Sana enfâlı¹ soruyorlar. De ki: “Enfâl, Allah ve Resulü içindir. Eğer mü'min iseniz Allah'a karşı takva² sahibi olun, birbirinizin arasını düzeltin, Allah'a ve Resul'üne itaat edin.
1- Enfâl; nfl (nafile) kökünden gelmektedir. Mastar olarak; karşılıksız vermek, bağışta bulunmak anlamına gelmektedir. Nfl; zorunlu yapılması gereken bir şeye, ayrıca gönüllü olarak fazladan ilave yapmaktır. Savaşta elde edilen ganimetler, savaşın değeri/önemi yanında, ancak nafile türünden bir öneme sahiptir. Bu kavramla yapılan vurgu; savaşın, ganimet için değil cihat maksadıyla yapıldığınadır. Sözcük olarak, Türkçede “boş” anlamında kullanılan “nafileyi“, Kur'an yukarıda verilen anlamda kullanmaktadır. 2- Korunma; Allah'ın buyruklarına içtenlikle uyarak; o buyruklarla, kötü ve zararlı şeylere karşı kendisini korumaya, güvenceye alan.
Mü'minler ancak o kimselerdir ki: Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir, onlara Allah'ın ayetleri okunduğunda bu imanlarını artırır ve yalnızca Rabb'lerine tevekkül¹ ederler.
1- Allah'a güvenme, O'na dayanma; her türlü çabayı gösterdikten sonra sonucu Allah'a bırakma.
Onlar, salatı ikâme eden¹ ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden infak² edenlerdir.
1- Yardımlaşma ve dayanışmayı canlı ve diri tutan ve gereği gibi yerine getiren.
2- İhtiyaç sahiplerine yardım etmek.
İşte onlar gerçek mü'minlerdir. Onlar için Rabb'leri katında dereceler, bağışlanma ve kerim¹ bir rızık vardır.
Keza, Rabb'in hakk¹ uğruna seni evinden çıkardı. Oysa Mü'minlerden bir kısmı bundan hoşlanmamıştı.
1- Gerçek olan, gerçeklik.
Hakk açığa çıktıktan sonra bile, sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, seninle tartışıyorlardı.
Allah, iki topluluktan birinin sizin olacağını vaat ediyordu. Siz ise kuvveti bulunmayanı istiyordunuz. Oysa Allah da kelimeleriyle¹ Hakk'ı gerçekleştirmek ve gerçeği yalanlayan nankörlerin kökünün kesilmesini istiyordu.
Bu, suçluların hoşuna gitmese de Hakk'ın ortaya çıkarılması ve Batıl'ın yok olması içindi.
Hani siz, Rabb'inizden yardım istiyordunuz. O da ardı ardına bin melekle yardım edeceğim diye, isteğinize karşılık vermişti.
Allah bunu, ancak bir müjde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın¹ diye yaptı. Yardım, ancak Allah'tandır. Kuşkusuz Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
1- Kalbinizde korku kalmasın, güven ve cesaret sahibi olun.
Hani O, size Kendi katından bir emniyet olmak üzere bir uyku sardırıyordu. Sizi arındırmak, sizden şeytanın pisliğini¹ gidermek, kalplerinizi yatıştırmak ve ayaklarınızı yere sabit kılmak için gökten üzerinize bir su indiriyordu.
Hani, Rabb'in meleklere, sizinle beraberim, diye vahyediyordu; “İman edenleri pekiştirin.” Gerçeği yalanlayan nankörlerin kalplerine korku salacağım. Haydi! Vurun onların boyunlarına, vurun onların parmaklarına.
Böyle! Çünkü onlar, Allah'a ve Resul'üne karşı geldiler. Kim Allah'a ve Resul'üne karşı gelirse, bilsin ki, Allah'ın Azabı Çok Çetindir.
Şimdi onu tadın. Gerçeği yalanlayan nankörler için yalnızca ateşin azabı vardır.
Ey iman edenler! Gerçeği yalanlayan nankörlerin orduları ile karşılaştığınız zaman, onlara arkanızı dönmeyin.
Kim böyle bir günde, savaşmak için bir cepheye çekilmek amacıyla veya başka bir birliğe katılmanın dışında, düşmana arkasını dönerse, Allah'ın gazabına uğramış olur. Onun varacağı yer Cehennem'dir. O, ne kötü bir dönüş yeridir.
Onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı.¹ Allah, bunu mü'minleri iyi bir sınavla sınava tabi tutmak için yaptı. Kuşkusuz Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
1- Sakın elde ettiğiniz başarı sizi şımartmasın. Size gücü veren de onu kullanacak aklı veren de Allah'tır. Sahip olduğunuz hiçbir şeyin yaratıcısı siz değilsiniz. Onu size vereni sakın göz ardı etmeyin. Unutmayın! Oku atan sizin eliniz olabilir ama ellerinizi de ellerinize atacak gücü de veren Allah'tır.
İşte size böyle yardım etti. Allah, gerçeği yalanlayan nankörlerin planlarını bozandır.
Eğer fetih istiyorsanız, işte size fetih geldi. Eğer son verirseniz, o sizin için daha hayırlıdır. Eğer dönerseniz, Biz de döneriz. Topluluğunuz çok olsa da kesinlikle size bir fayda vermez. Kuşkusuz Allah, Mü'minlerle beraberdir.
Ey iman edenler! Allah'a ve Resul'üne itaat edin. İşitip dururken ondan yüz çevirmeyin!
İşitmedikleri halde¹, işittik diyen² kimseler gibi olmayın!
1- Allah'ın emirlerine uymadıkları halde.
2- Allah'ın emirlerine uymadıkları halde, uyuyoruz diyen.
Allah katında, yeryüzündeki canlıların en değersizi, aklını kullanmayan sağırlar ve dilsizlerdir.¹
1- Aklını devre dışı bırakarak, başkasının aklıyla düşünen bir kimsenin imanı geçerli değildir. Zira iman, emin olmayı gerektirir; emin olmak da akıl ile olur. Kendi aklı ile iman etmeyenle kendi aklıyla inkar edenin bir farkı yoktur.
Eğer Allah, onlarda bir hayır olduğunu görseydi onlara işittirirdi. Onlara işittirseydi de aldırmayarak yine dönerlerdi.
Ey iman edenler! Sizi, size hayat verecek şeylere çağırdığı zaman, Allah'a ve Resûl'üne icabet edin. Bilin ki Allah, kişi ile kalbinin arasına girer¹. Kuşkusuz hepiniz O'na dönüp toplanacaksınız.
1- Vahiy ile insanın aklına, bilincine ve düşüncesine yön vererek; doğru yola yönelmesine aracı olur. Söz konusu edilen kalp, kan pompalayan organ değil; aklın, düşünmenin ve idrak etmenin merkezidir.
Yalnızca aranızdaki haksızlık edenlerin başlarına gelmekle sınırlı kalmayacak fitneye¹ karşı takva sahibi olun. Unutmayın ki Allah'ın azabı çok çetindir.
1- Samimiyet sınavı. Aldatma, aldatılma. Baskı ve zulüm. Ateşte yakmak anlamındaki fetn kökünden türemiştir. Anlamı, “altın, gümüş gibi değerli maddelerin kendileriyle kaynaşmış olan değersiz maddelerinden ayrıştırılması, yani saflaştırılması amacı ile yüksek ateşte eritilmesi” işlemidir. Fitne sözcüğü, kişinin samimiyetinin iç yüzünün ortaya çıkması için; savaş, baskı, zulüm, zenginlik, yoksulluk, hastalık, ölüm, ün, mevki, mal, mülk gibi konularda tabi tutulduğu samimiyet sınavıdır.
Ve hatırlayın; bir zamanlar yeryüzünde sayıca azdınız ve mustaz'af¹ kimselerdiniz. İnsanların sizi alıp götürmesinden korkuyordunuz. O, sizi barındırdı ve yardımıyla kuvvetlendirdi. Temiz şeylerden size rızık verdi. O halde şükretmelisiniz.
1- Güçsüz bırakılmışlar, ezilmişler, kimsesizler, çaresizler.
Ey iman edenler! Allah'a ve Resûlüne ihanet etmeyin. Yoksa bile bile emanetlerinize ihanet etmiş olursunuz.
Bilin ki mallarınız ve evlatlarınız ancak birer fitnedir.¹ Kuşkusuz Allah'ın yanında çok büyük ödül vardır.
Ey iman edenler! Eğer Allah için takvâlı¹ olursanız; O, size bir Furkan² verir, kötülüklerinize kafirlik eder³ ve sizi bağışlar. Allah, Büyük Fazl⁴ Sahibidir.
1- Allah'ın buyruklarına içtenlikle uyarak; o buyruklarla, kötü ve zararlı şeylere karşı kendisini korumaya, güvenceye almak.
2- Doğruyu yanlıştan, hakkı batıldan ayırt etme anlayışı.
3- Kötülüklerinizi örter.
4- Hoşgörü, cömertlik ve ikram.
Gerçeği yalanlayan nankörler, seni tutuklamak, öldürmek veya sürgün etmek için plan yapıyorlardı. Onlar plan yaparlarken, Allah da plan yapıyordu. Allah, plan yapanların en hayırlısıdır.
Onlara, âyetlerimiz okunduğu zaman, “ Evet, biz bunu duyduk, dilersek biz de onun benzerini söyleriz; bu, evvelkilerin masallarından başka bir şey değildir.” dediler.
Bir de dediler ki: “Allah'ım! Eğer bu Senin tarafından gelen bir gerçekse¹, gökten üzerimize taş yağdır veya bize can yakıcı bir azap ver.”
1- Mademki Senden geldiği iddia ediliyor.
Sen onların içindeyken, Allah, onlara azap etmez. Onlar, bağışlanma diledikleri sürece de Allah onlara azap edecek değildir.
Onlar, Mescid-i Harâm'a girmeye engel oldukları halde ve onun velileri olmadıkları halde Allah neden onlara azap etmesin? Oysa oranın evliyası¹ muttakilerdir². Fakat onların çoğu bilmezler.
1- Sorumluları, gözetleyicileri, koruyucuları.
2- Takva sahibi olan.
Onların, Beyt'in¹ yanındaki salâtları², ıslık çalmaktan ve el çırpmaktan başka bir şey değildir. Öyleyse küfrünüzden dolayı azabı tadın.
1- Mescid-i Harâm/Kâbe. 2- İbadetleri, namazları.
Gerçeği yalanlayan nankörler, Allah yolundan alıkoymak için mallarını harcarlar ve harcayacaklar da. Sonra, bu kendilerine pişmanlık olacak ve sonra mağlup olacaklar. Gerçeği yalanlayan nankörler Cehennem'de toplanacaklardır.
Ki Allah, pis olanı temiz olandan ayırsın, pis olanları birbirinin üzerine koyup, hepsini bir araya getirsin, sonra hepsini Cehennem'e doldursun. İşte onlar hüsrana uğrayanlardır.
Gerçeği yalanlayan nankörlere de ki: Eğer vazgeçerlerse geçmişte yaptıkları bağışlanır. Eğer tekrar dönerlerse, evvelkilerin başına gelenler ortadadır.
Fitne¹ kalmayıp, din² tamamıyla Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse kuşkusuz Allah onların ne yaptığını görmektedir.
1- Baskı ve zulüm. 2- Allah'ın yasalarının belirleyici ve egemen güç olması sağlanıncaya kadar. (
2:193)
Eğer yüz çevirirlerse, artık bilin ki Allah sizin mevlânızdır.¹ O, ne güzel mevlâ, ne güzel yardımcıdır.
1- Yakın olan, yardım eden, koruyan, yol gösteren. Mevla yalnızca Allah'tır. Allah'tan başkasına Mevla, Mevlâna demek şirktir. Veli sözcüğünün eş anlamlısıdır.
Eğer Allah'a, Hakk ile Batıl'ın birbirinden ayrıldığı gün; iki ordunun karşı karşıya geldiği günde, kulumuza indirdiğimize inanıyorsanız, bilin ki: Ganimet olarak ele geçirdiklerinizin beşte biri Allah'ın ve Resul'ünün, yakınların¹, yetimlerin, düşkünlerin, yol oğlunun². Allah, Her Şeye Güç Yetirendir.
1- Allah yolundaki mücadelende yanında yer alanların. Yakınlar; Allah Resul'ünün, Ehl-i Beyt'i ve akrabaları değil, İslam davasına sahip çıkıp yardım ettiği, bunun için yurdundan, evinden olduğu halde, savaşa katılma imkânı bulamayan ihtiyaç sahipleridir. (
59:7,8)
2- “İbnu's-sebili,” “yol oğlu” demektir. Bu bir deyimdir. Bu deyime, “yolda kalanlar” olarak anlam verilmesi doğru değildir. Zira sebil, üzerinde yürünen/gidilen “yol” demek değildir. Sebil, “iki şey, iki yol arasından birini seçmek anlamında “tercih edilen yol” demektir. Yani, Hakk veya Batıl yoldan “birinin tercih edilmesi” anlamına gelmektedir. Bu nedenle doğru anlam, “yolda kalanlar” değil, bütün zamanını “Allah yolunda” çalışmaya ayırmış ve bundan dolayı yardıma muhtaç olmuş olanlar anlamıdır. Diğer bir anlam da yaptığı şey imkânsızlık nedeni ile yarım kalan kimselerdir.
Sizin vadinin bir ucunda, onların da öteki ucunda ve kervanın da sizden aşağıda olduğu o gün, eğer bilinen bir yerde buluşmak hususunda sözleşmiş olsaydınız dahi, anlaşmazlığa düşerdiniz. Ama Allah, gerçekleştirilmesi gereken bir işi yaptı; yok olan, apaçık bir kanıtla yok olsun, yaşayan da apaçık bir kanıtla yaşasın diye. Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
Hani Allah, onları sana uykunda az göstermişti. Eğer O, onları sana çok gösterseydi, tedirgin olup ne yapacağınız hususunda anlaşmazlığa düşerdiniz. Fakat Allah, sizi bu tehlikeden korudu. Zira O, göğüslerde olanları en iyi bilendir.
Karşı karşıya geldiğinizde, Allah onları sizin gözünüzde, sizi de onların gözünde sayıca azmış gibi gösteriyordu ki takdir edilen işi yerine getirsin. Bütün işler yalnızca Allah'a döndürülür.
Ey iman edenler! Bir toplulukla karşılaştığınız zaman, sebat¹ edin ve Allah'ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz.
1- Kararlı, dirençli ve istekli olun.
Allah'a ve Resûlüne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin. Sonra zaafa düşüp zayıflarsınız. Sabredin. Kuşkusuz Allah, sabredenlerle beraberdir.
Çalım satarak, insanlara gösteriş yaparak ve Allah'ın yolundan alıkoyarak yurtlarından çıkanlar gibi olmayın. Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.
Hani, şeytan¹ onlara yaptıkları işi süslü gösterip: “Bugün, sizi hiçbir insan topluluğu yenemez, ben de muhakkak sizin yardımcınızım.” dedi. Fakat iki ordu karşılaşınca geri döndü ve “Ben sizden uzağım, ben sizin görmediğinizi görmekteyim, ben Allah'tan korkarım. Zira Allah'ın azabı çok çetindir.” dedi.
1- Bu insandan olan şeytandır. (2/Bakara, 14)
Münafıklar, o kalplerinde hastalık bulunanlar: “Bunları, dinleri aldatmış.” diyorlardı. Oysa kim Allah'a tevekkül¹ ederse Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
1- Allah'a güvenme, O'na dayanma; her türlü çabayı gösterdikten sonra sonucu Allah'a bırakma.
Melekler, gerçeği yalanlayan nankörlerin canlarını alırken, yüzlerine ve sırtlarına vuruyorlar¹ ve “Kavurucu azabı tadın.” diyorlar. Bir görsen!².
1- Büyük bir eziyet veriyorlar.
2- Bir bilebilsen.
İşte bu, kendi ellerinizle yaptıklarınızın karşılığıdır, yoksa Allah kullarına asla haksızlık etmez.
Tıpkı Firavuncuların ve onlardan öncekilerin durumu gibi. Allah'ın âyetlerini yalanlamışlardı. Allah da onları, suçları yüzünden yakalamıştı. Allah, Mutlak Güç Sahibi'dir, Cezalandırması Çok Şiddetli Olan'dır.
Çünkü bir topluluk kendisini değiştirmedikçe, Allah onlara verdiği nimeti değiştirecek değildir.¹ Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.²
1- Verdiği her türlü imkânı, gücü, üstünlüğü vb.
2- 13/Râ'd Suresi, 11.
Tıpkı Firavuncuların ve onlardan öncekilerin durumu gibi. Rabb'lerinin ayetlerini yalanlamışlardı da Biz de suçlarından dolayı onları mahvetmiş ve Firavuncuları suda boğmuştuk. Hepsi de zalim kimselerdi.
Allah katında canlıların en şerlisi¹, gerçeği yalanlayan nankörlerdir. Artık onlar inanmazlar;
1- Bir sonraki ayette de ifade edildiği gibi yaptıkları antlaşmalara uymayan kimseler kast edilmektedir.
Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın halde, her defasında hiç çekinmeden antlaşmalarını bozan kimselerdir.
Eğer savaşta onları yakalarsan, geride kalanlara ders olacak şekilde onları darmadağın et. Belki akıllarını başlarına alırlar.
Eğer bir halkın ihanetinden endişe edersen, onlarla aynı şekilde¹ anlaşmayı boz. Kuşkusuz Allah, hainlik yapanları sevmez.
1- Antlaşmanın kurallarına karşılıklı uyulması ilkesi gereği.
Gerçeği yalanlayan nankörler, kendilerinden vazgeçildiğini sanmasınlar. Onlar, Bizi aciz bırakamazlar.
Siz de onlara karşı gücünüzün yettiği kadar güç ve savaş atları¹ hazırlayın ki, bununla Allah'ın ve sizin düşmanınızı ve onların dışındaki sizin bilmeyip, Allah'ın bildiği düşmanları korkutasınız. Allah yolunda her ne harcarsanız, size tam olarak ödenir. Ve hiçbir haksızlığa uğratılmazsınız.
1- Savaş atları ile kast edilen şey, savaş için gerekli olan araç ve gereçleri bulundurmaktır. Savaş gereçleri, o gün kılıçtı, oktu, attı, deveydi… Günümüzde ise, bombadır, füzedir… Burada verilen mesajı günümüze uyarladığımız zaman, “Savaş için uçak, füze vb. şeyler yapın.” olarak anlaşılmalıdır.
Eğer onlar barışa yanaşırlarsa, sen de yanaş ve Allah'a tevekkül¹ et. Kuşkusuz O, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
1- Allah'a güvenme, O'na dayanma; her türlü çabayı gösterdikten sonra sonucu Allah'a bırakma.
Eğer sana hile yapmak isterlerse, şunu bil ki Allah sana yeter. O, seni yardımı ile ve Mü'minlerle destekledi.
Ve onların kalplerini uzlaştırdı. Eğer yeryüzündeki her şeyi infak¹ etseydin yine de onların kalplerini kaynaştıramazdın. Fakat Allah, onları kaynaştırdı. Kuşkusuz O, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
1- Yardım olarak verseydin.
Ey Nebi! Allah, sana ve sana uyan mü'minlere yeter.
Ey Nebi! Mü'minleri savaşmaya cesaretlendir. Eğer sizden sabreden¹ yirmi kişi bulunursa, iki yüz kişiye galip gelir. Eğer sizden yüz kişi bulunursa, gerçeği yalanlayan nankörlerden bin kişiye galip gelir. Çünkü onlar gerçekten anlamaz² bir halktır.
1- Dayanan, direnen, yılmayan.
2- Yüce değerlerden yoksun, yalnızca dünyaya bağlı.
Şimdi Allah, yükünüzü hafifletti. Çünkü sizde bir zayıflık olduğunu bilmektedir. Yine de, eğer sizden sabırlı yüz kişi bulunursa iki yüz kişiye galip gelir. Eğer sizden bin kişi olursa Allah'ın izni ile iki bin kişiye galip gelir. Allah, sabredenlerle beraberdir.
Hiçbir nebiye, yeryüzünde düşmana üstünlük sağlayıncaya kadar, esir almak¹ yaraşmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, oysa Allah ahireti istiyor. Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
1- Müslümanların, fidye almak amacıyla esir edinme şeklindeki dünyalık kazanç peşinde olmaları kınanmaktadır.
Eğer Allah tarafından önceden bir kitap¹ olmasaydı, aldığınız şeyden dolayı size mutlaka büyük bir azap dokunurdu.
1- Yasa, kayda geçmiş yargı.
Artık elde ettiğiniz ganimetten, helal ve temiz olarak yiyin ve Allah için takvâlı¹ olun. Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
1- Korunma; Allah'ın buyruklarına içtenlikle uyarak, o buyruklarla, kötü ve zararlı şeylere karşı kendisini korumaya, güvenceye almak.
Ey Nebi! Elinizdeki esirlere de ki: “Eğer Allah kalplerinizde bir hayır olduğunu bilirse¹, size, sizden alınandan daha hayırlısını verir ve sizi bağışlar.” Allah'ın Rahmeti Bol'dur, Kesintisiz'dir.
1- Kendinizde, doğru yola yönelme isteği, gerçeği bulma arzusu olursa.
Eğer sana ihanet etmek isterlerse; daha önce Allah'a da ihanet etmişlerdi. Allah, onlara karşı sana imkân verdi. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
İman edip, hicret edenler, malları ve canları ile Allah yolunda cihat edenler, barındırıp yardım edenler; işte onlar birbirlerinin velileridirler. İman edip de hicret etmeyenlere gelince, hicret edinceye kadar onların velayetinden¹ size bir şey yoktur. Eğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse, onlara yardım etmek üzerinize borçtur. Ancak aranızda anlaşma bulunan bir halkın aleyhine olursa, o bu hükmün dışındadır. Allah, yaptığınız her şeyi görmektedir.
1- Yakın olma, yanında olma, kollayıp gözetme.
Gerçeği yalanlayan nankörler birbirlerinin evliyasıdır.¹ Eğer siz de bunu yapmazsanız², yeryüzünde fitne³ ve büyük kargaşa olur.
1- Koruyucular, yardımcılar, gözeticiler, destekleyiciler, yandaşlar. Kur'an'da yer alan, “veli” ve velinin çoğulu olan “evliya” sözcüğü; dost, dostlar olarak çeviriye konu edilmektedir. Oysaki bu sözcükler, etik anlamda dostluğu değil; siyasi bağlamda, yönetmeyi, korumayı, gözetilmeyi ifade etmektedirler.
2- Siz de birbirinizin evliyaları olmazsanız.
3- Baskı ve Zulüm.
İman edip hicret edenler, Allah yolunda cihat edenler; barındıran ve yardım edenler işte onlar gerçek Mü'minlerdir. Onlar için bağışlanma ve kerim¹ bir rızık vardır.
1- Bol ikramlı, cömertçe.
Sonradan iman edip de hicret edenler ve sizinle birlikte cihat edenler sizdendir. Allah'ın Kitap'ına göre rahim sahipleri¹ önceliklidir. Kuşkusuz Allah, Her Şeyi Bilen'dir.