Hamd (övülmek), içinde hiçbir eğriliğin (aksaklığın) olmadığı kitabı kuluna indiren Allah’a aittir.
O’nun katından gelecek, çok şiddetli bir azap ile uyarmak için ve doğru ve yararlı işler yapan inananlara büyük bir karşılığın olduğunu müjdeleyen, sağlam güçlü bir kitaptır.
(Onlar, verilen mükafaatlar veya azap) İçinde sürekli kalıcıdırlar.
Birde, Allah bir çocuk edindi diyenleri uyarması için, indirilmiş bir kitaptır.
Allah çocuk edindi diyenlerin bu konuda hiçbir bilgileri olmadığı gibi, atalarının da bilgileri yoktu. Ağızlarından dökülen sözler gerçekten çok büyük laflar. Onlar yalnızca yalan söylüyorlar.
Allah’ın sözlerine (Kur’an’a) inanmıyorlar diye, onların izledikleri yola üzülerek, neredeyse kendi kendini parçalayacaksın.
Biz yeryüzündeki güzellikleri (ziynetleri), insanlardan hangisinin daha güzel işler yaptığını belirlemek için, imtihan aracı yaptık
Şurası bir gerçektir ki, yeryüzündeki her şeyi kupkuru bir toprak haline getireceğiz.
Sen, bizim insanlar için ibret olsun diye bahsettiğimiz mağara insanlarını ve onlar hakkında (kaç kişi oldukları, ne kadar mağarada kaldıkları) hakkında sayılar (rakamlar) üreten insanları, şaşılacak bir durum mu zannettin?
Bir gurup genç mağaraya sığınmış ve demişlerdi ki “Ey Rabbimiz! Katından bize rahmet ver, işimizde en doğru olan neticeye ulaşmamız için bize destek ve kolaylık sağla.”
Bizde, onların uzun seneler mağarada uyanmadan kalmalarını sağlamak için kulaklarını tıkadık.
Sonra onları (uykularından) kaldırdık ki, iki guruptan, hangisinin sonuçta ne kadar zaman kaldıklarını (söyleyeceklerini) öğrenelim.
Onların haberini gerçek ve doğru bir şekilde sana biz anlatacağız. Onlar Rablerine inanan gençlerdi ve biz de onların doğru yol üzerindeki gayretlerini artırdık.
Onların “Rabbimiz göklerin ve yerinde Rabbidir. Biz ondan başkasını ilah edinip, asla o sahte ilahlara yardım etmesi için dua etmeyeceğiz. Eğer böyle yaparsak inandığımız doğrulardan uzaklaşmış oluruz” demişler ve inandıklarını yaşamlarına geçirdikleri için (kıyam etmişler), bizde onların kalplerinin doğru inançlarını pekiştirmiştik.
Onlar kendi aralarında “Bizim şu kavmimiz Allah’dan başkasını ilahlar edindiler. Hâlbuki onlar, edindikleri ilahların ilah olduğuna dair güçlü deliller getirmeleri gerekmez miydi? Allah adına yalan söyleyenden daha zalim kim vardır.”
“Siz içinde yaşadığınız putperest toplumdan ve onların Allah’dan başka kulluk ettiklerinden uzaklaştınız. O halde mağaraya sığının ki, Rabbiniz rahmetini sizin için yaysın ve işlerinizde sizi destekleyerek kolaylıklar sağlasın” dediler.
Sen, güneşin doğduğunda mağaralarının sağ tarafından yükselerek geçtiğini, batarken de mağaranın sol tarafından dönüp gittiğini görürdün. Mağara arkadaşları da mağaranın genişçe bir yerinde yatıyorlardı. Bunlar Allah’ın ayetlerinden (işaretlerinden) birisi idi. Allah, kimi doğru yola iletti ise, yalnızca doğru yolda olan o dur. Allah, kimi de sapıklık içinde bıraktı ise, artık o sapkın kişiyi sahiplenecek, ne bir kimseyi, nede doğru yolu onlara öğretecek (mürşit) birisini bulabilirsin.
Onlar derin bir uykuda oldukları halde, sen onları sanki uyanıkmışlar gibi zannedersin. Onları sağ taraflarına ve sol taraflarına biz çeviriyorduk. Köpekleri ise iki ayaklarını kapı eşiklerine yaymış yatıyordu. Sen onların bu halini görebilseydin, bu görüntülerinden dolayı korkuya kapılıp, dönüp kaçardın.
Sonra aralarında birbirleriyle konuşup, birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden konuşan birisi “Ne kadar zaman kaldınız?” diye sordu. Onlarda “Bir gün veya bir günün bir parçası kadar kaldık” dediler. Onların bir kısmı “Rabbiniz ne kadar kaldığınızı daha iyi biliyor. İçinizden birisini elinizdeki paranızla şu şehre gönderin de, yiyeceklerden hangisi daha temiz ise baksın, o temiz yiyeceklerden yemeniz için getirsin. Bunu yaparken dikkatli davransın ve hiçbir kimseye sizin yerinizi hissettirmesin.”
“Eğer o şehir halkı, sizin yerinizi açığa çıkartırlarsa, ya sizi taşlarlar ya da sizi dinlerine döndürürler ki, o zamanda ebediyen kurtuluşa kavuşamazsınız” dediler.
Böylece insanların onları bulmalarını sağladık ki, Allah’ın vaadinin hak olduğunu ve kıyamet gününün olacağında hiçbir şüphenin olmayacağını bilsinler. Onları bulan insanlar onları ne yapacakları ile ilgili aralarında tartışırlarken, bir kısmı “Rableri onları en iyi bilen olduğu için, siz onların üzerine bir bina kurun” dediler. Tartışmada galip olanlar da “Onların üzerine bir mescit yapalım” dediler.
(Daha sonrakiler) “Mağaraya sığınanlar üç kişi idiler, dördüncüleri köpekti, (bir başkaları da) beş kişilerdi altıncıları köpekti, diyerek bilmedikleri halde uyduruyorlar, (daha başkaları da) yedi kişilerdi sekizincileri de köpekti” diyecekler. İnsanlara deki “Rabbim onların sayılarını daha iyi bilir.” Ancak o insanların sayılarını pek az insan biliyor. Sen onlarla, açıkça (sana anlatılanın dışında) tartışmaya girme ve onların sayıları hakkında hiçbir kimseden de fetva isteme (soru sorma).”
Hiçbir şey için “Ben bunu yarın yapacağım” deme.
Ancak “Allah dilerse (yapacağım) de ve eğer unutursan Rabbinin ismini an” ve “Rabbimin beni, bundan (mağara insanları hakkında) daha doğru bir bilgiye iletmesini umuyorum” de.
(Sonra yine) İnsanlar “Onlar mağaralarında üç yüz dokuz sene kaldılar” dediler.
İnsanlara deki “Rabbim onların mağarada ne kadar kaldıklarını en iyi bilendir. Göklerin ve yerin gayb bilgisi onun elindedir. Sen yalnızca Rabbinin sana söylediğine bak ve sadece Rabbini dinle. O mağara ashabını Allah’dan başka sahiplenip koruyacak kimse yoktur ve onlar hakkında vereceği hükme Allah, hiçbir kimseyi ortak etmez.
Bu konuda sen, yalnızca sana vahy ettiği Rabbinin kitabından oku. Allah’ın kelimelerini değiştirecek hiçbir kimse yoktur ve sen de (Rabbinin kelimelerini değiştirmeye kalkarsan) O’ndan başka, kaçacak hiçbir yer bulamazsın.
Sabah akşam Rablerinin rızasını gözeterek, dua edip, ona kulluk edenlerle birlikte nefsinin isteklerine karşı diren (sabret). Yalnızca dünyanın aldatıcı süslerini isteyenlerden gözlerini ayırma, kalplerini bizi anmaktan alıkoyduğumuz ve Allah’a karşı kulluk görevine aldırış etmeyerek, yalnızca arzularının isteklerine tabi olanlara, kesinlikle itaat etme.
Deki “Gerçekler (doğrular) yalnızca Rabbinin belirledikleridir. Dileyen bu doğrulara iman etsin, dileyende reddedip inkâr etsin. (Ama şunu unutmayın ki) Biz inkâr ederek kendilerine zulmedenler için içerisine girdiklerinde, oluşturacağı dalgaların onları çepe çevre kuşatacağı bir ateş hazırladık. Onlar orada (susuzluklarını gidermek için) yardım istediklerinde, erimiş maden gibi yüzleri dağlayan su onlara verilecektir. O su ne kadar kötü bir içecek ve orası ne kadar kötü kalınacak yer.
İman edip doğru ameller yapanların, yaptıkları güzel şeylerin hiç birisini zayi etmeyiz.
Onlar için, altlarından ırmakların aktığı adn cennetleri var. Onlar orada altın’dan bilezikler takarlar ve orada ipekten, parlak yeşil elbiseler giyerek, koltukların üzerine uzanıp yatarlar. Orada ne güzel karşılıklar ve ne güzel arkadaşlıklar var.
Onlara iki adamın örneklerini anlat. Biz onlardan birisine üzüm bağlarından oluşan iki bahçe vermiş ve bu iki bahçenin etrafını hurma ağaçları ile çevirmiştik.
O iki bahçe arasında bir ekin tarlası var ettik. Bu iki bahçe tam bir verimlilik içerisinde ürünlerini hiç eksiltmeden veriyordu. Çünkü (sulu tarım yapmaları için) iki bahçe arasından da bir nehir akıtmıştık.
Ve birde tek meyve bahçesi olan biri vardı. İki bahçesi olan, diğer bahçe sahibine karşılıklı laf atarak “Ben mal çokluğu olarak senden daha fazla ve evlat sayısı olarak da daha güçlüyüm” demişti.
Kendi nefsine haksızlık ederek bahçesine girmiş ve “Bu bahçenin ebedi olarak yok olacağını zannetmiyorum.”
Kıyamet saatinin geleceğini de zannetmiyorum. Eğer tekrar Rabbime döndürülecek olsam bile, bundan daha farklı, değişik nimetler bulacağım kesin” emişti.
Bahçe komşusu arkadaşı ona karşılık vererek “Seni topraktan, sonra bir atımlık sudan yaratan ve sonra da seni adam yerine koyan yaratanını mı inkâr ediyorsun?”
“Ancak benim Rabbim yalnızca O Allah’dır. Ben hiçbir kimseyi Rabbime ortak koşmam.”
“Hâlbuki bahçene girdiğinde, her ne kadar beni, mal ve evlat bakımından az görsen de “Allah’ın dediği olur. Güç ve kuvvet yalnızca Allah’ındır” demen gerekmez miydi?
“Rabbimin senin bahçenden daha hayırlısını bana vereceğini, senin bahçenin üzerine gökten bir afet gönderse, bahçen yerle bir olabilir.”
“Yahut suyun çekilebilir ve bir daha o suyu çıkarmaya senin gücün yetmeyebilir” dedi.
O adamın ürünleri kuşatılmış, altı üstüne gelmiş bahçeden elde ettiği nafakasının yok olması karşısında, ellerini ovuşturarak çaresizlik içerisinde “Keşke Rabbime hiçbir kimseyi ortak koşmasaydım” demişti.
Bundan sonra onun Allah’dan başka kendisine yardım edecek ne birileri var, nede kendi kendine yardım edecek gücü var.
Şimdi şu anda sığınılacak tek gerçek ilah, Allah’dır. En hayırlı karşılığı veren ve en adil cezayı veren de O dur.
Onların dünya hayatındaki misali suya benzer. Biz suyu gökten indiririz ve o su yeryüzündeki nebatlarla karışır ve sonra o bitkiler kupkuru olup sararır ve rüzgâr onları savurup yok eder. Allah her şeyin planını yapmaya gücü yetendir.
Mallar ve oğullar dünya hayatının zenginlikleridir (süsleri). Rabbinin yanında, kalıcı olarak yapılan doğru ve yararlı işler, sonuç almada daha hayırlı ve düşüncesi bile daha güzeldir.
O gün dağları biz yürütürüz, arzı da tamamen boş olarak görürsün. İnsanları diriltilmiş olarak bir araya toplarız ve onlardan hiçbirini (diriltirken) unutmayız.
Sıralar halinde insanlar Rablerinin huzuruna getirilir ve “Sizi ilk yarattığımız gibi, bizim karşımıza geldiniz. Hâlbuki siz, bizim size vaat ettiğimiz, yeniden diriltmeye gücümüzün yetmeyeceğini zannediyordunuz” denir.
Kitap ortaya konulduğunda, içinde olanlardan dolayı suçluların, korku içine düştüklerini görürsün. Sonra onlar “Vay halimize! Bu nasıl bir kitap ki? Büyük dememiş, küçük dememiş bırakmadan, hepsini sayıp içine almış” derler. Onlar yaptıkları her şeyi karşılarında bulmuşlardır. Senin Rabbin asla haksızlık yapmaz.
Biz meleklere Âdem için (bana) secde edin demiştik de, İblisin dışındaki meleklerin hepsi secde etmişlerdi. O zamana kadar İblis (melekler topluluğunun içinden) sıradan (cin) bir melekti . Sonrada Rabbinin emrinin dışına çıktı. Şimdi siz o şeytan ve onun davranışlarını takip edenleri, onlar size apaçık bir düşman olduğu halde, benden başka sığınak ve koruyucu mu edineceksiniz? (Bir bilseniz) Zalimlerin karşılıkları ne kadar kötüdür.
Gökleri ve yeri yaratırken onları şahit yapmadım. Hatta kendilerini yaratırken de, kendilerinin yaratılışına şahit yapmadığım gibi, yaratırken o sapkınları yardımcı edinecek de değilim.
O gün Rabbin onlara ”Benim ortağım olduğunu zannettiklerinizi çağırın” der. Onlarda Allah’a ortak koştuklarını çağırırlar, ancak aralarına aşılmaz engeller koyduğumuz için, ortak koştukları onlara asla cevap veremeyeceklerdir.
Suçlular ateşi gördüklerinde, artık o ateşin içine gireceklerini anlayacaklar, ama o ateşin azabını kendilerinden uzaklaştıracak bir yol bulamayacaklar.
Biz, Kur’an da her türlü örneği insanlara anlattık. Ama insan pek çok şeyde tartışmacı olmuştur.
Doğru yolu gösteren belgeler geldiğinde, insanları iman etmekten alıkoyan veya Rablerinden bağışlama dilemeye engel olan şey, daha önceki toplumların uygulamaları veya azapla (ölümle) karşı karşıya gelmelerinden başka bir şey değildir.
Biz elçileri yalnızca müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdik. Gerçekleri inkâr edenler hakkı (Allah’ın ayetlerini) hükümsüz kılabilmek için, batıl yollarla mücadele vermekte ve ayetlerimiz ve uyarıldıkları (cennet, cehennem, yeniden yaratılma, hesap verme gibi) konularla alay etmektedirler.
Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatılan kimseden, sonra o ayetlerden yüz çevirenden ve kendi elleriyle yaptıklarını unutandan daha zalim kim vardır. Böylelerinin kalplerine anlamalarını engelleyen örtüler ve kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onlara doğru yolu gösteren Kur’an’a davet etsen de ebedi olarak, o doğruya ulaşamazlar.
Rabbin merhamet sahibi bağışlayıcıdır. Eğer Allah yaptıklarının karşılığında onları yakalasaydı, onlar için azap acele olarak verilirdi. Onlar için Allah’dan başka engelleyenin bulunmadığı vaat, mutlaka gerçekleşecektir.
Şu şehir halkını, zulmettikleri zaman helak ettik. Biz onları yok etmek için bir zaman belirledik.
Musa beraberindeki gence “Yıllar geçse de, iki suyun birleştiği yere ulaşıncaya kadar durmayacağım” demişti.
O ikisi, suyun buluşma yerine geldiklerinde balıklarını unuttular, sonrada balık denizde yol bularak gözden kayboldu.
Yolda bir müddet gittikten sonra Musa genç arkadaşına “Bu kadar yorucu yolculuktan sonra yemeğimizi getir (yiyelim)” dedi.
Arkadaşı “Gördün mü? Mola için sığındığımız kayanın yanında balığı unuttum. Şüphe yok ki sana bunu hatırlatmamı şeytan unutturdu, tuhaf bir şekilde balık denizin içinde kaybolup gitmişti” dedi.
Musa ona “Tamam bizim istediğimizde buydu” dedi ve tekrar izlerini takip ederek, geri döndüler.
Sonunda Musa ve yardımcısı kendisine yanımızdan bir rahmet verdiğimiz ve katımızdan ilim öğrettiğimiz kulumuzu buldular.
Musa “Sana öğretilmiş olan doğru bilgileri, bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?” dedi.
O da “Sen benimle beraber olmaya tahammül edip sabır gösteremezsin.”
Sonra (neden olduğunu) kavrayamadığın bir olaya nasıl sabredebilirsin ki?” dedi.
Musa ona “Allah dilediği sürece, beni sabırlı bulacağından emin olabilirsin. Sana asla karşı çıkmayacağım (isyan etmeyeceğim)” dedi.
O kul Musa’ya “Bana tabi olduğun sürece, aramızda geçen bir olay hakkında, ben sana bir açıklama yapıncaya kadar, herhangi bir soru sormayacaksın” dedi.
Bir gemiye bininceye kadar gittiler ve o kul bindikleri gemiyi yaraladı. Musa “İçindekileri boğmak için mi gemiyi yaraladın? Gerçekten çok tuhaf bir iş getirdin (yaptın)” dedi.
O kul “Benimle olmaya sabredemezsin diye, ben sana söylememiş miydin?” dedi.
Musa “Unuttuğumdan dolayı beni sorumlu tutma ve yaptığım bu hatadan dolayı da beni zora sokma” dedi.
Yine bir müddet beraber gittiler ve bir çocukla karşılaştılar. O kul çocuğu öldürdü. Musa “Karşılığı olmadığı halde, tertemiz bir kişiyi öldürdün. Çok çirkin bir iş yaptın” dedi.
O kul “Ben sana benimle olmaya güç yetiremezsin dememiş miydin?” dedi.
Musa ona “Eğer bundan sonra sana soru sorarsam, benimle bir daha arkadaşlık yapma. Benden sana özür ulaşmıştır” dedi.
Bir kasaba halkına ulaşıncaya kadar beraber yürüdüler ve o kasaba halkından yemek istediler. Kasaba halkı ikisini de misafir etmekten kaçındılar. O köyün içinde yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. O kul onu hemen düzeltip onardı. Musa “İsteseydin bu yaptığın işe karşılık bir ücret isteyebilirdin” dedi.
O kul “İşte bu soru, seninle beni ayıran sorudur. Sabretmeye tahammül edemediğin olayların yorumunu sana haber vereceğim” dedi.
“Gemiye gelince, o gemi fakir insanlara ait idi. Onunla denizde çalışıyorlardı. O gemiye hasar vermek istememin sebebi, onların gerisinde bir hükümdar bütün (sağlam) gemilere zorla el koyuyordu.”
“Çocuğa gelince, o çocuğun anası babası inanan kimselerdi. Ana babasına isyan ve inkâr ederek zarar vermesinden endişelendik.”
“Sonra biz, Rableri ikisine, o çocuktan daha temiz ve ana babasına daha merhametli bir çocukla değiştirmesini diledik.”
“Şimdi de duvara gelince “O duvar şehirde oturan iki yetim çocuğa aitti. O duvarın altında da iki yetime ait hazine vardı ve babaları da her zaman doğru işler yapan (salih) bir kuldu. Rabbin diledi ki, o iki yetim olgunluk çağına geldiklerinde, Rablerinden bir rahmet olarak hazineyi kendileri çıkarsın. Bunu ben kendiliğimden yapmadım (Allah emretti). İşte benimle beraber olduğunda, sabredemediğin olayların yorumları böyledir” dedi.
Sana Zilkarneyn hakkında soru soruyorlar. Onlara deki “Şimdi size o nunla ilgili bir öğüt okuyacağım.”
Zülkarneyn’i yeryüzünde bir mekâna yerleştirdik ve her şeyin nasıl ve neden yapıldığının bilgisini öğrettik.
Güneşin battığı yere ulaştığında, güneşin koyu bir bataklıkta batıyormuş gibi gördüğü zamanda, orada yaşayan bir topluluğu bulmuştu. O’na “Ya Zelkarneyn! Şimdi bu topluluğa istersen azap edip cezalandırırsın veya onlara güzel bir şekilde davranıp, iyilikle muamele yapabilirsin” demiştik.
Zülkarneyn “Şu anda kim bir haksızlık yaparsa, ona yaptığı haksızlık nedeniyle cezasını veririz. Sonra o zalim Rabbine döndürülür ve işte o zaman döndürülmez bir azab ile orada o’na azap edilir” dedi.
Kimde iman edip doğru işler yapmışsa, Rabbinin katında, ona en güzel mükafaatlar vardır. Onun için bizde iman edene, bütün kolaylıkların sağlanmasını söyleyeceğiz.
Sonra bir sebepten dolayı yola çıktı.
Güneşin doğduğu yere varıncaya kadar gitti ve orada onların üzerini güneş den başka hiçbir şeyin örtmediği bir topluluğun üzerine, güneşi yükseliyor bulmuştu.
Böylece biz onları bulundukları hal ile kuşattık (kendi hallerine bıraktık).
Sonra yine bir sebepten dolayı yola çıktı.
Taki iki settin arasına varıncaya kadar gitti. Orada o iki setten (dağ) başka, bir topluluğu yaşıyor buldu. Onların konuştuğu dil neredeyse hiç anlaşılmıyordu.
Onlar “Ey Zelkarneyn! Ye’cüc ve me’cüc adında iki topluluk yeryüzünde sürekli bozgunculuk yapıyorlar. Onlarla bizim aramızda bir engel (set, duvar) yapmanın karşılığında sana bir ücret ödeyebiliriz. Yapar mısın?” dediler.
Zülkarneyn onlara “Yaptıklarımın karşılığında Rabbimin ahirette yerleştireceği mekân benim için daha hayırlıdır. Şimdi siz bana güç ve kuvvetle yardım edin, bende sizinle onların arasında bir set yapayım” dedi.
“Siz şimdi bana demir parçaları getirin” dedi. Demir parçaları ile iki settin arasını doldurdu ve “(Ateş yakıp) Demirler nar gibi oluncaya kadar körükleyin. Şimdi bana eritilmiş bakırı getirin de, bakır eriyiğini demir korunun üzerine dökeyim” dedi.
“Bundan sonra onların (Ye’cüc ve Me’cüc’ün) ne bu settin üzerini aşmaya, nede o set üzerinde bir delik açmaya güçleri yetmez” dedi.
Zülkarneyn “ Bu Rabbimin (bana öğrettiği) rahmetidir. Rabbimin vaat ettiği gün (kıyamet vakti) gelince, bu setti yerle bir eder. Rabbimin verdiği söz mutlaka yerine gelir.
Kıyamet günü onları bırakırız ki birbirlerine karışsınlar. İşaret verilince (sura üfürülünce), onların hepsini bir araya toplarız.
O gün cehennemi, inkâr edenlere arz ederiz.
O inkâr edenler dünyada iken, benim hatırlatmalarımı görmemek için, gözlerine örtü çekmişler ve (Kur’an’ı) dinlemek için de hiçbir çaba göstermemişlerdi.
O inkâr edenler benim kullarımı, benden başka koruyucu (veli) edinebileceklerini mi zannettiler? Biz cehennemi inkârcıların ineceği yer olarak hazırladık.
Onlara “Yaptıklarının boşa gideceği kimseleri, size haber vereyim mi?” dedi.
Onlar, yaptıkları şeylerin güzel olduklarını zannettikleri halde, hesap gününde dünya hayatında yaptıkları bütün çabaları kayıp olanlardır.
Onlar öyle kimseler ki, Rablerinin ayetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr etmişler ve bundan dolayı da yaptıkları her şey boşa gitmiş olup, kıyamet gününde onlara en ufak bir kıymet (değer) vermeyeceğiz.
Ayetlerimi ve elçilerimi alaya, eğlenceye almalarından ve onları inkâr etmelerinden dolayı, böylece onların karşılıkları (cezaları) cehennem olmuştur.
İman edip doğru işler yapanlara gelince, onlarında indirilip konulacağı yerde, firdevs cennetleri olacaktır.
Onlar o bahçelerde temelli kalacaklar ve orada hiçbir değişiklik istemeyeceklerdir.
Onlara deki “Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa, hatta o denizlerin bir misli daha olsa, Rabbimin kelimeleri tükenmeden, o denizler tükenirdi.”
Deki “Bende sizin gibi bir insanım. Yalnızca bana, sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahy ediliyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, salih ameller işlesin (doğru işler yapsın) ve Rabbine ibadet ederken hiçbir şeyi ve hiçbir kimseyi O’na ortak koşmasın.