23. Mü'minûn Suresi Meali

Hakiki mü'minler, gerçekten kurtuluşa ereceklerdir.
Onlar, namazlarında derin bir saygı, huşu ve alçakgönüllülük içindedirler.
Onlar, boş ve anlamsız şeylerden uzak dururlar. 
Onlar, zekât vermek için çalışırlar.
5-6-7. Onlar, iffetlerini korurlar. Yalnız eşleri ya da akitleri aracılığıyla sahip bulundukları bunun dışındadır. (Bunlarla olan ilişkilerinden dolayı) ayıplanmaları sözkonusu olmaz. Ama kim de bunun ötesine geçmek isterse, işte onlar haddi aşanlardır. 
5-6-7. Onlar, iffetlerini korurlar. Yalnız eşleri ya da akitleri aracılığıyla sahip bulundukları bunun dışındadır. (Bunlarla olan ilişkilerinden dolayı) ayıplanmaları sözkonusu olmaz. Ama kim de bunun ötesine geçmek isterse, işte onlar haddi aşanlardır. 
5-6-7. Onlar, iffetlerini korurlar. Yalnız eşleri ya da akitleri aracılığıyla sahip bulundukları bunun dışındadır. (Bunlarla olan ilişkilerinden dolayı) ayıplanmaları sözkonusu olmaz. Ama kim de bunun ötesine geçmek isterse, işte onlar haddi aşanlardır. 
Onlar, emanetlerine ve sözleşmelerine sadakat gösterirler.
Onlar, salatlarını/haktan yana duruşlarını muhafaza ederler (şartlar ne olursa olsun taviz vermeden Hakkın yanında yer almaya devam ederler).
10-11. İşte onlar, temelli kalacakları Firdevs cennetlerine varis olanlardır.
10-11. İşte onlar, temelli kalacakları Firdevs cennetlerine varis olanlardır.
Andolsun ki, biz, insan türünü süzme çamurdan yarattık.
Sonra(ki yaratılışlarda) onu sperm hâlinde sağlam bir yere (ana rahmine) yerleştirdik.
Sonra bu spermi döllenmiş yumurta yaptık, rahim duvarına yerleşen bu yumurtayı embriyo haline soktuk. Embriyoda kemik oluşturduk. Sonra da kemiklere et giydirip başka bir yaratılışla (ruh vererek) insan haline getirdik. Yaratanların en iyisi olan Allah'ın şanı ne yücedir!
Sonra siz bunun ardından muhakkak öleceksiniz.
Sonra siz, kıyamet gününde muhakkak (tekrar) diriltileceksiniz.
Gerçekten biz sizin üzerinizde yedi yol (yörünge) yarattık ve şüphesiz, biz yarattığımız âlemden hiçbir şekilde habersiz değiliz.
Biz, gökten belli bir ölçüde su indirdik de (faydalanmanız için) onu yeryüzünde (göl, yeraltı suları gibi doğal depolarda) tuttuk. Bizim onu (kurutarak) tamamen gidermeye de elbette gücümüz yeter.
Onunla sizin için hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik. Bu bağ ve bahçelerde sizin için pek çok meyveler vardır ve siz onlardan yersiniz.
Yine o su ile Tur-i Sina dağında biten bir ağaç (zeytin ağacı) yarattık ki (meyvesi) hem yağ hem de yiyenlere katık olur.
Hayvanlarda sizin için elbette bir ibret vardır. Onların içlerindeki sütten size içiririz. Onlarda sizin için daha birçok faydalar da vardır ve etlerinden de yersiniz. 
Hem onlarla hem de gemilerle taşınırsınız.
Andolsun biz, Nuh'u kendi kavmine (resul olarak) gönderdik de onlara dedi ki: “Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka hiçbir ilâhınız yoktur. Allah'a karşı gelmekten hâlâ sakınmayacak mısınız?”
Bunun üzerine, kavminden inkârcıların önde gelenleri dediler ki: “Bu, sizin gibi bir beşerden başkası değildir. Size karşı üstünlük elde etmek istiyor. Eğer Allah dileseydi, bize bir melek gönderirdi. Onun söylediklerini eski atalarımızdan hiç duymamıştık.” 
“Bu adam bir deliden başka bir şey değildir. Bir süre için onu gözetim altında tutunuz.”
(Nuh:) “Ey Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!” diye dua etti.
Biz ona vahiy yoluyla bildirdik ki: “Bizim gözetimimiz altında ve bildirdiğimiz şekilde gemiyi yap. Emrimiz gelip tandır kaynadığı (yeryüzünde suların coşup fışkırdığı) zaman her cinsten birer çift ile haklarında azap hükmü takdir edilmiş olanlar dışında kalan aile halkını yanına al! Zalimler(in kurtulması) için sakın bana başvurma! Çünkü onlar boğulmayı hak etmişlerdir.” 
Sen ve beraberindeki kimseler, gemiye bindiğiniz zaman: “Bütün övgüler, bizi zalim kavmin elinden kurtaran Allah'a aittir” de.
Yine de ki: “Ya Rabbi! Beni güvenli ve kutlu bir yere indir. Çünkü sen konuk ağırlayanların en hayırlısısın.”
Şüphesiz bu olayda ibretler vardır. Biz gerçekten (kullarımızı) imtihan etmekteyiz.
Sonra onların (Nuh kavminin) ardından başka bir nesli (Âd kavmini) dünyaya getirdik.
Onlara da: “Allah'a kulluk ediniz, O'ndan başka bir ilahınız yoktur, O'na karşı gelmekten sakınmayacak mısınız?” diyen kendilerinden bir Resul (olan Hûd'u) gönderdik.
O Resulün kavminden, Allah'ı inkâr eden, ahireti yalanlayan ve bizim dünya hayatında kendilerine bolca nimet verdiğimiz ileri gelenler şöyle dediler: “O da ancak sizin gibi bir insandır. Yediklerinizden yiyor, içtiklerinizden içiyor.”
“Hal böyleyken kalkar da kendiniz gibi ölümlü birine tabi olursanız, o takdirde kaybeden mutlaka siz olursunuz.”
“(Bu adam) size, ölüp toprağa karıştıktan ve iskelete döndükten sonra yeniden dirileceğinizi mi vaat ediyor?”
“O tehdit edildiğiniz (öldükten sonra dirilmek) çok uzak, gerçekten çok uzak (olacak iş değil, size söylenen bu vaatler boş vaatlerdir)!”
“Bu dünya hayatımızdan başkası yoktur. (Kimimiz) ölürüz, (kimimiz) yaşarız. Biz tekrar diriltilecek değiliz.”
“O, Allah'a karşı yalan uyduran bir kimseden başkası değildir. Biz ona inanmayız.”
(Resul) dedi ki: “Ya Rabbi! Bunların yalanlamaları karşısında bana yardım et.”
(Allah:) “Yakın zamanda mutlaka pişman olacaklardır!” buyurdu.
Derken onları korkunç bir ses, kıskıvrak yakalayıverdi. Böylece onları çerçöp yığını hâline getirdik. Zalimler topluluğu, Allah'ın rahmetinden uzak olsun!
Sonra onların arkalarından (Salih, Lût ve Şuayb'ın kavimleri gibi) başka kavimler dünyaya getirdik.
Hiçbir ümmet/millet kendi süresini ne öne alabilir ve ne de geciktirebilir.
Sonra arka arkaya resullerimizi gönderdik. Hangi ümmete resul geldiyse onu yalanladılar. Biz de onları (yaptıkları yüzünden) birbiri ardından helâk ettik ve onları birer (ibretlik) efsane yaptık. İnanmayanlar toplumu, Allah'ın rahmetinden uzak olsun!
45-46. Sonra Musa ve (kardeşi) Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille Firavun ile kodamanlarına gönderdik. Fakat onlar iman etmeyi kibirlerine yediremediler. Zaten onlar büyüklük taslayan bir zümre idi.
45-46. Sonra Musa ve (kardeşi) Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille Firavun ile kodamanlarına gönderdik. Fakat onlar iman etmeyi kibirlerine yediremediler. Zaten onlar büyüklük taslayan bir zümre idi.
Dediler ki: “Kendi kavimleri (olan İsrailoğulları) bize kölelik ederlerken şimdi kalkıp bizim gibi beşer olan bu iki adama mı inanacağız?”
Böylece ikisini de yalanladılar, bu yüzden de yıkıma uğrayanlardan oldular.
(Daha sonra İsrailoğulları) doğru yolu bulsunlar diye Musa'ya kitabı (Tevrat'ı) verdik.
Meryem'in oğlunu (İsa'yı) da annesiyle bir sembol kıldık ve her ikisini de oturmaya elverişli, akarsulu yüksek bir yere yerleştirdik.
Ey Resuller! Temiz olan şeylerden yiyin, güzel ve erdemli işler yapın! Gerçekten ben yaptıklarınızı hakkıyla bilenim.
İşte bu sizin ümmetiniz bir tek ümmettir (tevhid dini, bütün nebilerde tek bir dindir). Öyle ise emirlerime uygun yaşayıp azabımdan sakının!
Fakat insanlar bu inanç birliğini yıkarak çeşitli gruplara ayrıldılar. Her grup kendi inanç sistemi ile övündü. 
(Ey Resul!) Sen onları bir zamana kadar, gaflet ve şaşkınlıklarıyla baş başa bırak!
55-56. Kendilerine verdiğimiz mal ve evlatlarla onlara iyilik için can attığımızı mı sanıyorlar? Hayır, onlar ne yaptıklarının farkında değiller!
55-56. Kendilerine verdiğimiz mal ve evlatlarla onlara iyilik için can attığımızı mı sanıyorlar? Hayır, onlar ne yaptıklarının farkında değiller!
57-58-59. Rablerine olan saygılarından dolayı kötülükten sakınanlar ve Rablerinin ayetlerine inananlar. Rablerine ortak koşmazlar.
57-58-59. Rablerine olan saygılarından dolayı kötülükten sakınanlar ve Rablerinin ayetlerine inananlar. Rablerine ortak koşmazlar.
57-58-59. Rablerine olan saygılarından dolayı kötülükten sakınanlar ve Rablerinin ayetlerine inananlar. Rablerine ortak koşmazlar.
60-61. Rablerine döneceklerini bildikleri için, verdiklerini kalpleri ürpererek/gönülden verenler, işte onlardır iyilikte yarışanlar ve bu yarışı önde götürenler.
60-61. Rablerine döneceklerini bildikleri için, verdiklerini kalpleri ürpererek/gönülden verenler, işte onlardır iyilikte yarışanlar ve bu yarışı önde götürenler.
Biz hiçbir kimseye gücünün yettiğinden fazla yük yüklemeyiz. Katımızda, doğruyu söyleyen (ve herkesin yaptıklarının kaydedildiği) bir kitap vardır. (Onun için) onlar haksızlığa uğratılmazlar.
(Din ve inanç birliğini bozanlara gelince,) onların kalpleri bu (ilahi kayıt işlemine karşı) bütünüyle ciddi bir aymazlık içindedir! Onların bozgunculuktan başka (daha kötü) eylemlere kalkışma (eğilimleri) de vardır ve onlar bu tür eylemlere devam edip gideceklerdir.
Nihayet (onların) refah ve bolluk içinde olanlarını azapla kıskıvrak yakaladığımız zaman, bakmışsın ki feryat edip duruyorlar.
Boşuna feryat edip durmayın bugün! Zira bizden yardım görmeyeceksiniz.
Vaktinde ayetlerimiz size okunduğunda siz onları hiçe sayıyordunuz (onları kabulden yüz çeviriyordunuz).
(Size bahşettiğim zenginlikle) ona karşı böbürlenerek geceleri toplanıp hezeyanlar savuruyordunuz.
Peki, onlar (Allah'ın) sözünü (Kur'an'ı) anlamaya hiç çalışmadılar mı? Yahut kendilerine, daha önce geçmişteki atalarına gelmeyen (azap görmeyeceklerine dair) bir şey mi geldi?
Ya da onlar henüz kendi resullerini tanımadılar da o yüzden mi onu inkâr ediyorlar?
Yoksa “onda delilik var” mı diyorlar? Hayır! O, onlara hakkı getirdi. (Ne var ki) onların pek çoğu Hak'tan hoşlanmamaktadır.
Eğer Hak onların istek ve arzularına uysaydı, muhakkak ki göklerin, yerin ve gökler ile yerde bulunan tüm varlıkların düzeni bozulurdu. Biz onlara şereflerine vesile olacak olan Kur'an'ı ulaştırdık, onlar ise kendilerine şeref verecek bu Kur'an'dan yüz çevirdiler.
(Ey Resul!) Yoksa sen onlardan (inanmaları için) bir vergi/ücret mi istiyorsun? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Şüphesiz sen onları doğru bir yola çağırıyorsun.
Fakat ahirete inanmayanlar, ısrarla bu yoldan sapıyorlar.
Eğer onlara acıyarak başlarına gelen herhangi bir beladan kendilerini kurtarsak, saplandıkları inkâr bataklığında azgınlıklarına büsbütün devam edeceklerdi.
Andolsun, biz onları azap ile kıskıvrak yakaladık da yine Rablerine boyun eğmediler ve (bağışlanmak için) yalvarıp yakarmadılar.
Sonunda, üzerlerine azabı şiddetli olan bir kapı açtığımızda, onlar bunun içinde şaşkına dönüp umutlarını kaybettiler.
Hâlbuki O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri yaratandır. (Buna rağmen) ne kadar az şükrediyorsunuz!
Sizi yeryüzünde yaratıp türeten/yayan O'dur ve O'nun huzurunda (diriltilip) toplanacaksınız.
O, yaşatandır, öldürendir. Gece ile gündüzün birbirini takip etmesi de O'na aittir. Hâlâ aklınızı işletmeyecek misiniz?
(Bütün bunlara rağmen) onlar yine de öncekilerin söyledikleri gibi sözler ettiler.
Dediler ki: “Gerçekten biz, ölüp toza toprağa karışmış bir iskelet hâline geldikten sonra mı tekrar diriltileceğiz?
Yemin olsun ki, bu tehdit şimdi bize yöneltildiği gibi daha önce atalarımıza da yöneltilmişti. Bu eskilerin masallarından başka bir şey değildir.”
De ki: “Eğer biliyorsanız (söyleyin): Yeryüzü ve orada bulunanlar kimindir?”
Diyecekler ki: “Allah'ın.” De ki: “O halde ne diye hâlâ düşünüp anlamazsınız?”
De ki: “Peki, kimdir yedi kat göğü yerinde tutan ve yüce kudret tahtında hükümran olan?”
“Allah'tır” diyecekler. De ki: “Artık O'na karşı gelmekten sakınmayacak mısınız?”
De ki: “Her şeyin yönetimini elinde tutan, koruyup kollayan ama kendisine karşı (kimsenin) korunup kollanamayacağı kimdir? Biliyorsanız, (söyleyin)!” 
(Sana) “Bu yetki Allah'a aittir” diyecekler. De ki; “O halde nasıl oluyor da yanıltılıyorsunuz?”
Aslında biz onlara gerçeği sunduk, fakat onlar hala yalan söylüyorlar.
Allah asla evlat edinmemiştir ve O'nun beraberinde bir başka ilah da yoktur. (Olsaydı) o zaman her ilah, kendi yaratıklarını otoritesi altına alıp bir yana gider ve biri öbürüne karşı üstünlük kurmaya çalışırdı. Allah onların bu asılsız yakıştırmalarından uzaktır.
(O,) insanların algı ve tasavvurlarının erişemediği şeyleri de onların akıl ve duyu yoluyla tanıklık edebildikleri şeyleri de bilir. O, müşriklerin koştukları ortaklardan çok yücedir.
De ki: “Ey Rabbim! Onlara vaad edilen o azabı bana mutlaka göstereceksen (ben hayatta iken onları cezalandıracaksan),
Rabbim! Beni o zalimler topluluğu içinde bırakma!”
(Ey Resul!) Bizim onlara vaad ettiğimiz azabı sana göstermeye elbette gücümüz yeter.
(Fakat onlar ne yaparlarsa yapsınlar, sen yine de onların işlediği) kötülüğü, en iyi yol hangisi ise, onunla sav! Biz onların asılsız yakıştırmalarını herkesten iyi biliyoruz.
De ki: “Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden (telkinlerinden) sana sığınırım!
Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım!” 
Sonunda onlardan biri ölümün eşiğine geldiğinde der ki: “Ya Rabbi, beni geri gönderin!
(Gönderin ki,) arkada bıraktığım yerde iyi bir iş yapayım.” Hayır, hayır! Bu onun söylediği anlamsız bir sözdür. Çünkü dünyadan ayrılanların önünde, (kıyamette) tekrar diriltilecekleri güne kadar (geri gelmelerine mâni olacak) bir berzah vardır.
Ve sonra, (kıyamet için) sura üflendiği zaman, o gün artık ne aralarındaki kan bağları işe yarayacaktır ne de birbirlerine soru sorabileceklerdir.
O zaman kimin tartıları (iyilikleri) ağır gelirse, işte onlar zafere kavuşacaklardır.
Kimin de tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana uğratanlardır. Onlar cehennemde kalacaklardır.
Ateş, onların yüzlerini yalayarak yakacak, bu yüzden, dudakları kasılacak ve dişleri sırıtacaktır.
(Onlara şöyle denilecek:) “Karşınızda (bu azabı habere veren uyarıcı) ayetlerim okunurken onları yalanlayan sizler değil miydiniz?”
106-107. (Onlar şöyle) diyecekler: “Ey Rabbimiz! Biz azgınlığımıza yenik düştük ve sapık bir toplum olduk. Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer (tekrar günaha) dönersek şüphesiz kendimize zulmetmiş oluruz.”
106-107. (Onlar şöyle) diyecekler: “Ey Rabbimiz! Biz azgınlığımıza yenik düştük ve sapık bir toplum olduk. Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer (tekrar günaha) dönersek şüphesiz kendimize zulmetmiş oluruz.”
(Allah buyuracak:) “Kalın kaldığınız yerde! Ve benimle bir daha asla konuşmayın!”
“Hani vaktiyle kullarımın bir bölümü: ‘Ey Rabbimiz! Biz sana inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın!' diye dua ediyordu.
Siz ise onlarla alay ediyordunuz. Bu yaptıklarınız size beni anmayı unutturuyordu. Onlara hep gülüyor (ve onlarla dalga geçiyor)dunuz.
Ama ben (vaktiyle hor gördüğünüz bu insanları) sabretmeleri sebebiyle, bugün mükâfatlandırdım. Şüphesiz onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.”
(Allah inkârcılara:) “Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?” diye soracak.
(Onlar:) “Bir gün, ya da günün bir kısmı kadar kaldık, tam olarak hesap tutan (melek)lere sor (bizim gün sayacak halimiz kalmadı)!” diyecekler.
(Allah, şöyle) buyuracak: “(Dünyada) çok az bir zaman kaldınız. Keşke bunu (daha önce) bilmiş olsaydınız.” 
“Sizi boşuna yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?”
Allah yüceler yücesidir, mutlak hüküm sahibidir. O'ndan başka ilah yoktur. Yüce arşın sahibi O'dur!
Kim kanıtlayıcı bir delile dayanmadığı halde Allah'ın yanı sıra başka bir ilaha kulluk ederse onun hesabını Rabbi görecektir. Şüphesiz inkârcılar asla kurtuluşa eremezler
De ki: “Ey Rabbim! Bağışla, merhamet et! Çünkü sen merhamet edenlerin en hayırlısısın!”