25. Furkan Suresi Meali

Tüm âlemlere uyarı olması için, kuluna doğru ile yanlışları birbirinden ayıran (Furkan’ı) kitabı indiren Allah her şeyden yücedir.
O, göklerin ve yerin mülkü kendisine ait olan (Allah), asla bir çocuk edinmemiş olup, mülkünde ortağı olmamış. Her şeyi yaratan ve yarattığı şeylerin durumunu (yerini, cinsini, ömrünü, şeklini, adedini, vs.) planlayan da O dur.
Kendileri yaratılmış oldukları halde, hiç bir şey yaratamayan şeyleri Allah’dan başka ilahlar edindiler. Edindikleri ilahlar kendilerine ne bir zarar ve nede bir fayda vermeye sahip olmadıkları gibi, ölümü, hayatı ve yarattıklarını öldürüp yeniden yaratma gücüne de sahip değiller.
Gerçekleri inkâr edenler dediler ki “Bu (okuyup söyledikleri) bir uydurmadır. Onları kendisi uyduruyor ve başka bir topluluk da ona uydurması için yardım ediyor.” İnkârcılar, asılsız, hiçbir delile uymayan bir iddia ile gerçeklere uymayan haksızlığı ortaya attılar.
“Bu (Kur’an) önceki toplumların kaleme alıp yazdığı, sonra sabah akşam ona (elçiye) başkaları tarafından yazdırılan masallardan başka bir şey değil” dediler.
Deki “Bu Kur’an, göklerde ve yerdeki bütün gizlilikleri bilen Allah tarafından indirilmiştir. O bağışlayan ve merhametli olandır.”
Dediler ki “Bu Elçi nasıl bir elçidir ki, yemek yiyor ve pazarlarda dolaşıyor. O’nun yanına bir melek indirilseydi de, o melekle beraber insanları uyarsaydı ya.”
“Veyahut bu elçiye bir hazine indirilse yahut yiyip içeceği bir bahçesi olsaydı ya.” Haksızlık yapanlar, inananlara “Siz sihre uğramış bir adama uyuyorsunuz” dediler.
Bak şimdi, sana neleri misal getiriyorlar, onlar doğru olandan tamamen sapmışlar ve asla doğru olana ulaşmaya da güçleri yetmez.
Yüceler yücesi Allah dileseydi, sana bundan daha hayırlı olan, altlarından ırmakların aktığı bahçeler ve köşkler verir di.
Onlar kıyamet gününü yalanlıyorlar. Bizde kıyamet gününü yalanlayanlar için yakıcı ateşi hazırladık.
Ateş onları uzaktan gördüğü zaman, ateşe girecekler ateşin öfke ile kaynayan sesini duyarlar.
Cehenneme en yakın, girilecek olan dar yerine geldiklerinde, oradan azabın dehşetini görüp acı ile bağıracaklar.
Onlara “Bu gün atacağınız bir çığlık değil, daha çok çığlıklar atacaksınız” denir.
Deki “Bu cehennem ateşimi daha hayırlı? Yoksa sakınıp korunanlara vaat edilen, yaptıklarının karşılığında dönecekleri yer olan, sürekli kalacakları cennet mi daha hayırlı?
Cennette olanlar için orada diledikleri her şey sürekli olarak vardır. Bu Rabbinin verilmiş vaadidir.
Allah, o gün onları ve Allah’dan başka kulluk ettiklerini toplar ve “Siz mi benim kullarımı yoldan çıkarıp saptırdınız, yoksa onlar mı yoldan kendileri çıktı?” der.
Kendilerine kulluk edilenler “Rabbimiz sen her türlü eksiklikten yücesin. Bizim, senden başka sığınılacak bir yer aramamız bize asla yakışmaz. Ancak bunların ve atalarının yeryüzündeki ihtiyaçlarını sen karşıladığın halde, onlar zikri (Kur’an’ı) unuttular ve kaybeden bir topluluk oldular” dediler.
Bunlar sizin söylediklerinizi yalanladılar. Artık kulluk ettikleriniz sizi ne ateşten kurtarabilecek, nede size yardım edeceklerdir. Artık sizden kim haddi aşıp haksızlık yapmışsa, ona büyük bir azap tattıracağız.
Senden önce gönderdiğimiz bütün elçilerde yemek yerler ve çarşı pazar dolaşırlardı. Biz sizin bir kısmınızı bir kısmınıza deneme (imtihan) vesilesi yaptık. Sabreder misiniz? Senin Rabbin her şeyi görendir.
Bize kavuşmayı inkâr edenler “Bizim üzerimize melekler indirilseydi veya Rabbimizi görseydik ya” dediler. Onlar kendilerini büyüklük duygusuna kaptırdılar ve büyüklük duygusu ile hadlerini aşarak taşkınlık yaptılar.
Melekleri gördüklerinde, suçlular için o gün hiç de sevinilecek bir gün olmayacaktır. “Kaçacak bir yer var mı?” diyecekler.
Onların yaptıkları amelleri onların önlerine koyduğumuzda, yapmış oldukları amellerini darma dağın ederek işe yaramaz hale getiririz.
Cennet ashabı ise, o gün en hayırlı ve en güzel sözlerin söylendiği yerlerde kalacaklar.
O gün gökler bulutlarla birlikte parça parça olacak ve melekler yeryüzüne indirilecekler.
O kıyamet günü, var olanların (mülk) tümü ve yetki Rahmana aittir ve yeryüzünde iken doğruları inkâr edenler için o gün, çok zor bir gün olacak.
O gün inkârlarından dolayı kendilerine haksızlık yapanlar ellerini ısıracaklar ve “Keşke elçi ile beraber bir yol edinseydim.”
“Keşke falancayı çok yakın arkadaş edinmeseydim.”
“Bana geldikten sonra, Kur’an’dan (zikirden) beni o saptırdı. Şeytan insanı doğru yoldan uzaklaştırıp, yalnız bırakıyor” diyecekler.
Elçi “Rabbim! Kavmim bu Kur’an’ı terk edilmiş olarak bıraktılar” dedi.
İşte biz her peygambere, suç işleyen günahkârlardan düşmanlar var ettik. Rabbin doğru yola ulaştırmada ve yardım etmekte (bütün kullarına) yeterlidir.
Doğruları inkâr edenler “Bu Kur’an tek bir seferde toplu olarak indirilseydi ya” dediler. Böylece, biz de o’nu senin kalbine parçalar halinde yavaş yavaş yerleştirdik.
Onlar sana doğru misalleri getiremezler, ancak en doğru misalleri ve en güzel sonuçları sana biz getiririz.
Cehennem de yüzleri üstü toplanılanların kaldıkları yer çok belalı, kötü bir yer ve takip ettikleri yol olarak da en sapkınıdır.
Musa’ya kitabı vermiş ve o’nun ile beraber kardeşi Harun’u da yardımcı yapmıştık.
Ayetlerimizi yalanlayan bir topluluğa ikiniz beraber mucizelerimizle gidin demiştik. Sonra o kavmi yerle bir etmiştik.
Nuh kavmi de elçileri yalanlayınca, onları suda boğmuş ve onları insanlara bir ibret yapmıştık. Biz haksızlık yapanlara acıklı bir azap hazırlamışızdır.
Ad, Semud, Re’si halkı ve bunların arasında pek çok nesiller (ibret olarak helak edildi)
Misalleri gönderdiğimiz o elçiye her anlatışımızda (kabul etmeyenleri) yerle bir ettik.
Gökten boşaltılarak her tarafı kaplayan yağmurla helak olmuş bir kasabaya uğradıklarında, o kasabanın durumunu görmediler mi? Aksine onlar yeniden diriltilmeyi beklemiyorlardı.
Seni ne zaman görseler “Allah’ın elçi olarak gönderdiği bu mu? Diye hemen alaya alıyorlar.
İlahlarımıza sahip çıkmasaydık nerdeyse bizi onlardan saptıracaktı. Daha sonra azabı gördüklerinde, yolca daha sapık kimmiş öğrenecekler.
Kendi arzularını ilah edineni gördün mü? Onun sorumluluğunu sen mi üzerine alacaksın.
Sen onların vahyi dinlediklerini ve akıl ettiklerini mi zannediyorsun? Hayır. Onlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağı seviyededirler.
Görmüyor musun? Rabbin gölgeyi nasıl uzatıyor. Eğer Rabbin dileseydi gölgeyi sakin hareketsiz yapardı. Sonra biz güneşi hareketsiz tutarak o gölgenin delili yaparız.
Sonra o güneşi kontrolümüz altına almak bizim için çok kolaydır.
Geceyi üzerinize bir örtü gibi yapan, uykuyu da dinlenme vasıtası yapan ve gündüzü ortaya çıkaran da O dur.
Rahmetinin (yağmurun) habercisi olarak önceden rüzgârı gönderen ve gökten tertemiz bir su olarak indiren de O dur.
Ölü bir beldeye o yağmurla hayat veririz, yarattığımız hayvanları ve insanları o su ile sularız.
İnsanlar aralarında düşünsünler diye o hatırlatmayı biz kullanıyoruz, fakat insanların çoğu kabul etmemekte direniyorlar.
Biz dileseydik her kasabaya bir uyarıcı gönderirdik.
Sakın ola gerçek doğruları kabul etmeyenlere itaat etme ve büyük bir gayretle onlarla mücadele et.
Biri içimi kolay, diğeri tuzlu ve acı iki denizi meydana getirip salan, sonra aralarına ayırıcı bir engeli koyup ikisini birbirine karıştırmayan da O dur.
İnsanı sudan yaratan, sonra üremesini sağlamak için soyunun devamını sağlayan akrabalık duygusunu yaratan da O dur. Senin Rabbin her şeyi yerli yerince planlayandır.
Buna rağmen Allah’dan başka, kendilerine ne bir yarar, nede bir zarar veremeyenlere kulluk ediyorlar. Gerçekleri kabul etmeyenler Rablerine sırtlarını çeviriyorlar.
Biz seni yalnızca müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
De ki “Ben bu elçiliğim karşılığında, sizden bir ücret istemiyorum. Ancak dileyen kimse Rabbine bir yol edinsin.”
Hep diri olup, ölümsüz olan Rabbine güven ve yalnızca O nu överek, eksikliklerden tenzih et. Kulunun hatalarından haberdar olarak, O yeter.
Gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratan Rahman, kuvvet ve kudret tahtı üzerinde her şeyi yönetir. Her şeyden haberdar olan Rahmana sor.
İnsanlara Rahmana secde edin denildiği zaman, nefretleri artarak, “Rahman da nedir? Emrettiğin şeye biz secde mi edeceğiz?” derler.
Gökte yıldızları var eden Allah, her şeyden yücedir. Göğe ışık saçan bir lambayı (güneşi) ve aydınlık veren ayı, O var etmiştir.
O Allah ki, düşünmek veya şükretmek isteyen birisi için, biri diğerini takip eden geceyi ve gündüzü yaratmıştır.
Rahmanın kulları yeryüzünde mütevazı bir şekilde yürürler. Gerçek doğrulardan uzak kalmış kendini bilmezler (cahiller) onlara laf attıklarında “Selam” deyip geçerler.
O Rahmanın kulları, Rablerine secde ve kıyam ederek gecelerini geçirirler.
Onlar “Rabbimiz! Cehennem azabını bizden uzak tut. Zira cehennemin azabı çok ağırdır.”
Cehennem kalınacak yer ve mekân olarak çok kötü bir yer” derler.
Onlar fakirlerin ihtiyaçları için harcadıklarında, ne aşırı gidip varlıklarını tüketirler, nede eli sıkılık yaparak cimri davranırlar. İkisi arasında orta yolu izlerler.
Rahmanın Kulları Allah’dan başka bir ilaha asla yalvarmazlar, haksız yere Allah’ın yasakladığı bir nefsi öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa günaha batmış olur.
Kıyamet günü azabı kat kat artırılır ve alçalmış olarak o azapta ebedi olarak kalır.
Bu günahlardan sonra vaz geçip tövbe eder, iman edip, doğru işler yaparak (salih amel) hatalarını düzeltirlerse, Allah onları yaptıkları kötülüklerin karşılıklarını iyiliğe çevirir. Allah bağışlayan ve kuluna merhamet edendir.
Tövbe eden ve doğru işler yapan birisi için, tövbe edilecek makam Allah’dır.
Onlar Allah’ın yasakladığı kötülüklere şahitlik etmezler (günah işlenen yerde durmazlar) ve gereksiz ve faydasız davranışlar karşılarına çıktığında, güzel bir şekilde geçip giderler.
O Rahmanın kulları Rablerinin ayetleri onlara hatırlatıldığında, Rabbinin ayetlerine duymamazlık yapıp, görmezlikten gelemezler.
Onlar “Ey Rabbimiz! Bizlere gözlerimizin sevinci olarak hayırlı eşler ve evlatlar bağışla ve bizleri hatalardan korunanlara önder yap” derler.
Onların sabretmelerinin karşılığı olarak, odalar (köşkler), övgüler ve selamla karşılanmaları var.
Verilen bu güzellikler içinde sürekli olarak kalırlar. Orası ne güzel kalınacak yer ve ne güzel makam.
Dualarınız olmasaydı Rabbim size ne diye değer versin ki. Sonra (bu nimetleri) yalanladınız. (Her kes yalanladıklarından) Sorumlu olacak.