18. Kehf Suresi Meali

1, 2, 3. Kendi katından, ağır bir azapla hem kocundurmak, hem inanmış olup da yararlı iş görenleri —içinde sonsuz kalacakları— cennetle müjdelemek üzere, eğrilikten uzak olan dosdoğru kitabı kuluna indiren Allaha öğüş
1, 2, 3. Kendi katından, ağır bir azapla hem kocundurmak, hem inanmış olup da yararlı iş görenleri —içinde sonsuz kalacakları— cennetle müjdelemek üzere, eğrilikten uzak olan dosdoğru kitabı kuluna indiren Allaha öğüş
1, 2, 3. Kendi katından, ağır bir azapla hem kocundurmak, hem inanmış olup da yararlı iş görenleri —içinde sonsuz kalacakları— cennetle müjdelemek üzere, eğrilikten uzak olan dosdoğru kitabı kuluna indiren Allaha öğüş
«Allahın oğlu var !» diyenleri de kocundurmakçindir
Ne onların bilgisi var, ne de atalarının, ağızlarından çıkan söz ne de büyüktür, onlar ancak yalan söyler
Onların, Kur'ana inanmayıp da, yanından gitmelerini kayırarak kendini yok mu edeceksin?
Kimin daha güzel iş gördüğünü sınamakçin yeryüzünde olanı süs yaptık yere biz
Yeryüzünü kuru çöle çeviririz de
Belgelerimizden olan oprukla, dere yoldaşlarını, belgelerimizden şaşılacak şey mi sanıyorsun sen?
Yiğitler opruğa girdiklerinde, dediler ki: «Tanrımız katından bizlere rahmet kıl sen, işimizle erginliği yoldaş kılasın bize»
Yıllarca, oprukta kulaklarına bir ses işittirmedik
İki bölükten hangisinin —opruk içre— ne kadar kaldıkların daha iyi saydıkların bilmemizçin, uyandırdık onları
Biz onların haberlerin gerçek sana anlattık, Tanrılarına inanmış yiğitlerdi onlar, doğru yola gitmelerin artırdık
Biz onların yüreklerin sağlamladık; kalktıklarında, dediler ki: «Bizim Tanrımız, göklerin de, yerin de Tanrısıdır, ondan özge bir Tanrıya dua etmeyiz, başka türlü dersek, biz taşkınlık ederiz
Şu bizim ulusumuz ondan ayrı Tanrı tuttu, buna getirseler a açık bir tanık, yalan yere, Allaha iftiracı kimseden kim daha zalim olur?»
«Onlardan, onların Allahtan başka taptıklarından ayrılınca giriniz opruğa, Tanrımız rahmetin sizlere aça, size işinizi yararlı kıla»
Görürsün ki güneş doğduğu zaman, opruklarının eğilirdi sağından, güneş battığında da, inerdi sol yanından; onlar orada genişçe bir yerde bulunurlardı, işte bu, Allahın belgelerinden; Allah kimi gönderirse, doğru yolu bulmuştur, saptırdığı kimseye de, ne bir dost bulursun, ne de kılavuz
Uyanık sanırdın sen onları, onlarsa uyurlardı, sağa, sola döndürürdük onları, köpekleri de uzatmıştı kollarını eşiğe, görseydin eğer —içerine bir ürküntü dolarak — geri döner, hemen kaçardın!
İşte böylecene «Soruşalar?» diye aralarında, uyandırdık onları, «Biz burada ne kadar kaldık?» diyerek, onlardan birisi sordu, dediler ki: «Ya bir gün, ya da yarım gün!», burada ne kadar zaman kaldığınızı, Tanrınız daha iyi bilir, şu parayla birinizi kente gönderin de baka temiz yeygi hangisi ise, ordan size azık getire, güler yüz göstere, sizi bir kimseye sezdirmeye de
Eğer sizi bulurlarsa, ya taşa gömerler, ya da kendi dinlerine sokarlar, ondan sonra artık hiç kurtulamazsız
Allahın vadinin gerçek bulunduğunu, kıyamet gününde şüphe olmadığını bilsinler için, biz böylecene açıkladık onları, onlar «opruk yaranına kâfirler, nidelim?» diye çekişmişlerdi, dediler ki: «Yapı kurun üstlerine!»; Allah dahi iyi bilir onları, oyları üst olanlar «Mesçit yapalım!» dediler
Diyecekler ki: «onlar üçtür, dördüncüsü köpekleri!», «onlar beştir, altıncısı köpekleri!» diyenler de var; bilmiyerek atarlar; birtakım kimseler de: «Yedidirler, sekizinci köpekleri!» demektedirler; diyesin ki: «Tanrım iyi bilir sayıların, onları bilen azdır» «Açık olan şeyden başka bir yolda onlarla tartışma sen, bu yolda bir şey de sorma kimseden»
«Ben yarın şu işi işlerim» deme
«Ancak Allah dilerse» de; unutursan Tanrını an; diyesin ki: «ola ki Tanrım bana daha yakın yol gösterir ! Doğru yoldan yana da !»
Bunlar opruklarında üçyüz dokuz yıl kaldılar
Diyesin ki: «Allah iyi bilir ne kadar kaldıklarını, yalnız O bilir göklerde, yerde görünmiyeni, O hem iyi görür, hem de iyi işitir, O'ndan başka onların dostu da yoktur; hükmünde kimseyi ortak eylemez!
Tanrının kitabından sana vahiy edilmiş olanı oku, O'nun sözlerini kimse değiştiremez, O'ndan başka sığınak da hiç bulamazsın!
Sabah, akşam Allahın hoşnutluğun dileyen kimselerle birlikte, sen dahi sabredesin, dünya dirliğinin süslerine kapılıp da, yüz çevirme onlardan; bizi anmaktan yüreğini habersiz kılmış olduğumuz, kendi havasına uymuş kimseye, işi batak olana boyun eğme sen»
Diyesin ki: «Bu Tanrınız katından gelmiş olan bir haktır, istiyen inansın, istiyen inanmasın!»; etekleri zalimleri kaplayan bir ateş hazırladık, susuzluktan bağrışırlarsa, yüzleri kavuran katran gibi bir su verilir, o ne kötü içecek, ne de kötü dayanak
İnan edip, yararlı iş görenlerin, iyilik yapanların sevabını yitirmeyiz biz
İşte bu onlar için altından ırmaklar akan, eyleşilen cennetler var, orada altın bilezikler takarlar, ince, kalın, yeşil ipek kumaştan geysiler giyerler, koltuklara yaslanırlar, o, ne iyi ödenek, ne de iyi dayanak!
Sen onlarçin, iki kişiyi örnek getiresin, iki üzüm bağı verdik birine, hurma ağaçlarıyla çevresini kapladık, bağların arasında ekin dahi yarattık!
Her iki bahçenin de yemişleri ermişti, orda bir şey eksik değildi İki bağın ortasında, bir de ırmak akıttık
Yemişleri var idi, konuşurken dedi arkadaşına: «Malım senden daha çok, doludur çoluk çocuk!»
Kurumlanarak girip bahçesine dedi ki: «Sanmam ben, bu bahçeye hiçbir zarar gelemez
Sanmam ki kıyamet de kopmıyacak, Tanrıma döndürülürsem, bundan daha iyisini bulurum!»
Arkadaşı onunla konuşarak dedi ki: «Önce seni topraktan, daha sonra bel suyundan yaratana, seni adam yapana inan etmiyor musun?
Tanrım olan Allah o, ben Tanrıma eş koşmam kimseyi
Sen bahçene girerken: «Allah dilemiş vermiş, kuvvet ancak Allahındır» demeliydin, beni sen, kendinden malca, oğulca, uşakça daha az görüyorsan?
Seninkinden daha iyisini de, bana Tanrım verebilir, senin bağın üzerine gökten bir belâ gelir, düpdüz eder her yeri
Ya da suyu çekilir, onu geri getiremezsin»
Yemişleri yok oldu, oraya harcadığı emekler karşısında elin oğuştururdu, çökmüştü çardakları bahçenin, «Ne olaydı Tanrım için, hiç kimseyi eş tutmamış olaydım» deseydi!
Allahtan başka, ona yardım eden bir kimse yoktur yardım da olunmadı
Böyle bir yerde dostluk, hak olan Allahındır; odur hayırlı sevap, hayırlı sonuç veren de
Anlatasın onlara, dünya dirliğinin örneğini, gökten indirdiğimiz yağmur gibidir, uyanır onunla yerin bitkisi, sonra kuru ot olup yellerle savrulur, Allahın her şeye gücü yetişir
Oğul, uşak, mal, dünya dirliğinin süsüdür, geri kalan iyi işlerdir; Tanrın katında hayırlıdır sevapça, hayırlıdır umutça
O gün biz dağları yürütürüz de, yeryüzünü apaçıkça görürsün, içlerinden hiçbirini bırakmadan, onları toparlarız
Sıra sıra sunulurlar Tanrına, «Önce, nice yarattıksa öylecene geldiniz siz katımıza, size karşı sözümüzü yerine getirmez sanırdınız!» denilecek onlara
Defterleri konulacak, günah etmiş olanları görürsün, defterde olanlardan korkarak diyecekler ki: «Yazık bize! Ah, bu defter yok olaydı; küçük, büyük bırakmamış, hep saymış!»; ne iş yapmışlarsa, hazır bulurlar, hiç kimseye Tanrın haksızlık etmez!
Hani meleklere: «Âdeme secde edin!» demiş idik biz, iblisten başkası hemen secdeye vardı, o cin cinsindendi, Tanrı buyrumundan dışarı çıktı; beni bırakarak, nesliyle onu dost mu edinirsiniz? o size düşmandır; zalimlerçin bu değişme ne kötü
Gökleri, yeri, kendilerini yaratmamda, ben onları tanık tutmuş değilim; sapmış olanları da, yardımcı edinmedim
O gün denilecek ki: «Çağırınız bana, ortak sandığınız şeyleri!», hemen çağıracaklar, cevap almayacaklar; aralarında bir uçurum açarız
Gördüğünde ateşi günahlılar ona düşeceklerin anlayacaklar, ondan dönecek bir yer de bulmayacaklar
İşbu Kur'anda insanlar için her çeşitten örnek verdik, insanoğlu pek çok şeyde çekişir
Kılavuz gelmiş iken, insanları inanmaktan, Allahtan yarlığa istemekten de alıkoyan şey, ancak eskilerin başlarına geleni, ya azabın açıkça gelmesini beklemeleridir
Peygamberleri ancak göndeririz müjdeleyen, kocunduran olarak, kâfirler gerçeği bâtılla batırmakçin uğraşıyor; benim âyetlerimle kocundurulan şeyi, eğlenceye alırlar
Tanrı âyetleriyle öğütlenmiş olup da, ondan yüz çevirenden, yaptığını unutandan daha zalim kim olur? «Onu anlamayalar» diye, gönüllerine örtü çektik biz, kulaklarına da ağırlık verdik, doğru yola çağırsan da hiçbir zaman böylelikle doğru yolu bulamazlar
Senin bağışlayıcı olan Tanrın, yarlığa sahibidir, yaptıkları yüzünden cezaların verecek, halbukiyse onun bir günü vardır, ondan başka hiç sığınak bulamazlar
Zulümleri yüzünden yok etmiştik o şehirleri, bir zaman ayırmıştık onları, yok etmek için
Hani, Musa çömezine demişti ki: «Hiç durmadan iki deniz kavşağına dek, ya gideceğim, ya yıllarca kalacağım!»
Kavşağa vardıklarında, balıkların unuttular, gizli yol bulup balık denize gitti
Biraz ilerlediler, çömezine dedi ki: «Getir kuşluk yemeğini, bu yolculuk bizi yordu ! »
Çömezi dedi ki: «Haberin var mı? Biz kayanın üzerinde dururken, balığı unutmuşum, onu bana unutturan ancak şeytandır, balık şaşılacak bir yol tutmuş denize»
Musa dedi: «işte budur bizim istediğimiz», iz kovarak hemen geri dönerler
Katımızdan kendisine rahmet verdiğimiz, kendi yanımızdan, bilgi öğrettiğimiz kullarımız içinden birisini buldular
Ona Musa dedi ki : «Erginlik yönünden, sana öğretilen şeylerden bana öğretmen üzre, sana katılayım mı?»
O dedi ki: «Sen benim yanımda hiç sabredemezsin
İç yüzünü bilmediğin bir şeye nice susabilirsin?»
Musa dedi : «Eğer Allah dilerse, ben sabırlı olurum, hiçbir işte sana azgınlık etmem!»
O dedi ki: «Ben sana anmadıkça, benden bir şey sormayasın»
Yürüdüler, bir gemiye bindiler, gemiyi deldi o, «Gemide olanları batırmakçin mi deldin? Çok yaman bir iş yaptın!» deyince
Musa'ya o dedi ki: «Demedim mi ben sana, sen benim yanımda hiç sabredemezsin !»
Musa dedi: «Unutmamdan ötürü bana çıkışmayasın, bu işimden dolayı beni zorlamayasın»
Yürüdüler, bir çocuğa kavuştular, hemen onu öldürdü, Musa dedi : «Hiç kimseyi öldürmemiş bulunan, suçsuz olan bir kimseyi, niçin öldürdün? Çok iğrenç bir iş yaptın!»
Ben sana, benim yanımda hiç sabredemezsin demedim mi?
O dedi ki : «Bundan sonra senden bir şey sorarsam, benimle arkadaş olma, benim tarafımdan özrü kazanmış oldun!»
Yürüdüler, bir kente eriştiler, orada olanlardan yiyecek istediler, kaçındılar onları konuklamaktan, bir duvar gördüler, yıkılıyordu; hemen düzeltiverdi, «isteseydin parasını alırdın!» diyince Musa
Cevap verip dedi ona: «Ayrılık göründü ikimize de, sabredemediğin şeyin iç yüzünü bildireyim
Yoksul denizcilerin malıydı gemi, onu, eski göstermek istedim, ötede bir hakan var, zorla alır gemileri !
O çocuğa gelince; anası, babası inanlı kimselerdir, onları azgınlığa, küfre götürmesinden çekinerek öldürdüm !
İstedik ki, onlara Tanrın onun yerine, arılıkça ondan İyi, ondan daha iyi, ondan daha merhametli bir çocuk vere!
Duvara gelince de, bu şehirde bulunan iki öksüzün, duvarın altında gömülü malları var, babaları onattı; Allah esirgeyerek, onların yetişmesin, gömülerin çıkarmasın diledi, yapmadım bunları kendiliğimden, işte budur iç yüzü, sabırsızlık eylediğin şeylerin»
Onlar Zülkarneyn'i senden sormaktadırlar, de ki: «Onu size anlatayım ben
Yeryüzünde, gerçekten berkittik onu, her şeyin yolunu gösterdik ona
Güneşin battığı yere varınca, sıcak bir pınarda, onun battığın gördü; pınarın yanında da bir ulus buldu; biz dedik ki: «Ey Zülkarneyn! İster sıkıştır onları, ister güzel tut!
O dedi ki: «Zulmedene azap veririz, sonra döner Tanrısına, Tanrın ona görülmemiş azap verir»
İnanarak, yararlı iş görene, güzel ödül verilir, kolaylıklar gösterilir»
Sonra bir yol daha tuttu
Güneşin doğduğu yere varınca, güneşten başka, örtüleri bulunmayan bir ulusun üzerine, güneşin doğduğunu gördü
Yine bunculayın, yanında ne varsa biz biliyorduk
Sonra, başka bir yol tuttu
İki set arasına varınca, setlerin yanında söz anlamaz bir de ulus gördü
Dediler ki: «Ey Zülkarneyn! Ye'cuc, Me'cuc buralarda fesat çıkarıyorlar, sana vergi versek de, aramıza set yapsan olmaz mı?»
Zülkarneyn dedi ki: «Tanrımın verdiği yetişir bana, siz bana gücünüzle yardım ediniz, aranıza set yapam
Demir parçaları getirin bana, iki dağın arayeri dolunca, körükleyin demir ateş olunca, yine getiriniz üstüne erimiş bakır dökeyim
Onu geçemezler, delemezler de» dedi
«Bu, Tanrımın rahmetidir, Tanrımın va'di geldiği zaman onu dağıtır, Tanrımın va'di haktır» dedi
O gün onlar dalgalanıp birbirine girerler halde bırakırız, Sûr üfrülür, hepsini toplarız
O gün kâfir olanları cehennemle, yüz yüze getiririz!
Hakka karşı, onların gözlerinde perde vardı, söz de duymazlardı
Kâfir olan kimseler benden ayrı kullarımı dost mu tuttuk sanırlar? Kâfirlere konak ettik ateşi
De ki: «İşlerinde ziyan edenlerle..
.. İyi yaptık sanıp da, dünya dirliğinde didinmeleri boşa çıkan kimseleri size salık vereyim mi?»
Tanrılarının belgeleriyle ona kavuşmayı da inanmayan işte bunlardır, işleri boşa gitti, kıyamet günü onlar için tartı yoktur
Kâfir olduklarıyçin, işte cehennemdir cezaları onların, benim belgelerimle, peygamberlerimi alaya almışlardı
İnanarak, yararlı iş görenlere Firdevs cennetleri konak verilir
Orda sonsuz kalırlar, ordan çıkmak istemezler
Diyesin ki: «Deniz mürekkep olsa, o kadar da katılsa, Tanrının sözleri tükenmeden daha önce, denizler tükenirdi!»
Diyesin ki: «Sizcileyin, ben de bir insanım, bana vahiy geliyor, Tanrınız bir tek Tanrı, Tanrısına kavuşmayı dileyen iyi işler işlesin, eş koşmasın kulluk etmekte Tanrısına kimseyi»