Antlaşma yapılan müşrik kimselere Allah ve Resûlünden bir berâettir:¹
1 – Antlaşma yapılan müşrikleden uzak durulsun, onlara dokunulmasın.
Yeryüzünde dört ay¹ daha dolaşın ve bilin ki Allah'ı aciz bırakamazsınız. Allah, gerçeği yalanlayan nankörleri rezil edecektir.
1- Dört ay, “haram aylardır.” Hürmete layık aylar. Arap örfünde, bu aylarda savaş yapmak yasaktır. Bunlar, Muharrem, Receb, Zilkade ve Zilhicce aylarıdır. İslam da bu yasağı meşru görmüş ve onaylamıştır. Ancak saldırı durumunda, savunma amaçlı bu kuraldan vazgeçilmesi buyrulmaktadır. (
2:194 ve
9:36.)
Bu Allah ve Resul'ünden; Hacc-ı Ekber¹ gününde, insanlara bir duyurudur. Allah ve Resul'ü müşriklerden uzaktır. Ey müşrikler! Eğer tevbe ederseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Eğer yüz çevirirseniz, iyi bilin ki Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz. Gerçeği yalanlayan nankörleri can yakıcı bir azapla müjdele(!)
1- En büyük hac günü. (Zilhicce ayının 10. günü.)
Ancak, kendileriyle yaptığınız antlaşmanın hükümlerine eksiksiz uyan ve size karşı başkalarıyla iş birliğinde bulunmayan müşrikler müstesna. Onlarla antlaşmanın süresini tamamlayın. Allah, takvâ¹ sahiplerini sever.
1- Korunma; Allah'ın buyruklarına içtenlikle uyarak; o buyruklarla, kötü ve zararlı şeylere karşı kendisini korumaya, güvenceye alan.
Haram aylar¹ çıktığı zaman, artık “o müşrikleri” nerede bulursanız öldürün², onları yakalayıp hapsedin, bütün geçit yerlerinde onları gözetleyin. Eğer tevbe edip³, salâtı ikame eder⁴, zekâtı verirlerse5 diledikleri yolu seçsinler. Kuşkusuz Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
1- Savaşmanın haram olduğu aylar.
2- “Bulundukları yerde öldürülecek olanlar,” müşriklerin tamamı değil; “o müşrikler” denilerek, “belli olan, yanı antlaşmanın hükümlerine uymayan, antlaşmayı bozan müşriklerden” söz edilmektedir. Ki bunlar aynı zamanda Müslümanların aleyhinde düşmanlarla iş birliği yapanlardır. Bir önceki ayette, bunların kimler oldukları zikredilmektedir. Bir sonraki ayette de korunma isteyen müşriklere, korunma sağlanması ve güven içinde istedikleri yere ulaştırılmaları istenmektedir.
3- Savaşmaktan vaz geçerlerse.
4- Samimi olarak pişman olup, destek ve dayanışma içinde olurlarsa. Salat sözcüğünün, namazın yanı sıra; dua, destek, din, yardımlaşma, dayanışma, davet, kulluk, itaat ve yaradılış amacına uygun hareket etmek gibi anlamları bulunmaktadır. Salâtın hangi anlamı ifade ettiği, ancak içinde yer aldığı ayet ve konu bağlamından anlaşılabilir.
5- Benliklerini kötülüklerden arındırıp samimi ve dürüst olurlarsa. Buradaki zekât sözcüğü, ekonomik yardımı değil, ikiyüzlülükten arınmış olmayı ifade etmektedir.
Eğer müşriklerden biri senden korunma isterse, ona bu korumayı sağla ki Allah'ın sözlerini öğrenip anlama imkânı bulabilsin. Sonra da onu güven içinde olacağı yere ulaştır. Zira bunlar, gerçeği bilmeyen bir halktır.
Yaptıkları antlaşmayı bozan müşriklerin, Allah ve Resul'ünün yanında nasıl itibarları olabilir ki? Kendileriyle Mescid-i Haram yanında sözleşme yaptıklarınızın durumu başkadır. Onlar, size karşı sözlerinde durdukları sürece siz de sözünüzde durun. Allah, takvâlı olanları sever.
Nasıl olabilir ki? Onlar, size galip gelmiş olsalar, hakkınızda ne bir antlaşma ne de bir yükümlülük gözetmezler. Kalben istemedikleri halde, dilleriyle sizi hoşnut etmeye çalışırlar. Onların çoğu fasıktırlar.¹
1- Vahyin belirlediği sınırların dışına çıkan. İyi, doğru, temiz ve güzel şeylerden uzak kalan.
Allah'ın âyetlerini az bir bedel karşılığında satıp, O'nun yolundan alıkoydular. Gerçekten onların yaptıkları çok kötüdür!
Onlar, bir mü'min hakkında ne bir antlaşma ne de bir yükümlülük gözetirler. İşte saldırganlar, onlardır.
Eğer tevbe eder, “salâtı ikame eder ve zekâtı verirlerse”¹, onlar artık dinde sizin kardeşlerinizdir. Biz, âyetleri, bilen bir kavim için böyle ayrıntılı bir şekilde açıklıyoruz.
1- “Salatı ikame etmek, Zekâtı vermek” terkibi, ibadete layık yegâne ilah olarak Allah'a inanmak; kulluğu, Allah'a yönelmeyi, dua ve ibadeti şirkten arındırılmış bir bilinçle ve arınmış, temizlenmiş arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; yardımlaşmayı, destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir. Zekât sözcüğü birçok ayette daha temiz, daha iyi, arınmak, temizlenmek, aklanmak, yüceltmek anlamında kullanılmıştır. (Örneğin
2:151;
3:77;
4:49;
9:103;
19:13;
20:76;
24:21;
35:18;
53:32; ;
62:2;
80:3;
91:9 )
Eğer onlar, antlaşmalarından sonra yeminlerini bozup dininize dil uzatırlarsa¹, küfrün öncüleri ile savaşın. Çünkü onların yeminleri yok hükmündedir. Umulur ki yaptıklarından vazgeçerler.
1- Düşmanlığa devam edip, verdikleri söze ihanet ederlerse.
Antlarını bozup, Resûl'ü yurdundan çıkarmaya karar veren ve size karşı saldırıya ilk geçen¹ bir halkla savaşmaz mısınız? Yoksa onlara huşu² mu duyuyorsunuz? Eğer gerçekten inananlar iseniz, Allah'a daha çok huşu duymanız gerektiğini bilmelisiniz.
1-Yeltenen.
2- Üstünlüğünü, yüceliğini içtenlikle kabul etmek. Derin saygı ve içten sevgi duyarak, içtenlikle ve bilinçli olarak yönelmek.
Onlarla savaşın ki Allah sizin ellerinizle onlara azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size yardım etsin. İnanan halkın göğüslerine şifa versin.¹
1- Huzura kavuştursun, rahatlatsın.
Ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah, dilediğine¹ tevbe nasip eder. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
1- Hak edene. Uygun gördüğüne.
Yoksa siz, Allah'ın içinizden cihat¹ edip, Allah'tan, Resul'ünden ve Mü'minlerden başkasını sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan, kendi halinize bırakılacağınızı mı sandınız? Allah, yaptığınız her şeyden haberdardır.
1 – Kararlı ve tutarlı bir şekilde çaba göstermek, gayret etmek; Allah yolunda mücadele etmek.
Gerçeği yalanlayan nankörler olduklarını bildikleri halde, müşriklerin, Allah'ın mescitlerini imar etmeye hakları yoktur. Onların bütün yaptıkları boşa gitmiştir. Onlar, ateşte sürekli kalacaklardır.
Allah'ın mescitlerini, ancak Allah 'a ve Ahiret Günü'ne iman edip, salâtı ikame eden, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar edebilirler. Onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.
Siz, hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram'ı imar etmeyi; Allah'a ve Ahiret Günü'ne iman edip, Allah yolunda cihat edenlerle bir mi tuttunuz? Bunlar, Allah'ın yanında bir değildir. Allah, zalim olan halkı doğru yola iletmez.
İman edip, hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihat edenlerin, Allah katında dereceleri daha üstündür. İşte onlar kazançlı olanlardır.
Rabb'leri, onları, Kendi rahmeti, hoşnutluğu ve içinde tükenmeyen nimetler bulunan Cennetleri ile müjdeliyor.
Onlar, orada sürekli kalıcıdırlar. Kuşkusuz büyük ödül Allah katındadır.
Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi evliya¹ edinmeyin. Sizden kim onlara dönerse², işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
1- Koruyucu, yardımcı, gözeten, destekleyici, yandaş. Çevirilerde “Veli” ve velinin çoğulu olan “evliya” sözcüğüne “dost” olarak anlam verilmektedir. Oysaki bu sözcük, etik anlamıyla dostluğu değil; siyasi bağlamda yönetme, koruma, gözetilme anlamına gelmektedir. Kur'an, “dost” deyimi için halil sözcüğünü kullanmaktadır. (Örneğin,
2:254;
4:125;
17:73;
25:28)
2- Onların yanında yer alırsa
De ki: “Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, sülaleniz; kazandığınız mallarınız, kötüye gitmesinden korktuğunuz ticaretiniz, hoşunuza giden evleriniz, size; Allah'tan, O'nun Resul'ünden ve O'nun yolunda cihad¹ etmekten daha sevimli geliyorsa, o halde Allah'ın hükmünün gerçekleşmesini bekleyin. Allah, fâsık olan halkı hidayete iletmez.
1- Öz veri ile gayret göstermek, çaba harcamak, imkanlarını seferber etmek, Allah yolunda mücadele etmek/ savaşmak.
Ant olsun ki Allah, size birçok yerde ve Huneyn¹ gününde yardım etmişti. Hani çokluğunuz sizi böbürlendirmişti de size bir faydası olmamıştı. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti. Sonra da gerisin geri dönüp gitmiştiniz.
Sonra Allah, Resul'ünün ve inananların üzerine dinginlik ve güven indirdi. Görmediğiniz ordular indirdi ve gerçeği yalanlayan nankörlere azap verdi. İşte budur gerçeği yalanlayan nankörlerin cezası.
Sonra Allah, bunun ardından dilediğinin¹ tevbesini kabul eder. Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Ey iman edenler! Bu Müşrikler ancak necistir¹. Öyleyse bu yıldan sonra Mescid-i Harâm'a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, Allah dilerse sizi kendi lütfu ile yakında zengin yapar. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
1- Kirlidir, çirkindir: Söz konusu kirlilik maddi bir kirlilik değildir. Bu daha çok ticari anlamda çıkar kirliliği, davranış kirliliği, sorumsuzluk ve saygısızlık ifade etmektedir. Bu kirlilik, etik bir kirliliktir. Mescid-i Haram'ı şirk uygulamaları ve aldatmalarla kirletmektir. Ayette geçen “necis” sözcüğüne “pislik” şeklinde anlam vermek Kur'an'ın diline yakışmayan bir üsluptur. Ayrıca söz konusu olan müşrikler, müşriklerin tamamı olmayıp “bilinen, belli kimselerdir.”
Kendilerine Kitap verilenlerden, Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanmayan; Allah'ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve Hak Din'i, din edinmeyen kimselerle, üstünlüğünüzü kabul ettirinceye, kendi elleriyle size belli bir cizye¹ verinceye kadar savaşın.²
1- Belli bir ceza. Savaş hukuku çerçevesinde esirlerden alınan fidye. Bu “cizyenin” (cezanın) gelenekte Müslüman olmayan “tebadan” alınan “baş vergisiyle” bir ilgisi yoktur.
2- Bu ayet, önceki ayetlerden de açıkça anlaşıldığı gibi doğrudan savaş durumu ile bağlantılı bir ayettir. Yoksa birçok ayette hangi inançtan olurlarsa olsunlar, saldırmadıkları sürece hiç kimse ile savaşılmayacağı açıkça ifade edilmektedir. Örneğin
2:190. Ayet)
Yahudiler: “Uzeyr Allah'ın oğludur.” dediler; Hıristiyanlar da: “Mesih Allah'ın oğludur.” dediler. Bu, onların dillerine doladıkları sözlerdir ki daha önce küfredenlerin sözlerine benzetiyorlar. Allah, kahretsin onları! Nasıl da saptırıyorlar.
Onlar, Allah'ın yanı sıra hahamlarını¹, rahiplerini² ve Meryem oğlu Mesih'i³ Rabb'ler edindiler. Oysa bunlar, bir tek olan İlâh'a kulluk etmekle emrolunmuşlardı. Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. O, bunların ortak koştuklarından münezzehtir.⁴
1- Yahudi din adamları.
2- Din adamarı.
3- İsa'yı.
4- Tıpkı Ehl-i Kitap gibi günümüz Müslümanları(!) da mezheplerini, tarikatlarını, cemaatlerini, hocalarını, şeyhlerini, ağabeylerini Rabb'ler edinmiş durumdadırlar.
Allah'ın nurunu¹ ağızlarıyla söndürmek² istiyorlar. Ancak, gerçeği yalanlayan nankörler hoşlanmasalar da Allah kesinlikle nurunu tamamlamaktan başka bir şey istemez.
1- Aydınlığını. İnsanları karanlıklardan aydınlığa çıkaran ışığını.
2- Kur'an hakkında yalan yanlış bilgilerle, onu etkisiz hale getirmek.
Müşrikler hoşlanmasalar da dinini bütün dinlere üstün kılmak üzere Resûlünü hidayet ve hak din ile gönderdi.
Ey iman edenler! Doğrusu, ahbâr¹ ve ruhbân¹ kimselerin çoğu, insanların mallarını haksız şekilde yerler. İnsanları Allah'ın yolundan çevirirler. Altın ve gümüşü biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanlar var ya işte onları can yakıcı bir azaptan haberdar et.
O gün, cehennem ateşinde kızdırılıp; onlarla¹ alınları, yanları ve sırtları dağlanacak, “İşte bunlardır, kendiniz için biriktirdiğiniz şeyler, tadın, biriktirdiğiniz şeylerin azabını.” denecek.
1- Biriktirdikleri altın ve gümüşle.
Gökleri ve yeri yarattığı zaman koyduğu yasasında, Allah'ın yanında ayların sayısı on ikidir. Bunların dördü haram aylardır. İşte kayyum¹ olan budur. Bu aylarda, kendinize haksızlık yapmayın. Ve müşrikler nasıl sizinle topyekûn savaşıyorlarsa siz de onlarla topyekûn savaşın. Biliniz ki, Allah, muttakilerle² beraberdir.
1- Koruyan, gözeten.
2-Takva sahibi olan. Allah'ın buyruklarına içtenlikle uyarak, o buyruklarla kendisini kötü ve zararlı şeylere karşı korumaya alan.
Haram ayların yerlerini değiştirip ertelemek, küfürde ileri gitmektir ki gerçeği yalanlayan nankörler onunla saptırılır. Onlar, Allah'ın haram kıldığı aylara denk getirmek için bu ertelemeyi bir yıl helal sayarlarken bir yıl sonra haram sayarlar. Böylece Allah'ın haram kıldığını helal saymış oluyorlar. Böylece yaptıkları kötü şeyler, onlara güzel gösterildi. Gerçeği yalanlayarak nankörlük eden halkı Allah doğru yola iletmez.
Ey iman edenler! Size ne oluyor ki, Allah yolunda seferber olun¹ denildiği zaman, işi ağırdan aldınız. Yoksa ahiret hayatı yerine dünya hayatını mı tercih etiniz. Ama ahiret hayatının yanında dünya hayatının değeri pek azdır.
Eğer seferber olmazsanız, sizi can yakıcı bir azapla cezalandırır ve yerinize başka bir halkı getirir. Siz O'na hiçbir şeyle zarar veremezsiniz. Allah, Her Şeye Güç Yetiren'dir.
Eğer siz ona yardım etmezseniz, iyi bilin ki Allah ona yardım etmişti. Hani gerçeği yalanlayan nankörler onu çıkardıklarında¹ iki kişiden ikincisiydi. İkisi mağaradayken, o, arkadaşına: “Üzülme, kuşkusuz Allah bizimle beraberdir.” demişti.² Bunun üzerine Allah, üzerlerine dinginlik ve güven indirmişti. Onu, sizin görmediğiniz güçlerle desteklemişti. Ve küfredenlerin sözünü alçaltmıştı. Allah'ın sözü ise en yüce olandır. Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
1- Mekke'den.
2- Ayette açıkça “onu, sizin görmediğiniz güçlerle desteklemişti” denmektedir, dolayısı ile “örümceklerin mağara kapısına ağ ördüğü, güvercinlerin de yuva yaptıkları” şeklindeki anlatı uydurmadır.
Ağır ve hafif her türlü savaş araç gereçleriyle seferber olun. Mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad¹ edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.
1- Özveri ile gayret göstermek, çalışıp çabalamak. İmkânlarını seferber etmek. Allah yolunda savaşmak.
Eğer kolay bir kazanç ve sıradan bir “sefer” olsaydı, arkandan gelirlerdi. Ancak bu zorlu yolculuk, onlara uzak geldi. “Eğer gücümüz yetseydi, biz de sizinle çıkardık.” diye Allah'a yemin edecekler. Kendilerini yok olmaya sürüklüyorlar. Kuşkusuz Allah, onların yalancı olduklarını en iyi bilendir.
Allah seni affetsin! Doğru söyleyenler belli olmadan, yalancılar bilinmeden, onlara niçin izin verdin?
Allah'a ve Ahiret Günü'ne iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmemek için senden izin istemezler. Allah, muttakileri en iyi bilendir.
Doğrusu, senden, ancak Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanmayanlar ve kalpleri şüpheye düşüp, şüphe içinde bocalayanlar sefere çıkmamak için izin isterler.
Eğer çıkmak isteselerdi, elbette bunun için hazırlık yaparlardı. Ancak Allah, onların davranışlarını kötü gördü de kendilerini alıkoydu ve onlara: “Oturanlarla beraber siz de oturun.” denildi.
Eğer sizinle çıksalardı, bozgunculuktan başka bir şey yapmazlardı; sizi fitneye düşürmek için koşuştururlardı. İçinizde, onlara kulak verecekler de olurdu. Kuşkusuz Allah, zalimleri en iyi bilendir.
Daha önce de fitne çıkarmak istemişler ve sana karşı türlü işler çevirmişlerdi. Nihayet, hakk geldi ve onlar istemedikleri halde, Allah'ın emri gerçekleşti.
Onlardan kimi de: “Bana izin ver, beni fitneye düşürme.¹” der. İyi bilmiş ol ki, onlar, fitneye düşmüşlerdir. Cehennem onları kuşatacaktır.
1- Sıkıntı ve belayla yüzleştirme.
Eğer sana bir iyilik isabet ederse, bu onları üzer. Fakat sana bir kötülük dokunursa, “Biz daha önceden önlemimizi almıştık.¹” derler ve sevinç içinde arkalarına dönüp giderler.
De ki: “Allah'ın bizim için yazdığından¹ başkası bize erişmez. O, bizim mevlamızdır.² Öyleyse, mü'minler, yalnız Allah'a tevekkül³ etsinler.
1- Gerekli gördüğünden, uygun gördüğünden.
2- Yakın olan, yardım eden, koruyan, yol gösteren. Mevla yalnızca Allah'tır. Allah'tan başkasına Mevla, Mevlâna demek şirktir. Veli sözcüğünün eş anlamlısıdır.
3- Allah'a güvenmek, O'na dayanmak; her türlü çabayı gösterdikten sonra, sonucu Allah'a bırakmak.
De ki: “Bize iki güzellikten¹ birinin dışında başka bir şeyin gelmesini mi bekliyorsunuz? Oysa biz, Allah'ın kendi katından veya bizim elimizle size bir azap gelmesini bekliyoruz. Öyleyse bekleyin. Doğrusu biz de sizinle beraber bekleyenlerdeniz.”
De ki: “İster istekli ister isteksiz infak¹ edin; sizden asla kabul edilmeyecektir. Çünkü siz fâsık bir toplum oldunuz.”
İnfaklarının¹ kabul edilmesine engel şey, onların, Allah'a ve Resul'üne karşı küfretmeleri², salâta³ üşene üşene gelmeleri⁴ ve istemeyerek infak etmeleridir.
1- Yardımların.
2- Nankörlük etmeleri.
3- Destek olmaya, yardımlaşma ve dayanışmaya.
4- İsteksizce hareket etmeleri.
Öyleyse, onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Doğrusu, Allah, bunlarla, onlara dünya hayatında azap etmeyi ve canlarının kâfir olarak çıkmasını istiyor.
Sizden olduklarına dair Allah'a yemin ederler. Oysa onlar, sizden değiller. Onlar, ayrılık çıkaran bir topluluktur.
Eğer sığınılacak bir yer veya bir mağara veya girilecek bir delik bulsalardı, panik içinde oraya koşarlardı.
İçlerinden kimileri de sadakalar hakkında sana dil uzatır. Eğer kendilerine pay verilirse hoşlanırlar, verilmeyince de hemen kızarlar.
Ne olurdu! Onlar, Allah'ın ve Resûlünün verdiklerine razı olsalar ve: “Allah'ın lütfu bize yeter, Allah bize lütfundan yine verir, Resul'ü de. Bizim isteğimiz yalnızca Allah'ın rızasıdır.” deselerdi.
Sadakalar¹, Allah'tan bir farz olarak; ancak yoksullara, düşkünlere, bununla ilgili görevlilere², kalpleri kazanılacak kimselere³, rikâb olanlara⁴, borçlulara, Allah yoluna ve yol oğluna5 aittir. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
1. Hak gözetirlik; sahip olunan malda başkasının hakkını gözetmek. Yardım etmek. Sadaka, kişinin sahip olduğu mal üzerinde, başkalarına ait olan haklardır. Maldan çıkarılan, verilen şey demektir.
2. Sadaka işi ile görevlendirilmişlere.
3. Gönülleri İslam'dan yana olduğu halde ekonomik sıkıntılar nedeniyle çıkmazda olanlara.
4. Boyunduruk altında bulunan kimseye, özgürlüğüne kavuşmasını sağlamak için yardım etmek. Rekâbe, boyun demektir; boyunduruk altında bulunan kimseler için de kullanılan bir sözcüktür. Sözcük olarak; gözetlenmek, gözetlemek, korumak, korunmak anlamlarına gelmektedir.
5. “İbnu's-sebili,” “yol oğlu” demektir. Bu bir deyimdir. Bu deyime, “yolda kalanlar” olarak anlam verilmesi doğru değildir. Zira sebil, üzerinde yürünen/gidilen “yol” demek değildir. Sebil, “iki şey, iki yol arasından birini seçmek anlamında “tercih edilen yol” demektir. Yani, Hakk veya Batıl yoldan “birinin tercih edilmesi” anlamına gelmektedir. Bu nedenle doğru anlam, “yolda kalanlar” değil, bütün zamanını “Allah yolunda” çalışmaya ayırmış ve bundan dolayı yardıma muhtaç olmuş olanlar anlamıdır. Diğer bir anlam da yaptığı şey imkânsızlık nedeni ile yarım kalan kimselerdir.
Onlardan bir kısmı, “O, bir kulaktır.”¹ diyerek, nebiyi incitiyorlar. De ki: “O, sizin için hayır kulağıdır.” O, Allah'a inanır ve mü'minlere inanır. İman edenler için bir rahmettir. Allah'ın Resûlünü incitenler için can yakıcı bir azap vardır.
1- Başkalarının aklıyla hareket eden, herkesin dediğine inanan kimden ne duyduysa onu yapan, saf bir kimsedir.
Sizi hoşnut etmek için, Allah'a yemin ediyorlar. Oysaki gerçekten inanıyorlarsa, Allah ve Resûlü hoşnut edilmeye daha layıktır.
Bilmediler mi ki: Kim Allah'a ve Resulüne karşı haddi aşarsa, onun için, içinde sürekli kalacağı Cehennem ateşi vardır. İşte bu, büyük rezilliktir.¹
Münafıklar, kendileri hakkında kalplerinde olanı haber verecek bir sûrenin indirilmesinden çekiniyorlar. De ki: “Alay edin bakalım! Kuşkusuz Allah, çekindiğiniz şeyi açığa çıkaracaktır.”
Eğer onlara soracak olsan, “Biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk.” derler. De ki: “Allah ile mi, O'nun âyetleri ve Resûlü ile mi alay ediyordunuz?”
Hiç özür dilemeyin! Ant olsun siz inandıktan sonra gerçeği yalanlayarak nankörlük ettiniz. Sizden bir kısmınızı affetsek bile, suç işlemelerinden dolayı bir kısmınıza da azap edeceğiz.
Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendirler; kötülüğü buyururlar, iyilikten alıkoyarlar. Ellerini sıkı tutarlar.¹ Onlar, Allah'ı unuttular, Allah da onları unuttu.² Münafıklar, fasıkların³ ta kendileridir.
1- Çok cimridirler.
2- Onlar, Allah'ın gösterdiği yoldan gitmediler, Allah da girdikleri yanlış yolda, onları kendileri ile baş başa bıraktı.
3- Günaha sapan. Vahyin belirlediği sınırların dışına çıkan; iyi, doğru, güzel ve temiz şeylerden uzak kalan.
Allah, münafık¹ erkeklere ve münafık kadınlara ve gerçeği yalanlayan nankörlere, cehennem ateşini vadetmiştir. Orada sürekli kalıcıdırlar. Bu, onlara yeter. Allah, onları lanetlemiştir ve onlar için kalıcı bir azap vardır.
1- İkiyüzlü, içten pazarlıklı, inanmadığı halde inanıyormuş gibi görünen.
Tıpkı sizden öncekiler gibisiniz. Onlar; kuvvetçe sizden daha güçlü, mal ve evlat bakımından sizden daha çoktular. Onlar, payları kadar bundan yararlandılar. Sizden öncekilerin paylarınca yararlandıkları gibi siz de payınızca yararlandınız. Ve onların daldığı¹ gibi siz de daldınız. İşte onların yaptıkları dünyada da ahirette de boşa gitmiştir. Onlar hüsrana uğrayanlardır.
1- Dünyaya bağlandıkları gibi.
Onlara, kendilerinden öncekilerin; Nûh, Âd ve Semûd halklarının, İbrahim halkının ve Medyen sahiplerinin ve mûtefikelerin¹ haberi gelmedi mi? Resûlleri onlara açık kanıtlar getirmişti. Allah, onlara haksızlık etmiş değildi. Fakat onlar kendi kendilerine haksızlık yapıyorlardı.
1- Lut kavminin helak olduğu yerler.
Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler.¹ Ma'rufu² buyurur, munkerden³ sakındırırlar. Salâtı ikâme ederler, zekâtı verirler.⁴ Allah'a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara, Allah rahmet edecektir. Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
1- Koruyucu, yardımcı, gözeten, destekleyici, yandaş.
2- İyiliği.
3- Kötülükten.
4- Çevirilerde ayette ki salat sözcüğüne namaz anlamı verilmektedir. Oysaki burada ki salat namaz değildir: ibadete layık yegâne ilah olarak Allah'a inanmak; kulluğu, Allah'a yönelmeyi, dua ve ibadeti şirkten arındırılmış bir bilinçle ve arınmış, temizlenmiş bir benlikle yapmak; yardımlaşmayı, destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir. Salat, sözcük olarak namazın yanı sıra Allah'a yönelmek, ibadet, dua, rahmet, destek, dayanışma, yardımlaşma, yakından ilgilenme ve din gibi anlamlara gelmektedir.
Allah, mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara, içinden ırmaklar akan, içinde sürekli kalacakları Cennetler ve Adn Cennetlerinde temiz yerleşim yerleri söz verdi. Allah'ın razı olması ise daha büyüktür.¹ İşte büyük başarı budur.
Ey nebi! Gerçeği yalanlayan nankörlerle ve münafıklarla cihat et. Onlara karşı kararlılıkla mücadele et. Onların varacakları yer Cehennem'dir. O, ne kötü varış yeridir.
Münafıklar söylemediklerine¹ dair Allah'a yemin ediyorlar. Ant olsun küfür sözünü² söylediler. İslam olduktan sonra kâfir oldular. Elde edemeyecekleri bir şeye yöneldiler. Öç almaya kalkışmaları da ancak Allah ve Resûlünün kendi fazlından onları³ zengin etmiş olmasındandır. Eğer tevbe ederlerse, haklarında hayırlı olur. Şayet yüz çevirirlerse, Allah onları dünyada ve ahirette can yakıcı azaba uğratır. Ve onlar için yeryüzünde ne bir veli ne bir yardımcı vardır.
1- Nebi'nin aleyhinde bir şey.
2- Kendilerini küfre götüren.
3- Mü'minleri.
Onlardan kimi de “Eğer lütfundan bize verirse, ant olsun sadaka vereceğiz ve ant olsun salihlerden¹ olacağız.” diye Allah'a söz vermişlerdi.
1- Bozuk olan şeyi düzeltmeye çalışmak, düzeltici olmak, yapıcı olmak, iyi olmak, düzeltmeye teşvik etmek, iyiye yönlendirmek.
Allah, onlara¹ lütfundan verince, onlar cimrilik edip yüz çevirdiler. Zaten onlar dönektirler.
Allah'a verdikleri sözü tutmamaları ve yalan söylemeleri nedeniyle, Kendisi ile karşılaşacakları güne kadar onların kalplerine nifak¹ soktu.
1- Birden çok inanca sahip olmak, inanmadığı halde çıkarı için ve çeşitli nedenlerle inanıyor gibi görünmek, ikircikli davranmak.
Bilmiyorlar mı ki, Allah onların sırlarını da fısıldaşmalarını da bilmektedir. Allah, gaybı bilendir.
Sadakalar¹ konusunda gönülden davranan Mü'minlere dil uzatanlar ve güçleri oranında verebilenleri alaya alanlar var ya, Allah da onları alaya alacaktır. Onlar için can yakıcı bir azap vardır.
1- Hak gözetirlik; sahip olunan malda, başkasının hakkını gözetmek. Yardım etmek. Sadaka, kişinin sahip olduğu mal üzerinde başkalarına ait olan haklardır. Maldan çıkarılan, verilen şey demektir.
Onlar için ister bağışlanma dile, ister dileme. Onlar için yetmiş defa¹ bağışlanma dilesen de yine Allah onları bağışlamayacaktır. Bu, onların Allah'ı ve Resul'ünü küfretmelerindendir.² Allah, fasık³ olan halkı doğru yola iletmez.
1- Onlar için istediğin kadar af dile.
2- Bile bile gerçeğin üzerin örtmektedirler; gerçeği görmezden gelmektedirler.
3- Günaha sapan. Vahyin belirlediği sınırların dışına çıkan; iyi, doğru, güzel ve temiz şeylerden uzak kalan.
Allah'ın Resûlüne muhalefet ederek geride kalanlar, oturup kalmalarına sevindiler. Mallarıyla, canlarıyla cihad etmekten hoşlanmadılar. Bir de, “Bu sıcakta savaşa çıkmayın.” dediler. De ki: “Cehennem ateşi daha sıcaktır.” keşke anlasalardı!
Öyleyse yaptıklarına karşılık, az gülüp, çok ağlasınlar.
Eğer Allah, seni onlardan bir grupla karşılaştırırsa, onlar da seninle savaşa çıkmak için izin isterlerse; de ki: “Benimle asla çıkamayacaksınız. Artık benimle hiçbir düşmanla savaşamayacaksınız. Çünkü siz daha önce oturup kalmayı tercih ettiniz. Artık, geride kalanlarla oturun!”
Onlardan ölen hiçbir kimseye, asla salat¹ etme ve kabirlerinin başında da durma. Çünkü onlar, Allah'a ve Resul'üne nankörlük ettiler. Ve onlar fasık olarak öldüler.
Öyleyse, onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Doğrusu, Allah, bunlarla, onlara dünya hayatında azap etmeyi ve canlarının kâfir olarak çıkmasını istiyor.
“Allah'a iman edin, Resulü ile birlikte cihad edin.” diye bir sure indirildiği zaman, onlardan servet sahibi olanlar, senden izin istediler: “Bırak bizi oturanlarla beraber oturalım.” dediler.
Onlar, geride kalanlarla¹ beraber olmayı tercih ettiler. Kalpleri mühürlendi, artık onlar anlamazlar.
Fakat Resul ve onunla birlikte iman edenler, mallarıyla, canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar, bütün hayırlar onlarındır. İşte kurtuluşa erenler onlardır.
Allah, onlar için içinden ırmaklar akan, içinde süresiz kalacakları Cennetler hazırlamıştır. İşte büyük başarı budur.
Özür beyan eden Bedevi Araplar, kendilerine izin verilmesi için geldiler. Allah'a ve Resul'üne yalan söyleyenler ise oturup kaldılar. Onlardan kâfir olanlara yakında can yakıcı bir azap dokunacaktır.
Zayıflara, hastalara ve harcayacakları bir şeyi olmayanlara, Allah ve Resul'üne bağlı kaldıkları sürece bir sorumluluk yoktur. İyilik edenlerin aleyhine de bir yol yoktur. Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Bir de; sana, kendilerine binek sağlaman için başvurduklarında, “Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum.” dediğin zaman, harcayacakları bir şeyleri olmadığı için üzüntüden gözlerinden yaşlar akıtarak geri dönüp gidenlere de bir sorumluluk yoktur.
Ancak imkânları olduğu halde senden izin isteyenler kınanmalıdır. Onlar, geride kalanlarla beraber olmayı istediler. Allah da onların kalplerini mühürledi. Bu yüzden artık onlar yaptıkları yanlışı idrak etmezler.
Onlara döndüğünüz zaman size mazeret ileri sürerler. De ki: “Mazeret ileri sürmeyin, size asla inanmayacağız. Allah, durumunuzdan bizi haberdar etti. Allah ve Resûlü yapacaklarınızı görecektir. Sonra, görüneni ve görünmeyeni bilene döndürüleceksiniz. O, bütün yaptıklarınızı size bildirecektir.”
Onlara döndüğünüz zaman, kendilerinden vazgeçmeniz için¹ Allah'a yemin edecekler. Onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar murdardır². Yaptıklarının karşılığı olarak varacakları yer Cehennem'dir.
1- Onları kendi hallerine bırakasınız diye sizi inandırmak için Allah'a yemin edecekler.
2- Etik kirlilik. Karakteristik kirlilik; ikiyüzlü, çıkarcı ve yalancı bir kişilik.
Kendilerini hoş göresiniz diye, size yemin ederler. Siz, onlardan razı olsanız da bilesiniz ki Allah fasık¹ olan toplumdan asla razı olmaz.
1- Vahyin belirlediği sınırların dışına çıkan. İyi, doğru, temiz ve güzel şeylerden uzaklaşan.
Bedevi Araplar, küfür¹ ve nifakta² daha katıdırlar. Allah'ın Resûlüne indirdiği sınırları tanımamaya daha yatkındırlar. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
1- Nankörlükte, gerçeği görmezden gelmede.
2- Birden çok inanca sahip olmak, inanmadığı halde çıkarı için ve çeşitli nedenlerle inanıyor gibi görünmek, ikircikli davranmak, Müslümanlara olan düşmanlığını gizlemek.
Bedevi Araplardan kimisi de yaptığı infakı¹ zarar sayar ve devrin değişmesini ve sizin başınıza kötü devirlerin² gelmesini beklerler. Kötü devirler kendi başlarına gelsin. Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
1- Yardımı.
2-Felaketlerin.
Bedevi Araplardan kimisi de Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanır. İnfak ettiğini Allah katında yakınlığa ve Resûl'ün selâvatına¹ vesile sayar. Gerçekten o, kendileri için yakınlık vesilesidir. Allah, onları rahmetine alacak. Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Muhacir¹ ve Ensar'dan², öne geçenlerden ve iyilikte onları izleyenlerden Allah razı olmuştur. Onlar da O'ndan razı olmuştur. Onlara, içinde aralıksız ve sürekli kalacakları, içinden ırmaklar akan Cennetler hazırlamıştır. İşte büyük başarı budur.
1- Mekke'den Medine'ye hicret edenler.
2- Hicret edenlere sahip çıkan Medineliler.
Çevrenizdeki Bedevî Araplardan münafık olanlar vardır. Ve Medine halkından da nifakta ileri gidenler vardır. Sen onları bilemezsin. Biz onları biliriz. Onlara iki defa¹ azap edeceğiz. Sonra onlar, daha büyük azaba uğratılacaklardır.
1- Türlü türlü. Kat be kat. Azap üstüne azap.
Diğer bir kısmı da suçlarını itiraf ettiler. Onlar, iyi bir ameli kötü bir amelle karıştırmışlardı. Belki Allah, onların tevbesini¹ kabul eder. Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
1- Tevbe, sözle yapılan pişmanlık ifadesi değil, yapılan kötülükten vaz geçmektir.
Onların mallarından sadaka al; bununla onları temizleyip arındırırsın. Ve onlara salli¹ ol, kuşkusuz senin salatın² onlara dinginlik verir. Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
Bilmediler mi ki kullarından tevbeyi¹ kabul eden ve sadakaları alan Allah'tır. Kuşkusuz Allah, Tevbeleri Kabul Eden'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.
1- Daha önce vermedikleri sadakayı vererek, hatalarını düzeltenlerin, hatalarını düzeltmesini.
De ki: “Ne yaparsanız yapın. Yaptıklarınızı Allah, O'nun resûlü ve Mü'minler görecekler. Sonra, görüneni de görünmeyeni de Bilen'e döndürüleceksiniz. O, size yaptıklarınızı haber verecektir.
Geri kalan bir bölümün işi de Allah'ın yargısına kalmıştır; onlara ya azap eder veya tevbelerini kabul eder. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
Zarar vermek, gerçeğin üzerini örtmek, nifak¹ çıkarmak, Allah ve Resul'üne karşı daha önce savaşanlara gözcülük yapmak² üzere bir mescit yapan kimseler: “Biz yalnızca iyilik yapmak istedik.” diye yemin ederler. Oysaki Allah, onların yalan söylediklerine tanıktır.
1- Nifak, birden çok inanca sahip olmak, inanmadığı halde çıkarı için ve çeşitli nedenlerle inanıyor gibi görünmek, ikircikli davranmak, Müslümanlara olan düşmanlığını gizlemek demektir.
2- Onlara buluşma yeri sağlamak.
Orada asla durma¹, ilk yapıldığında takva üzere yapılan mescit, içinde bulunmaya daha layıktır. Orada arınmayı seven kişiler vardır. Allah, arınmak isteyenleri sever.
1- Onların mescitlerinde (Mescid-i Dırar) namaz kılma, asla oralarda bulunma.
Binasını takva üzere, Allah rızası için kuran kimse mi, yoksa binasını uçurumun kenarına kurup da onunla birlikte Cehennem ateşinin içine yuvarlanan kimse mi daha hayırlıdır? Allah, zalim halkı hidayete erdirmez.¹
Onların kalpleri parçalanmadıkça, kurdukları yapı, kalplerinde bir kuşku olarak sürüp gidecektir. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
Allah, kendi yolunda savaşarak ölen ve öldüren mü'minlerin; canlarını ve mallarını Cennet karşılığında satın almıştır. Bu, Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da gerçek olan bir söz vermedir. Allah'tan daha iyi sözünde duran kim olabilir? O halde, O'nunla yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte büyük başarı budur.
Tevbe edenler, kulluk edenler, hamd edenler¹, seyahat edenler², rukû edenler³, secde edenler⁴, iyi olanı önerip, kötülüğe engel olanlar; Allah'ın hudutlarını koruyanlardır. Mü'minleri müjdele.
1- Övgüyü, yalnızca Allah'a özgü kılanlar.
2- Allah yolunda sefere çıkanlar.
3- Allah'a bağlılığı ortaya koyanlar, buyruklarına içtenlikle teslim olanlar.
4- Saygı gösterip, değerini takdir edenler, O'nun emirlerine içtenlikle boyun eğenler.
Nebi ve mü'minlere; Cehennemlik oldukları açıkça belli olduktan sonra, yakınları da olsa, müşriklere bağışlanma dilemeleri yaraşmaz.
İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesinin sebebi, ona söz vermiş olmasıydı. Ama onun, Allah'a düşman olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzaklaştı. Kuşkusuz İbrahim, çok ince ruhlu ve yumuşak huylu biriydi.
Allah, bir kavmi doğru yola ilettikten sonra, sakınıp korunacakları şeyleri kendilerine açıklamadıkça onları sapıtmış saymaz.¹ Allah, Her Şeyi En İyi Bilendir.
1- Bu ve buna benzer daha birçok ayetten de anlaşılmaktadır ki, vahyin hitabıyla doğrudan muhatap olmamış olanlar, vahiyden habersiz olanlar, ondan sorumlu tutulmayacaklardır. Dolayısı ile günümüzde de kendilerine vahiy ulaşmamış olanlar, ondan sorumlu değildirler.
Göklerin ve yerin mülkü¹ Allah'ındır. Yaşatan ve öldüren O'dur. Sizin, Allah'tan başka bir veli² ve bir yardımcınız yoktur.
1- Egemenliği, yönetimi, sahipliği. 2- Koruyucu, yardımcı, gözeten, destekleyici, yandaş.
Ant olsun ki, Allah, Nebi'nin ve zor şartlarda ona destek olan muhacir ve ensarın tevbelerini¹ kabul etti. İçlerinden bir kısmının kalpleri kaymak üzereyken yine de onların tevbelerini kabul etti. Çünkü O, onlara karşı Çok Şefkatli'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.
1- Yaptıkları yanlıştan vazgeçmelerini kabul ederek, hak ettikleri ödülü verdi.
Ve geri bırakılan üç kişinin tevbesini de kabul etti. Öyle ki, bütün genişliğine rağmen, yeryüzü onlara dar gelmişti. Canları sıkıldıkça sıkılmıştı. Ve Allah'tan başka sığınılacak kimse olmadığını anladılar. Sonra Allah, tevbeye yöneldikleri için¹, tevbelerini kabul etti. Kuşkusuz Allah, Tevbeleri Kabul Eden'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.
1- Tevbe, pişmanlığın sözle ifadesi değil, yapılan hatadan pişman olmak ve ondan vazgeçmektir; hatayı düzeltmektir. Allah, yanlışlarını düzeltmek isteyenlere bu hakkı tanımıştır.
Ey iman edenler! Allah'a karşı takva sahibi olun ve sadıklarla¹ birlikte olun.
1- Doğru ve erdemli kimse, dost.
Ne Medine halkının ne de etrafındaki Bedevi Araplar'ın, Allah'ın Resûl'ünden geri kalmaları ve onun canından önce kendi canlarının kaygısına düşmeleri olacak şey değildir. Çünkü Allah yolunda katlanacakları susuzluk, yorgunluk, açlık ve kâfirleri kızdıracak bir yeri zapt etmeleri ve düşmana karşı elde ettikleri başarı, kendilerine salih bir amel olarak yazılacaktır. Zira Allah, muhsin¹ olanların kazanımlarını yok etmez.
1- İyi kimse; iyi işler yapan, iyi davranmayı ilke edinen, güzel ahlak sahibi olan.
Büyük veya küçük, yaptıkları her yardım ve güçlük içinde aştıkları her vadi, kendilerine yazılacaktır. Allah, yaptıklarından daha iyisiyle kendilerini ödüllendirecektir.
Mü'minlerin toptan sefere çıkmaları uygun değildir. Her gruptan birkaç kişi dinde bilgi sahibi olmaya çalışmalı ve kavimlerine döndüklerinde onları uyarmalıdırlar. Umulur ki onlar sakınırlar.¹
1- Bu ayete: “Dini iyi bilenler(âlimler), savaşa gitmesinler ki, savaşa gidenler, döndüklerinde onlara dini anlatsınlar.” şeklinde verilen anlamlar yanlıştır. Ayette, savaştan söz edilmemektedir. Nebiden ve Mü'minlerden dini öğrenmek için Mekke'den Medine'ye gidenlere: “Dininizi öğrenmek amacıyla hep birlikte gitmeyin, her gruptan birkaç kişi gitsin.” denmektedir. Zira yol boyunca düşmanın saldırı yapması riski vardır.
Ey iman edenler! Size yakın olan¹ gerçeği yalanlayan nankörlerle savaşın. Ve onlar, sizde kararlılık görsünler. Bilin ki Allah, takva sahibi olanlarla beraberdir.
1- Size tehdit oluşturan, sizi kuşatmış olanlara karşı.
Ne zaman bir sûre indirilse, onlardan bazıları:¹ “Bu hanginizin imanını arttırdı?” derler. Bu, iman edenlerin imanını arttırdı. Onlar, müjdelenmelerine sevinirler.
1- Münafıklar, alayımsı bir şekilde.
Kalplerinde hastalık olanlara gelince, bu onların kötülüklerine kötülük katmıştır. Ve onlar gerçeği yalanlayan nankörler olarak ölürler.
Kendilerinin yılda bir iki defa sınandıklarını görmüyorlar mı? Yine de tevbe¹ edip öğüt almıyorlar!
1- Pişmanlığın sözle ifadesi değil, yapılan hatadan pişman olmak ve ondan vazgeçmektir; hatayı düzeltmektir.
Bir sûre indirildiği zaman: “Sizi gören var mı?” diye birbirlerine bakar, sonra da dönüp giderler. Allah, onların kalplerini çevirmiştir. Çünkü onlar, düşünmeyen bir halktır.
Ant olsun ki, size kendinizden bir resul geldi. Sıkıntıya düşmeniz ona ağır gelir; o, size düşkün, mü'minlere şefkatli ve merhametlidir.
Eğer yüz çevirirlerse de ki: “Allah bana yeter. O'ndan başka ilah yoktur. Ben O'na tevekkül¹ ettim. O, Büyük Arş'ın Rabb'idir.”
1- Allah'a güvenme, O'na dayanma; her türlü çabayı gösterdikten sonra sonucu Allah'a bırakma.