(1)“Evet en parlak bir mu‘cize-i san‘at-ı Samedâniye (Allah’ın en parlak bir san‘at mu‘cizesi) ve bir hârika-i hikmet-i Rabbâniye (Rabbimizin bir hikmet hârikası) olan hayâtı kim vermiş, yapmış ise, rızıkla o hayâtı besleyen ve idâme eden (devam ettiren) de O’dur. O’ndan başka olmaz. Delil mi istersin? En zaîf, en aptal hayvan, en iyi beslenir -meyve kurtları ve balıklar gibi-. En âciz, en nâzik mahlûk en iyi rızkı o yer -çocuklar ve yavrular gibi-. Evet vâsıta-ı rızk-ı helâl, iktidar ve ihtiyâr (irâde) ile olmadığını, belki acz ve za‘f ile olduğunu anlamak için balıklar ile tilkileri, yavrular ile canavarları, ağaçlar ile hayvanları müvâzene etmek (karşılaştırmak) kâfîdir. Demek derd-i maîşet için namazını terk eden, o nefere (askere) benzer ki: Ta‘lîmi ve siperini bırakıp, çarşıda dilencilik eder. Fakat namazını kıldıktan sonra Cenâb-ı Rezzâk-ı Kerîm’in (bol rızık verici ve ikrâm edici olan Allah’ın) matbaha-i rahmetinden (rahmet mutfağından) ta‘yînâtını (ona ayrılan rızkını) aramak, başkalara bâr(yük) olmamak için bizzat gitmek güzeldir, mertliktir, o dahi bir ibâdettir.” (Sözler, 5. Söz, 12)