Saad. Öğütlerle dolu Kur’an’a and olsun ki.
Doğruları inkâr edenler, şan, şeref peşinde olup, ayrılık içindedirler.
3. Onlardan önce nice nesilleri helak ettik. (Azap onlara gelince) Bağırıp çağırdılar, ama kaçacak zamanları / yerleri yoktu.
Onlara, kendi içlerinden bir uyarıcı geldi diye şaşırdılar. İnkâr edenler “Bu adam sihirbaz ve çok yalancı” dediler.
Pek çok ilahları, yalnızca tek bir ilah mı yaptı? Gerçekten şaşılacak bir şey.
Doğruları inkâr edenlerin ileri gelenleri “Kalkın yürüyün, ilahlarınıza sahip çıkın, direnin. Sizden istenen şey budur” diye ortaya atıldılar.
“Biz o’nun bu (tek ilah) iddiasını başka topluluklardan (yahudi, nasara) duymadık. Bu yalnızca kendi kendine uydurmadan (doğaçlama) başka bir şey değil.”
“Zikir (Kuran), aramızdan ona mı indirilmesi gerekiyordu?” dediler. Hayır, onlar (senden değil) benim öğüdümden şüphe içerisindeler. Ayrıca henüz azabımı da tatmadılar.
Yoksa bağışlayıcı ve çok güçlü olan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mı?
Yoksa göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkü onlara mı ait? O zaman vasıtalar bulup (Rablerine) yükselmeyi denesinler.
Bulundukları yerde bir araya gelmiş yenilmez orduları mı var?
Daha önce Nuh kavmi, Ad kavmi, saraylar sahibi Firavun da yalanlamıştı.
Semud, Lut kavmi ve Eyke halkı, onlarda bir araya gelmiş topluluktu.
Ancak bunların hepsi (kendilerine gönderilmiş) elçileri yalanladılar. Sonra da azabım üzerlerine hak oldu.
Onlar üzerlerinden gelecek, engellenilemeyecek yüksek frekanslı bir sesli belayı bekliyorlardı.
Onlar “Rabbimiz! Hesap gününden önce, bizim payımıza düşen azabı acil olarak başımıza ver” demişlerdi.
Onların söylediklerine sabret ve güç sahibi kulumuz Dâvud’u hatırla. O gerçekten Rabbine içten çok yönelen bir kuldu.
Akşam sabah Rablerini Dâvud ile beraber tesbih eden dağları Dâvud’un emrine verdik.
Ve bir araya toplanmış kuşlar, hepside Rablerine isteyerek yönelirlerdi.
Dâvud’un mülkünü çoğaltıp güçlendirdik ve ona hükümler içeren kitabı ve sözün doğrusuyla yanlışını ayırma yeteneği verdik.
Dâvud ve emrindekiler mescidin duvarlarının şekillerini düzeltirlerken davalı olanın haberi sana geldi mi?
Sorunları olanlar Dâvud’un yanına girmişler ve Dâvud da onlardan çok korkmuştu. “Korkma! Biz, bir kısmı, diğer bir kısmına haksızlık yapan iki gurubuz. Bizim aramızda hak ile karar ver ve ayırım yapma (taraf gözetme). Bu konudaki yolun en doğru olanını bize göster” dediler.
“Bu benim kardeşim. Onun doksan dokuz adet koyunu var, benim de yalnız bir adet koyunum var. O bir koyunu benim sorumluluğuma ver dedi ve yaptığımız sözlü tartışmada bana üstün geldi” dedi.
Dâvud “Senin bir koyununu, kendi koyunlarının içine katmayı istemekle, sana haksızlık yapmış. Şüphe yok ki, ortaklık yapanların çoğu, bir kısmı diğer bir kısmının hakkına tecavüz eder. Yalnızca iman edip doğru davranışlarda bulunanlar haksızlık yapmazlar. Ancak böyleleri pek azdır” dedi. Dâvud bu gelenlerle denendiğini zannetti ve hemen Rabbine yönelerek O’nun huzurunda eğildi.
Bizde bunu ona bağışladık. Dâvud bizim katımızda bize yakın olup ve güzel bir yere sahipdi.
Ey Dâvud Biz sana yeryüzünde insanların işlerini görmen için yetki verdik. İnsanların arasında adaletle hüküm ver ve nefsinin arzularına uyma, yoksa seni Allah’ın yolundan alıkoyar. Muhakkak ki Allah’ın yolundan sapanlar için, hesap gününü unutmaları sebebiyle çok şiddetli bir azap var.
Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri boşu boşuna yaratmadık. Bu doğruları inkâr edenlerin zanlarıdır. Doğruları inkâr edenler, ateşe gireceklerinden dolayı, vay başlarına geleceklere.
Yoksa biz, iman edip doğru işler yapanlarla, yeryüzünde bozgunculuk yapanları veya Allah’dan korunup sakınanlarla, günahkâr suçluları bir mi tutacağız?
Sana kutsal bir kitap olarak, ayetlerini düşünüp anlasınlar ve akıl sahipleri sorumluluklarını hatırlasınlar diye biz indirdik.
Dâvud’a Süleyman’ı bağışladık, Süleyman ne güzel bir kuldu ve o hep Rabbine samimi olarak yönelirdi.
Akşam vakti, koşulmuş güzel atlar ona getirildiklerinde.
Atlar gözden kayboluncaya kadar “Bana Rabbimi hatırlatmalarından dolayı, sahip olduğum bu malları çok seviyorum” demişti.
“Atları bana geri getirin” dedi, sonra atların bacaklarını ve boyunlarını okşadı.
Biz Süleyman’ı, oturduğu tahtının üzerine bir ceset bırakarak denedik. Sonra Rabbine yöneldi.
“Rabbim! Beni bağışla. Benden sonra hiçbir kimseye gerekli olmayacak bir mülk ver. Her şeyi verip bağışlayan, elbette yalnızca sensin” dedi.
Uğradığı yerlerin uzaklığı bir ay olan rüzgârı,
Bina yapan ve su altında çalışabilen bozguncu güçleri (şeytanları),
Zincirlerle bağlı diğer köleleri Süleyman’ın emrine verdik.
Bunlar sana bizim bağışladıklarımız. Bunlara iyilik yaparak salabilirsin veya istediğin kadar kendi elinde de tutabilirsin.
Süleyman bizim yanımızda, çok yakın ve güzel bir yere sahip kulumuzdu.
Kulumuz Eyyüb’ü de hatırla. O, “Rabbim! Şeytan bana bir sıkıntı ve azap verdi” demişti.
Allah “Ayağını yere vur. İşte sana yıkanılacak ve içilecek soğuk bir su” demişti.
Bizden bir rahmet olarak, ehlini ve kendileriyle beraber, onların benzerlerini (inançta tabi olanları) Eyyüb’e bağışladık.
Eline bir demet kuru ot al ve o’nun ile vur ve yeminini bozma. Biz Eyyüb’ü çok sabırlı bulmuştuk. O ne güzel bir kuldu ve samimi olarak Rabbine yönelirdi.
Güç ve doğru bir karar verme anlayışına sahib kullarımız İbrahim, İshak ve Yakup’u da hatırla.
Onların bu özelliklerinden dolayı, onları ahiret yurduna örnek kullar olarak seçtik.
Onlar bizim katımızda, her iki dünyada (dünya ve ahirette) seçilmişlerin en hayırlıları idiler.
İsmail, Elyesa ve Zelkifl’i de hatırla. Hepsi de en hayırlı olanlardandılar.
Bu (Kur’an) bir öğüttür. Elbette Allah’dan korunanlar için güzel bir dönüş yeri olan,
Adn cennetlerinin kapıları, Allah’dan korunanlar için ardına kadar açıktır.
Orada koltukların üzerine uzanmış halde, pek çok çeşitli meyveler ve içeceklerden isterler.
Onların yanında, hoş bakışlı hizmetçiler var.
İşte bunlar, hesap gününde size vaat edilenlerdir.
Elbetteki onlar için ikram ettiğimiz rızıklar, bitip tükenecek değildir.
Rablerine karşı azgınlık edenler için de çok belalı kalacak yerler var.
Onlar cehenneme atılacaklar. Orası ne kötü kalınacak bir yer.
Bu, suçlulara tattırılacak olan kaynar su ve pis içecekler.
Buna benzer şekilde pek çok azaplar var.
İşte bu gurup da sizinle beraber hiç düşünmeden, kendiliklerinden yanlışların içine dalanlar. Onlar için de asla rahat yok ve mutlaka ateşin içine atılacaklardır.
Onlar da “Asıl size rahatlık olmasın. Çünkü siz, çirkin ve yanlış olanları bize teklif edip, yapmamız için önümüze getiriyordunuz. Bunlar ne kötü kararlarmış.”
“Rabbimiz! Bu çirkinlikleri yapmamızı bize teklif edenlerin ateş içindeki azabını, iki kat artır” diyecekler.
Ateşin içinde olanlar “Bize ne oluyor? Dünyada kendilerini şerli ve bayağı gördüğümüz insanları burada, bizim yanımızda göremiyoruz.”
“Dünyada iken onlarla eğleniyorduk. Yoksa gözler onları görmez mi oldu?” derler.
İşte Ateş ehlinin kendi aralarında birbirleri ile yaptıkları bu çekişmeler gerçektir.
Onlara deki “Ben yalnızca bir uyarıcıyım. Bir olan ve her şeyin üzerinde yaptırım gücüne sahip Allah’dan başka ilah yoktur.
O göklerin, yerin ve ikisi arasında olan her şeyin Rabbidir.
Deki “O ahirette olacaklar, büyük bir haberdir.”
Ama siz bu haberlerden yüz çeviriyorsunuz.
O erişilmez kayıtlarda yazılı olan, aralarındaki tartışmalarla ilgili benim hiçbir bilgim yoktu.
Ancak bunlar bana vahy ile bildiriliyor. Bana düşende bunları size açıkça duyurmak.
Rabbin meleklere “Ben topraktan insan (beşer) yaratacağım.”
“Ben onu şekillendirip, ona (ruhumdan üflediğim de) benim diriliğim den verip, canlandırdıktan sonra, o yarattığım insan için bana secde edin” demişti.
Meleklerin hepsi secde ettiler.
Ancak içlerinden İblis büyüklendi ve Allah’ın emrini yerine getirmeyenlerden oldu.
Rabbi “Ey İblis! Kendi elimle yarattığım insan için, büyüklenerek bana secde etmekten seni alıkoyan nedir. Yoksa sen çok yüce erişilmez bir şey mi oldun?” dedi.
İblis “Ben ondan daha hayırlıyım. Onu topraktan, beni de ateşten yarattın” diye cevap verdi.
Rabbi ona “Çık oradan. Sen kovuldun.”
“Şüphe yok ki, benim lanetim, kıyamet gününe kadar senin üzerine olacak” dedi.
İblis “Rabbim! Bana diriliş gününe kadar izin ver” dedi.
Rabbi “Sen izin verilenlerdensin.”
“Bilinen kıyamet gününe kadar” dedi.
İblis “Senin Gücüne ve kuvvetine yemin olsun ki, insanların tümünü azdıracağım.”
“Onlardan yalnızca senin yolunda, yalnızca senin gösterdiğin gibi kulluk edenleri azdıramam” dedi.
Rabbi “Doğru. Doğruyu ben söylerim.”
“Cehennemi, sen ve insanlardan sana tabi olanlarla dolduracağım” dedi.
İnsanlara deki “Ben sizi uyarmamın karşılığında sizden bir ücret istemiyorum. Ben bu hususta (azaptan kurtarmayı) size bir teklifte de bulunmadım.”
“Size bildirdiğim vahy, bütün zamanlarda yaşayanlar için bir öğüttür.”
“Bu uyardığım haberlerin doğruluğunu, bir müddet sonra (kıyamet gününde) öğreneceksiniz.