak yalancı (ve iftiracı sapkın takımı) dır.
(Allah) Kızları, erkek çocuklara tercih mi etmiş? (Bu ne çirkin bir isnat ve iftiradır.)
(Onları uyar!) Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?
Hiç mi öğüt alıp düşünmüyorsunuz?
Yoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var (ki gizliyorsunuz) ?
Eğer doğru söylüyorsanız, öyleyse getirin kitabınızı (belge ve kaynaklarınızı ortaya koyunuz).
Bir de onlar, (hiç utanmadan) Kendisiyle (Allah ile) cinnler (görünmeyen enerji varlıklar) arasında bir soy bağı kurdular. Oysa andolsun, cinnler de onların gerçekten (azap için getirilip) hazır bulundurulacaklarını bilip durmaktadır.
Onların nitelendirdiklerinden Allah Yücedir. (Sûbhandır.)
Fakat muhlis olan kullar başka. (Onlar her türlü küfür ve kötülükten sakınmaktadır ve bu yüzden azaba ve haksızlığa uğratılmayacaklardır.)
(Ey Müşrikler ve münkirler!) Artık siz de, tapmakta olduklarınız da (hepiniz bir araya gelseniz).
(Yine de) O'na (Allah'a) karşı (bu ihlaslı mü’minlerden) kimseyi fitneye sürükleyecek (ve ifsat edecek) değilsiniz.
Ancak kendisi çılgınca yanan ateşe girecek olan (beyinsiz ve nasipsiz kimseler) başka (sadece onları saptırabilirsiniz).
(Melekler, nuraniler ve ruhaniler der ki:) "Bizden her birimiz için belli bir makam vardır." (Herkes hizmet ve görev sınırının farkındadır.)
“Biziz, o saf saf halinde dizilmiş (farklı görevler üstlenip, iş bölümü yapıp kenetlenmiş kimseler) gerçekten biziz! (Her an Allah’ın emrine hazır bulunmaktayız.) ”
(Evet) "Biziz, o (sürekli) tesbih (ve tenzih) ederek (Allah’ın emirlerini harfiyen yerine getirenler de) gerçekten biz olmaktayız".
Doğrusu onlar (müşrikler ve münafıklar ise), şöyle deyip duracaklardır:
"Eğer yanımızda öncekilere (verilenler) den bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı;
Gerçekten bizler de, Allah'ın muhlis kullarından olurduk" (şeklinde yalan iddialarda bulunacaklardı.)
Oysa (kitap gelince) onu tanımayıp inkâra kalkışmışlardı; yakında (her şeyi anlayıp) bileceklerdir.
Andolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir (tarafımızdan şu garantiyi vermişizdir) :
Elbette onlar; mutlaka kendilerine yardım edilecek (nusret verilecek) tir.
Ve hiç şüphesiz; Bizim askerlerimiz (ve desteklediklerimiz) galip gelecek (ve zafere erişecektir).
Öyleyse Sen, (ey Nebim!) bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Ve onları seyret ki; (azabı) yakında göreceklerdir.
Şimdi onlar, Bizim azabımızı acele mi istemektedir?
Oysa (azap) onların sahasına (iktidar ve saltanatlarına) indiği zaman, uyarılıp-korkutulanların sabahı ne kötü (ve ne fecidir).
(Artık) Sen bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Ve seyret; (azabı) yakında göreceklerdir.
Üstünlük ve Güç (izzet) sahibi olan Senin Rabbin, onların nitelendirdiklerinden (her türlü acizlikten ve va’adinden dönmekten elbette) Yücedir.
Gönderilmiş (bütün peygamber) lere selam olsun.
Ve âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun (ki her türlü hürmet, övgü ve teşekkür Ona mahsustur).