70. Meâric Suresi Meali

İstekte bulunan (ve duası kabul olunan) biri, (muhakkak) gerçekleşecek (ve zalimlerin saltanatını devirecek) olan bir azabı(n ne zaman ve nasıl geleceğini) sormuştur;
(Evet) Kâfirler için (vuku bulacak) olan bu (azap haktır ve onu) geri çevirecek de yoktur.
(Bu kesin azap) Manevi yükselme (asansör) basamaklarının (ve Miraç makamlarının -Meariç-) sahibi olan Allah’ın (va’adi ve buyruğudur).
Melekler ve Ruh O’na, süresi (sizin takviminizce) elli bin yıl olan bir günde (ancak) yükselip çıkabilmektedir.
(Ey Nebim!) Şu halde (Sen), güzel bir sabır (göstererek) sabret (ve elçilik görevini yerine getir).
Çünkü (inkârcılar), gerçekten onlar, bunu uzak (bir ihtimal) görmektedir.
(Oysa) Biz ise, onu pek yakın görmekteyiz. (Hesap günü kesindir.)
O gün gökyüzü erimiş maden gibi olacaktır.
Dağlar da (etrafa uçuşmuş) rengârenk yün gibi olacaktır. (Hepsi nur=enerji kıvamına geri çevrilmiş durumdadır.)
(Böyle bir günde) Hiçbir yakın dost, başka bir yakın dostu(nun halini) soramayacaktır.
(Kıyamet günü) Onlar (akraba ve arkadaşlar) birbirine gösterilip (bakınca tanıyacaklardır) . O günün azabına karşılık olmak üzere, her mücrim (suçlu ve şımarık kişi) kendi oğullarını fidye vermek isteyecek (ama kabul olunmayacaktır).
Kendi eşini ve kardeşini (feda etmeye kalkışacaktır),
Ve onu barındıran ve kendisini koruyup arka çıkan aşiretini de; (gözden çıkaracaktır).
(Elinde olsa) Yeryüzündekilerin hepsini; kurtulmak için (vermeye çalışacaktır).
Hayır ve asla! (Bunlarınhiçbiri kesinlikle kabul olunmayacaktır) . Doğrusu o (cehennem), cayır cayır yanmakta olan ateştir (ki mücrim ve münkir zalimler ona atılacaktır).
(O ateş) Başın derisini kavurup-soyacak (organları söküp çıkaracak) tır.
Yüz çevirip (kaçmak için) arkasını döneni çağırıp duracak (yakalayıp yakacaktır).
(Dünyada haram ve haksız yollarla mal ve servet biriktirip) Toplayarak bir yerde (istif edip) yığanları (helâl kazansa bile hayır yolunda harcamayanları cehennem kavuracaktır).
Çünkü hakikaten insan çok hırslı, sabırsız (huysuz ve doyumsuz) bir yaratılıştadır.
Kendisine şer (ve keder) dokunursa, o zaman hemen feryada başlayıp sızlanır.
Ama ona bir iyilik dokunur (ve hayır sahibi kılınırsa) o zaman da (başkalarıyla paylaşmayı men eder) ve kıskanır.
Ancak, (şuurla ve huzurla) namaz kılanlar başka (onlar ayrıdır ve farklıdır).
Ki onlar; namaz (ve niyazlarında, kulluk ve sorumluluk yolunda) devamlıdır.
Onların mallarında, (fakir ve çaresiz kimselerin de bilinen ve belirlenen) bir hakkı vardır.
Ki, ihtiyaç duyup isteyenlerin (çalışıp kazanma imkânından mahrum kimselerin) ve yoksul kesimlerin (yardımına koşulmalıdır.)
Onlar (mü’minler), din gününü tasdik edip (ahirete tam inanmaktadırlar).
Onlar Rablerinin azabına karşı (daimî) bir korku duymakta (ve ona göre davranmaktadırlar).
Şüphesiz Rablerinin azabından emin olunamaz. (Kimse kendisini kurtulmuş sayamaz. Allah’tan hakkıyla korkmak ve hesaba hazırlanmak lazımdır.)
Ve onlar, ırzlarını (ferçlerini-namus ve onurlarını) korumakta (her türlü hayâsızlıktan sakınmaktadırlar) ;
Ancak kendi eşleri ya da sağ ellerinin malik olduğu (özel nikâh sözleşmeleri) başka; çünkü onlar (bunlardan dolayı) kınanmazlar.
Fakat bunun ötesini arayanlar, artık onlar taşkınlık yapıp sınırı aşanlardır.
(Bir de mü’minler) Onlar, emanetlerine (memuriyet ve mesuliyetlerine) ve ahitlerine (sözlerine ve senetlerine harfiyen) riayette bulunanlardır.
Şahitliklerinde dosdoğru davrananlardır. (Gördüklerini gizleyip eksiltmeyen, konuyu çarpıtıcı ilaveler eklemeyen, kendi yorumunu gerçek gibi söylemeyen sadık insanlardır.)
Onlar namazlarını (titizlikle) koruyanlardır. (Tüm İslami kurum ve kuralları ayakta tutanlardır.)
İşte onlar, cennetler içinde ikram olunup ağırlanacaklardır.
(Dünyada iken Hakkı) İnkâr edenlere ve nankörlere ne oluyor ki, (şimdi şefaat ümidiyle) boyunlarını sana uzatıp koşmaktadırlar.
Sağ yandan ve sol yandan bölükler halinde (Senin himayene sığınma telaşındadırlar).
(Yoksa) Onlardan her biri, nimetlerle donatılmış cennete gireceğini mi sanıp ummaktadır?
Hayır öyle değil! Doğrusu Biz onları bildikleri şeyden (basit bir meniden) yarattık (bir ömür boyu nice imkân ve fırsatlar tanıdık, ama imana ve itaate yanaşmamışlardır).
Artık, Doğu’ların ve Batı’ların (tüm tarafların, kıtaların ve kâinatın) Rabbine yemin ederim; Biz gerçekten her şeye Muktedir konumdayız; (bunların hepsinin hesabı sorulacaktır).
Onların yerine kendilerinden daha hayırlılarını (mücahit ve müstakim kullarımı) getirip-değiştirmeye (Muktedir durumdayız) . Üstelik Bizim önümüze geçilmesi (ve takdirimizin engellenmesi de imkânsızdır).
(Ey Resulüm!) Şu halde Sen, (artık) kendilerine va’ad edilen (azap) günlerine kavuşuncaya kadar onları bırak; (gaflete) dalıp-oynasınlar, oyalansınlar.
(Ahirette) Kabirlerinden şaşkın ve telaşlı (bir halde) çıkarılacakları gün, sanki onlar dikili bir şeye yönelmiş gibi (koşuşacaklardır).
Gözleri 'korkudan ve dehşetten bunalmış', yüzlerini de bir zillet kaplamıştır; işte bu, kendilerine va’ad edilmekte olan (kıyamet ve azap) günüdür (ki inanmadıkları hesap gelip çatmıştır).