4. Nisâ Suresi Meali

Ey insanlar! Sizi, tek bir nefisten¹ yaratan, ondan eşini yaratan ve o ikisinden birçok erkek ve kadını üreten Rabb'inize karşı takvâlı² olun. Birbirinizden yararlanasınız diye akrabalık bağını kuran Allah'a karşı takvâlı² olun. Kuşkusuz, Allah, sizi gözetmektedir.
Yetimlere, mallarını verin; onların iyi mallarını kötü mallarınızla değiştirmeyin. Onların mallarını, kendi mallarınıza karıştırarak yemeyin. Kuşkusuz, bu büyük bir vebaldir!
Eğer yetimler¹ konusunda hakkaniyetli olmaktan korktuysanız, o zaman uygun olan o kadınlardan² ikişer, üçer, dörder nikâhlayın. Eğer o takdirde de adaleti gözetemeyeceğinizden korktuysanız, o zaman bir tanesini ya da Yeminle hak sahibi olduğunuzu³ nikâhlayın. Haksızlık etmemek için uygun olan budur.
O kadınlara, vadettiklerinizi bir hak olarak verin. Eğer gönül rızası ile ondan bir kısmını size verirlerse, o zaman onu dilediğiniz gibi yiyin.
Allah'ın, sizi kaim kıldığı¹ malların idaresini aklı ermezlere² bırakmayın. O mallarla onların geçimlerini temin edin ve onları giydirin. Onlara uygun şekilde davranın.
Yetimlerinizi, nikâh çağına erişinceye kadar gözetleyin. Olgunluk yaşına geldiklerinde mallarını kendilerine verin. Büyüyünce onlara kalacak düşüncesiyle, mallarını acelece ve haddi aşarak yemeyin. Durumu iyi olan malı yemeye tenezzül etmesin. Durumu iyi olmayan da maldan uygun bir şekilde yararlansın. Onlara mallarını teslim ettiğinizde, onlar adına tanıklar bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter.
Anne, baba ve yakın akrabanın bıraktıklarından; erkeklere, anne ve baba ile yakın akrabanın bıraktıklarından; kadınlara, az olsun çok olsun farz olarak¹ bir pay vardır.²
Mirasın paylaşılması esnasında, orada bulunan yakınları, yetimleri ve yoksulları da yararlandırın ve onları incitmeyecek bir üslup kullanın.
Arkalarında küçük ve aciz evlat bırakanlar, onlara karşı nasıl endişe duyuyorlarsa, aynı endişeyi onlar¹ hakkında da duysunlar. Takva ehli olsunlar ve doğru olan şey neyse onu söylesinler.
Haksız şekilde yetimlerin mallarını yiyen kimseler, ancak karınlarına ateş doldurmuş olurlar. İşte onlar, yakında kızgın alevli ateşe atılacaklardır.
Allah size, çocuklarınız hakkında; erkek çocuğunuza, kız çocuğunuzun payının iki katını tavsiye eder.¹ Çocukların hepsi kız olup da ikiden fazla iseler, mirasın üçte ikisi onlarındır. Eğer bir kız çocuğuysa mirasın yarısı onundur. Eğer ölenin çocuğu varsa, anne ve babanın her birine mirastan altıda bir pay vardır. Eğer ölenin çocuğu yok da anne ve baba mirasçı olmuşsa, anneye üçte bir pay vardır. Eğer ölenin kardeşleri varsa, anneye altıda bir pay düşer. Bu paylaşma, ölenin yaptığı vasiyetten ve borçlarının ödenmesinden sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bu, Allah'ın farz kıldığı² hükümdür. Kuşkusuz, Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
Eğer, hanımlarınızın çocukları yoksa bıraktıklarının yarısı sizindir. Eğer, bir çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Bu, yaptığı vasiyetten ve borçlarının ödenmesinden sonradır. Eğer çocuğunuz yoksa bıraktığınızın dörtte biri hanımlarınızındır. Eğer çocuğunuz varsa bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Bu, yaptığınız vasiyetten ve borçlarınızın ödenmesinden sonradır.¹ Kocanın veya hanımın anne, baba ve çocukları bulunmadığı takdirde miras bırakır ve kendisinin bir erkek veya bir kız kardeşi varsa her birine altıda bir düşer. Bundan daha fazla iseler mirasın üçte birine ortaktırlar. Bu paylaşma, kimse zarara uğratılmaksızın yapılacaktır. Bu, vasiyetten ve borçların ödenmesinden sonradır. Bu, Allah'tan bir tavsiyesidir. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, Çok Şefkatli'dir.
İşte bunlar, Allah'ın yasalarıdır. Kim Allah'a ve Resul'üne itaat ederse, onu içinden ırmaklar akan Cennetlere koyacak, orada sürekli olarak kalacaktır. İşte büyük başarı budur.
Kim de Allah'a ve Resul'üne¹ karşı asilik edip O'nun yasalarını çiğnerse, sürekli kalmak üzere ateşe konacaktır. Ve onun için alçaltıcı bir azap vardır.
Kadınlarınızdan fahişelik¹ yapanlara gelince; onların fahişelik yaptıklarına dair aranızdan dört kişinin tanıklık yapması halinde; onları, ölüm alıp götürünceye veya Allah onlara bir yol gösterinceye kadar evlerinde gözetim altında tutun.
Sizden onu¹ yapan iki er kişiye de eziyet edin². Eğer tövbe eder, kendilerini düzeltirlerse onları rahat bırakın.³ Allah, Tevbeleri Kabul Eden'dir ve Rahmeti Kesintisiz Olan'dır.
Allah katında tevbe;¹ cahillikle² bir kötülük yapıp hemen ardından o kötülüğü terk edenlerin tevbesidir. Allah, ancak bu gibilerin tevbelerini kabul eder. Zira Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
Kötülük yapıp da kendilerine ölüm gelip çatınca, “Ben şimdi tevbe ettim.” diyenlerin ve gerçeği yalanlayıp nankör olarak ölenlerin tevbeleri geçersizdir. İşte onlara can yakıcı bir azap vardır.
Ey iman edenler! Kadınlara istemedikleri halde mirasçı olmanız¹, size helal değildir. Apaçık bir fuhuş işlemedikçe, onlara vermiş olduğunuz şeylerin bir kısmını almak için baskı yapmayın. Onlarla iyi geçinin. Şayet onlardan hoşlanmıyorsanız, bilin ki hoşlanmadığınız bir şeyde Allah birçok hayır kılmış olabilir.
Eğer eşinizden boşanıp, başka biriyle evlenecek olursanız, boşadığınız eşinize yığınla mal vermiş olsanız bile, verdiğinizden hiçbir şeyi geri almayın. Ona verdiğinizi, iftira ederek ve apaçık günah işleyerek mi geri alacaksınız!
Hem onu nasıl geri alacaksınız ki! Birbirinizle içli dışlı olmuştunuz ve sizden kesin bir söz almışlardı.
Babalarınızın daha önce evlenmiş oldukları kadınlarla evlenmeyin. Ancak geçmişte olanlar istisna. Bu utanç verici, çirkin ve kötü bir yoldur.
Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren sütanneleriniz, süt kız kardeşleriniz, hanımlarınızın anneleri, kendileriyle ilişkiye girdiğiniz hanımlarınızın himayeniz altında bulunan kızları¹, öz oğullarınızın hanımları ve aynı anda iki kız kardeşi birlikte almanız size haram kılındı. Evlenip de ilişkide bulunmadığınız hanımlarınızın kızlarını almanızda bir sakınca yoktur. Geçmişte olan geçmişte kalmıştır. Kuşkusuz, Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Ve yeminle sahip olduğunuz kimseler¹ hariç, muhsenat² kadınlarla da evlenemezsiniz. Bu Allah'ın üzerinize yasasıdır. Bunların dışında kalanlar ise; muhsin olan³, musafihin⁴ olmayanları, mallarınızla almanız size helal kılındı. O halde, onlardan hangisiyle yararlandıysanız5, ücretlerini üzerinde anlaştığınız şekilde verin. Anlaşma yaptığınız miktar üzerinde, karşılıklı olarak değişiklik yapmanızda bir sakınca yoktur. Allah, Her Şeyi Bilen'dir ve En İyi Hüküm Veren'dir.
Sizden kim muhsenat¹ mü'min kadınlarla evlenecek güce sahip değilse, yeminle sahip olduğunuz² mümin kızlarla evlensin. Allah, imanınızı en iyi bilendir.³ Sizler, birbirinizdensiniz. O halde iffetli, edepli, hayasızlık etmeyen ve gizli dost edinmemiş olanlarla; sorumlularının izni ve ücretlerini meşru bir şekilde vererek evlenin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, onlara hür kadınlara verilen cezanın yarısı verilir. Bu içinizden günaha girme korkusu taşıyanlar içindir. Ancak sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Allah, size açıklamak; sizi, sizden öncekilerin yasalarına iletmek ve tevbenizi kabul etmek ister. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
Allah, tevbelerinizi kabul etmek ister. Şehvetlerine tabi olanlar ise, sizin derin bir sapkınlığa düşmenizi isterler.
Allah, yükümlülüğünüzü hafiflemek ister. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır.
Ey iman edenler! Birbirinizin mallarını karşılıklı rızaya dayanan ticaret yoluyla da olsa, haksız şekilde yemeyin. Ve kendinizi/birbirinizi öldürmeyin.¹ Kuşkusuz, Allah, size karşı çok merhametlidir.
Kim, düşmanlıkla ve haksızlıkla bunları yaparsa, onu yakında ateşe atacağız. Bu, Allah için pek kolaydır.
Eğer siz, yasaklananların büyüklerinden sakınırsanız, yaptığınız kötülükleri örteriz.¹ Ve sizi şerefli bir meskene yerleştiririz.
Allah'ın; bazınıza, bazınıza göre verdiği fazla şeyleri arzu etmeyin. Erkeklerin, kendi kazançlarından bir pay; kadınların da kendi kazançlarından bir pay vardır. Allah'tan, O'nun lütfunu isteyin. Kuşkusuz, Allah, Her Şeyi Bilen'dir.
Anne, baba ve akrabaların bıraktıklarına varisler belirledik. Yeminlerinizin bağladığı¹ kimselere paylarını verin. Kuşkusuz, Allah her şeye tanıktır.
Erkekler kadınlar üzerinde kavvamdırlar.¹ Kendi mallarından infak² etmelerinden dolayı Allah bazınızı bazınıza göre faddale³ yapmıştır. İyi ahlaklı kadınlar; bağlılık gösteren ve Allah'ın korumasını istediğini, kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır. Nuşuzundan⁴ endişe ettiğiniz kadınlara önce öğüt verin, sonra yalnız bırakın, sonra bir süre ayrılın.5 Eğer size uyarlarsa onların aleyhine bir yol aramayın. Kuşkusuz Allah Çok Yüce'dir ve Çok Büyük'tür.
Eğer, her ikisinin arasının bozulmasından endişe ederseniz, erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem belirleyin, eğer uzlaşmak isterlerse, Allah onların aralarını bulur. Kuşkusuz, Allah, Her Şeyi Bilen'dir, Her Şeyden Haberdar'dır.
Allah'a kulluk edin. Hiçbir şeyi O'na ortak koşmayın. Anne ve babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yol oğluna¹, Yeminle hak sahibi olduğunuz kimselere² iyilik edin. Kuşkusuz Allah, kibirli ve kendini övenleri sevmez.
Cimrilik ederler, insanları da cimri olmaya teşvik ederler; Allah'ın kendi lütfundan verdiklerini gizlerler. Biz, o nankörler için alçaltıcı bir azap hazırladık.
Bunlar, mallarını insanlara gösteriş olsun diye infak¹ eden, Allah'a ve ahiret gününe de inanmayan kimselerdir. Şeytan, kime arkadaşsa, o çok kötü arkadaş edinmiştir.
Onlara ne olurdu sanki, Allah'a ve ahiret gününe inansalardı; Allah'ın verdiği rızıktan infak¹ etselerdi. Allah, onları en iyi bilendir.
Allah, zerre kadar haksızlık yapmaz. Yaptığınız iyiliği kat kat arttırır ve kendinden büyük bir ödül verir.
Her ümmetten bir tanık getirdiğimiz ve seni de onların üzerine tanık yaptığımız zaman, halleri nice olacak!
Nankörlük edip resûle karşı çıkanlar, izin günü yerle bir olmayı isterler ve Allah'tan hiçbir hadis¹ gizleyemezler.
Ey iman edenler! Sarhoşken ne dediğinizi bilinceye kadar; cünüpken -yolculukta olmanız hariç- yıkanıncaya kadar salâta¹ yaklaşmayın. Eğer hastaysanız veya yolcuysanız; tuvaletten gelmişseniz, kadınlarla ilişkiye girmişseniz ve su da bulamamışsanız o zaman temiz bir toprakla ellerinizi ve yüzünüzü mesh ederek teyemmüm edin. Kuşkusuz Allah, Çok Affedici'dir ve Çok Bağışlayıcı'dır.
Kendilerine Kitap'tan bir pay verilenleri görmüyor musun? Sapkınlığı satın alıyorlar. Sizi de saptırmak istiyorlar!
Allah, düşmanlarınızı daha iyi bilendir. Veli¹ olarak Allah yeter ve yardımcı olarak Allah yeter.
Yahudilerin bir kısmı, kelimelerin aslını değiştirerek: “İşittik ve reddettik.”, “Kulak vermeden dinleyin.”, “Bizi güt.”¹ derler; dillerini eğip bükerek dinle alay ederler. Eğer onlar: “İşittik, itaat ettik.”, “Bizi gözet.”² deselerdi bu onlar için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Ancak Allah, gerçeği yalanlayan nankörler olmaları yüzünden onları lanetlemiştir. Artık pek azı hariç iman etmezler.
Ey kendilerine kitap verilenler! Bazı yüzlerin azalarını silip, arkaları gibi dümdüz yapmadan veya Cumartesi yasağını çiğneyenleri lanetlediğimiz gibi sizi de lanetlemeden önce yanınızda bulunanı, doğrulayıcı olarak indirdiğimize iman edin. Zira Allah'ın hükmü mutlaka gerçekleşir.
Allah, kendisine ortak koşanları asla affetmez. Bunun dışında uygun gördüğünü¹ bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa, büyük bir günahla iftirada bulunmuş olur.
Kendilerini temize çıkaranları görmüyor musun? Hayır! Allah, uygun gördüğünü¹ temize çıkarır. Hiç kimseye hurma çekirdeğinin lifi kadar haksızlık edilmez.
Bak! Nasıl Allah adına yalan uyduruyorlar.¹ Apaçık bir günah olarak bu yeter.
Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmüyor musun? Cipte¹ ve Tağuta² inanıyorlar ve gerçeği yalanlayan nankörler için: “Bunlar, iman edenlerden daha doğru yoldadırlar.” diyorlar.
Bunlar Allah'ın lanetlediği kimselerdir. Allah'ın lanetine uğramış kimse için hiçbir yardımcı bulamazsın.
Yoksa onların mülkten¹ bir payları mı var? Öyle olsa, insanlara hurma çekirdeğinin bir parçasını bile vermezlerdi.
Yoksa onlar, Allah'ın kendi lütfundan insanlara bağışladığı şeyleri mi kıskanıyor? İbrahim soyuna da Kitap'ı ve Hikmeti¹ bağışladık ve onlara büyük bir mülk² verdik.
Onların bir kısmı O'na inandı, bir kısmı da O'ndan yüz çevirdi. Böylelerine kızgın alevli Cehennem yeter.
Ayetlerimizi yalanlayanları, yakında ateşe atacağız. Derileri piştikçe, azabı iyice tatsınlar diye onlara yeni deriler giydireceğiz. Kuşkusuz, Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
İman edip sâlihâtı¹ yapanları da altlarından ırmaklar akan Cennetlere koyacağız. Onlar, orada kesintisiz olarak sürekli kalıcıdırlar. Orada, kendilerine arındırılmış eşler vardır. Ve onları serin bir gölgeye yerleştireceğiz.
Allah, emaneti¹ ehline vermenizi ve insanlar arasında adaletle hükmetmenizi buyurmaktadır. Allah, bununla, size en güzel öğüdü veriyor. Kuşkusuz, Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Gören'dir.
Ey iman edenler! Allah'a itaat edin; Resul'e itaat edin ve sizden olan ûlû'l-emre¹ itaat edin. Herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah'a ve Resûle götürün; eğer Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanıyorsanız. Bu daha hayırlıdır. Ve sonuç bakımından daha iyidir.
Görüyor musun? Sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını ileri sürenleri! Tâğûti¹ yasalarla yargılanmak istiyorlar. Oysa onlara, onu küfretmeleri¹ emredilmişti. Zaten şeytan onları derin bir sapkınlıkla saptırmak istiyor.
Onlardan, ne zaman Allah'ın indirdiğine ve Resûl'üne gelmeleri istense, o münafıkların, senden tamamen yüz çevirdiklerini görürsün.
Kendi elleriyle yaptıklarından dolayı, onlara bir bela isabet edince, sana gelerek: “Biz yalnızca iyilik etmek ve arayı bulmaktan başka bir şey istemedik.” diye nasıl da Allah'a yemin ediyorlar.
Allah, bu kimselerin kalplerinde olanı biliyor. Onlara aldırma, onlara öğüt ver ve onlara etkileyici söz söyle.
Biz, hiçbir resûlü Allah'ın izni ile yalnızca kendisine itaat edilmesinden başka bir amaçla göndermedik. Eğer onlar, kendi kendilerine haksızlık yaptıklarında, sana gelip, Allah'tan bağışlanmalarını dileselerdi ve sen de resul olarak onların bağışlanmasını dileseydin; Allah'ın tevbeleri kabul edici ve çok bağışlayıcı olduğunu göreceklerdi.
Hayır! Rabb'ine ant olsun ki, aralarında anlaşmazlığa düştükleri işlerde seni hakem tayin edip, sonra da verdiğin hükme tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.
Eğer biz onlara: “Kendinizi öldürün¹ veya yurtlarınızdan² çıkın” diye yazsaydık,³ çok azı hariç bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğüde uysalardı, elbette bu onlar için hem daha hayırlı hem daha sağlam olurdu.
O zaman onlara kendi katımızdan büyük bir ecir¹ verirdik.
Onları dosdoğru bir yola iletirdik.
Kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği, nebiler, sıddıklar, şehitler ve sâlihlerle beraberdirler. Onlar ne iyi arkadaştırlar!
Bu, Allah'tan bir bağıştır. Her şeyi bilen olarak Allah yeter.
Ey iman edenler! Önleminizi alın. Savaşa, küçük birlikler halinde veya topyekûn olarak çıkın.
İçinizden ağır davranan bazı kimseler, size bir musibet isabet ederse, “Allah bana nimet verdi¹ de onlarla bulunmadım.” der.
Eğer size Allah'tan bir lütuf erişse, bu sefer de sanki sizinle onun arasında bir bağlılık/yakınlık¹ yokmuş gibi: “Keşke ben de onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarı elde etseydim.” der.
Öyleyse, ahiret hayatını dünya hayatına tercih edenler, Allah yolunda savaşsınlar. Kim, Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, Biz, ona ileride büyük bir karşılık vereceğiz.
Size ne oluyor da Allah yolunda ve: “Ey Rabb'imiz! Bizi halkı zalim olan bu beldeden çıkar, katından bize bir veli¹ ver, bize katından yardım edecek kimseler ver” diyen mustaz'af² erkekler, kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz?
İman edenler Allah yolunda savaşırlar, gerçeği yalanlayan nankörler de tâğûtun¹ yolunda savaşırlar. O halde şeytanı evliya² edinenlerle savaşın. Kuşkusuz, şeytanın hilesi/düzeni zayıftır.
Kendilerine, ellerinizi çekin¹, salâtı ikâme edin, zekâtı verin² denilen kimseleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca³, içlerinden bir kısmı Allah'ın haşyeti gibi, hatta daha fazla insanlara haşyet⁴ duyarlar. Ve “Ey Rabb'imiz! Neden üzerimize savaş yazdın, bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya?” dediler. De ki: “Dünya geçimliği önemsizdir. Ahiret, takva sahibi kimseler için daha hayırlıdır.” Ve hurma çekirdeğinin içindeki lif kadar size haksızlık edilmez.
Nerede olursanız olun, sağlam kalelerde de olsanız, ölüm gelir sizi bulur. Onlara, bir iyilik isabet etse, “Bu Allah'tandır.” derler. Onlara, bir kötülük isabet etse, bu “senin yüzündendir.” derler. De ki: “Hepsi Allah'tandır.”¹ Bu halka ne oluyor ki söylenen hadisi² anlamaya yanaşmıyorlar!
Sana isabet eden iyilik Allah'tandır. Sana isabet eden kötülük kendindendir.¹ Biz, seni, insanlara resul olarak gönderdik. Tanık olarak Allah yeter.
Kim Resul'e itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur¹. Kim de yüz çevirirse çevirsin; biz seni onlara bekçi olarak göndermedik.
Sana, “itaat ettiklerini” söylüyorlar. Senin yanından ayrılıp, yalnız kaldıkları zaman, onlardan bir grup, arkandan¹, senin yanında söylediklerinden farklı şeyler tasarlıyorlar. Allah, onların, arkandan gizlice tasarladıkları şeylerin hepsini kaydediyor. Onlara aldırma, yalnız Allah'a dayan, vekil olarak Allah sana yeter.
Onlar, Kur'an üzerinde, gereği gibi düşünmezler mi? Eğer, Allah'tan başkası tarafından gönderilmiş olsaydı, onda birçok çelişki bulurlardı.
Onlara, güven veya korkuyla ilgili bir haber geldiği zaman, onu hemen yayarlar. Oysaki onu Resûl'e ve kendilerinden olan ûlû'l-emre bildirselerdi; işin iç yüzünü bilenler, ne olup bittiğini, bilirlerdi. Eğer Allah'ın lütfu ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, pek azınız hariç hepiniz şeytana uyardınız.
O halde, sen, Allah yolunda savaş. Çünkü sen, ancak kendinden sorumlusun. İnananları da teşvik et. Umulur ki Allah gerçeği yalanlayan nankörlerin baskısını kırar. Çünkü Allah'ın baskısı daha güçlüdür. Cezalandırması daha şiddetlidir.
Her kim, iyi bir işte şefaat¹ ederse, ona o işten bir pay vardır. Her kim de kötü bir işte şefaat ederse, ondan da ona bir pay vardır. Allah Her Şeyi Gözeten'dir.
Size, selam¹ verildiği zaman, ondan daha iyisiyle veya aynısıyla karşılık verin. Kuşkusuz ki Allah, Her Şeyi Hesaplayan'dır.
Kendisinden başka ilah olmayan Allah, gerçekleşeceğinden şüphe olmayan Kıyamet Günü'nde, sizi kesin olarak toplayacaktır. Allah'tan daha doğru hadisli¹ kim olabilir?
Size ne oluyor ki; yaptıklarından dolayı, Allah onları ters yüz ettiği halde, münafıklar hakkında iki gruba ayrıldınız! Allah'ın saptırdığı kimseyi, doğru yola erdirmek mi istiyorsunuz? Allah'ın saptırdığı kimse için asla bir çıkış yolu bulamazsın.
Onlar, sizin kendileri gibi küfre dönmenizi isterler, ki onlar gibi olasınız. O halde, Allah yolunda hicret edinceye kadar onları evliya edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse¹ onları yakalayın, bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan hiç kimseyi veli de yardımcı da edinmeyin.
Ancak, aranızda antlaşma olan topluma sığınanlar veya ne sizinle ne de kendi halkıyla savaşmayı içine sindiremeyip size gelenler hariç. Eğer Allah dileseydi, onları başınıza musallat ederdi de sizinle savaşırlardı. Eğer tarafsız kalarak ve sizinle savaşmayıp barış isterlerse, Allah onların aleyhinde size bir yol vermemiştir.
Başkalarını¹ da bulacaksın hem sizden hem de kendi halklarından güvende olmak isteyen. Fitne ortamı² bulduklarında, hemen onun içine baş aşağı dalarlar. Eğer bunlar, sizden uzak durmazlar, sizinle barış yapmaya yanaşmazlarsa, sizden ellerini çekmezlerse onları yakaladığınız yerde her nerede bulursanız öldürün³ İşte bu kimseler hakkında size apaçık bir yetki verdik.
Hata ile olması dışında, bir mü'min'in bir mü'min'i öldürmesi olacak şey değildir. Kim, hata ile bir mü'min'i öldürürse, mü'min bir rekâbeyi¹ özgürlüğüne kavuştursun, ailesi bağışlamadığı takdirde, ölenin ailesine diyet ödesin. Eğer, öldürülen mü'min; düşmanınız olan bir topluma mensupsa, mü'min bir rekâbeyi özgürlüğüne kavuştursun. Eğer, aranızda anlaşma bulunan bir toplumdansa, ailesine diyet vermek ve mü'min bir rekâbeyi özgürlüğüne kavuşturmak gerekir. Kim bunları bulamazsa, Allah'tan tövbesini kabul etmesi için ardı ardına iki ay siyam² yapmalıdır. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
Kim, bir mü'mini isteyerek öldürürse, onun karşılığı, içinde sürekli kalmak üzere Cehennem'dir. Allah ona gazap etmiş, lanetlemiş ve büyük bir azap hazırlamıştır.
Ey iman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman¹, iyice araştırın²; size selam veren kimseye³; dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek: “Sen mü'min değilsin.” demeyin. Allah'ın yanında sayısız ganimetler vardır. Daha önce siz de öyleydiniz de Allah size iyilik yaptı. Öyleyse, iyice araştırın. Kuşkusuz, Allah, yaptığınız her şeyden haberdardır.
Mü'minlerden, bir özrü olmaksızın, Allah yolunda cihad¹ etmekten geri kalanlarla; mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler, bir değildir. Allah, malları ve canları ile cihad edenleri, derece bakımından, geri kalanlardan üstün kıldı. Her ne kadar Allah, her ikisine de iyilikle muamele etmeyi söz vermiş ise de cihad edenleri, geri kalanlara karşı çok daha büyük bir ecirle üstün kılmıştır;
Kendinden derecelerle, bağışlama ve rahmetle. Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Doğrusu, kendilerine haksızlık eden kimselere¹, melekler canlarını alırken: “Neden bu durumdaydınız?”² derler. Onlar: “Biz yeryüzünde mustaz'af³ kimselerdik” derler. Melekler: “Allah'ın arzı geniş değil miydi, hicret etseydiniz ya!” derler. İşte bunların yeri Cehennem'dir. Orası ne kötü bir yerdir.
Ancak, çaresiz kalan, gücü yetmeyen, bir çıkış yolu bulamayan mustaz'af¹ erkek, kadın ve çocuklar hariç.
Umulur ki Allah, bunları affeder. Kuşkusuz Allah, Çok Affedici'dir, Çok Bağışlayıcı'dır.
Kim, Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek pek çok yer ve genişlik bulur. Kim, Allah ve Resul'ü için hicret edip, yurdundan ayrılır da sonra onu ölüm yakalarsa, onun ecri, kesinlikle Allah'a aittir. Kuşkusuz, Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman, eğer gerçeği yalanlayan nankörlerin, size kötülük yapmalarından korkarsanız, salâtı¹ kısaltmanızda² bir sakınca yoktur. Kuşkusuz, gerçeği yalanlayan nankörler sizin apaçık düşmanınızdır.
Sen de içlerinde bulunup; onlara salâtı ikame¹ ettirdiğin zaman, onların bir kısmı seninle beraber salâta dursun ve silahlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar, secde edince, arkanıza geçsinler. Sonra, o diğer kısım gelsin, seninle beraber salâtı ikame etsin. Önlemlerini ve silahlarını da alsınlar. Gerçeği yalanlayan nankörler, silahlarınızdan ve eşyalarınızdan uzak kalmanızı arzu ederler ki, size aniden baskın düzenlesinler.² Eğer yağmurdan dolayı bir eziyet görürseniz veya hasta olursanız, önlemlerinizi alarak silahlarınızı bırakmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Kuşkusuz, Allah gerçeği yalanlayan nankörler için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.³
Salâtı ikame ettikten¹ sonra da ayakta, oturarak ve yanlarınız üzere yatıp uzanırken Allah'ı anın. Güvene kavuştuğunuz zaman, salâtı gereği gibi ikame edin. Kuşkusuz salât, belirlenmiş vakitlerde² mü'minler üzerine yazılmıştır.³
Düşman halkı takip etmekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyorsanız, onlar da sizin acı çektiğiniz gibi acı çekiyorlar. Üstelik siz, Allah'tan onların ummadıkları şeyleri umuyorsunuz. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
Biz, insanlar arasında, Allah'ın sana gösterdiği gibi hükmedesin diye, Kitap'ı hakikat¹ olarak indirdik. Hainlerin savunucusu olma.
Allah'tan bağışlanma dile. Kuşkusuz Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Kendilerine ihanet eden¹ kimselerden yana savunma yapma. Kuşkusuz Allah, ihanette ısrar eden günahkârları sevmez.
İnsanlardan gizlerler de Allah'tan gizleyemezler. Oysa Allah, razı olmayacağı sözü geceleyin¹ düzüp kurarlarken² onlarla beraberdi. Kuşkusuz, Allah, onların yaptığı her şeyi kuşatandır.
Diyelim ki bu dünya hayatında onları savundunuz, peki ya Kıyamet Günü, Allah'a karşı onları kim savunacak veya onlara kim vekil olacak?
Kim bir kötülük yapar veya kendisine haksızlık eder¹ de, sonra Allah'tan bağışlanma dilerse; Allah'ı, Çok Bağışlayıcı ve Kesintisiz Rahmet edici bulur.
Kim bir günah işlerse, onu ancak kendi aleyhine işlemiş olur. Kuşkusuz, Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
Kim bir hata yapar veya günah işler, sonra da onu suçsuz birinin üzerine atarsa, muhakkak ki büyük bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.
Allah'ın, sana lütfu ve rahmeti olmasaydı, onlardan¹ bazıları seni saptırmaya yeltenmişti. Oysa onlar, kendilerinden başkasını saptıramazlar. Sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana Kitab'ı ve Hikmet'i² indirdi ve sana bilmediklerini öğretti. Kuşkusuz, Allah'ın sana lütfu çok büyüktür.
Hak gözetmeyi, güzel söz söylemeyi, insanların arasını düzeltmeyi isteyenlerin görüşmeleri hariç, onların gizli görüşmelerinde bir hayır yoktur. Kim bunları yalnızca Allah'ın rızasını kazanmak için yaparsa, ileride ona büyük bir ödül vereceğiz.
Kendisine doğru yol belli olduktan sonra, her kim Resul'e karşı gelir, mü'minlerin yolundan başkasına yönelirse, onu saptığı yolda bırakırız. Onu Cehennem'e atarız. Orası ne kötü bir dönüş yeridir.
Allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz. Bunun dışında, dilediğini¹ bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa, derin bir sapkınlıkla sapmış olur.
Onlar, O'nu bırakıp, birtakım dişilere¹ yalvarıyorlar, oysa onların yalvardıkları azgın şeytandan başkası değildir.
Allah onu lanetledi ve o da: “Ant olsun ki senin kullarından farz olarak¹ alacağım².” dedi.
Mutlaka onları saptırıp, asılsız kuruntulara daldıracağım; onlara buyuracağım, davarların kulaklarını yaracaklar;¹ onlara buyuracağım, Allah'ın yarattığını bozacaklar². Kim, Allah'ın yanı sıra şeytanı veli edinirse, apaçık bir zarara uğramış olur.
Şeytan, onlara vaatlerde bulunup, onları kuruntulara sürükler. Şeytan, ancak aldatmak için vaatte bulunur.
Onların varacakları yer Cehennem'dir ve oradan kurtulmak için hiçbir yol bulamayacaklar.
İman edip, sâlihâtı yapanları¹, içinde süresiz kalacakları, içinden ırmaklar akan Cennetlere koyacağız. Allah'ın verdiği söz hakikattir. Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir?
Ne sizin kuruntularınız ne de Ehli Kitap'ın kuruntularına göre değil; kim bir kötülük yaparsa, onun karşılığını bulur. O, kendisine Allah'tan başka ne bir veli ne de bir yardımcı bulamaz.
Erkek ve kadın; her kim mü'min olarak sâlihâtı yaparsa, işte onlar Cennet'e gireceklerdir. Ve onlara zerre kadar haksızlık edilmeyecektir.
Kimin dini, kendisini muhsin¹ olarak Allah'a teslim etmiş; hanif² olan İbrahim'in milletine³ tabi olandan daha iyi olabilir? Allah, İbrahim'i “halil”⁴ edinmişti.
Göklerde ve yerde olan her şey Allah'a aittir. Ve Allah, Her Şeyi Kuşatmıştır.
Senden, o kadınlar¹ hakkında fetva istiyorlar.² De ki: “Onlar hakkında size fetvayı Allah veriyor. Bu, kendilerine verilmesi yazılanı³ vermediğiniz ve kendileriyle evlenmek istemediğiniz kadınların yetimleri, mustaz'af⁴ çocuklar ve yetimler için hakkaniyetli olmanız hakkında, Kitap'ta okunmuş olan ayetlerdir. Hayır olarak ne yaparsanız, Allah, onu bilir.
Eğer bir kadın, kocasının nuşuzundan¹ veya kendisinden yüz çevirmesinden endişe ederse, uzlaşmaya çalışmalarında bir sakınca yoktur. Uzlaşmak, daha hayırlıdır. Zira benlikler bencilliğe² eğimlidir. Eğer arayı düzeltmek ister ve takvalı³ davranırsanız; Allah, Yaptığınız Her Şeyden Haberdar'dır.
Ne kadar isteseniz de kadınlarınız arasında¹ tam anlamı ile adaletli olmaya kesinlikle güç yetiremezsiniz. O halde, anlaşmazlığı çözümsüz hale getirip, onları yüzüstü bırakmayın. Eğer, arayı düzelterek, takvalı davranırsanız kuşkusuz ki Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Eğer karı-koca ayrılırlarsa, Allah, kudretiyle her ikisini de kendi kendilerine yeterli kılar. Kuşkusuz Allah, Yardımı Çok Kapsamlı Olan'dır, Egemenlik Sahibi'dir.
Göklerde ve yerde olan her şey yalnızca Allah'ındır. Ant olsun, sizden önce kitap verilenlere ve size Allah'a karşı takvalı olun diye tavsiyede bulunduk. Eğer gerçeği yalanlayarak nankörlük ederseniz, göklerde ve yerde olan her şey yalnızca Allah'ındır. Hiçbir Şeye Muhtaç Olmayan, Övgüye Değer Yegâne Varlık yalnızca Allah'tır.
Göklerde ve yerde olan her şey, yalnızca Allah'ındır. Vekil¹ olarak Allah yeter.
Ey insanlar! Eğer Allah dilerse sizi yok edip, yerinize başkalarını getirir. Kuşkusuz, Allah'ın bunu yapmaya gücü yeter.
Kim dünya sevabını¹ isterse; bilsin ki dünyanın da ahiretin de sevabı yalnızca Allah katındadır. Allah, Her Şeyi Duyan, Her Şeyi Gören'dir.
Ey iman edenler! Kendinizin, anne ve babanızın ve akrabalarınızın aleyhine bile olsa; tanıklık ettiğiniz kimseler, zengin de olsa, fakir de olsa, Allah için hakkaniyetli tanıklar olarak adaleti gerçek anlamıyla yerine getirin. Allah, onlara sizden daha yakındır. Haddi aşarak, tutkunuza tabi olmayın. Eğer gerçeği çarpıtıp, yüz çevirirseniz, Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
Ey iman edenler! Allah'a, Resul'üne ve Resul'üne indirdiği Kitap'a ve daha önce indirilmiş kitaplara inanın. Kim, Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, resûllerini ve Ahiret Günü'nü inkâr ederse; o, çok derin bir sapkınlığa düşmüştür. ¹
İman edip sonra küfreden, sonra iman edip, tekrar küfreden; sonra küfründe ileri gidenleri¹, Allah ne affedecek ne de doğru yola iletecektir.
Münafıklara duyur! Onlar için can yakıcı bir azap vardır.
Çünkü onlar mü'minlerin yanı sıra gerçeği yalanlayan nankörleri evliya¹ ediniyorlar. İzzeti² onların yanında mı arıyorlar! Kuşkusuz, izzet, tamamıyla Allah'ın yanındadır.
Ve O, size indirdiği Kitap'ta: “Ayetlerinin inkâr edildiğini ya da alaya alındığını duyduğunuz zaman başka bir hadise¹ geçinceye kadar onlarla beraber bulunmayın, yoksa onlar gibi olursunuz.” diye bildirdi. Kuşkusuz, Allah, bütün münafıkları ve gerçeği yalanlayan nankörleri Cehennem'de toplayacaktır.
Onlar, sürekli sizi gözetliyorlar, eğer Allah size bir zafer verirse: “Biz de sizinle beraber değil miydik?” derler. Eğer, gerçeği yalanlayan nankörler üstünlük sağlarlarsa: “Biz sizin üstün gelmenizi sağlamadık mı, Mü'minlerden korumadık mı?” derler. Kuşkusuz, Allah, Kıyamet Günü aranızda hükmünü verecektir. Allah, Mü'minlere karşı, gerçeği yalanlayan nankörlere asla bir yol vermeyecektir.
Münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Oysa O, onları aldatandır.¹ Onlar, “salâtı ikame ettikleri”² zaman üşene üşene “ikame ederler.” İnsanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı da pek az zikrederler.³
Ne onlara ne bunlara, arada bocalayıp dururlar. Allah, kimi saptırırsa¹, sen ona asla bir yol bulamazsın.
Ey iman edenler! Mü'minlerin yanı sıra gerçeği yalanlayan nankörleri evliya¹ edinmeyin. Allah'a, aleyhinize olacak apaçık bir sûltan² mı vermek istiyorsunuz?
Münafıklar, ateşin en alt tabakasında olacaklar. Ve onlara asla bir yardımcı bulamazsın.
Ancak tevbe edip, kendilerini düzeltenler, Allah'ın buyruklarına sımsıkı sarılanlar, dinlerini yalnızca Allah'a has kılanlar hariç. İşte bunlar, Mü'minlerle beraberdirler. Allah, zamanı geldiğinde, Mü'minlere büyük bir ödül verecektir.
Eğer şükreder¹ ve iman ederseniz, Allah size neden azap etsin? Allah Şakir'dir.² Her Şeyi Bilen'dir.
Allah, kendisine haksızlık yapılan kişinin dışında, kötü sözün açıkça dillendirilmesini sevmez. Kuşkusuz, Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
Eğer bir iyiliği açıklar veya gizlerseniz veya bir kötülüğü bağışlarsanız bilin ki, Allah da Çok Affedici'dir, Her Şeye Güç Yetiren'dir.
Allah'ı ve resullerini inkâr edenler, Allah ile resullerinin arasını ayırmak isterler: “Bir kısmına inanır bir kısmına inanmayız.” derler. Böylece, arada bir yol tutmak isterler.
İşte onlar gerçekten, gerçeği yalanlayan nankörlerdir. Biz de gerçeği yalanlayan nankörlere alçaltıcı bir azap hazırladık.
O kimseler ki Allah'a ve resûllerine iman edip, resûller arasında hiçbir ayırım yapmazlar. İşte onlara, gelecekte ödülleri verilecektir. Kuşkusuz, Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Ehli Kitap, senden, kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. Daha önce Musa'dan bundan daha büyüğünü istemişlerdi: “Bize Allah'ı açıkça göster.” demişlerdi. Bu haksızlıklarından dolayı, onları yıldırım çarpmıştı. Sonra kendilerine apaçık kanıtlar içeren bilgiler geldiği halde yine de buzağıyı ilah edindiler. Biz onları bağışladık ve Musa'ya apaçık bir yetki verdik.
Kesin söz vermelerinden dolayı Tur'u üzerlerine yükseltmiştik. Onlara, “Kapıdan secde ederek¹ girin.” dedik. Yine onlara, “Cumartesi'nde haddi aşmayın.” dedik. Biz, onlardan kesin söz aldık.
Verdikleri sözü bozdukları, Allah'ın ayetlerini küfrettikleri,¹ nebileri haksız yere öldürdükleri ve “Bizim kalplerimiz örtülüdür.” dedikleri için; evet Allah, gerçeği yalanlayarak nankörlük ettiklerinden dolayı, onların kalplerini mühürlemiştir. Bu nedenle pek azı hariç, iman etmezler.
Gerçeği yalanlayarak nankörlük etmeleri ve Meryem'e büyük bir iftira atmaları;
Ve yine Allah'ın Resûlü Meryem oğlu İsa Mesih'i, “Kesinlikle biz öldürdük.” demeleri nedeniyle. Aslında onu öldürmediler ve onu asmadılar da. Fakat kendilerine öyle göründü. Onlar, herhangi bir bilgi sahibi olmadıklarından, ayrılığa düştükleri bu konuda kesin olarak şüphe içindedirler. Onlar, sadece zanna uyuyorlar. Kesin olan şu ki, onu öldürmediler.
Aksine Allah, onu kendisine yükseltti.¹ Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
Kitap Ehli'nden her biri ölümünden önce ona¹ inanmak zorundadır. Kıyamet günü O onlar hakkında tanık olur.
Böylece, zulümleri ve Allah yolundan çokça alıkoymaları nedeniyle daha önce helal olan temiz birçok şeyi Yahudilere haram kıldık.
Yine, yasaklandığı halde, riba¹ almaları ve haksız yoldan insanların mallarını yemelerinden dolayı; Biz; onlardan, gerçeği yalanlayarak nankörlük edenler için, çok acı bir azap hazırladık.
Ancak, onlardan ilimde derinleşmiş¹ olanlar ve Mü'minler, sana ve senden önce indirilene inanırlar. Salâtı ikame edenler, zekâtı verenler², Allah'a ve Ahiret Günü'ne iman edenler; işte onlara gelecekte büyük bir ödül vereceğiz.
Biz, Nuh'a ve ondan sonraki bütün nebilere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. Ve biz İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakup'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettik. Ve Davud'a da Zebur'u verdik.
Senden önce gönderdiğimiz¹ resûllerden birçoğunu sana anlattık, birçoğunu da anlatmadık. Ve Allah, Musa'yla kelimelerle² konuştu.
Müjdeleyici ve uyarıcı olarak resûller gönderdik ki, resûllerden sonra insanların Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
Allah, sana indirdiği şeyi, kendi ilmi ile indirdiğine tanıklık eder. Melekler de tanıklık ederler. Ve tabii ki tanık olarak Allah yeter.
İnkâr edip, Allah'ın yolundan alıkoyanlar, gerçekten derin bir sapkınlıktadırlar.
Gerçeği yalanlayıp nankörlük edip, zulmedenleri Allah bağışlayacak değildir. Onları bir yola hidayet edecek de değildir;
Ancak Cehennem yolundan başka. Orada, sürekli kalıcıdırlar. Bu, Allah için çok kolaydır.
Ey insanlar! Resûl size Rabb'inizden gerçeği getirdi. Öyleyse kendi iyiliğiniz için ona iman edin. Eğer inkâr ederseniz, bilin ki gökte ve yerde olan her şey Allah'a aittir. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
Ey Kitap Ehli! Dininiz hakkında haddi aşmayın. Allah hakkında, gerçek olandan başka bir şey söylemeyin. Allah'ın Resûlü İsa Mesih, Meryem'in oğludur. Ve o, Allah'ın Meryem'e attığı Kelime¹ ve Kendisinden bir ruhtur. O halde Allah'a ve resulüne iman edin. Ve “Üçtür.” demeyin. Buna son verin. Bu, sizin için daha hayırlıdır. Kuşkusuz Allah, tek bir ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.
Ne Mesih ne de mukarrabin¹ melekler Allah'a kul olmaktan kaçınmazlar. Kim büyüklenerek O'na kulluk etmekten kaçınırsa, bilsin ki O, yakında onların tamamını huzuruna toplayacaktır.
Ama iman edip, sâlihâtı yapan¹ kimselerin, yaptıklarının karşılığı eksiksiz verilecektir. Ve Kendi fazlından daha da artıracaktır. Ama büyüklük taslayan ve kibirlenen kimselere gelince, onlara can yakıcı bir azap ile azap edecek. Ve onlar, Allah'tan başka ne bir yardımcı ne de bir veli² bulabilirler.
Ey insanlar! Kesinlikle Rabb'inizden size bir “burhan”¹ geldi. Ve size apaçık bir nur² indirdik.
Ama Allah'a inanıp ona sımsıkı tutunanlara gelince, onları, yakında Kendi lütfundan, rahmetinin içine koyacak ve onları kendisine giden dosdoğru yola iletecektir.
Sana soruyorlar. De ki: “Allah kelale¹ hakkında size hükmünü veriyor: Ölen herhangi bir kimsenin çocuğu yoksa yalnızca bir kız kardeşi varsa, mirasın yarısı onundur. Kız kardeşi ölür de çocuğu da yoksa erkek kardeşi onun malına varis olur. Kız kardeş, iki taneyse mirasın üçte ikisi onlarındır. Eğer erkek ve kadın çok kardeşlerse, o zaman erkeğe iki kadın payı vardır. Şaşırıp sapıtmamanız için, Allah, size açıklıyor. Ve Allah Her Şeyi En İyi Bilen'dir.”