Nun. Kaleme ve yazdıklarına yemin olsun ki.
Sen Rabbinin nimeti ile asla delirmiş birisi değilsin.
Elbetteki senin için tükenmez mükafaatlar var.
Sen büyük bir ahlak (Rabbinin öğretisi) üzerindesin.
(Bunun sonucunu zamanla) Sende göreceksin, (seni inkâr edenlerde) görecekler ki,
Hanginiz yanılgı (fitne) içindesiniz.
Şüphesiz ki senin Rabbin, kimin yolundan saptığını, kiminde belirlediği doğru yol üzerinde olduğunu en iyi bilendir.
Allah’ın ayetlerini yalanlayanlara asla itaat etme.
İsterler ki, sen onların uygulamalarını kabullenmesen de idare etsen, Onlarda senin getirdiklerinin bir kısmını idare etsinler.
Sürekli yemin edip duran o aşağılıklara itaat etme.
Dedi kodu yapıp onu bunu çekiştirip dolaşana.
İyilik yapmaya engel olana, pervasızca günah işleyenlere.
Bundan sonra soysuzluk yapan zorbaya,
Malı ve oğulları çok var diye.
Kendisine ayetlerimiz okunduğunda, bunlar “Eskilerin masallarıdır” diyenlere (itaat etme).
Biz onu burnunun ucundan yakalayacağız.
Daha önce bahçe sahiplerini denediğimiz gibi onları da denedik. Bahçe sahipleri sabah erkence ürünlerini toplamak için yemin edip duruyorlardı.
İstisna da (Allah izin verirse) etmiyorlardı.
Onlar yataklarında uyurlarken Rabbin tarafından bir gurup, toplayacakları ürünleri dolaştılar.
Bahçedeki ürünler kupkuru oluverdi.
Sabah erkence birbirlerine seslendiler.
Eğer ürünlerinizi toplayacaksanız erkence tarlalarınıza gidin.
Sessizlik içinde tarlalarına gittiler.
Bu gün hasat toplarken, fakirler sizin üzerinize gelmesinler diye.
Sabah erkence kararlarına uygun planlar yapmış olarak çıktılar.
Sonra tarlada ürünlerini gördüklerinde “Galibe biz yolumuzu şaşırdık” dediler.
Hayır, “Biz mahrum bırakıldık” dediler.
Onların orta yollu düşünenleri de “Ben size söylememiş miydim? “Allah’ı yüceltip noksan sıfatlardan arındırmalıydınız” diye.
Onlar da “Rabbimiz her şeyden yücedir. Biz kendimize zulmedenlerden olduk” dediler.
Onların bir kısmı, bir kısmını kınayarak karşılık verdi.
Dediler ki “Yazıklar olsun bize! Biz hadi aşan azgınlardan olduk.”
“Rabbimizin, mahvolan bu ürünlerden daha hayırlısını bize vermesi umulur. Biz artık yalnızca Rabbimize yönelenleriz” dediler.
İşte (dünya) azabı böyledir. Eğer bilselerdi, ahiret azabının daha büyük olduğunu.
Allah’dan korunanlara Rablerinin katında nimet cennetleri var.
Biz, bize teslim olanları, günahkâr davrananlarla bir mi tutacağız?
Siz kendi kendinize nasıl hüküm veriyorsunuz?
Yoksa elinizde ondan öğrendiğiniz yazılı bir belge mi var?
Mutlaka içinden seçmeler yaptığınız kitap var.
Yoksa kıyamet gününe kadar sürecek, bizim tarafımızdan, sizin için verilmiş, bir kesin sağlam sözler mi var?
Onlara sor bakalım “Bunları onların hangisi çokça zannediyor?”
Yoksa onların ortakları mı var? O zaman doğru söylediklerine dair ortaklarını getirsinler.
Onlar, o hesap günü secde etmeye davet edildiklerinde, bacaklarından (titremesinden) tanınırlar ve secde etmeye onların güçleri yetmeyecek.
Gözleri korku içerisinde, onları zillet bürümüş bir halde. Hâlbuki daha önce dünyada sapasağlam iken secde etmeye çağrılmışlardı (da güçleri yeterken yapmamışlardı).
Artık onları ve bu sözleri (Kur’an’ı) yalanlayanları bana bırak. Biz onları, bilmedikleri yerlerden yavaş yavaş yakalayacağız.
Onları (cehenneme) dolduracağız. Benim kurduğum hileler çok güçlüdür.
Yoksa sen bu davetinin karşılığında onlardan ücret istiyorsun da, bu ücret onlara çok ağır geliyor da, altından mı kalkamıyorlar?
Yoksa bilinmeyenlerin bilgisi onların yanında da, gaybı ondan mı yazıyorlar?
Rabbinin verdiği hükme (kararlara) sabret. Öfke içinde bağırıp seslenen, balık sahibi gibi olma.
Eğer Rabbinden bir nimet ona ulaşmamış olsaydı, kovulmuş ve aşağılanmış bir halde boş bir sahaya atılmış olacaktı.
Sonra Rabbi onu seçti ve onu salih kullarından birisi yaptı.
Doğruları inkâr edenler, Kur’an’ı (Zikri) işittiklerinde, öfkelerinden nerdeyse gözleriyle seni devireceklerdi. (Buna güçleri yetmediği için) Yalnızca “O (elçi) kesinlikle bir delidir” derler.
(Hâlbuki elçinin) Okuduğu (Kur’an), bütün zamanlar için (kıyamet gününe kadar) bir öğüttür.