4. Nisâ Suresi Meali

Ey nâs! Rabbinizden sakınınız ki sizi bir tek nefisten [²] yaratmış, ondan da zevcesini vücude getirmiş ve onlardan bir çok erkek, kadın türetmiştir. İsmini zikr ile bir diğerinize müracaat ettiğiniz [³] Allah/tan, hısımlıklardan [⁴] sakının. Çünkü Allah her an sizi gözetir.
Yetimlere, baliğ olunca mallarını verin, nâpâki pâk ile değiştirmeyin [⁵]. Yetimlerin mallarını mallarınıza karıştırmakla mallarını yemeyin. Bu, muhakkak büyük bir cürümdür.
Yetim kızları almak hususunda adalet icra etmemekten korkarsanız [⁶] hoşlandığınız kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâh edin. Aralarında insafta bulunmamaktan korkarsanız [⁷] bir ile veya memlûkünüz olan cariye ile iktifa edin. Bu husus adaletten dönmemeğe [⁸] daha yakındır
Kadınlara mehirlerini hoşlukla [⁹] verin. Eğer onlar gönül hoşluğu ile size bir şey bağışlarlarsa onu âfiyetle yiyin [¹⁰].
Allah/ın, maişetinize kıvam kıldığı emvalinizi [¹¹] elinizdeki yetim mallarını avanaklara vermeyin. Onları o mallardan yedirin, giydirin, hâtırlarını okşayın.
Yetimleri nikâh çağına varıncaya [¹²] kadar deneyin [¹³]. Onlarda rüşt-ü salâh görürseniz mallarını kendilerine verin. Siz de o malları israf ile [¹⁴], buyururlar diye tez elden [¹⁵] yemeyin. Veli zengin ise iffet göstersin [¹⁶]. Fakir ise urf veçhile yesin [¹⁷], Onlara mallarını verince şahit tutun. Allah/ın hesap görmesi elverir.
Ana babanın, hısımların bıraktıkları mallardan erkeklerin hisseleri olduğu gibi kadınların da hisseleri vardır. Bırakılan mal az olsun, çok olsun. Fark ve takdir olduğu veçhiyle “hepsinin hissesi vardır.
Hısımlar [¹], yetimler, yoksullar terekenin taksiminde hazır bulunurlarsa onlara terekeden bir şey verin. Kendilerine güzelce söz söyleyin. [²]
Arkalarından küçük çocuklar bırakmış olsalar onlar hakkında mahrum olurlar diye perva edecek olanlar Allah/tan korksunlar da sakınsınlar [³], dürüst söz söylesinler [⁴].
Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler yok mu onlar karınlarını ateş ile doldururlar. Onlar yalımlı ateşe sokulacaklardır.
Allah çocuklarınız hakkında erkek için iki kız hissesi kadar hüküm eder [⁵]. Eğer onlar ikiden ziyade kadın ise bırakılan malın üçte ikisi onlarındır. Şayet kadın bir ise yarısı onundur. Meyyitin bir çocuğu varsa ebeveynin her birine terekenin altıda biri verilir. Meyyitin hiçbir çocuğu olmayıp ta ebeveyni varis iseler üçte biri anasınındır [⁶]. Erkek kadın kardeşleri var ise altıda biri anasınındır [⁷]. Bu ahkâm etmiş olduğu vasiyeti tenfizden veya borcu ödedikten sonradır [⁸]. Siz, babalarınızdan ve oğullarınızdan hangisinin faydası size daha ziyade olduğunu bilmezsiniz [⁹]. Allah kendi tarafından farz olmak üzere hükmeder. Çünkü Allah hakkiyle âlimdir, hakimdir.
Zevcelerinizin çocuğu yok ise terekelerinin yarısı sizindir; şayet çocuğu varsa dörtte biri sizindir; bu ahkâmda ettikleri vasiyeti tenfizden veya borcu edadan sonradır. Eğer çocuğunuz yoksa terekelerinizin dörtte biri zevcelerinizindir. Yine bu ahkâm ettiğiniz vasiyeti tenfizden veya borcu edadan sonradır. Eğer irs aranan erkek veya kadın, çocuğu, babası olmayan kimse [¹] olursa ana bir erkek veya kız kardeş bulunursa bunların her birine altıda bir verilir. Eğer bunlar birden ziyade iseler üçte birde ortak olurlar. Keza bu ahkâm ettiği vasiyeti tenfizden veya borcu edadan sonradır. Bu da zarar vermeksizin olmalıdır [²]. Allah tarafından size bir vasiyettir. Allah hakkiyle âlimdir, yavaştır.
İşte Allah/ın hududu [³]. Kim ki Allah/a, peygamberine itaat ederse Allah onu, orada daim kılmak üzere, altından ırmaklar akar uçmaklara sokar büyük fevz ve necat budur.
Kim ki Allah/a, peygamberine âsi olur, onun hududunu da tecavüz ederse Allah onu, orada daim kılmak üzere, ateşe sokar. Onun için rüsvay kılıcı bîr azap vardır.
Kadınlarınızdan fuhuş irtikâp edenler hakkında kendinizden dört şahit isteyin. Eğer şahitler şehadet ederlerse onları, ölünceye kadar veya Allah onlara kurtulmak için bir yol buluncaya kadar evlerde alıkoyun [¹].
Sizlerden fuhuş irtikâp eden iki kişiyi tevbih ile incitin. Eğer o ikisi tövbe edip ıslâh-ı hal eylerse onları incitmeden vaz geçin. Çünkü Allah tevvaptır, rahîmdir [²].
Ancak cehaletle kötülük yapmış, sonra ankarip [³] tövbe kılmış olanlar hakkında tövbeyi kabul Allah/a aittir, İşte Allah bunların tövbelerini kabul eder. Allah hakkiyle âlimdir, hakimdir.
Kötülük yapmakta iken ölüm gelince şimdi tövbe ettim diyenler veya kâfir olarak ölenlerin tövbeleri tövbe değildir. İşte bunlar için acıklı bir azap hazırladık.
Ey iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size helâl olmaz [⁴]. Verdiğinizin bir kısmını ele geçirmek [⁵] için onları sıkıştırmayın. Meğer ki onlar apaşikâr fuhuş irtikâp ederler. Onlarla güzelce dirilikte bulunan bundan başka sebeple onlardan iğrenirseniz tahammül edin. Olabilir ki siz bir şeyden iğrenirsiniz de o işde Allah birçok iyilik ihsan eder [⁶].
Bir zevce yerine diğer bir zevce almak isterseniz öbürüne mehre bedel bir yığın para vermiş olsanız bile ondan hiçbir şey almayın. Bühtan ederek apaçık bir günaha girerek [¹] o parayı geri alacak mısınız?
Nasıl alırsınız ki birbiriniz ile yalnızca kalmıştınız [²]. Onlar da sizden sağlam bir misak almışlardı [³].
Geçmiş başka olmak üzere babalarınızın evlendikleri kadınlar ile evlenmeyin. Çünkü bu, hayasızlıktır, pek müstekreh bir şeydir [⁴], kötü bir yoldur.
Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz halalarınız, teyzeleriniz, erkek ve kız kardeş kızları, sizi emziren süt analar, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anaları, kendilerine duhul vuku bulan [⁵] karılarınızdan olan yanınızdaki üvey kızınız ile [⁶] evlenmek size haram kılınmıştır. Onlara duhul vaki değilse kızları ile evlenmede sizin için bir beis yoktur. Sulbünüzden [⁷] olan oğullarınızın halileleri de [⁸] iki kız kardeşi cem etmek de size haram kılınmıştır. Ancak geçmiş başkadır. Çünkü Allah gafurdur, rahimdir.
Memlûkleriniz [¹] den maada kocalı kadınlar ile evlenmek de size haram kılınmıştır. Allah/ın size olan farzını tutun. Bunlardan maadası iffetli olarak zina etmeksizin mallarınızdan sarf ile evlenmeniz için size helâl kılınmıştır. Mütelezziz olduğunuz kadınlara mehirlerini takdir veçhile verin; mehir takdir olunduktan sonra uzlaştığınız hususta bir beis yoktur [²]. Çünkü Allah hakkiyle âlimdir, hakimdir.
Hür mü/min kadın almağa servetçe gücü yetmeyen kimse memlûkeniz olan mü/min cariyelerinizden [³] alsın [⁴]. Allah sizin imanınızı [⁵] daha iyi bilir. Biri birinizden peyda oldunuz [⁶]. Artık onları sahiplerinin izniyle nikâh edin. Mehirlerini güzelce [⁷] olarak onlara verin; öyle ki iffetli [⁸] olanlar, zinakâr olmayanlar, dost da tutmayanlar. Onlar kocalı olurlar da fuhuş irtikâp ederlerse onlara hür kadınlar hakkındaki ukubetin nısfı ceza verilir. Bu hal [⁹] içinizden zinaya düşmekten [¹⁰] korkanlara sühulet olmak içindir. Sabretmeniz ise hakkınızda hayırlıdır. Allah gafurdur, rahimdir.
Allah size belli etmeği [¹¹], sizden evvelki peygamberlerin yollarını size göstermeği, tövbenizi kabul etmeği istiyor. Allah hakkiyle âlimdir, hakimdir.
Allah tövbenizin kabulünü istiyor; şehvetlere uyanlar ise [¹] büsbütün eğri büğrü gitmenizi istiyorlar.
Allah sizi hafifletmek istiyor [²]; insan zayıf yaratılmıştır.
Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda boşu boşuna [³] yemeyin; meğer ki aranızda uzlaşmadan hasıl olan bir alım, satım ola. Kendinizi öldürmeyin [⁴]. Allah hakkınızda merhametlidir.
Kim ki haddi aşarak, haksızlık yaparak bunu [⁵] işlerse biz onu ateşe sokacağız, bu ise Allah/a göre kolaydır.
Yasak edilenlerin büyüklerinden [⁶] kaçınırsanız sizin kötülüklerinizi [⁷] örter ve sizi şerefli bir menzile [⁸] sokarız.
Allah/ın birinize diğerinize tercihan ihsan ettiği şeye özenmeyin. Erkeklerin kazançlarından hisseleri olduğu gibi kadınların da kazançlarından hisseleri vardır. Allah/tan inayetini isteyin. [⁹] Çünkü Allah her şeyi hakkiyle bilir.
Ana, babanın hısımların geri bıraktıkları maldan her biri için [¹⁰] varisler kıldık [¹¹]. Kendileriyle yemin [¹²] aktettiğiniz [¹³] kimselere de hisselerini verin [¹⁴]. Çünkü Allah her şeye hakkiyle şahittir.
Allah/ın, erkekleri kadınlara müraccah tutmasından, erkeklerin mallarından harcetmelerinden nâşi erkekler kadınlar üzerinde aile reisidir. Saliha olan kadınlar; buyurultu kabul edenler [¹] Allah/ın koruması ile zevçlerinin gaybubetinde onları koruyanlardır [²]. Onların serkeşliklerinden korkarsanız [³] onlara nasihat edin, onları yataklarda yalnız bırakın, döğün; fakat size itaat ederlerse artık onlara yol aramayın [⁴]. Çünkü Allah yücedir [⁵], büyüktür.
Eğer zevç ile zevce arasında ayrılıktan endişe ederseniz kendilerine kadının ailesinden bir, erkeğin ailesinden de bir hakem [⁶] gönderin; bunlar aralarını bulmak isterlerse Allah onları uyuşmağa muvaffak kılar. Çünkü Allah hakkiyle âlimdir, haberdardır.
Tanrıya tapın, ona hiçbir şeyi şerik koşmayın. Anaya, babaya iyilik edin; akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşulara [⁷] yabancı komşulara [⁸] yanınızdaki arkadaşa [⁹], yolcuya, memlûkünüz olana da iyilik edin, öğünmeyin. Çünkü Allah kendini beğeneni, kendini öğeni sevmez.
Yani cimrilik edenleri, halka cimriliği emredenleri, Allah/ın fazl ve kereminden verdiğini [¹⁰] gizleyenleri sevmez, kâfirlere [¹¹] hakaretli bir azap hazırladık.
Mallarını halka gösteriş için harcedenleri, Allah/a ve âhiret gününe inanmıyanları da [¹]. Şeytan kime arkadaş olmuş ise kötü arkadaşa tutulmuştur.
Onlar Allah/a, âhiret gününe inansalar ve merzuk kıldığımız şeylerden harcetselerdi onlara ne zarar olurdu. Allah onları hakkiyle bilir.
Şüphe yok ki Allah zerre ağırlığında zulüm etmez, eğer zerre kadar iyi iş olsa onu iki kat kılar. Nezdinden de [²] ona büyük bir mükâfat verir.
Biz her ümmetten hakkiyle bir şahit [³] getirdiğimiz, onlara da [⁴] seni hakkiyle şahit kıldığımız zaman onların hâli nice olur?
O gün kâfir olup peygambere karşı gelenler «ne olurdu yerle beraber olsaydık» diye temenni ederler Allah/tan hiçbir sözü gizleyemezler.
Ey iman edenler! Sarhoş iken dediğinizi bilmedikçe namaza [⁶] yaklaşmayın [⁷]. Cünüp halinde de gusül edinceye kadar böyle. Meğer ki yolda gidiyorsanız. Eğer keyifsiz veya yolcuysanız yahut biriniz ayak yolundan geliyorsanız veya kadınlara dokunmuşsanız su da bulmazsanız pâk olan yer yüzünün temiz olan şeyi [⁸] ile teyemmüm edin. Artık yüzlerinize, ellerinize sürün. Çünkü Allah affeden yarlıgayan bir zattır.
Kitaptan bir hisseye nail olan Yahudi âlimlerini görmüyor musunuz? Bunlar sapıklık satın alıyorlar [⁹]. Sizin doğru yoldan sapmanızı istiyorlar.
Allah sizin düşmanlarınızı daha iyi bilir. Allah/ın yâr olması da elverir. Hakkiyle yardımcı olması da elverir.
Yahudi olanlardan bir güruh kelimeleri yerlerinden kaydırırlar. «İşittik, karşı koyduk [¹] işit, işitmez olasın [²] ve (raina) [³] derler. Bunu da dillerini eğerek ve bükerek [⁴] dine tân ederek [⁵] derler. Onlar «işittik itaat ettik, işit, (ünzu/rna) deselerdi haklarında hayırlı ve daha doğru [⁶] olurdu. Fakat Allah onlara küfürlerinden nâşi lanet etmiştir. Bu halle onlardan imana gelen az olur [⁷].
Ey Kitaba nâil olanlar! Çehreleri belirsiz edip arkalarına çevirmeden [⁸] veya Cumartesiye hürmet etmeyen Yahııdilere ettiğimiz lânet gibi lânet etmeden evvel [⁹] sizdeki Kitabı tasdik ederek indirdiğimiz Kitaba iman edin. Allah/ın emri yerine gelir.
Şüphe yok ki Allah kendisine şerik koşulmayı yarlıgamaz, ondan başkasını dilediği kimse için yarlıgar; kim ki Allah/a şerik koşarsa pek büyük bir günah, iftira etmiş olur.
Kendilerini tezkiye edenleri [¹⁰] görmüyor musun? O neye yarar! Hayır Allah dilediğini tezkiye eder [¹¹], Onlar hurma çekirdeğindeki ince iplik [¹²] kadar zulüm görmezler. [¹³]
Baksana! Allah hakkında nasıl kendiliklerinden yalan uyduruyorlar. Apaşikâr olan günahları onlara elverir.
Görmüyor musun ki Kitaptan hissedar olanlar [¹⁴] haça, Tâğut/a [¹⁵] iman ediyorlar da müşrik olan kâfirlere «kendilerinin [¹⁶] tuttukları, yol iman edenlerin tuttukları yoldan daha doğrudur» diyorlar.
İşte Allah/ın lânet ettiği kimseler bunlardır. Allah her kime lânet ederse elbette ona yardım edecek hiçbir fert bulamazsın.
Yoksa onların padişahlıktan nasipleri mi vardır [¹]. Onlar o zaman, bin nâsa hurma çekirdeğinin ortasındaki çukuru kadar bir şey vermezler.
Yoksa Allah/ın fazl ve kereminden nâşi diğerlerine peygambere ve eshabına verdiği nimetten [²] dolayı mı haset ediyorlar. Biz İbrahim hanedanına Kitap ve hikmet vermiştik, onlara muazzam bir padişahlık ta vermiştik [³].
Onlardan bir kısmı Kitab/a iman etti, bir kısmı ise ondan geri durdu, Cehennemin yalımlı ateşi olanlara elverir.
Şüphesiz âyetlerimizi tanımayanları ateşe atacağız. Onların derileri piştikçe azabı tadıp durmak için başka derileri peyda edeceğiz. Çünkü Allah azizdir, hakimdir.
İman edip iyi amel işleyenleri ise altından ırmaklar akar Cennetlere sokacağız, onlar orada ebedî olarak kalacaklar. Orada onların paklanmış kusursuz zevceleri vardır. Onları koyu gölgeye [⁴] götüreceğiz.
Şüphe yok ki Allah size emanetleri [⁵] ehline ödemenizi, nâs arasında icray-ı hüküm ettiğiniz zaman adalet ile hükmetmenizi emrediyor. Allah size ne güzel öğüt veriyor, çünkü Allah semi/dir, basirdir [⁶].
Ey iman edenler! Allah/a ita/at edin, Resûle ita/at edin. İçinizden buyurultu sahibi olanlara da. Bir hususta çekişirseniz, Allah/a, âhiret gününe imanınız varsa [⁷] onu Allah/a, peygambere döndürün [⁸]. Bu hareket hayırlıdır, sonu da pek iyidir.
Sana inzal olunan Kur/an/a, senden evvel inzal olunan Tevrat/a inanmış olduklarını zuum edenleri görmüyor musun [¹] ? ki onlar Tağut/u tanımamakla emrolunmuşlar iken yine onun huzurunda muhakeme olunmağı istiyorlar. Şeytan da onları doğru yoldan uzak bir sapıklık içinde bırakmak istiyor.
Onlara Allah/ın inzal ettiğine, peygambere gelin [²] denildi mi münafıkları senden büsbütün geri kalır görürsün.
Onların başına elleriyle işlediklerinden dolayı bir musibet gelirse halleri nice olur. Sonra sana gelirler de biz iyilik etmekten ve aralarını bulmaktan başka bir şey istemedik diye yemin ederler [³].
Allah öyle kimselerin kalplerinde olanı bilir. Artık onlardan yüz çevir [⁴], onlara öğüt ver, onlara kalplerine erişecek söz söyle [⁵].
Biz gönderdiğimiz peygamberi ancak kendisine Allah/ın izniyle ita/at olunsun diye gönderdik. Onlar, kendilerine zulmettikleri zaman [⁶] sana tövbe ederek gelip Allah/tan yarlıganma isteselerdi, peygamber de onlar için yarlıganmak isteseydi elbette Allah/ı tevvap, rahîm bulurlardı.
Öyle değil! Rabbin hakkı için onlar, aralarındaki karışık işlerde [⁷] seni hakem kılmadıkça [⁸], hem de verdiğin hükümden dolayı can sıkıntısı duymaksızın [⁹] sana tamamiyle münkat olmadıkça iman etmiş olmazlar.
İsrail oğullarına farzettiğimiz gibi onlara, kendilerini öldürmeği veya yurtlarından çıkmağı farz kılmış olsaydık, onlardan pek azı hariç olmak üzere onu işlemezlerdi. Onlar öğüt verilen şeyi tutsalardı haklarında hayırlı, sebatları daha sağlam olurdu.
O zaman biz de kendilerine tarafımızdan büyük bir mükâfat verirdik.
Onları doğru yola da götürürdük.
Herkim Allah/a, peygambere itaat ederse, işte onlar Allah/ın in/am ettiği peygamberler, sıddiykler, şehitler, salihler ile beraber olurlar. Bunlar ne güzel arkadaşlardır.
Bu inayet Allah/tan/dır [¹]. Allah/ın hakkiyle âlim olması elverir [²].
Ey iman edenler! Silâh âletlerinizi alın [³] düşman ile savaşa bölük bölük çıkın yahut toptan çıkın.
İçinizden münafık kısmı muhakkak ağır davranır. Eğer size bozgunluk gibi bir musibet gelirse «onlarla beraber hazır olmadığımdan dolayı Allah bana lûtufta bulundu» der.
Eğer Allah tarafından size zafer gibi bir inayet erişirse, sanki sizinle onun arasında hakikî bir dostluk yok imiş gibi, «ne olurdu! Ben de onlarla beraber bulunsaydım da büyük bir ganimete konsaydım» der.
Böyle olunca [⁴] dünya dirliğini âhirete bedel satanlar Allah yolunda vuruşsunlar. Her kim Allah yolunda vuruşur da öldürülürse veya üstün gelirse ona büyük bir mükâfat vereceğiz.
Size ne oluyor ki! Allah yolunda, erkeklerden, kadınlardan, çocuklardan olup «ey Rabbimiz! Bizi bu kasabanın zalim ahalisinden kurtarıp çıkar. Tarafından bize işimize bakacak birini tâyin et. Tarafından bize hakkiyle bir medetkâr tâyin et» diyen bir takım aceze [¹] uğurunda kıtalda bulunmuyorsunuz.
İman edenler Allah yolunda vuruşurlar. Kâfir olanlar ise Tağut yolunda vuruşurlar. Şeytanın yârı olan müşriklerle vuruşun. Çünkü şeytanın mekr ve hilesi vahidir.
Kendilerine «ellerinizi kıtaldan çekin, dosdoğru namaz kılın, zekât verin» denilen kimseleri görmüyor musun? Onlara, kıtal farz olunca onlardan bir kısmı halktan, küffardan hemen Allah/tan korkar gibi veya daha ziyade [²] korkarak «Ey Rabbimiz! Neye bize kıtali farzettin. Yakın zamana, ecele kadar geciktirmeliydin» diyorlardı. Onlara de ki dünyada geçinilecek şey azdır [³]; âhiret ise sakınanlar için hayırlıdır. Siz ince iplik kadar zulüm görmezsiniz.
Nerede bulunursanız bulunun yüce, sağlam burçlarda [⁴] bulunsanız bile ölüm size gelir, çatar. Onlara bolluk gibi bîr iyilik gelirse «bu iyilik Allah tarafındandır.[⁵]» derler. Kıtlık gibi bir kötülük gelince «bu da senin tarafındandır [⁶]» derler. Onlara de ki hepsi Allah tarafındandır. Artık bu cemaata ne oluyor da söz [⁷] anlamaz gibi oluyorlar.
İnsan! Sana bir iyilik gelirse Allah/tandır. Kötülük gelirse o da kendindendir [⁸]. Muhammed seni, nâsa peygamber gönderdik. Doğruluğuna Allah/ın hakkiyle şahit olması elverir, onlara cezalarını verecektir.
Kim ki peygambere ita/at ederse Allah/a ita/at etmiş olur. Kim ki ondan yüz çevirir ise kulak asma çünkü seni onlar üzerine muhafız [¹] göndermedik.
Münafıklar «bizden ita/at» derler, yanından çıktıkları vakit onlardan bir güruh gece senin dediğinden başkasını [²] kurarlar. Allah da o kurduklarını yazar. Böyle olunca onlardan vaz geç! Allah/a mütevekkil ol. Allah/ın vekil olması elverir.
Onlar Kur/an-ı gereği gibi düşünmüyorlar mı? O, Allah/tan başkası tarafından olsaydı onda çok ihtilâf [³] bulurlardı.
Münafıklara emniyet veya korku haberi geldiği zaman onu faşederler. O haberi peygambere ve buyurultu sahiplerine [⁴] bıraksalardı [⁵] o haberi çıkaranlar ne olacağını [⁶] elbette onlardan [⁷] öğrenirlerdi. Allah/ın size inayet veya rahmeti olmasaydı azınız hariç olmak üzere şeytana uyardınız.
Artık Allah yolunda vuruş. Ancak kendin mükellef tutulursun [⁸]. Mü/minleri teşvik et. Olabilir ki Allah kâfir olanların savletini defeder. Allahın satveti de şiddetli, kahır ve tenkili de şiddetlidir.
Herkim, iyi bir şefaatla şefaatta bulunursa onun o şefaattan hissesi [⁹] bulunur; kötü bir şefaatla şefaatta bulunanın da [¹⁰] ondan bir payı vardır [¹¹]. Allah her şeye kuvvetini eriştirir.
Bir selâm ile [¹²] selâmlandığınız vakit ondan daha güzeli ile selâm alın, veya ayni ile mukabele edin. Çünkü Allah her şeyi muhasebe eder [¹³].
Allah ki ondan başka tapacak yoktur. Sîzleri kopmasında şüphe edilmeyen kıyamet gününde toplıyacaktır. Allah/tan ziyade gerçek sözlü kim olabilir?
Sizlere ne oluyor ki münafıklar hakkında iki fırkaya ayrıldınız. [¹]. Allah onların kazançlarından nâşi onları baş aşağı etti [²]. Allah/ın şaşırttığını yola getirmek mi istiyorsunuz? Ne uzak. Allah her kimi şaşırtırsa artık ona hiçbir yol bulamazsın.
Onlar kendileri gibi sizlerin de kâfir olup beraber olmanızı temenni ederler [³]. Müslüman olup Allah yolunda hicret edinceye kadar siz de onlardan hiçbir yâr edinmeyin. Eğer onlar bundan vaz geçerlerse onları nerede bulursanız tutun, öldürün; onlardan hiçbir yâr, hiçbir medetkâr edinmeyin.
Meğer ki sizin ile aralarında bir misak bulunan bir kavme iltica ederler, yahut sizinle kıtalda bulunmadan veya kendi aşiretleriyle kıtalda bulunmadan sineleri daralmış bulunarak [⁴], size geleler. Allah dileseydi onları sizlere musallat kılardı da onlar sizin ile vuruşurlardı. Onlar sizden ayrı bir yere çekilirler de sizin ile vuruşmazlar ve size müsalemet [⁵] teklif ederlerse Allah onlara karşı size bir tecavüz yolu bırakmamıştır.
Başka bir güruh bulursunuz ki hem sizden, hem kendi aşiretlerinden emin olmağı [⁶] isterler. Bunlar her ne zaman fitneye döndürülürlerse [⁷] hemen ona baş aşağı atılırlar. Eğer bir tarafa çekilmezler, size müsalemet teklif etmezler, ellerini de çekmezlerse onları yakaladığınız yerde tutun, öldürün. İşte size, onlara karşı apaçık bir hüccet verdik [⁸].
Bir mü/mine diğer bir mü/mini öldürmek yaraşmaz. Meğer ki yanlışlıkla ola. Kim ki bir mü/mini yanlışlıkla öldürürse bir mü/min kul azat etmek, kan bahasını varislere vermek lâzımdır. Meğer ki onlar kan bahasını bağışlayalar. Eğer maktul, mü/min olduğu halde düşmanınız olan bir cemaattan olup imana gelmiş ise yine bir mü/min kul azat etmek yeter. Şayet aranızda misak bulunan bir kavimden ise varislerine kan bahasını teslim ve bir mü/min kulu azat etmek lâzım olur. Kudreti olmıyana biri biri ardınca iki ay oruç tutmak elverir. Bu hüküm Allah tarafından tövbenin kabulü içindir. Allah hakkiyle âlimdir, hakimdir. [¹]
Kim ki bir mü/mini kasten haksız yere öldürse onun cezası Cehennemdir. O orada daimdir. Allah ona öfkelenmiş, lânet eylemiş, büyük bir azap da hazırlamıştır.
Ey iman edenler! Allah yolunda sefer ettiğiniz zaman belli olmasını isteyin [¹]. Size müsalemet teklif edene [²] «sen mü/min değilsin» demeyin. Siz, bununla dünya diriliğinin geçinilecek şeyini istiyorsunuz; halbuki Allah yanında çok ganimetler vardır. Siz de bundan evvel böyle idiniz [³] Allah size, bol nimet verdi [⁴]. Artık belli olmasını isteyin. Çünkü Allah yaptığınız işlerden agâhtır.
Mü/minler içinden, özürlülerden [¹] maada oturup kalanlar ile Allah yolunda mallariyle, canlariyle cihat edenler bir olmaz, Allah mallariyle canlariyle cihat edenleri mertebece oturup kalanlardan âlâ kıldı. Her birine [²] güzel mükâfat vâdeyledi. Yalnız mücahitleri büyük bir mükâfat ile oturup kalanlardan âlâ kıldı.
Yani kendi tarafından birtakım mertebeler, yarlıgama, bağışlama vardır. Allah gafurdur, rahimdir.
Öz nefislerine zulüm ederek [³] canları melekler tarafından alınan kimseler yok mu, melekler onlara «ne halde idiniz» [⁴] diye soracaklar. Onlar. «Mekke toprağında birtakım aceze idik» cevabında bulunacaklar. Tekrar melekler «Allah/ın yeri geniş değil mi idi? Oraya hicret edeydiniz olmaz mı idi?» diyecekler. İşte onların yurtları Cehennemdir. O, ne kötü uğraktır.
Meğer ki hicret için hiçbir çareye gücü yetmeyen, bir yol bulamayan, erkeklerden, kadınlardan, çocuklardan birtakım aceze olalar.
İşte bunları, olabilir ki, Allah affeder. Allah affeden, bağışlayan bir zattır.
Kim ki Allah yolunda hicret ederse yer yüzünde barınacak çok yerler, genişlik [⁵] bulur. Kim ki Allah/a, peygambere emrettikleri yere hicret ederek hanesinden çıkar, sonra oraya varmadan ona ölüm çatarsa onun mükâfatı Allah/a düşer. Allah gafurdur, rahimdir.
Yer yüzünde sefer ettiğiniz zaman kâfir olanların sizi bir mihnete [⁶] düşüreceklerinden korkarsanız namazı kısaltmanızda beis yoktur; çünkü kâfirler size apaşikâr bir düşmandır.
Onlar arasında bulunur da onlara namazı dosdoğru kıldıracak olursan onlardan bir takımı seninle beraber [¹] ayakta dursunlar, silâhlarını da alsınlar. Secdeye vardıklarında [²] arkanıza geçsinler [³]. Sonra namaz kılmayan takım onların yerlerine gelsin, seninle namaz kılsın, âletlerini de, silâhlarını da alsın [⁴]. Kâfir olanlar sizin silâhlarınızdan, intifa edeceğiniz şeylerden gafil olmanızı, böylece size bir uğurdan hücum etmelerini temenni ederler. Eğer yağmurdan eza görürseniz veya hasta bulunursanız silâhlarınızı koymanızda beis yoktur; fakat âletlerinizi tutun [⁵]. Allah kâfirlere hakaretli bir azap hazırlamıştır.
Namazı bitirdiğiniz zaman Allah/ı ayak üzere iken, otururken, yanınız üzere [⁶] iken anın. Mutmain ve emin olunca namazı dosdoğru kılın; çünkü namaz mü/minler üzerine muayyen bir vakit ile farz olmuştur.
Kâfirleri aramakta gevşeklik göstermeyin, siz, elem çekiyorsanız [⁷] onlar da sizin elem çektiğiniz gibi elem çekiyorlar. Halbuki onların Allah/tan ummadıkları sevap ve ganimeti sizler umarsınız. Allah hakkiyle âlimdir, hakimdir.
Biz sana Kitabı nâs arasında Allah/ın gösterdiği veçhile [⁸] hükmetmekliğin için hak olarak indirdik. Sen de hainler tarafından muhasım kesilme.
Allah/tan mağfiret iste, çünkü Allah gafurdur, rahimdir.
Öz nefislerine masiyetle hiyanet edenler tarafından cidalde bulunma. Çünkü Allah günaha pek düşkün haini sevmez. [¹].
Onlar halktan gizlerler de Allah/tan gizlemezler. Halbuki Allah; hoşnut olmadığı sözü gece kurdukları zaman onlar ile beraberdir. Allah işlediklerinizi ilmiyle kuşatır.
Sizler [²] öyle kimselersiniz ki dünya diriliği uğurunda hainler tarafından cidalde bulunuyorsunuz; fakat kıyamet günü Allah/a karşı onlar tarafından kim cidalde bulunabilir? Ya onlar üzere kim vekil olabilir [³]?
Herkim başkası hakkında bir kötülük işler veya öz nefsine zulüm eder sonra da istiğfar ederse Allah/ı gafur, rahim bulur.
Herkim bir günah kazanırsa onu ancak kendi için kazanır. Allah hakkiyle âlimdir, hakimdir.
Herkim bir suç veya bir günah kazanır [⁴] sonra da onu bir günahsıza atarsa bir bühtan, apaşikâr, bir günah yüklenmiş olur.
Allah/ın, hakkında inayet ve rahmeti olmasaydı onlardan bir güruh seni doğru bir hükümden şaşırtacak bir kasıtta bulunurlardı. Onlar ancak kendilerini şaşırtırlar, sana hiçbir suretle zarar veremezler. Allah sana Kitabı, hikmeti inzal etti, bilmediğini de öğretti. Allah/ın sana inayeti büyüktür.
Onların gizli konuşmalarının [¹] çoğunda hayır yoktur. Sadaka verilmesini, ya iyi bir iş yapmayı veya nâs arasını bulmayı emredenler başka. Herkim bunu mahza Allah/ı hoşnut etmek uğrunda işlerse biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz.
Kendisine doğru yol belli olduktan sonra hâlâ peygamberden ayrılarak mü/minlerin tuttuğu yoldan başkasına gidenleri biz sevdikleri yola çeviririz [²]. Onları Cehenneme atarız. Cehennem ne kötü uğraktır.
Şüphe yok ki Allah kendisine şerik koşulmayı bağışlamaz. Bundan başkasını dilediği kimse için bağışlar. Herkim Allah/a şerik koşarsa doğru yoldan pek uzak bir sapıklık içinde kalmıştır.
O müşrikler Allah/ı bırakarak yalnız dişilere [³] taparlar. Böylece onlar ancak çok inatçı bir şeytana [⁴] tapmış olurlar.
118, 119. Allah ona lânet etsin, O, der ki elbette senin kurallarından muayyen bir pay edineceğim [⁵] elbette onları sapık kılacağım elbette onları kuruntuya boğacağım [⁶] elbette onlara emredeceğim ki davarların kulaklarını yarsınlar [⁷] elbette onlara emredeceğim ki Allah/ın yarattığı şekli bozsunlar [⁸]. Herkim Allah/ı bırakarak şeytanı yâr edinirse apaçık bir ziyana girmiş olur.
118, 119. Allah ona lânet etsin, O, der ki elbette senin kurallarından muayyen bir pay edineceğim [⁵] elbette onları sapık kılacağım elbette onları kuruntuya boğacağım [⁶] elbette onlara emredeceğim ki davarların kulaklarını yarsınlar [⁷] elbette onlara emredeceğim ki Allah/ın yarattığı şekli bozsunlar [⁸]. Herkim Allah/ı bırakarak şeytanı yâr edinirse apaçık bir ziyana girmiş olur.
Şeytan onlara uzun ömür vâdeder, onları kuruntuya boğar, onlara [⁹] aldatmadan başka bir şey vâdetmez.
İşte bunların yurtları Cehennemdir. Onlar oradan kaçacak bir delik bulamayacaklar.
İman edip iyi amel işleyenleri de altından ırmaklar akar Cennetlere sokacağız. Onlar ebedî olarak orada kalacaklar. Allah doğruluk vâdetmiştir [¹]. Allah/tan daha gerçek sözlü kim olabilir?
İş sizin kuruntunuza göre değildir, ehl-i Kitabın kuruntusuna göre de değildir. [²]. Herkim kötü bir şey işlerse onunla cezaya çarpılır. Allahtan başka ona bir yâr, medetkâr bulunamaz.
Erkek olsun, kadın olsun herkim mümin olarak ameli salih işlerse işte onlar uçmağa girecekler ve hurma çekirdeğinin yivi kadar zulme duçar olmayacaklar.
İyi amelde bulunarak kendini Allah/a ram eden [³], muvahhidi pâk olan İbrahim milletine uyan kimseden [⁴] dînen daha güzel kim olabilir. Allah İbrahim/i dost edinmiştir.
Göklerdekiler, yerdekiler hep Allah/ındır. Allah her şeyi ilmi ve kudreti ile kuşatır.
Senden kadınlar hakkında fetva isterler. Onlara de ki Allah size kadınlar hakkında fetva verir [⁵], Kitapta size okunan [âyet] de onlara farz edilmiş olanı [⁶] vermeyerek nikâhlarına rağbet ettiğiniz [⁷] yetim kadınlar, âciz çocuklar [⁸] hakkında, yetimlere karşı hakkaniyeti elden bırakmamanız hakkında fetva verir. Her ne hayır işlerseniz Allah onu hakkiyle bilir.
Eğer bir kadın kocasının eza ve cefasından veya yüz çevirmesinden [¹] endişe ederse onların barışıp uyuşmalarında bir vebal yoktur. Barışıklık hayırlıdır. Nefisler kötü cimrilikten ayrılamaz. Eğer güzel geçinir bunlardan da sakınırsanız sevap kazanırsınız. Çünkü Allah işlediklerinizden haberdardır.
Kadınlar arasında adalet ve müsavat icrasına ne kadar arzukeş olsanız da gücünüz yetmez. Artık birine meyil ile diğerinden büsbütün yüz çevirip onu ne dul ne kocalı gibi asılı bırakmayın. Eğer ıslah-ı nefs eder ve sakınırsanız yarlıganırsınız. (Bağışlanırsınız) Çünkü Allah gafurdur, rahimdir.
Karı koca ayrılırlarsa Allah her birini kudret-i vâsiasiyle müstağni kılar [²]. Allah vâsi/dir, hakimdir.
Göklerdeki, yerdeki hep Allah/ındır, sizden evvel Kitaba nâil olanlara da, size de «Allah/tan sakının» diye vasiyet etmiştik. Kâfir olursanız ona ne! Çünkü göklerdeki, yerdeki hep Allah/ındır. Allah her şeyden müstağnidir, fiilinden nâşi öğülmüştür.
Göklerdeki, yerdeki hep Allah/ındır, Allah/ın işine vekil olması elverir.
Ey nâs! Allah dilese sizi giderir, başkalarını getirir. O, buna hakkiyle kaadirdir.
Kim ki dünya sevabını isterse nazar-ı kasır olur [³], çünkü dünya ve âhiret sevabı Allah yanındadır. Allah semi/dir, basirdir.
Ey iman edenler! Hakkaniyetin son derecesini tutun, isterse kendi aleyhinizde veya ananızın, babanızın, akrabanızın aleyhinde olsun, Allah için şahit olun, zengin olsun, fakir olsun [¹] Allah onları [²] himayeye sizden evlâdır. Artık adil ile insafta bulunmanız için hevese uymayın [³] Eğer dilinizi bükerseniz veya dönerseniz [⁴] ukubet görürsünüz. Çünkü Allah işlediklerinizden haberdardır.
Ey iman edenler! Allah/a, peygamberine ve peygamberine indirdiği Kitaba, bundan evvel inzal ettiği Kitaba iman edin [⁵]. Herkim Allah, meleklerini, Kitaplarını, peygamberlerini, âhiret gününü tanımazsa o kimse yoldan pek uzak bir sapıklık içinde kalmıştır.
İman edip sonra küfre sapanlar, sonra iman edip yine küfre dönenler, sonra küfürlerini artıranlar yok mu [⁶], Allah onları asla yarlıgamaz, (bağışlamaz) onlara asla yol da göstermez.
Münâfıklara acıklı bir azap müjdele.
O münâfıklar mü/minleri bırakarak kâfirleri dost tutarlar, bunların indinde yegâne bir galebe arıyorlar, bulamazlar çünkü bütün yegâne galebe Allah/ındır.
O, âyat-ı ilâhiyenin tanınmadığını veya eğlence yerine konulduğunu işittiğiniz zaman? «Onlar başka bir söze dalmadıkça yanlarında oturmayın» diye sizlere Kitapta bir âyet indirmişti. O vakit [⁷] sizler de günahkârlıkta onlar gibi olursunuz. Çünkü Allah münâfıklar ile kâfirlerin hepsini Cehennemde toplayacaktır.
Sonunuza intizar eden bunlar size Allah tarafından zafer ve ganimet gibi bir fetih vaki oldu mu, «sizinle beraber değil mi idik?» derler. Şayet kâfirler için zafer gibi bir hisse çıkarsa «size galebe etmez mi idik [¹] sizi mü/minlerin zararından menetmedik mi» derler. Allah aranızda kıyamet günü hükmedecektir. Allah asla kâfirler için mü/minler aleyhine bir yol yapmamıştır [²] .
Münafıklar yok mu, onlar gûya Allah/ı aldatıyorlar. Halbuki Allah onlara aldatma muamelesi yapar [³]. Onlar namaza kalkacak olsalar ağır davranırlar, nâsa gösteriş ederler [⁴]. Allah/ı azıcık anarlar [⁵].
Küfür ve iman arasında kararsızdırlar; ne bunlara, ne onlara dönerler [⁶]. Allah herkimi sapık kılarsa ona hiçbir yol bulamazsın.
Ey iman edenler! Mü/minleri bırakarak kâfirleri dost edinmeyin. Allah/ın aleyhinize ap aşikâr bir burhanını mı istiyorsunuz [⁷].
Muhakkak ki münafıklar ateşin en dibindedirler. Onlara hiçbir medetkâr bulamazsın.
Meğer ki nifaktan tövbe edip ıslah-ı hal etsinler, Allah/a sarılsınlar, dinlerini de Allah için halis kılsınlar [⁸]. İşte bunlar mü/minlerle beraberdir. Allah mü/minlere büyük bir mükâfat verecektir.
Şükredip iman ederseniz. Allah size azap etmez [⁹]. Allah şakirdir [¹⁰], hakkiyle âlimdir.
Allah kötü sözün âşikâr söylenmesini [¹] sevmez; Meğer ki söyleyen zulüm görmüş ola [²]. Allah Semi/dir, basirdir.
Eğer hayrı âşikâr veya saklı kılsanız veya bir kötülüğü affetseniz Allah affeder. Çünkü Allah affı çok, kudreti kâmil olan zattır.
Allah/ı, peygamberlerini tanımayan Allah ile peygamberlerini biri birinden ayırmak isteyen [³], bunlardan bir kısmına inanırız, bir kısmına inanmayız diyen [⁴].
Böylece küfür ile iman arasında bir yol tutmak isteyen kimseler yok mu, işte bunlar tastamam kâfirlerdir. Biz de bu kâfirlere hakaretli bir azap hazırladık.
Allah/a, peygamberlerine iman edip onlardan birini diğerinden ayırmayanlar yok mu, işte onlara mükâfatlarını biz vereceğiz. Allah gafurdur, rahimdir.
Ehl-i Kitap senden kendilerine gökten bir Kitap indirmeni isterler. Bunu büyük görme. Çünkü onlar Musa/dan daha büyüğünü istemişlerdi de «Allahı bize âşikâr göster» demişlerdi. Onları, nefislerine zulümlerinden [⁵] dolayı yıldırım çarptı. Sonra kendilerine asa gibi açık mucizeler gelmişken yine buzağıyı mâbut edindiler, Onlar tövbe etmekle bunu affettik, Musa/ya açık bir tasallût verdik.
Misaklarını kabul etsinler diye üstlerine Cebel-i Turu kaldırdık, onlara «eğilerek, kapıdan [⁶] girin», «Cumartesi günü haddi aşmayın» dedik. Onlardan sıkı bir misak aldık.
Misaklarını bozmalarından, Allah/ın âyetlerini tanımamalarından, peygamberleri haksız yere öldürmelerinden, «kalplerimiz kılıflıdır» demelerinden dolayı yaptığımızı yaptık. Hayır, Allah küfürlerinden dolayı kalplerine mühür basmış ta kalpleri kılıf tutmuştur. Artık pek azından başkası iman etmez. [¹]
Onların İsa/yı tanımamalarından Meryem/e zina ile itham gibi büyük bir bühtan söz söylemelerinden dolayı da kalplerine mühür bastık.
«Biz Allah/ın peygamberi [²] Mesih Meryem oğlu İsa/yı öldürdük» demelerinden dolayı da yaptığımızı yaptık. Halbuki onlar İsa/yı öldürmediler de, asmadılar da. Fakat İsa onlara benzetilmiş idi [³]. Onun hakkında ihtilâf edenler [⁴] katli hususunda şüphe içindedirler. Onların zanna uymadan başka ona dair hiçbir bilgileri yoktur, İsa/yı yakinen öldürmediler [⁵].
Hayır! Allah onu kendine kaldırdı. Allah azizdir, hakimdir.
Ehl-i Kitaptan ölmeden evvel [⁶] İsa/ya îman etmeyecek hiçbir kimse yoktur. Kıyamet günü o da aleyhlerine hakkiyle şahit olacaktır.
160, 161. Yahudi olanların zulümlerinden, birçoklarını Allah yolundan alıkoymalarından [⁷], menedildikleri faizi almalarından, halkın malını haksız yere yemelerinden nâşi kendilerine helâl kılınmış birtakım pâk şeyleri haram kıldık. Onların içinden kâfirlere acıklı bir azap hazırladık.
160, 161. Yahudi olanların zulümlerinden, birçoklarını Allah yolundan alıkoymalarından [⁷], menedildikleri faizi almalarından, halkın malını haksız yere yemelerinden nâşi kendilerine helâl kılınmış birtakım pâk şeyleri haram kıldık. Onların içinden kâfirlere acıklı bir azap hazırladık.
Fakat içlerinden ilimde rüsuh sahibi olup sana inzal olunana, senden evvel inzal olunana iman ederek mü/min olanlara [⁸], namazı dosdoğru kılanlara [⁹], zekât verenlere; Allah/a âhiret gününe inananlara büyük bir mükâfat vereceğiz.
Şüphe yok ki biz Nuh/a, ondan sonraki peygamberlere; İbrahim/e, İsmail/e, İshak/a, Yakup evlâdına [¹] İsa/ya, Eyyub/a, Yunus/a, Harun/a, Süleyman/a vahiy eylediğimiz gibi sana da vahiy eyledik. Davud/a Zebur verdik.
Peygamberlerden bir takımını bundan evvel sana haber vermiştik, bir takımını ise haber vermemiştik. Allah Musa ile söz söyleşmiştir.
Peygamberlerden sonra nâsın Allah/a karşı hüccetleri [²] kalmamak için peygamberleri Allah azabiyle korkutucu olarak gönderdik. Allah azizdir, hakimdir.
Fakat Allah sana inzal ettiği Kur/an ile şehadet eder [³] ki onu ilmiyle [⁴] inzal eylemiştir. Melekler de sana şehadet ederler. Allah/ın buna hakkiyle şahit olması elverir.
Kâfir olup halkı Allah yolundan geri döndürenler yok mu, onlar doğru yollardan uzak bir sapıklık içinde durup kalmışlardır.
168, 169. Kâfir olup zulmedenler yok mu, Allah onları (bağışlamaz) yarlıgamaz, onlara Cehennem yolundan başka bir yol göstermez. Onlar orada ebediyyen kalırlar. Bu da Allah/a göre kolay bir şeydir.
168, 169. Kâfir olup zulmedenler yok mu, Allah onları (bağışlamaz) yarlıgamaz, onlara Cehennem yolundan başka bir yol göstermez. Onlar orada ebediyyen kalırlar. Bu da Allah/a göre kolay bir şeydir.
Ey nâs! Peygamber Rabbiniz tarafından size doğru bir söz getirmiştir. Artık iman edin ki hakkınızda hayırlı olsun [⁵]. Eğer sizler kâfir olursanız ona ne! Çünkü göklerde ve yerde ne var ise hep Allah/ındır. Allah hakkiyle âlimdir, hakimdir.
Ey ehl-i Kitap! Dininizde haddi aşmayın [¹]. Allah hakkında doğrudan [²] başka bir şey demeyin. Mesih Meryem oğlu İsa ancak Allah/ın peygamberi ve kelimesidir ki [³] onu Meryem/e bırakmıştır. O, Allah tarafından bir ruhtur. Artık Allah/a, peygamberlerine inanın da Allah üçtür demeyin. Bundan geri durun. Hakkınızda hayırlı olana bakın [⁴]. Tanrı ancak tek bir tapacaktır, çocuğu bulunmadan tamamiyle münezzehtir. Göklerdeki, yerdeki hep O/nundur. Allah/ın vekil [⁵] olması elverir.
Mesih de, Melâikeimukarrebin de Allah/a kul olmadan asla arlanmazlar, herkim ki ona kulluktan arlanır, bunu istihkakı olmadığı halde kibrine yediremez ise Allah onların hepsini huzurunda toplayacaktır.
İman edip iyi amel işleyenlere gelince onların mükâfatını tam verir, fazl-u kereminden de onlara ziyade verir. Arlanıp istihkakı olmadığı halde kibrine yediremeyenlere de acıklı bir azap ile azaba duçar eder. Onlar kendilerine Allah/tan başka bir yâr, bir medetkâr bulamazlar.
Ey nâs! Size Rabbiniz tarafından bir burhan gelmiştir [⁶]. Size biz apaşikâr bir nur da indirdik [⁷].
Allah/a inanıp ona [⁸] sarılanları ise Allah kendi tarafından bir rahmet ve inayete ithal edecek, onları doğru yola götürecektir.
Senden kelâle hakkında fetva isterler. Onlara de ki Allah «kelâle» hakkında fetva veriyor: Eğer bir erkek bilâ velet ölse yalnız bir kız kardeşi [¹] bulunsa ona terekenin yarısı verilir. Kız kardeş bilâ velet ise erkek kardeş mala varis olur [²]. Eğer kızkardeşler iki ise [³] onlar terekenin üçte ikisini alırlar. Eğer erkek ve kızkardeşler ise erkek dişinin iki hissesi kadar alır. Allah yoldan sapmamanız için size ahkâmı beyan ediyor. Allah her şeye hakkiyle âlimdir.