59. Haşr Suresi Meali

Göklerde ve yerde olan her şey Allah'ı tesbih eder (O'nun istediği şekilde vazifelerini icra ederek hayatlarına devam ederler). O, dilediğini yapma kudretine sahiptir, her işinde ve her hükmünde bir hikmet vardır.
Ehl-i Kitap'tan (peygambere suikast tertipleyip) küfre sapanları, (savaş için) ilk toplanmalarında yurtlarından çıkaran O'dur. Siz, çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin kendilerini (Allah'ın azabından) koruyacağını sanmışlardı. Fakat Allah onları ummadıkları bir yerden vurdu ve kalplerine korku düşürdü. Öyle ki, evlerini hem kendi elleriyle hem de mü'minlerin elleriyle yıkıp yok etti. Artık bundan ders alın, ey derin kavrayış sahipleri!
Eğer Allah, (yaptıkları yüzünden) onların sürgüne gitmelerine hükmetmemiş olsaydı, elbette onları dünyada (başka şekilde) cezalandıracaktı. Ahirette ise onlar için cehennem azabı vardır.
Bütün bunlar, onların Allah'a ve Resulü'ne karşı gelmeleri sebebiyledir. Kim Allah'a karşı gelirse bilsin ki, Allah'ın azabı şiddetlidir.
(O ihanet eden Yahudilerin kendilerine siper edindikleri) hurma ağaçlarından her ne kesmiş veya kökü üzere bırakmış iseniz, hepsi de Allah'ın izniyle olmuştur. Ve (bu izin) yoldan çıkmışları rezil etmek içindir.
(Nadiroğullarının) mallarından savaşılmaksızın resulüne kolayca kazandırdığı ganimetler için siz, at ya da deve koşturmuş değilsiniz. Fakat Allah, Resullerini (Hakka karşı direnen azgın ve isyankâr toplumlardan) dilediği kimselerin üzerine salıp onlara üstün kılar. Çünkü Allah'ın her şeye hakkıyla gücü yeter.
Allah'ın, (idaresi Müslümanların eline geçen) memleketlerin ahalisinden savaşılmaksızın resulüne kazandırdığı mallar, Allah'a, resulüne, (ölen mü'minlerin) yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Bunu böyle yaptık ki, servet (sırf) sizden zenginler arasında dolaşan bir servet (ve güç) hâline gelmesin. Resul size neyi verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah'ın azabı çetindir.
Bu (ganimet malları ayrıca), Allah'tan bir lütuf ve hoşnutluk ararken ve Allah'a ve resulüne yardım ederken yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılan fakir muhacirlerindir. İşte onlar (imanlarında ve eylemlerinde) doğru olan kimselerdir.
Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları (muhacirleri) kendilerine tercih ederler. Her kim nefsinin hırsından ve mala düşkünlüğünden kendini kurtarırsa, işte onlardır kurtuluşa erenlerdir.
Onlardan (Muhacirlerle Ensar'dan) sonra gelenler şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla! Kalplerimizde, iman edenlere karşı kin ve kıskançlık gibi duygulara yer verme! Ey Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatli, çok merhametlisin!”
Bakmaz mısın, şu münafıklık yapanlara? (Onlar) Ehl-i Kitaptan o küfre sapan kardeşlerine şöyle diyorlar: “Yemin ederiz ki, eğer siz (Medine'den) çıkarılırsanız, muhakkak biz de sizinle beraber (oradan) çıkarız ve sizin aleyhinizde hiçbir zaman kimseye itaat etmeyiz. Eğer size savaş açılırsa, muhakkak size yardım ederiz.” Halbuki Allah şahittir ki onlar kesinlikle yalancıdırlar.
Andolsun ki, eğer (kardeşleri olan Nadiroğulları Medine'den) çıkarılsalar (bile bunlar) onlarla beraber çıkmazlar. Eğer onlarla savaşılsa, onlara yardım etmezler. Yardım etmeye kalksalar bile zoru görünce arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra (Allah onları helak eder ve) kendilerine de yardım edilmez.
(Ey inananlar!) Onların kalplerine (dehşet ve yılgınlık uyandırma bakımından), Allah'tan daha çok sizin korkunuz sinmiştir. Çünkü onlar, Allah'ın kudret ve azametini gereği gibi kavramayan bir topluluktur.
Onlar sizinle toplu olarak savaşamazlar, ancak surla çevrilmiş kasabalarda yahut duvarların ardından savaşmak isterler. Kendi aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir. Sen onları toplu sanırsın, ancak onların kalpleri dağınıktır. Bu ise, onların aklını işletmeyen bir topluluk olmalarındandır.
Onların durumu, kendilerinden az bir zaman önce yaptıklarının cezasını (Bedir'de) tatmış olan (Mekkeli müşriklerin) durumu gibidir. Onlara (ahirette de) elem dolu bir azap vardır.
Münafıkların durumu ise tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan insana: “İnkâr et” der; (insan) inkâr edince de: “Şüphesiz ben senden uzağım. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah'ın (azabından) korkarım” der.
Nihayet ikisinin de (şeytanın da kandırıp inkâra götürdüğü kişinin de) âkıbeti, içinde yerleşip kalmak üzere Ateşe girmektir. İşte zalimlerin cezası budur.
Ey inananlar! Allah'a karşı sorumlu olun ve O'nun emirleri doğrultusunda yaşayın! Herkes yarın (âhiret) için ne gönderdiğine dikkat etsin. Allah'a karşı gönülden saygılı olun ve O'na karşı gelmekten sakının. Şüphesiz ki Allah, yaptığınız her şeyden hakkıyla haberdardır.
Allah'ı unutan ve bu yüzden Allah'ın da kendilerine öz benliklerini unutturduğu kimseler gibi olmayın! İşte onlar yoldan çıkan kimselerdir. 
Cehennem halkı ile cennet halkı bir olmaz. Cennet halkı kurtuluşa eren kimselerdir.
Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirmiş olsaydık, (onca cesametine rağmen) dağın ezilip büzülerek Allah('ın rızasını kazanamama ve mesajın sorumluluğunu yerine getirememe) korkusuyla paramparça olduğunu görürdün. İşte (bütün) bu örnekleri düşünsünler diye insanlara veriyoruz.
Allah O'dur ki O'ndan başka ilah yoktur. O, görülmeyeni (yaratılmışların kavrayış alanı dışındaki şeyleri) de görüleni de bilendir. O Rahman'dır (yarattıklarını esirgeyen ve koruyandır) ve Rahim'dir (yarattıklarına karşı daima şefkatli ve merhametlidir).
O, öyle bir Allah'tır ki, O'ndan başka hiçbir İlâh yoktur. Melik'tir (mülk ve saltanatı devamlı olandır), Kudüs'tür (her türlü eksiklikten uzaktır), Selâm'dır (barış ve esenliğin kaynağıdır), Mümin'dir (güvenilecek yegâne varlıktır), Mühremindir (her şeyi gözetip koruyandır), Aziz'dir (kudreti her şeye üstündür), Cebbar'dır (iradesine asla karşı çıkılmayan, her dilediğini mutlaka yapandır), Mütekebbir'dir (azamet ve ululuk O'nun hakkıdır). Allah, (müşriklerin kendisine) koştukları ortaklardan uzaktır.
O, yaratan, (bir uygunluk içinde) yoktan var eden, (yarattıklarına) şekil veren Allah'tır. En güzel isimler/sıfatlar O'nundur. Göklerde ve yerde olan her şey O'nun şanını yücelterek vazifesini icra etmektedir. O, mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.