Elif, Lam, Râ. İşte bunlar, Kitap'ın¹ ve Kur'an-ı Mubin'in² ayetleridir.
1- Allah'ın (Ana Kitap/Levh-i Mahfuzdaki) yasaları. 2- Gerçekleri açıkça ortaya koyan.
Gün gelecek, gerçeği yalanlayan nankörler: “Keşke Müslüman olsaydık.” diye yakınacaklar.
Bırak onları; yiyip, içip faydalansınlar; beklentileri onları oyalasın. Fakat yakında gerçeği anlayacaklar.¹
1- Gerçekle karşı karşıya kalacaklar.
Biz, hiçbir kenti, bilinen bir kitabı¹ olmaksızın helak etmedik.
1- Yasası, hükmü; Allah'ın koyduğu yasalara dayanmaksızın.
Hiçbir toplum, ecelini öne alamaz ve geciktiremez.
“Ey! Kendisine Zikir¹ indirildiğini söyleyen, sen gerçekten mecnunsun!”² dediler.
1- Vahiy, öğüt. 2- Cinlenmiş, deli.
“Eğer doğru söylüyorsan, bize melekleri getir de görelim!”¹
1- Melekler sana tanıklık etsinler.
Biz, melekleri ancak Hakk ile¹ indiririz. O zaman da işleri bitirilmiş olur.
Zikri¹ Biz indirdik ve kesinlikle onun koruyucusu da Biziz.²
1- İnsanlığa Öğüt olan Kur'an'ı. 2- Birçok ayette; Allah'a atfen “Biz”, “Biziz” çoğul zamirleri kullanılmaktadır. Kur'an'daki “Biz/Biziz” zamirleri çokluğu değil, “yüceliği”, “gücü”, “büyüklüğü” ifade etmektedir. Biz çoğul zamirinin kullanıldığı hiçbir ayette Allah'ın zatı söz konusu edilmemektedir. Allah'ın zatından söz eden ayetlerin tamamında “ene”, “inni” (ben, beni/bana) zamirleri gibi tekil şahıs zamirleri kullanılmaktadır. “Biz” zamiri ise, Allah'ın yaptıklarına veya yapacaklarına yönelik ayetlerde, Allah'ın gücünün, üstünlüğün ve büyüklüğün ifadesi olarak yer almaktadır. Bütün dillerinde, gücü ve yönetimi elinde bulunduran erk, otorite kendi gücünden ve üstünlüğünden söz eden ifadelerde, açıklama ve buyruklarda “biz” zamirini kullanmaktadır.
Ve ant olsun ki senden önceki geçmiş topluluklara da gönderdik
1- İnsanlığa Öğüt olan vahyi ileten resuller gönderdik.
Kendilerine gelen resûllerden alay etmedikleri hiç kimse olmadı.
Böylece onu¹ mücrimlerin² kalplerine sokarız.
1- Alaycı tutumu, basitleşmeyi. 2- “Suçlu/Hakikat ile bağını koparmış” demek olan bu sözcük, “basit suçlu” anlamında değil; “gerçeği yalanlayan nankör, müşrik, sapkın” anlamına gelmektedir.
Kendilerinden öncekilerin sünneti¹ geçtiği halde ona inanmazlar.
1- Önceki toplumların izledikleri yoldan dolayı başlarına gelenler.
Gökten bir kapı açsak da oraya çıksalar bile.
“Herhalde gözlerimiz döndürüldü¹, doğrusu büyülenmiş bir topluluğuz.” derlerdi.
Ant olsun, Biz, semada burçlar yaptık ve bakanlar için onu donattık.
Onu her racim¹ şeytandan² koruduk.
1- Taşlanmış. Lanetlenmiş, kovulmuş. 2- Şeytani güçlerden.
Ancak, kulak hırsızlığı yapan olursa, onu parlak bir alev kovalar.¹
1- Ayet, kâhinleri, büyücüleri, cinlerle bağlantı içinde olduklarını iddia edenleri yalanlamaktadır.
Yeryüzünü yaydık ve oraya ağır baskılar yerleştirdik. Ve orada her türlü bitkiyi bir ölçüye göre yetiştirdik.
Sizin için de geçimlerini sizin sağlamadıklarınız için de orada, geçim kaynakları meydana getirdik.
Hazineleri Bizim yanımızda olmayan hiçbir şey yoktur. Ve Biz, bilinen bir kaderi olmaksızın¹ onu indirmeyiz.
1- Belli bir yasa ve esasa bağlı olmaksızın.
Biz, rüzgarları aşılayıcı¹ olarak gönderdik de böylece gökten su indirdik ve sizi onunla suya kavuşturduk. Onun hazinelerini² oluşturan siz değilsiniz.
1- Bulutları. 2- Yer üstü ve yer altı su kaynaklarını.
Sadece Biz diriltir ve Biz öldürürüz. Ve varis¹ olan da Biziz.
1- Ölümsüz olan, kalıcı olan.
Ant olsun ki, sizden öncekileri biliyoruz. Ve ant olsun ki sizden sonrakileri de biliyoruz.
Rabb'in, bizzat onları haşreder.¹ Kuşkusuz O, En İyi Hüküm Veren'dir, Her Şeyi Bilen'dir.
Ant olsun ki; Biz, insanı salsâlinden¹, dönüşüme uğramış bir balçıktan yarattık.
1- Şıngırdayan, çın çın eden, tıkırdayan.
Cinleri daha önce “Semum'un ateşinden”¹ yarattık.
1- Öldürücü sıcak rüzgâr.
Hani Rabb'in meleklere: “Ben salsâlinden¹, dönüşüme uğramış bir balçıktan, bir beşer¹ yaratacağım.” demişti.
1- Şıngırdayan, çın çın eden, tıkırdayan. 2- İlahi hiçbir özelliği bulunmayan insan.
“Onu biçimlendirip ve ona ruhumdan üflediğimde¹, hemen ona secde edin!²”
1- Karşılaştırma: 21: 91;
32:9;
38:72. 2- Tereddütsüz ona gerekli saygıyı gösterin. Ayette yer alan secde sözcüğü, secde ayeti olarak tanımlanmakta ve tıpkı namaz kılarken yapılan secde gibi algılanmaktadır. Oysaki bu sözcük saygı gösterme, kabul etme, boyun eğme, selama durma, selamlama gibi anlamlara gelmektedir.
Bunun üzerine bütün melekler ona secde ettiler.
İblis hariç. O, secde edenlerle birlikte olmaktan kaçındı.
“Ey iblis! Neden secde edenlerle birlikte olmadın?” dedi.
İblis: “Ben; salsâlinden¹, dönüşüme uğramış bir balçıktan yarattığın bir beşere², secde etmem.” dedi
1- Şıngırdayan, çın çın eden, tıkırdayan. 2- İlahi hiçbir özelliği bulunmayan insan.
Allah: “Çık oradan! Sen kesinlikle kovulmuş birisin.” dedi.
“Lanet, Din Günü'ne kadar senin üzerindedir.” dedi.
İblis: “Rabbim! Öyleyse yeniden diriltilecekleri güne kadar, bana süre tanı.” dedi.
Allah: “Sen, süre verilenlerdensin;”
“Bilinen zamanın gününe kadar.” dedi.
İblis: “Rabbim! Beni azdırmandan dolayı¹, ben de yeryüzündeki her şeyi cazip göstererek, kesinlikle onların hepsini azdıracağım.²”
1- Aleyhime hüküm vermenden dolayı. 2- Günaha ve kötülüğe yönlendireceğim.
“Ancak onlardan muhles¹ kulların hariç.”
1- Arıtılmış kullar. Saf, berrak, arı-duru, samimi, erdemli hale getirilmiş olan kullar.
Allah: “Bu, Bana varan dosdoğru yoldur.¹” dedi.
1- Muhles kullarımın tutukları yol.
Sana uyan azgınlar hariç, kullarım üzerinde hiçbir yaptırım gücün yoktur.
Onların tamamının buluşma yeri Cehennem'dir.
Onun yedi¹ kapısı vardır. Her kapıya onlardan bir grup ayrılmıştır.
1- Yedi sayısı; gerçekten de yedi sayısını ifade ediyor olabileceği gibi, Arapçada bir deyim olarak “çokça” anlamına da gelmektedir.
Takva¹ sahipleri, Cennetlerde ve pınarların başlarındadırlar.
1- Allah'ın buyruklarına içtenlikle uyarak; o buyruklarla, kötü ve zararlı şeylere karşı kendisini korumaya, güvenceye alanlar.
Onlara: “Güven ve esenlik içinde oraya girin.” denecek.
Ve onların göğüslerindeki kötü duyguların tamamını yok ettik. Onlar, kardeşler olarak, tahtlar üzerinde karşı karşıya otururlar.
Orada, kendilerine hiçbir yorgunluk dokunmaz ve oradan hiç çıkarılmayacaklardır.
Kullarıma haber ver: “Ben, Çok Bağışlayıcıyım, Kesintisiz Rahmet Sahibiyim.”
Fakat azabım, elem verici bir azaptır.
Onlara İbrahim'in misafirlerinden haber ver.
İbrahim'in yanına girdiklerinde, “Selam.” dediler. İbrahim: “Doğrusu, sizden korkuyoruz.” dedi.
Onlar: “Korkma! Biz, sana âlim¹ bir oğul müjdeliyoruz.” dediler.
1- Gerçeği idrak etmiş olan. Gerçeğin vahiy olduğuna inanan. Kur'an'da yer alan ilim ve âlim sözcükleri; Allah'ın, nasıl bir Allah olduğunu idrak etmek; kesin, doğru ve gerçek bilgi kaynağının vahiy olduğuna inanmak, tevhidi bilince sahip olmak; gerçeği görmenin, bilmenin ve kavramanın ayırdında ve bilincinde olmak demektir. Bu nedenle, Kur'an'da yer aldığı şekliyle her âlim sözcüğüne “bilgin”, her ilim sözcüğüne de “bilgi” anlamı vermek kesinlikle doğru değildir.
İbrahim: “Ben yaşlı bir beşer olduğum halde mi, beni müjdeliyorsunuz? Neye dayanarak bu müjdeyi veriyorsunuz?”
Onlar: “Seni, hakk¹ ile müjdeliyoruz. Asla ümidini kesenlerden olma.” dediler.
1- Allah'tan aldığımız bilgi ile gerçeği haber veriyoruz.
İbrahim: “Rabb'inin rahmetinden, sapkınlardan başka kim ümidini keser?” dedi.
İbrahim: “Ey elçiler! Sizin niyetiniz ne?” dedi.
“Biz, suç işleyen bir halka gönderildik.” dediler.
Ancak Lût ailesinin¹ tamamını kurtaracağız.
1- Lût'a inanç bağı ile bağlı olanları, ona inanları; onun taraftarlarını.
Onun hanımı hariç. Onun, mutlaka geride kalanlardan olmasını takdir ettik.¹
1- Kendi tercihleri nedeniyle. Lut'a karşı çıkanlarla birlikte olduğu için.
Elçiler, Lût'un ailesine geldiklerinde,
Lut: “Doğrusu çekinilecek kimselersiniz.” dedi.
Elçiler: “Hayır! Biz sana hakkında kuşku duyulan azabın haberini getirdik;”
“Doğru söyleyenleriz! Biz sana Hakk'ı¹ getirdik.”
1- Allah'tan aldığımız bilgiyi, gerçeği.
“Hemen gecenin bir bölümünde, aileni¹ yola çıkar, arkalarından onları takip et. Sağa sola takılıp oyalanmadan, bir an önce emrolunduğunuz² yere doğru gidin.”
1- Sana inanç bağı ile bağlı olanları, taraftarlarını. 2- Gitmeniz gereken yere kadar gidin.
Sabaha girerlerken, onların kökünün kesileceği kararımızı, ona bildirdik.
Şehir¹ halkı sevinerek geldiler.
Lut: “Bunlar benim misafirlerim. Sakın beni mahcup etmeyin;
Allah'a karşı takva sahibi olun. Beni rezil etmeyin.” dedi.
Şehir¹ halkı: “Seni, başkalarının işine karışmaktan men etmedik mi?” dediler.
Lut. “Eğer bir şey yapacaksanız işte kızlarım.¹” dedi.
1- “Kızlarım” sözcüğünden kasıt, Lût'un öz kızları değil, toplumun bütün kadınlarıdır. Lut, teşbih(benzetme) olarak, meşru ilişkinin karşı cinsle yapılan ilişki olduğu uyarısında bulunmaktadır.
Ömrüne ant olsun ki, onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı.
Tan yeri ağarırken korkunç bir ses onları yakaladı.
Böylece şehri altüst ettik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.
Bunda, ibret almak isteyenler için kesinlikle ayetler¹ vardır.
O¹, bir yol üzerinde durmaktadır.
Bunda, inananlar için bir ayet¹ vardır.
Eykeliler gerçekten zalim kimselerdi.
Onlardan intikam aldık. İkisi¹ de kesinlikle açık bir rehberdir.²
1- Sodom ve Eyke. 2- Gelecek nesillere ibrettir.
Ant olsun ki Hicr¹ halkı da gönderilen elçileri yalanladı.
1- Hicaz bölgesinde, Medine ile Tebük arasında bulunan bir yerin adı.
Onlara ayetlerimizi¹ verdik, fakat ondan yüz çevirdiler.
1- Mucize. İşaret. Kanıt.
Güya dağlardan güvenli evler yontuyorlardı.
Derken, sabaha karşı korkunç bir ses onları yakaladı.
Sahip oldukları şeylerin, kendilerine hiçbir yararı olmadı.
Biz; gökleri, yeri ve ikisinin arasındakilerini hakk ile yarattık. Elbette ki o saat¹ mutlaka gelecektir. O halde, sen onlara aldırış etme ve güzelce yüz çevir.
Rabb'in Her Şeyi Yaratan'dır ve Her Şeyi Bilen'dir.
Ant olsun ki sana seb'an¹ mine'l- mesânî² ve yüce Kur'an'ı verdik.
1- Yedi. 2- İkişerliler, ikililer. Seb'an mine'l mesânî, “ikililerden veya ikişerlilerden yedi” demektir. Çevirilerde bu tabire, “Fatiha süresi” veya “yedi büyük/uzun sure” anlamı verilmektedir. Bu doğru değildir. Ayette zaten yüce Kur'an anılmaktadır. Bu tabirle, Nebimize, Kur'an'la birlikte verilmiş, şahsı ile ilgili, kendisini başarıya götüren nimetler kast edilmiş olabilir. Bir sonraki ayetten de bu açıkça anlaşılmaktadır. Onlara verilenlerle Nebimize verilenler karşılaştırılmaktadır.
Onlardan bazılarına, kat kat vererek, kendilerini yararlandırdığımız şeylere imrenme. Onlar için üzülme.¹ Sen, mü'minlere kol kanat ger.
De ki: “Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.”
Muktesimlere¹ indirdiğimiz şey gibi.
1- Daha önce kitaplarının bir kısmına inanıp bir kısmına inanmayarak, onu parça parça edenlere.
Onlar şimdi de Kur'an'ı parça parça yaptılar.¹
1- Yalan, sihir, kâhinlik, eskilerin masalları, şiir olarak niteleyerek.
Rabb'ine ant olsun ki kesinlikle onların hepsine soracağız.
Emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırma.
Alay edenlere karşı, Biz, sana yeteriz.
Allah'ın yanı sıra başka ilah edinenler, yakında gerçeği anlayacaklar!
Ant olsun; Biz, onların söylediklerinden dolayı senin göğsünün daraldığını biliyoruz.
Rabb'ini hamd ile tesbih et¹ ve secde² edenlerden ol.
1- Her türlü noksanlıktan arındırarak, övgü ile yücelt. 2- Saygı gösterip, değerini takdir et.
Sana yakîn¹ gelinceye kadar, Rabb'ine kulluk et!
1- Kesin gerçek olan ölüm.