Bu indirip, farz kıldığımız¹ bir suredir. Onda beyinat¹ ayetler ortaya koyduk. Umulur ki öğüt alırsınız.
1- Yasa yaptığımız. 2- Kanıt içeren; açıklayıcı, açığa çıkarıcı bilgi.
Zina yapan kadın ve zina yapan erkeğin her birine yüzer sopa vurun. Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanıyorsanız, onlara karşı duyduğunuz acıma duygusu sizi Allah'ın bu yasasını uygulamaktan alıkoymasın. Mü'minlerden bir grup da buna tanık olsun.¹
1- Ayete zinanın cezasının ne olduğu açıkça belirtilmektedir. Uydurulan dinin dediği gibi zina yapmanın cezası recmetmek, yanı taşlayarak öldürmek değil, yüz sopa vurmaktır. Recmetmek kesinlikle Allah'ın dininde yoktur; bu ceza İsrâîliyyât'a ait bir uygulamadır. Kur'an'da olmayan bir hükmü dinde hüküm yapmak, Kur'an'ın ifadesiyle, “kendi yanından uydurduğu şeyi din edinmektir.”
Zina yapan erkek, zina yapan veya müşrik olan kadından başkası ile evlenmiyor. Zina yapan kadınla zina yapan veya müşrik olan bir erkekten başkası evlenmiyor. Bu uygulama mü'minlere haram kılındı.¹
1- Bu ayete, ayetteki “nikâhlanmıyor, evlenmiyor” ifadesine “nikâhlanamaz/ evlenemez” şeklinde yanlış anlam verilerek önemli bir hataya düşülmektedir. Çevirilerde; bu ayete, genellikle “Zina eden bir erkek veya kadın, zina eden veya müşrik olan bir erkek ve kadından başkası ile nikâhlanamaz, evlenemez.” şeklinde anlam verilmektedir. Oysaki bu bir haber ayetidir. O günkü toplumun bir uygulamasından haber vermektedir. Emir veya yasaklama söz konusu değildir. Bakara 221' de, müşrik olan kadın ve erkekle evlenmek açıkça yasaklandığı halde burada müşrik kadın veya erkekle evlenilmeyi öngörenler, en hafif deyimi ile Kur'an'a açıkça çelişki yakıştırmış olmuyorlar mı? Bu ayette, toplumda mevcut olan; zina yapan bir erkeğin zina yapan veya müşrik olan bir kadınla, keza zina yapan bir kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan bir erkeğin evlenmesi şeklindeki uygulamadan haber verilerek, bunun doğru olmadığı ve bu uygulamanın mü'minlere haram(yasak) kılındığı ifade edilmektedir.
Ve muhsan¹ kadınlara iftira edip de sonra dört tanık getiremeyen kimselere seksen sopa vurun. Ve onların tanıklığını ebediyen kabul etmeyin. Onlar fasıktırlar².
1- Evli, hür, iffetli, namuslu. 2- Vahyin belirlediği sınırların dışına çıkan. İyi, doğru, güzel ve temiz şeylerden uzak kalan.
Fakat bundan sonra tevbe eden ve kendilerini düzelten kimseler hariç. Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Eşlerine iftira atanlar, kendilerinden başka tanıkları yoksa o zaman onların her birinin tanıklığı, kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah'ı tanık tutmasıdır.
Beşincide de eğer yalan söyleyenlerden ise, Allah'ın lânetinin kendisi üzerine olmasını dilemesidir.
Kadının, dört kez “Billahi o kesinlikle yalancıdır.” şeklinde sözüne Allah'ı tanık etmesi ondan cezayı kaldırır.
Ve beşinci kez eğer o doğru söyleyenlerden ise Allah'ın gazabının kendisinin üzerine olmasını diler.
Ya üzerinizde, Allah'ın lütuf ve rahmeti olmasaydı! Allah, tevbeleri Kabul Eden'dir, En İyi Hüküm Verendir.
Bu ifk'i¹ edenler içinizden birileridir. Sizin için bunun bir şer olduğunu sanmayın. Aksine bu sizin için bir hayırdır. Onlardan her birine günahtan bir pay vardır. İçlerinden önderlik yapıp bunu organize eden kimse için de çok büyük bir azap vardır.
Mü'min erkeklerin ve Mü'min kadınların onu işittikleri zaman, iyi zan¹ ile “Bu apaçık iftiradır.” demeleri gerekmez miydi?
İddialarına dört tanık getirmeleri gerekmez miydi? Tanık getiremediklerine göre onlar Allah'ın yanında yalancıdırlar.
Eğer dünyada ve âhirette Allah'ın lütuf ve rahmeti sizin üzerinize olmasaydı, içine düştüğünüz şeyden dolayı size kesinlikle büyük bir azap dokunurdu.
Hani siz onu dillerinize dolayıp, kendisi hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi aranızda yayıyordunuz. Ve bunun önemsiz olduğunu sanıyordunuz. Oysaki bunun Allah'ın yanında önemi çok büyüktür.
Ve onu duyduğunuz zaman: “Bunu konuşmamız bize yakışmaz. Seni tenzih ederiz! Bu büyük bir iftiradır.” demeniz gerekmez miydi?
Allah size öğüt veriyor: Eğer iman etmiş kimselerseniz, böyle bir şeyi yapmayı ebediyen yasaklıyor.
Allah, size ayetlerini beyan¹ ediyor. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
1- Kanıt içeren; açıklayıcı, açığa çıkarıcı bilgi.
İnananlar arasında, fahişenin¹ yayılmasından hoşlananlara dünya ve ahirette acı bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
1- Aşırılığın, hayâsızlığın, iftiranın, kötülüğün.
Eğer Allah'ın lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı!¹ Allah, Çok Şefkatli'dir. Rahmeti Kesintisiz'dir.
Ey iman edenler! Şeytanın¹ adımlarını takip etmeyin. Kim şeytanın adımlarını izlerse şunu bilsin ki şeytan, her türlü aşırılığı ve her türlü çirkinliği telkin eder. Ve eğer Allah'ın üzerinizdeki lütuf ve rahmeti olmasaydı sizden hiç kimse arınmayı asla başaramazdı. Fakat Allah dileyeni arındırır. Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
1- Şeytan, Hakk'tan uzak olan. Hakk'a aykırı hareket eden her türlü varlık, kişi ve kurumun ortak “karakteristik adı” dır.
Sizden fazilet¹ ve varlık sahibi olanlar, yakınlarına, miskinlere, Allah yolunda hicret edenlere yardım etmeme konusunda yemin etmesinler. Ve artık bağışlayıp hoş görsünler. Allah'ın sizi bağışlamasından mutlu olmaz mısınız? Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Hiçbir şeyden haberi olmadığı halde muhsan¹ mü'min kadınlara iftira atan kimseler dünya ve ahirette lanetlenmişlerdir. Ve onlar için büyük bir azap vardır.
O gün dilleri, elleri ve ayakları yaptıklarına tanıklık edecektir.
O gün Allah, onların hesaplarını hakkıyla görecektir. Onlar da Allah'ın Hakk'ın ta kendisi olduğunu apaçık bileceklerdir.
Habis¹ kadınlar habis erkeklere, habis erkekler habis kadınlara yakışır. Tayyib² kadınlar tayyib erkeklere, tayyib erkekler de tayyib kadınlara yakışır. Bunlar, söylenenlerden uzak olanlardır. Onlar için bağışlanma ve cömertçe rızık vardır.
1- Kötü, pis, murdar, tiksinti veren. Kötü niyetli, kötü huylu 2- İyi, temiz, hoş. İyi niyetli, iyi huylu.
Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere, sahiplerinin sizi istekle karşılayacaklarından emin olmadan ve selam vermeden¹ girmeyin. Bu sizin için daha hayırlıdır. Umulur ki öğüt alırsınız.
Eğer orada kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Eğer geri dönmeniz istenirse hemen geri dönün. Bu sizin için daha nezihtir.¹ Allah yaptığınız şeyi hangi amaçla yaptığınızdan haberdardır.
1- Temiz olma, arı ve lekesiz olma, saygıdeğer olma.
Oturulmayan ama yararlanmak için kullanılan yerlere girmenizde bir sakınca yoktur. Allah, sizin açığa vurduğunuz şeyleri de gizlediğiniz şeyleri de bilir.
Mü'min erkeklere söyle, bakışlarından bir kısmını¹ sakınsınlar ve ırzlarını² korusunlar. Bu onlar için daha arınmışçadır.³ Allah, davranışlarından haberdardır.
1- Kötü niyetle bakmasınlar. 2- “Furûc”lerini; yani, mahrem yerlerini, namuslarını, ırzlarını korusunlar. Ferc; sözcük olarak erkek veya kadının cinsel organı anlamına gelmektedir. 3- Arınmış, temizlenmiş, arı duru hale gelmiş bir benliğe sahip olmak.
Ve de mü'min kadınlara söyle, bakışlarından bir kısmını sakınsınlar¹, ırzlarını² korusunlar. Doğal olarak görünmesi gerekli olanlar dışında, ziynetlerini³ açığa vurmasınlar.⁴ Örtüleri ile göğüslerini örtsünler.5 Ziynetlerini; kocaları, babaları, kocalarının babaları, oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kadınların tamamı, yeminle sahip oldukları6, kadına ihtiyaç duymayan erkek hizmetliler, kadınların avret yerlerinin7 henüz farkında olamayan çocuklar hariç, açığa vurmasınlar. Gizledikleri ziynetleri bilinsin diye, ayaklarını vurmasınlar.8 Ey mü'minler! Hepiniz topluca Allah'a tövbe edin. Umulur ki kurtuluşa erersiniz.
1- Kötü niyetle bakmasınlar. 2- “Furuc”lerini korusunlar, yani mahrem yerlerini, namuslarını, ırzlarını korusunlar. 3- “Yaradılışı itibarıyla “biyolojik” olarak karşı cinsin ilgisini çeken, cinselliği çağrıştıran uzuvlarını. Ayette kast edilen ziynet, bilezik, kolye, gerdanlık vs. gibi takılar değildir. Zira ziynet; yalnızca mücevherat, süs eşyası demek değil, aynı zamanda ilgi uyandıran, dikkat çeken, cezbeden, değerli olan şeylere de ziynet denmektedir. Ziynet; malla, zenginlikle, makamla, şöhretle, güzellikle bezenerek gösterişli hale gelmek, gösterişli olmak demektir. Ziynet; dünyada ve ahirette insanın onurunu yükselten şey anlamına da gelmektedir; “bu şey; mal-mülk, para-pul, süs eşyası, güzellik, yakışıklılık, sağlık, makam-mevki gibi basit dünya süsü cinsinden şeyler olabileceği gibi, iman, güzel amel, güzel huy, ahlâk, edep, vakar gibi şeyler de olabilir.” Kadının, cinsiyeti açısından, karşı cinste ilgi uyandıran ve onu cazip kılan uzuvları ziynetidir. 4- Ayette, kadınlardan; doğal ve zorunlu olarak görünenler hariç ziynetlerini sadece örtmeleri değil, açığa vurmamaları, öne çıkarmamaları istenmektedir. Yani kastedilen şey, bedenin nasıl olursa olsun örtülmesi değil, bu örtünmenin, kadının ziyneti sayılan uzuvlarının öne çıkarılma amacı taşımamasıdır. Özetle, kadından istenen şey, iffetin korunması; cinsiyetin değil, kişiliğin öne çıkarılmasıdır. 5- Kadının başını örtmesi hükmü bu ayete dayandırılmaktadır. Oysaki ayette, başın örtünmesinden söz edilmemektedir. Yani başörtüsü takın, başınızı örtün denmemektedir. Dolayısıyla burada yalın olarak başı örtmeye yönelik bir hükümden söz etmek mümkün değildir. Ancak, Cahiliye Araplarında, yaşam tarzı olarak ve aynı zamanda hür kadını cariyeden ayırmanın bir simgesi olarak var olan -zira Cahiliye Araplarında erkek köle ve kadın cariyelerin başlarını örtmeleri yasaktı- örfe ve geleneğe dayanan ve zaten var olan başörtüsü ile göğüs dekoltesinin örtülmesi istenmektedir. Ayetin “illeti” yani gerekçesi, başın değil, göğüslerin örtülmesidir. Bunun illa baştaki örtü ile yapılması şart değildir. Zaten ayette “baş” sözcüğü de geçmemektedir. “bi humurihinne” yani sadece “örtüleri ile” sözcüğü yer almaktadır. Bu sözcüğü “başörtüsü” şeklinde isim tamlamasına dönüştürmek, ondan başın örtülmesi hükmünü çıkarabilme anlamına gelmez. Humur, hımarın çoğul formudur. Hımar, “başörtüsü” değil, “örtü” demektir. İsim tamlaması olarak örtüldüğü yere göre anlam kazanır. “Örtü”; masaya örtüldüğü zaman “masa örtüsü” olur, yatağa örtüldüğü zaman “yatak örtüsü”, yere örtüldüğü zaman “yer örtüsü”, başa örtüldüğü zaman “başörtüsü” olur. Gerekçesi “başı örtmek” olmayan bir ayetten “başı örtme” hükmü çıkarılamaz. Bu hüküm; Kur'an'ın hükmü yerine, kendi anlayışını Kur'an'a söyletmeye çalışan zihniyetin kadına bakış açısını dinleştirmesinin sonucudur. Çok yalın ve açık olarak istenen şey, “göğüs yırtmacının örtülmesi” olduğu halde, bunu başörtüsü olarak algılamak “atalar dinini”, öngörüsünü ve Cahiliye Araplarının örfünü, dinin yerine geçirmekten başka bir şey değildir. Kaldı ki sözcük, “başörtüsü” olarak tanımlansa bile, ayette istenen şey “başı örtmek” değil, başörtüsü ile göğüs dekoltesini kapatmaktır. Ayrıca Kur'an'da baş örtme ile ilgili başka bir hüküm de yoktur. Kadı ki “velyedribne” sözcüğüne, “salsınlar” (Başörtülerini göğüslerinin üzerine “salsınlar.”) şeklinde anlam verilmesi doğru değildir. Zira 33: 59 da cilbablarını üzerlerine salsınlar ifadesinde “salsınlar” sözcüğü يُدْن۪ينَ (yudnîne) olarak yer almaktadır. 6- Yeminle hak sahibi olduğunuz anlamına gelen “Ma melaket eymanukum” deyimine “sağ elinin” sahip olduğu anlamı da verilmektedir. Bu deyim, “antlaşma yoluyla sahip olunan” demektir. El, deyim olarak “güç” demektir; güç yolu ile “üzerinde yetkili olma hakkına” sahip olduğunuz, antlaşma yoluyla sahip olunanlar, sorumluluğu üstlenilenler, bakmakla yükümlü olunanlar, meşru şekilde sahip olunanlar, himayeniz altında olan, sorumluluğunu üstlendiğiniz gibi anlamlara gelmektedir. 7- Cinselliğin ayırdına henüz varmamış olan. 8- Cinselliklerini öne çıkarmak amacıyla kimi yerlerinin belli olması için kırıtarak yürümesinler.
Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden salih¹ olanları nikahlayın². Eğer bunların durumları iyi değilse, Allah onlara lütufta bulunur. Allah, Yardımı Çok Kapsamlı Olan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
1- Ahlakı düzgün, iyi kimseleri. 2- Evlendirin.
Nikâha¹ imkân bulamayanlar iffetlerini korusunlar. Allah lütfedip kendilerine bir imkân verinceye dek. Yeminle hak sahibi olduklarınızdan² mukâtebe³ yapmak isteyenlerle hemen antlaşma yapın. Eğer iyi niyetli olduklarını biliyorsanız.⁴ Ve Allah'ın size verdiği mallardan onlara verin. İffetli kalmak isteyen gençleri taşkınlığa zorlamayın; basit dünya hayatının geçici çıkarı için. Kim onları zorlarsa, bilsin ki Allah, onların zorlanmalarından dolayı onlara karşı Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.5
1.Evlenme. 2. Bak;
24:31 ayetinin 6. Dipnotu. 3. Özgür kalma antlaşması. (Mukâtebe anlaşması) 4. Antlaşmalarına bağlı kalacaklarına. 5. Zorla yaptırılan bu fuhuştan dolayı Allah onları sorumlu tutmayacak, onları bağışlayacaktır.
Ve ant olsun ki size gerçeği apaçık gösteren ayetler, sizden önce yaşamış olan kuşaklardan örnekler ve takva sahipleri için bir vaaz¹ indirdik.
Allah, göklerin ve yeryüzünün aydınlığıdır.¹ O'nun aydınlığı, içinde ışık bulunan kandil yuvası gibidir. O kandil, bir fanus içindedir. O fanus, inciden bir yıldız gibidir. Doğuya da batıya da ait olmayan mübarek bir ağacın yağından yakılır. Onun yağı neredeyse kendisine ateş dokunmasa bile ışık verir. Aydınlık üstüne aydınlıktır. Allah, dileyen kimseyi aydınlığına iletir. Allah, insanlara örnekler verir. Allah, her şeyi bütün ayrıntılarıyla bilendir.
1- Gökleri ve yeri aydınlatandır. İnsanları karanlıktan aydınlığa çıkaran vahiydir.
(Allah'ın aydınlığı/ışığı) Allah'ın isminin yüceltilmesine ve öğütlerinin dinlenmesine izin verdiği evlerde¹ vardır. Orada sabah akşam² O'nu tesbih³ ederler.
1- İçinde Allah'ın nuru olan. 2- Gün boyu, sürekli, her zaman. 3- Allah'ın, her türlü noksanlıktan arınık, bütün mükemmel niteliklere sahip olduğunu bilmek; Allah'ı kendisine özgü nitelikleri ile tanımak ve tanıtmak demektir.
Öyle kimseler vardır ki ne mal ne de alışveriş onları Allah'ın buyruklarına uymaktan, salatı ikame etmekten¹ ve zekâtı vermekten¹ alıkoyar. Onlar, kalplerin ve gözlerin altüst olacağı günden korkarlar.
1- “Salatı ikame etmek, Zekâtı vermek” terkibi, ibadete layık yegâne ilah olarak Allah'a inanmak; kulluğu, Allah'a yönelmeyi, dua ve ibadeti şirkten arındırılmış bir bilinçle ve arınmış, temizlenmiş arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; yardımlaşmayı, destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir. Zekât sözcüğü birçok ayette daha temiz, daha iyi, arınmak, temizlenmek, aklanmak, yüceltmek anlamında kullanılmıştır. (Örneğin
2:151;
3:77;
4:49;
9:103;
19:13;
20:76;
24:21;
35:18;
53:32;
62:2;
80:3;
91:9)
Yaptıklarına karşılık Allah onlara en iyi karşılığı verecek ve lütfundan daha fazlasını da verecektir. Ve Allah dileyeni¹ hesapsız rızıklandırır.
1- Uygun gördüğünü. Hak edeni.
Gerçeği yalanlayan nankörlerin yaptıkları, çöldeki serap gibidir. Susayan onu su zanneder. Ancak yanına vardığında hiçbir şey bulamaz. Orada Allah'ı bulur¹ ve O da yaptıklarının hesabını eksiksiz görür. Allah hesabı çabuk görendir.
1- Gittiği yolun bir serap gibi gerçek dışı olduğunu anlar ve gerçekle baş başa kalır. Allah'ın vahyinin gerçek olduğunu görür.
Veya¹ üzerinde bulutlar olan, üst üste dalgaların kuşattığı derin denizlerdeki karanlığa benzer. Elini göremeyecek kadar, karanlık üstüne karanlık. Allah'ın aydınlığıyla aydınlanmamış bir kimse için başka aydınlık yoktur.
1- Gerçeği yalanlayan nankörün içinde bulunduğu durum. (Bak
24:39)
Göklerde ve yeryüzünde bulunanların, sürü sürü uçanların, Allah'ı nasıl tesbih¹ ettiklerini görmüyor musun? Kuşkusuz hepsi salatını² ve tesbihini³ bilmektedir. Ve Allah, onların yaptıklarını en iyi bilendir.
1- Allah'ı yücelttiklerini, O'na boyun eğdiklerini. 2- O'na yönelmekte, O'na tabi olmakta, fıtratlarına uygun olanı yapmaktadırlar. 3- Ve O'na hak ettiği saygınlığı göstermektedirler.
Göklerin ve yeryüzünün egemenliği yalnızca Allah'a aittir. Sonuçta dönüş Allah'adır.
Allah'ın, bulutları sürüklediğini, sonra aralarını birleştirdiğini, sonra da onları küme haline getirdiğini görmüyor musun? Böylece aralarından yağmur çıktığını görürsün. Ve gökten içinde dolu bulunan dağ gibi kümeleri getiriyor. Neredeyse parıltısı gözlerinizi alan şimşeği dilediğine isabet ettiriyor, dilediğinden de onu uzak tutuyor.
Allah, geceyi ve gündüzü sürekli değiştirir. Kuşku yok ki, elbette bunda basiret¹ sahipleri için ibretler vardır.
1- Basiret, gerçeği ve doğruyu görme, kavrama ve anlama yetisi; kavrayış, sezgi ve aydınlanma demektir. “Bas'ret sözcüğü, parlayan, parlaklığı ile göz kamaştıran yumuşak taş cinsi demektir. Bu ismi almasının nedeni uzaktan görülmesini sağlayan bir ışık saçmasındandır.”
Allah, hareket eden her canlıyı sudan yarattı. Onların kimisi karnı, kimisi iki ayağı, kimisi de dört ayağı üzerinde yürür. Allah, dilediğini yaratır. Kuşkusuz, Allah'ın Her Şeye Gücü Yeter.
Ant olsun ki apaçık ayetler indirdik. Allah, dileyen kimseyi dosdoğru yola iletir.
"Allah'a ve Rasul'e iman ettik ve tabi olduk." diyorlar. Sonra da onların bir kısmı yan çiziyor. Bunlar, iman etmiş değillerdir.
Aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Resûlüne çağrıldıkları zaman, onların bir kısmı bundan kaçınır.
Ama verilen hüküm lehlerine olursa seve seve kabul ederler.
Onların kalplerinde bir hastalık mı var? Yoksa şüphe mi ediyorlar? Yoksa Allah ve Resûlünün kendilerine haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır! Onlar, zalimlerin ta kendileridir!
Aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Resul'üne çağrıldıkları zaman inananların sözü ancak, “İşittik ve itaat ettik.” demeleri oldu. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.
Kim Allah'a ve Resul'üne itaat eder, Allah'a huşu¹ duyar ve O'na takvalı² olursa işte onlar kazançlı çıkacak olanlardır.
1- Derin saygı ve içten sevgi beslediği; üstün ve yüce görmenin sonucu olarak hayranlık duyduğu yüce varlıktan ayrı düşme, uzak kalma endişesini taşıyan. 2- Korunma; Allah'ın buyruklarına içtenlikle uyarak; o buyruklarla, kötü ve zararlı şeylere karşı kendisini korumaya, güvenceye almak.
Münafıklar, kendilerinden istediğin takdirde kesinlikle savaşa çıkacaklarına dair en kuvvetli yeminleri ile Allah'a yemin ettiler. De ki: “Yemin etmeyin. Bağlılık ma'ruftur.¹” Kuşkusuz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
1- Yemine bağlılık, ancak iyi insanlara, erdemli kimselere ait bir davranıştır.
De ki: “Allah'a itaat edin. Resûl'e itaat edin.” Eğer itaat etmezseniz, ona düşen yalnızca görevini yapmaktır. Size düşen ise sorumlu tutulduğunuz şeye uymaktır. Eğer ona itaat ederseniz, doğru yolu bulursunuz. Resûl'ün üzerinde, mesajı açıkça iletmekten başka bir sorumluluk yoktur.
Allah, sizden iman eden ve salihatı yapanlara¹, tıpkı kendilerinden öncekileri halife kıldığı gibi, kendilerini de yeryüzünde halife kılacağını, onlar için beğenip seçtiği dini mutlaka sağlamlaştıracağını ve endişelerinden sonra onları mutlaka güvene kavuşturacağını vaat etti. Onlar, Bana kulluk ederler ve hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Bundan sonra da kim küfrederse, işte onlar yoldan çıkanların ta kendileridir.²
1- Bozuk olan şeyi düzeltmeye çalışmak, düzeltici olmak, yapıcı olmak, düzeltmeye teşvik etmek, iyiye yönlendirmek.2- Allah'ın verdiği söz ortada. Bu söze rağmen, eğer bugün İslam Dünyası (!) denilen dünya bu durumdaysa; “bu durum”, bu dünyanın aslında gerçek imana sahip olmadığını, şirk içinde olduğunu, Allah'ın dini yerine kendi yanından uydurduğu dine tabi olduğunu ve yapılması gerekeni yapmadığını açıkça ortaya koymaktadır.
Salâtı ikame edin, zekâtı verin. Ve Resûl'e itaat edin. Umulur ki merhamet edilirsiniz.
Sakın gerçeği yalanlayan nankörleri, yeryüzünde aciz bırakıcı zannetme. Onların varacağı yer ateştir. Ne kötü bir varış yeridir.
Ey iman edenler! Yeminle hak sahibi olduğunuz¹ kimseler, sizden erginlik yaşına gelmemiş olanlar; şu üç vakitte, yanınıza girmek için sizden izin istesinler; sabah salatından² önce, gün ortasında elbiselerinizi çıkardığınızda, akşam salatından³ sonra. Bu üç vakit “avret”⁴ vaktidir. Bunlar dışında birbirinizin yanına girip çıkmanızda siz ve onlar için bir sakınca yoktur. İşte Allah, size ayetleri böyle açıklıyor. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
1- Yeminle hak sahibi olduğunuz anlamına gelen “Ma melaket eymanukum” deyimine “sağ elinin” sahip olduğu anlamı da verilmektedir. Bu deyim, “antlaşma yoluyla sahip olunan” demektir. El, deyim olarak “güç” demektir; güç yolu ile “üzerinde yetkili olma hakkına” sahip olduğunuz, antlaşma yoluyla sahip olunanlar, sorumluluğu üstlenilenler, bakmakla yükümlü olunanlar, meşru şekilde sahip olunanlar, himayeniz altında olan, sorumluluğunu üstlendiğiniz gibi anlamlara gelmektedir. 2- Sabah namazı. 3- Akşam namazı. 4- Mahremiyet vakti. Özel zaman. Araplar genellikle gün ortasında öğle uykusuna yatarlardı.
Ve sizden olan çocuklar, ergenlik çağına geldiği zaman, onlardan öncekilerin izin istedikleri gibi izin istesinler. İşte böylece Allah size ayetlerini açıklıyor. Ve Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
Evlenme arzusu kalmamış yaşlı kadınların, cinsiyetlerini teşhir etme amacı gütmeden dış giysilerini çıkarmalarında bir sakınca yoktur. Sakınmaları daha hayırlıdır. Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
Köre bir sınırlama yoktur. Sakat olana, hasta olana bir sınırlama yoktur.¹ Ve size de, evlerinizde veya babalarınızın evlerinde veya annelerinizin evlerinde veya erkek kardeşlerinizin evlerinde veya kız kardeşlerinizin evlerinde veya amcalarınızın evlerinde veya halalarınızın evlerinde veya dayılarınızın evlerinde veya teyzelerinizin evlerinde veya anahtarlarına sahip olduğunuz yerlerde veya arkadaşlarınızın evlerinde yemek yemenizde bir sakınca yoktur. Toplu olarak veya ayrı ayrı olarak yemenizde de bir sakınca yoktur. Evlere girdiğiniz zaman Allah tarafından kutlu ve temiz bir selam² ile selam verin. İşte Allah, size ayetlerini böylece açıklıyor. Umulur ki böylece aklınızı kullanırsınız.
1- Bu kimseler diledikleri gibi hareket edebilirler. Size sıkıntı verecekler diye ayırımcılık yapmayın. 2- Esenlik ve sağlık dileğiyle, esenlik ve sağlık dileyin.
Ancak Allah'a ve Resul'üne içtenlikle iman etmiş mü'minler, toplumu ilgilendiren bir iş için onunla bir araya geldikleri zaman, ondan izin almadıkça gitmezler. Senden izin isteyen kimseler, işte onlar Allah'a ve O'nun Resûlüne iman edenlerdir. Öyle ise, bazı işleri için senden izin istedikleri zaman onlardan dilediğin kimseye izin ver; onlar için Allah'tan bağışlanma dile. Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Resul'ün çağrısını, birbirinize yaptığınız çağrıyla denk tutmayın. İçinizden birbirinin arkasına saklanarak sıvışmak isteyenleri Allah biliyor. Bu sebeple onun buyurmalarına karşı gelenler, kendilerine bir fitnenin veya çok acıklı bir azabın isabet etmesinden sakınsınlar.
Unutmayın! Göklerde ve yerde olan her şey Allah'ındır. O sizin ne üzerinde olduğunuzu kesinlikle bilir. O'na döndürüldükleri gün, onlara yaptıklarını haber verecektir. Allah, Her Şeyi En İyi Bilen'dir.