21. Enbiyâ Suresi Meali

İnsanlar gaflet içinde (Rablerinin uyarılarına) yüz çevirmiş iken, hesap saatleri yaklaşmıştır.
İnsanlara ne zaman Rablerinden bir sözlü öğüt gelse, ancak öğütleri oynayarak dinlemişlerdir.
Kalpleri, anlamsız şeylerle oyalanmakta ve zulmedenler kendi aralarında yaptıkları gizli toplantılarda “Bu da yalnızca sizin gibi bir insan, gözlerinizle gördüğünüz halde, onun yaptığı sihire mi gideceksiniz / kabul edeceksiniz?”
Elçi onlara “ Benim Rabbim, göklerde ve yerde söylenmiş sözleri en iyi bilendir. Çünkü O her şeyi işiten ve her şeyi en iyi bilendir” dedi.
Onlar “Hayır, O’nun söyledikleri karma karışık hayaller, belki onun uydurduğu sözlerdir, belki de o bir şairdir. Hâlbuki o elçi bizi ikna etmek için, daha öncekilere gönderilen mucizeler gibi, bize de mucize getirse ya” dediler.
Onlardan önce helak ettiğimiz bir kasaba halkı da, gönderdiğimiz mucizelere inanmamıştı. Peki, şimdi onlar (göndereceğimiz mucizelere) inanacaklar mı?
Senden öncede gönderdiğimiz birtakım adamlara da vahy etmiştik. Eğer bilmiyorsanız, bunları bilen zikir ehline (ehli kitaba) sorun. .
Biz, yiyip içmeyen hiçbir canlı (ceset) yaratmadık ve yarattıklarımızın hiç birisi de ölümsüz değildir.
Sonra onlara ettiğimiz vaatleri doğruladık, onları ve dilediğimizi kurtardık ve aşırı gidenleri de azapla yok ettik.
Hiç şüphe yok ki, içinde size öğütlerle dolu bir kitap indirdik. Hala aklınızı kullanmıyor musunuz?
Kasabalardan, haksızlık yaptıkları için, nicelerini yok edip, başka kavimleri onların yerine yerleştirdik (inşa ettik).
Onlar azabımızın geleceğini hissettikleri anda, hemen oradan kaçmaya çalışırlardı.
“Kaçmayın, sizin (diğer insanlardan) farklı olduğunuzu zannettiğiniz şeylere ve oturduğunuz mekânlara dönün. Elbette ki yaptıklarınızdan sorulacaksınız” denildi.
(Azap onları yakaladığında) “Yazıklar olsun bize, gerçekten biz haksızlık yapanlardan olduk” demişlerdi.
Onların bu çağrıları, biçilmiş ekin sapları gibi yerlere serilinceye kadar, devam etti.
Şüphesiz ki biz, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.
Eğer biz kendimize oyun ve eğlence isteseydik, bunu kendi katımızda edinirdik. Ve bunu yapmaya da gücümüz yeter.
Biz hakkı (gerçek doğruları) batılın üzerine atarız da, kafasını gözünü parçalarız, sonrada birden bire batıl yok olup gider. Kendi kendinize (Allah için) uydurduğunuz vasıflara yazıklar olsun.
Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’a aittir. O’nun katında olanlar (melekler), O’na ibadet etmekten kaçınıp kibirlenmezler ve kulluktan kaçmayı da düşünmezler.
Rabbinin katındakiler gece ve gündüz Allah’ı yüceltirler ve yalan uydurmazlar.
Yoksa onlar, yeryüzünde ilahlar edindiler de, onlar mı yeryüzüne nimetler yağdırıyor?
Eğer göklerde ve yeryüzünde Allah’dan başka ilahlar olsaydı, her ikisi de fesada uğrardı. Yüce arşın sahibi Allah, onların yakıştırdıkları vasıfların hepsinden uzaktır.
Yüce Allah, yaptığı hiçbir şeyden dolayı sorgulanamaz, ama onlar yaptıklarından sorulur.
Yoksa onlar Allah’dan başka ilahlar mı edindiler? Deki “O zaman O’ndan başka ilahlar olduğuna dair sağlam kanıtlar getirin.” İşte bunlar (Kur’an ayetleri), benimle beraber olanlar ve benden öncekiler için de bir öğüttür. Ancak onların pek çoğu bu gerçekleri bilmedikleri için, gelen bu doğrulardan yüz çeviriyorlar.
Biz senden önce gönderdiğimiz tüm elçilere “Yalnızca tek ilah benim, benden başka ilah yok. O halde sadece bana kulluk edin” diye vahy etmişizdir.
Onlar “Rahman, çocuk edindi” dediler. Allah çocuk edinmekten uzaktır. Hâlbuki onların bahsettikleri kimseler (melekler), kendilerine ikramlarda bulunulan kullardır.
Söz olarak, asla Allah’ın önüne geçmezler ve onlar yapacaklarını Allah’ın emri ile yaparlar.
Allah onların önlerinde olanı da, arkalarında olanı da bilir. O melekler yalnızca Allah’ın razı olduğundan başkasına yardım (şefaat) edemezler ve onlar Allah korkusundan dolayı saygı içerisindedirler.
Onların içerisinden kim “Bende Allah’dan başka bir ilahım” derse, artık onu cehennem ile cezalandırırız. Haksızlık yapanları da böyle cezalandıracağız.
Gerçekleri inkâr edenler, gökleri ve yeri (ayrık olduğu halde) bitişik olarak görmüyorlar mı? Hâlbuki biz göklerle yerin arasını (ilk yaratılışında) ayırmıştık. Biz canlı olan her şeyi sudan yarattık. Artık iman etmeyecekler mi?
Yeryüzünde dağları insanlara referans olsun diye var ettik ve yeryüzünde (arz’da) yollar meydana getirdik ki, gidecekleri yollarını belirlesinler.
Semayı da korunaklı (sağlam, çökmez) bir tavan olarak yaptığımız halde, yine onlar görünen (Allah’ı işaret eden) ayetlerden hala yüz çevirenlerdir.
O Allah ki, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Onların hepsi bir yörünge içerisinde hareket ediyorlar (yüzüyorlar).
Biz, senden önce hiçbir insanı ölümsüz yaratmadık. Peki, şimdi sen ölürsen, onlar sonsuza kadar yaşayacaklar mı?
Her nefis ölümü tadacaktır. Biz sizi, şer ve hayır gibi iki imtihan malzemesi ile deniyoruz. Dönüşünüz bizedir.
Gerçekleri inkâr edenler seni gördüklerinde, öncelikle Rahmanın anılmasını inkâr etmiş bir halde birbirlerine “İlahlarınızı kötüleyerek ağzına dolayan adam bu mu?” diyerek, yalnızca seninle alay ediyorlar.
İnsan tez canlı (aceleci) olarak yaratılmıştır. “Size vaat ettiğim ayetleri (azabı, ölümü) onlara göstereceğim. Bunları benden acil olarak göstermemi istemeyin.”
Denildiği halde, onlar yine de inananlara “Allah’ın bizim için vaat ettikleri ne zaman olacak, eğer doğru söylüyorsanız (başımıza getirin)” derler.
Doğruları inkâr edenler o hesap gününde, yüzlerini ve sırtlarını çepe çevre saran ateşi elleriyle engelleyemeyeceklerini bir bilselerdi. Onlara yardım edilmez.
Acele istedikleri Allah’ın vaadi ansızın onlara geldiği zaman, bu seferde gelen azap onları şaşkına çevirir. Azabı kendilerinden geri çevirmeye de güçleri yetmez. Onlara hiç bakılmaz.
Senden önce de, elçilerle alay edilmişti. Alay etmeleri karşılığında, onlardan alay edenlere de azap hak olmuş oldu.
Onlara deki “Söyleyin bakalım, gece ve gündüz Rahman’dan sizi kim koruyacak?” Hayır, onlar Rablerinin hatırlatmalarından hep yüz çevirmişlerdi.
Yoksa onların başka ilahları varda, bizden gelen azaba engel mi olacak? Hâlbuki o sahte ilahları kendilerine yardım etmeye bile güçleri yetmez. Onlar (sahte ilahlar) bizim yanımızda onlara arka çıkmayı dahi düşünemezler.
Hâlbuki onlara ve onların atalarına uzun süre yaşayabilecekleri bir ömür sağladık. Onlar görmüyorlar mı? Yeryüzünde olanları biz getiriyoruz, yeryüzünün her tarafındakileri (yaratmış olduklarımızı) yine biz eksiltiyoruz. Böyle olduğu halde, bize galip mi gelecekler?
Deki “Ben sizi bu vahy ile uyarıyorum. Ancak sağır olanlar, uyarıldıkları zaman bu çağrıyı işitmezler.”
Rabbinin azabından bir parça onlara isabet etse, hemen “Yazıklar olsun bize, haksızlık yapanlardan (zalimlerden) olduk” derler.
Kıyamet günü adalet terazilerini kurarız sonra hiçbir nefse haksızlık yapılmaz, Eğer en küçük hardal tanesi kadar bir şey de olsa, onu getiririz ve. Biz hesap görücüler olarak yeteriz.
Muhakkak ki, Musa’ya ve Harun’a, Allah’dan sakınıp korunanlar için, doğru ile yanlışı birbirinden ayırt edici, geleceğe ışık tutan ve bir öğüt olan (Tevrat)’ı verdik.
Onlar o kimselerdir ki, Allah’ı görmedikleri halde, O na saygı gösteren ve kıyamet saatinden de korkanlardır.
Bu mübarek kıldığımız öğüdü (Kur’an’ı) biz indirdik. Şimdi siz onu inkâr mı ediyorsunuz?
Biz İbrahim’i çok iyi bilen olduğumuz için, (ona elçiliğimizi vermeden) daha önce olgunluk (doğru düşünme yeteneğini) vermiştik.
Babası ve kavmine “Samimi ve içinizden gelerek kulluk ettiğiniz bu heykeller de neyin nesi?” demişti.
Onlarda “Biz atalarımızı onlara (putlara) ibadet ederken bulduk” dediler.
“Şüphe yok ki siz ve önceki atalarınız gerçekten apaçık sapıklık içindesiniz” demişti.
Onlar İbrahim’e “Sen şimdi bize gerçek doğruları mı getirdin, yoksa bizimle oyun oynayanlardan mısın?” dediler.
İbrahim onlara “Hayır tam tersine, sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri en uygun bir şekilde yaratandır ve bende öyle olduğunu gözlemleyip, şahitlik ediyorum.”
“Allah’a yemin olsun ki, siz onların yanından ayrılmanızdan sonra ben, putlarınıza bir hile düşünüyorum (yapacağım)” dedi
Putların hepsini paramparça etti, yalnızca onların en büyüğünü bıraktı. putlara tapanlar döndüklerinde İbrahîm’i bulsunlar diye,
Puta tapanlar “Bunu ilahlarımıza kim yaptı? Putlarımızı parçalayan kimse şüphesiz ki putlara zulmetmiştir.” dediler.
“İbrahim denen bir gencin, putların aleyhinde konuştuğunu duymuştuk.”
“İbrahim’i insanların karşısına getirin, belki İbrahim’in putları kırdığına dair şahitlik eden birisi bulunur.” dediler.
Kavmi “Ey İbrahim! İlahlarımıza bunları yapan sen misin?” diye sordular.
İbrahim “Belki de bunu onlara putların en büyüğü yapmıştır. Eğer konuşabiliyorlarsa, kırılan putlara sorun” dedi.
Sonlar puta tapanlar kendi aralarında konuşmak için döndüler ve “Gerçekten siz (bu putlara kulluk etmekle) kendi kendinize haksızlık yapıyorsunuz” dediler.
Sonra eski görüşlerine geri dönüp İbrahim’e “Bunların konuşamadıklarını sen çok iyi biliyorsun” dediler.
İbrahim onlara “O halde, size ne bir fayda, nede bir zarar veremeyen Allah dan başka şeylere mi kulluk ediyorsunuz?”
“Size ve Allah’dan başka kulluk ettiklerinize yazıklar olsun, aklınızı hiç kullanmıyor musunuz?” dedi.
Kavmi “İbrahim’i ateşe atın. Eğer onu yakarsanız, ilahlarınıza yardım etmiş olursunuz” dediler.
Biz de ateşe “Ey ateş! İbrahim’e serin ve güvenli ol” dedik.
Kavmi İbrahim’e tuzak kurmak istedi, bizde onları engelleyerek hayal kırıklığına uğrattık.
Biz İbrahim ve Lut’u, insanların yaşadığı her dönem için örnek olsun diye, yeryüzünde bereketli kıldığımız bir yere, kurtarıp yerleştirdik.
Biz İbrahim’e, İshak’ı ve Yakub’u fazladan bağışladık. Onların hepsini salih kullardan olmalarını sağladık.
Biz onları, bizim emirlerimiz doğrultusunda hareket eden bir ümmet olmalarını sağladık. Onlara yararlı işlerin neler olduğunu, namaz ‘ın kılınmasını, zekât‘ın verilmesini ve yalnızca bize kulluk etmeleri gerektiğini vahy ettik.
Lut’a da hükümler ve bilgiler verdik. Lut’u çok çirkin işler yapan bir kasaba halkından kurtardık. Gerçekte o kasaba halkı yoldan çıkmış bir topluluktu.
Lut’u rahmetimizle kuşattık. Çünkü o hep doğru işler yapan (salih) bir kimse idi.
Nuh da daha önce bize yardım için seslenmişti. O’nun çağrısına icabet ettik, o’nu ve ailesini büyük bir sıkıntıdan kurtardık.
Ayetlerimizi yalanlayan kavmine karşı o’na yardım etmiştik. Nuh’un kavmi çok kötülük yapan bir topluluk olduğu için, onların hepsini suda boğmuştuk.
Davut ve Süleyman, bir vakitler bir tarlayı tarumar eden koyunlar hakkında hüküm vermeye çalışıyorlardı. Bizde onların verecekleri hükmü gözetliyorduk (şahitlik ediyorduk).
Sonra Süleyman’ın bu konu hakkındaki verileri doğru kavramasını sağlamış ve hepsine (Davut ve Süleyman’a) hükümler ve ilim verdik. Ve Davut’la beraber Rabbini tesbih eden dağları ve kuşları o’nun emrine verdik ve biz bunları yapanlardanız.
Savaşlarda sizi sıkıntılardan koruması için, Davud’a elbise (zırh) yapımını öğrettik. Siz hala şükretmeyecek misiniz?
Rabbinin emri ile çevresini bereketli kıldığımız yerlere akıp giden şiddetli esen rüzgârı da, Süleyman’ın emrine verdik. Biz her şeyi bilenlerdeniz.
Şeytanların içlerinden suda dalgıçlık yapan ve bundan başka daha pek çok işler yapan kimseleri Süleyman’ın emrine verdik. Ve biz onları hep gözetliyoruz.
Eyyüp de Rabbine yalvararak “Rabbim! Bana zarar veren bir şeyler dokundu. Ancak sen merhametlilerin en çok merhamet edenisin” diyerek seslenmişti.
Bizde o’nun çağrısına karşılık verdik ve o’na dokunan zararı ortadan kaldırdık ve Eyyüb’e, ehline ve onların benzerleri olup da, onlarla beraber olanlara katımızdan bir rahmet ve kulluk edenler için öğüt verdik. .
İsmail, İdris ve Zülkifli. Bunların hepsi Allah’ın sabırlı kullarından idiler.
Onları Rahmetimizin içine aldık. Şüphesiz ki onlar doğru işler yapan kullardı.
Ve balık sahibi, hani o kızgınlıkla öfkelenip gitmişti. Ona güç yetiremeyeceğimizi zannetmişti de, karanlıklar içerisinden “Senden başka hiçbir ilah yok ve sen bütün noksan sıfatlardan uzaksın, ancak ben kendi nefsime haksızlık yapanlardan oldum” diye seslenmişti.
Bizde o’nun çağrısına cevap verdik ve onu sıkıntıdan kurtardık. Biz inananları işte böyle kurtarırız.
Zekeriya da Rabbine “Rabbim beni yalnız başıma bırakma. Sen bağış olarak verenlerin en hayırlısısın” diye çağrı yapmıştı.
Çağrısına cevap verip, eşini sağlıklı (doğurgan) hale getirerek, o’na Yahya’yı bağışladık. Onlar hayırlı işlerde hep önlerde oldular. Gönülden ve korkarak bize dua ederlerdi. Aynı zamanda bize saygı ile boyun eğenlerdendiler.
İffetini koruyan kadın (Meryem) var ya, ona kendi diriliğimizden canlılığımızdan (Ruhumuzdan) bir can vermiştik. Onu ve oğlunu âlemler için alınacak bir ibret yaptık.
Sizin bu anlayış ve inancınız, tek bir inançtı (ümmet) ve bende sizin Rabbinizim. Yalnızca bana kulluk edin.
Sonra aralarındaki birlik ve beraberlik ifadesi olan, inançlarının birliğini parça parça ettiler. Bunları yapanların hepsi (hesap vermek üzere) bize döneceklerdir.
Kim inanmış olarak doğru işler ve yararlı işler yaparsa, o kimsenin yaptıkları hiçbir şeyin üzeri örtülmez ve biz, yaptıklarının hepsini kayda geçirenleriz.
Bizim yeryüzünde helak ettiğimiz bir şehir halkının, tekrar yeryüzünde hayata dönüşü kesinlikle mümkün değildir.
Ancak ye’cüc ve me’cüc için kapılar açılıp da onlar her taraftan akın akın yeryüzüne dağılırlarsa helak edilmiş kasaba halkı da yeryüzünde yaşama geri döner.
Allah’ın vaat ettiği gerçeklerin olması yakınlaşmıştır. O gün geldiğinde, gerçekleri inkâr etmiş olanların gözleri şaşkınlık içerisinde “Bu yeniden diriliş gününden habersiz olarak yaşadığımız için, bize yazıklar olsun, böyle yapmakla kendimize haksızlık yapmışız” derler.
Sizin ve Allah’dan başka kulluk ettikleriniz, cehennemin yakıtı olacaklar. Siz cehenneme götürüleceksiniz.
Eğer taptıkları ilahlar gerçek ilahlar olsalardı, onlar o cehenneme girmezlerdi. Ancak Allah’dan başkasına kulluk edenlerin tamamı, cehennem ateşinde sürekli kalacaklardır.
Onlar ateşin içinde acıdan inleyip duracaklar ve orada iniltiden başka bir şey işitmeyecekler.
Ancak bizden, kendileri için güzellikler yazılmış olanlar, o cehennemden uzak tutulacaklardır.
Onlar cehennemim fokurtularını işitmezler ve onlar canlarının çektiği her şeyin (nimetlerin) içinde orada devamlı kalıcıdırlar.
Daha büyük çığlıklar bile onları hüzünlendirmeyecek ve melekler onları karşıladıklarında “İşte size vaat edilen gün, bu gündür” diyecekler.
O kıyamet günü, göğü dürülmüş kitap sayfaları gibi düreceğiz ve tekrar ilk yarattığımız gibi o göğü yeniden inşa edeceğiz. Bunu yapmak bizim için vaattir ve biz bunu kesinlikle yapacağız.
Biz kitapların sahifeleri içinde, insanlara öğütler verdikten sonra “Yeryüzünü kullarımızdan doğru işleri yapanlar sahiplenecekler” diye bildirdik.
Bu anlatılanlarda, bize kulluk yapan bir topluluk için, açık anlaşılır bildirimler vardır.
Biz seni tüm âlemler için, bir rahmet elçisi olarak gönderdik.
İnsanlara deki “Bana, sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahy ediliyor. Şimdi siz buna teslim olup, kabul edenlerden misiniz?”
Eğer bu gerçeklerden yüz çevirirlerse onlara deki “Size vaat edilenin (ölüm ve yeniden diriltilme vaktinin), yakın mı veya uzak mı olduğunu ben bilemem.”
“O Allah, sizin açıktan söylediklerinizi de bilir, içinizde sakladıklarınızı da bilir.”
“Allah’ın belirlemiş olduğu vaktin, sizin için bir imtihan mı, yoksa size yaşamanız için verilmiş belli bir süremi dir, ben onu da bilemem.”
Deki “Rabbim (inkâr edenler ile aramızda) hak ile hükmet. Sizin, bizim aleyhimizde vasfettiklerinize karşı yardımına sığınılacak tek makam, Rabbimiz olan Rahmandır.”